19. bölüm / 19
MÜHÜRLÜ GEÇMİŞİN PEŞİNDE/BASILIYOR!Bölüm 19
Bölümler 19Şu an: Bölüm 19
- 1 Bölüm 1867 kelime
- 2 Bölüm 21.443 kelime
- 3 Bölüm 32.247 kelime
- 4 Bölüm 42.602 kelime
- 5 Bölüm 52.655 kelime
- 6 Bölüm 61.039 kelime
- 7 Bölüm 7764 kelime
- 8 Bölüm 82.611 kelime
- 9 Bölüm 91.493 kelime
- 10 Bölüm 10716 kelime
- 11 Bölüm 11704 kelime
- 12 Bölü, 121.190 kelime
- 13 Bölüm 141.116 kelime
- 14 Bölüm 15587 kelime
- 15 Bölüm 151.115 kelime
- 16 Bölüm 17493 kelime
- 17 Bölüm 18547 kelime
- 18 Bölüm 192.133 kelime · Okuduğun bölüm
- 19 Bölüm 201.116 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Üzerindeki kat kat battaniyeleri büyük bir panikle fırlatıp attı. Bedenini kaplayan soğuk terler samanların üzerine damlarken, dizlerinin üzerinde geriye doğru çekilmeye çalıştı. Kendi gölgesinden bile korkar haldeydi; elleri titreyerek karanlığı tarıyor, sanki zindandaki o dondurucu eller hâlâ onu geriye çekiyormuş gibi boşluğu yumrukluyordu.
"Uzak durun... Dokunmayın ona!" diye haykırdı Layra, sesi dehşet ve çaresizlikle kısılaraq.
Aşağıdan gelen bu çığlıkla üst kattaki herkes donakaldı. Eliza, Valer ve Elowen merdivenlerden adeta uçarak aşağı indiler. Boran ve Reno çoktan Layra’nın yanına koşmuştu ama Layra yaklaşan herkese kontrolden çıkmış bir korkuyla bakıyor, duvara sırtını yaslamaya çalışıyordu.
Elowen hemen öne atıldı, ellerini havaya kaldırıp yavaşça yaklaştı. "Layra! Benim, Elowen! Güvendesin, değirmendeyiz!"
Layra'nın gözlerindeki o vahşi korku yerini yavaş yavaş acı bir gerçeğe bıraktı. Şakaklarından süzülen soğuk terleri silerken ellerinin kontrolsüzce titrediğini gizleyemiyordu. Kabusun etkisinden tamamen sıyrılamamıştı; o sarsılmaz, korkusuz lider, yaşadığı dehşetin ve Hüma’yı kaybetmenin yarattığı o karanlık travmanın ortasında ilk defa bu kadar savunmasız ve dehşet içindeydi.
Layra’nın bakışları değirmenin ahşap duvarlarında, son korları tüten ateşte ve korkuyla etrafına üşüşmüş olan bizlerde gezindi. Kalbinin güm güm çarpan sesi, değirmenin kasvetli sessizliğinde neredeyse duyuluyordu. Zihnindeki o karanlık zindan ve Hüma’nın cansız bedeni, kabusun içinden sıyrılıp hâlâ gözlerinin önünde sallanıyordu.
Elowen yavaşça yanına diz çöktü. Hiç irkitmekten korkar gibi elini Layra’nın titreyen omzuna koydu. "Geçti..." diye fısıldadı Elowen, sesi bir anne şefkati kadar sakindi. "Geçti Layra. O cehennemden çıktın. Hüma’yı kaybettik ama seni orada bırakmadık."
Layra omzundaki eli hissettiğinde derin, titrek bir nefes verdi. O vahşi korku yerini anda devasa bir boşluğa ve acıya bıraktı. Başını öne eğip yüzünü avuçlarının arasına aldı. Göğsü acıyla sarsılıyor, çaresizlik içinde sessizce ağlıyordu. Hayatında ilk defa onu bu kadar kırılmış, bu kadar savunmasız görüyorduk.
Valer merdivenlerin dibinde durmuş, yumruklarını sıkıyordu. Eliza olarak ben de yanına çöktüm, elini tutup ona güç vermeye çalıştım. Boran ve Reno ise arkamızda nöbet tutar gibi dikilmiş, liderlerinin bu ağır yıkımına sessiz bir saygıyla eşlik ediyorlardı.
"Onu kurtaramadım..." dedi Layra avuçlarının arasından, sesi hıçkırıklarla boğularak. "Yan odadaydı... Çığlıklarını duydum Eliza. Parmaklıkları sarsmaktan ellerim kan içinde kaldı ama kapıyı kıramadım. Hilara onu gözlerimin önünde ölüme sürüklerken ben hiçbir şey yapamadım."
"Senin bir suçun yoktu," dedim, gözlerimden süzülen yaşları silerek. "O zehri Hüma’ya içiren sen değildin Layra. Seni de o soğuk suda ölüme terk ettiler. Eğer şimdi kendini suçlayıp pes edersen, Hilara tam olarak istediğini almış olacak."
Layra ellerini yüzünden çekti. Yüzü soğuk terler ve gözyaşlarıyla kaplıydı ama bakışlarındaki o dehşet dalgası yavaş yavaş geri çekilmeye başlamıştı. Ağır ağır şakaklarını ovdu, zihnindeki o karanlık kabusu kenara atmak için büyük bir mücadele verdi.
Aira üst kattan inip taze su dolu bir deri matarayı Layra’ya uzattı. "Su iç," dedi Aira, sesi o her zamanki sertliğinden uzaktı. "Toparlanman lazım. Şafak süzülmek üzere. Güneş doğduğunda Hilara bizi dağlarda ölü ya da canlı aramaya başlayacak."
Layra matarayı alıp birkaç büyük yudum içti. Suyun dondurucu tazeliği zihnindeki son sis bulutunu da dağıttı. Matarayı Elowen’a geri verirken bakışlarında o tanıdığımız, sarsılmaz liderin ilk kıvılcımları yeniden belirdi.
Sırtını arkasındaki ahşap kolona yaslayarak doğruldu. "Haklısınız," dedi sesi hâlâ pürüzlü ama artık çelik kadar kararlı çıkıyordu. "Ağlayarak ya da kendimizi suçlayarak Hüma’yı geri getiremeyiz. Ama onun hesabını sorabiliriz."
Bakışlarını üzerimizde gezdirdi. Eliza’ya, Valer’a, Aira’ya ve diğerlerine tek tek baktı. "Bana o planı anlatın," dedi Layra. "Kardeşlerine dokunmadan Hilara’yı kendi cehenneminde nasıl boğacağımızı anlatın."
Layra’nın kararlı sesi değirmenin taş duvarlarında henüz yankılanmıştı ki Aira elindeki yayı kenara koyup araya girdi. Yüzündeki yorgunluk, gecenin karanlığı kadar ağırdı.
"Yarın konuşuruz," dedi Aira, sesi pürüzlü ama kestirip atan bir edayla. "Herkes bitti, Layra henüz yeni uyandı. Bu kafayla, bu yorgunlukla kuracağımız tek bir hatalı cümle hepimizin sonu olur. Şimdi dinleneceğiz, şafak sökünce konuşuruz."
Layra itiraz etmek için ağzını açtı ama Elowen hafifçe omzunu sıkarak onu durdurdu. Kimsenin takati kalmamıştı. Değirmenin köşesindeki eski ahşap masanın üzerine doğru ilerledim. Amacım sadece üzerimdeki çamurlu pelerinini çıkarmaktı ama gözüm masanın üzerindeki deri torbaya takıldı. Reno’nun saraydan kaçarken Hüma’nın eşyalarından aceleyle kapıp getirdiği torbaydı bu.
Titreyen ellerimle torbanın bağını çözdüm ve içindekileri masanın üzerine boşalttım.
O an değirmendeki herkes donakaldı. Masanın üzerinde Hüma’nın o hiç yanından ayırmadığı, kabzasına yıldız motifleri işlenmiş çift hançeri, gökyüzü haritalarının çizildiği deri parşömeni ve üzerine kendi eliyle yazdığı o küçük pusula duruyordu. Hüma hiç kimsenin kolayca deviremeyeceği, bileği bükülmez, gözü pek ve devasa bir güce sahip bir savaşçıydı. Ama bu sertliğinin arkasında, gökyüzüne ve yıldızlara çocukça bir sevdası vardı.
Masadaki pusulayı elime aldım. Hüma’nın kendine has, keskin yazısıyla yazılmış o sözü okudum: "Karanlık olmasaydı, yıldızlar asla parlayamazdı..."
Valer masaya yaklaştı. Parmakları yıldız işlemeli hançerin soğuk çeliğine dokunduğunda gözlerinden tek bir damla yaş tahtaya damladı. Hüma’nın o sarsılmaz gücünün ve gökyüzüne olan tutkusunun geride bıraktığı bu eşyalar, onun yokluğunu yüzümüze bir tokat gibi çarptı.
Tam o sırada, değirmenin dışındaki kurumuş yaprakların üzerinde sert bir ayak sesi yankılandı.
"Kılıçları çekin!" diye fısıldadı Boran, baltasını kapıya doğru doğrultarak. Aira anında okunu yayına sürdü, Valer ise kılıcını kınından sıyırdı. Hepimiz masanın önüne siper olduk.
Değirmenin ahşap kapısı yavaşça, gıcırtıyla içeri doğru itildi. Dışarıdaki karanlığın içinden pelerinli bir siluet içeri adım attı. Kapüşonunu geriye doğru attığında, ateşin cılız ışığı o sinir bozucu, alaycı yüzünü aydınlattı.
Gelen Jaden’dı. Üzerindeki muhafız zırhının yarısı çamur içindeydi ama yüzünde hâlâ insanı çileden çıkaran, ukala sırıtışı duruyordu.
"Vov, sakin olun şampiyonlar!" dedi Jaden gamsız bir edayla. "Sizi yoklamaya geldim sadece. Malum, sarayda dedikodu çabuk yayılır."
"Ouuu, Buz Kraliçesi hâlâ hayatta demek!" dedi Jaden, alaycı bir sırıtışla. "Nasıl gidiyor Layra? Zindandaki o dondurucu banyo iyi geldi mi? Cildin biraz solgun duruyor da, bir iki gün güneşlensen iyi olur."
Layra’nın gözlerinden tek bir kıvılcım çaktı ama cevap vermesine fırsat kalmadan, köşedeki çuvalın yanında duran Elowen daha fazla dayanamadı. Elowen’ın gözü döndü, çuvalın içinden kaptığı kocaman, yarı çürük bir domatesi bütün gücüyle Jaden’ın suratının tam ortasına fırlattı!
Kırmızı, vıcık vıcık domates ezmesi Jaden’ın burnunun üstünde patladı. Çekirdekler ve çürük domates suyu pürüzsüz zırhına, yanağına ve yakasına sıvandı.
"Ciddi misiniz siz?!" diye bağırdı Jaden, yüzündeki çürük parçaları iğrenerek silerken. "Bu zırhı temizletmek kaç gümüş biliyor musunuz siz?!"
Gözleri masadaki yıldız işlemeli hançere kaydı. Bir adım gerileyip ellerini cebine soktu, kapının eşiğine doğru çekildi. Yüzündeki o gıcık tebessümle son kez bize baktı.
"Sırf şu attığınız çürük domatesin hatırına bu gece devriyeleri buraya yönlendirmedim," dedi Jaden. "Size tek bir gece avans veriyorum. Yarın karşıma çıktığınızda kılıcım size acımayacak."
Kapıdan dışarı çıkmadan hemen önce durdu. Başını geriye çevirip tamamen umursamaz bir edayla sözlerini tamamladı:
"Ne demişti o süslü pusulasında... 'Karanlık olmasaydı, yıldızlar asla parlayamazdı...' İntikam masallarınıza yarın devam edersiniz."
Jaden arkasını dönüp fırtınalı gecenin içinde kaybolurken, Hüma’nın sözü değirmenin taş duvarlarında soğuk bir yankı olarak kaldı.Üzerindeki kat kat battaniyeleri büyük bir panikle fırlatıp attı. Bedenini kaplayan soğuk terler samanların üzerine damlarken, dizlerinin üzerinde geriye doğru çekilmeye çalıştı. Kendi gölgesinden bile korkar haldeydi; elleri titreyerek karanlığı tarıyor, sanki zindandaki o dondurucu eller hâlâ onu geriye çekiyormuş gibi boşluğu yumrukluyordu.
"Uzak durun... Dokunmayın ona!" diye haykırdı Layra, sesi dehşet ve çaresizlikle kısılaraq.
Aşağıdan gelen bu çığlıkla üst kattaki herkes donakaldı. Eliza, Valer ve Elowen merdivenlerden adeta uçarak aşağı indiler. Boran ve Reno çoktan Layra’nın yanına koşmuştu ama Layra yaklaşan herkese kontrolden çıkmış bir korkuyla bakıyor, duvara sırtını yaslamaya çalışıyordu.
Elowen hemen öne atıldı, ellerini havaya kaldırıp yavaşça yaklaştı. "Layra! Benim, Elowen! Güvendesin, değirmendeyiz!"
Layra'nın gözlerindeki o vahşi korku yerini yavaş yavaş acı bir gerçeğe bıraktı. Şakaklarından süzülen soğuk terleri silerken ellerinin kontrolsüzce titrediğini gizleyemiyordu. Kabusun etkisinden tamamen sıyrılamamıştı; o sarsılmaz, korkusuz lider, yaşadığı dehşetin ve Hüma’yı kaybetmenin yarattığı o karanlık travmanın ortasında ilk defa bu kadar savunmasız ve dehşet içindeydi.
Layra’nın bakışları değirmenin ahşap duvarlarında, son korları tüten ateşte ve korkuyla etrafına üşüşmüş olan bizlerde gezindi. Kalbinin güm güm çarpan sesi, değirmenin kasvetli sessizliğinde neredeyse duyuluyordu. Zihnindeki o karanlık zindan ve Hüma’nın cansız bedeni, kabusun içinden sıyrılıp hâlâ gözlerinin önünde sallanıyordu.
Elowen yavaşça yanına diz çöktü. Hiç irkitmekten korkar gibi elini Layra’nın titreyen omzuna koydu. "Geçti..." diye fısıldadı Elowen, sesi bir anne şefkati kadar sakindi. "Geçti Layra. O cehennemden çıktın. Hüma’yı kaybettik ama seni orada bırakmadık."
Layra omzundaki eli hissettiğinde derin, titrek bir nefes verdi. O vahşi korku yerini anda devasa bir boşluğa ve acıya bıraktı. Başını öne eğip yüzünü avuçlarının arasına aldı. Göğsü acıyla sarsılıyor, çaresizlik içinde sessizce ağlıyordu. Hayatında ilk defa onu bu kadar kırılmış, bu kadar savunmasız görüyorduk.
Valer merdivenlerin dibinde durmuş, yumruklarını sıkıyordu. Eliza olarak ben de yanına çöktüm, elini tutup ona güç vermeye çalıştım. Boran ve Reno ise arkamızda nöbet tutar gibi dikilmiş, liderlerinin bu ağır yıkımına sessiz bir saygıyla eşlik ediyorlardı.
"Onu kurtaramadım..." dedi Layra avuçlarının arasından, sesi hıçkırıklarla boğularak. "Yan odadaydı... Çığlıklarını duydum Eliza. Parmaklıkları sarsmaktan ellerim kan içinde kaldı ama kapıyı kıramadım. Hilara onu gözlerimin önünde ölüme sürüklerken ben hiçbir şey yapamadım."
"Senin bir suçun yoktu," dedim, gözlerimden süzülen yaşları silerek. "O zehri Hüma’ya içiren sen değildin Layra. Seni de o soğuk suda ölüme terk ettiler. Eğer şimdi kendini suçlayıp pes edersen, Hilara tam olarak istediğini almış olacak."
Layra ellerini yüzünden çekti. Yüzü soğuk terler ve gözyaşlarıyla kaplıydı ama bakışlarındaki o dehşet dalgası yavaş yavaş geri çekilmeye başlamıştı. Ağır ağır şakaklarını ovdu, zihnindeki o karanlık kabusu kenara atmak için büyük bir mücadele verdi.
Aira üst kattan inip taze su dolu bir deri matarayı Layra’ya uzattı. "Su iç," dedi Aira, sesi o her zamanki sertliğinden uzaktı. "Toparlanman lazım. Şafak süzülmek üzere. Güneş doğduğunda Hilara bizi dağlarda ölü ya da canlı aramaya başlayacak."
Layra matarayı alıp birkaç büyük yudum içti. Suyun dondurucu tazeliği zihnindeki son sis bulutunu da dağıttı. Matarayı Elowen’a geri verirken bakışlarında o tanıdığımız, sarsılmaz liderin ilk kıvılcımları yeniden belirdi.
Sırtını arkasındaki ahşap kolona yaslayarak doğruldu. "Haklısınız," dedi sesi hâlâ pürüzlü ama artık çelik kadar kararlı çıkıyordu. "Ağlayarak ya da kendimizi suçlayarak Hüma’yı geri getiremeyiz. Ama onun hesabını sorabiliriz."
Bakışlarını üzerimizde gezdirdi. Eliza’ya, Valer’a, Aira’ya ve diğerlerine tek tek baktı. "Bana o planı anlatın," dedi Layra. "Kardeşlerine dokunmadan Hilara’yı kendi cehenneminde nasıl boğacağımızı anlatın."
Layra’nın kararlı sesi değirmenin taş duvarlarında henüz yankılanmıştı ki Aira elindeki yayı kenara koyup araya girdi. Yüzündeki yorgunluk, gecenin karanlığı kadar ağırdı.
"Yarın konuşuruz," dedi Aira, sesi pürüzlü ama kestirip atan bir edayla. "Herkes bitti, Layra henüz yeni uyandı. Bu kafayla, bu yorgunlukla kuracağımız tek bir hatalı cümle hepimizin sonu olur. Şimdi dinleneceğiz, şafak sökünce konuşuruz."
Layra itiraz etmek için ağzını açtı ama Elowen hafifçe omzunu sıkarak onu durdurdu. Kimsenin takati kalmamıştı. Değirmenin köşesindeki eski ahşap masanın üzerine doğru ilerledim. Amacım sadece üzerimdeki çamurlu pelerinini çıkarmaktı ama gözüm masanın üzerindeki deri torbaya takıldı. Reno’nun saraydan kaçarken Hüma’nın eşyalarından aceleyle kapıp getirdiği torbaydı bu.
Titreyen ellerimle torbanın bağını çözdüm ve içindekileri masanın üzerine boşalttım.
O an değirmendeki herkes donakaldı. Masanın üzerinde Hüma’nın o hiç yanından ayırmadığı, kabzasına yıldız motifleri işlenmiş çift hançeri, gökyüzü haritalarının çizildiği deri parşömeni ve üzerine kendi eliyle yazdığı o küçük pusula duruyordu. Hüma hiç kimsenin kolayca deviremeyeceği, bileği bükülmez, gözü pek ve devasa bir güce sahip bir savaşçıydı. Ama bu sertliğinin arkasında, gökyüzüne ve yıldızlara çocukça bir sevdası vardı.
Masadaki pusulayı elime aldım. Hüma’nın kendine has, keskin yazısıyla yazılmış o sözü okudum: "Karanlık olmasaydı, yıldızlar asla parlayamazdı..."
Valer masaya yaklaştı. Parmakları yıldız işlemeli hançerin soğuk çeliğine dokunduğunda gözlerinden tek bir damla yaş tahtaya damladı. Hüma’nın o sarsılmaz gücünün ve gökyüzüne olan tutkusunun geride bıraktığı bu eşyalar, onun yokluğunu yüzümüze bir tokat gibi çarptı.
Tam o sırada, değirmenin dışındaki kurumuş yaprakların üzerinde sert bir ayak sesi yankılandı.
"Kılıçları çekin!" diye fısıldadı Boran, baltasını kapıya doğru doğrultarak. Aira anında okunu yayına sürdü, Valer ise kılıcını kınından sıyırdı. Hepimiz masanın önüne siper olduk.
Değirmenin ahşap kapısı yavaşça, gıcırtıyla içeri doğru itildi. Dışarıdaki karanlığın içinden pelerinli bir siluet içeri adım attı. Kapüşonunu geriye doğru attığında, ateşin cılız ışığı o sinir bozucu, alaycı yüzünü aydınlattı.
Gelen Jaden’dı. Üzerindeki muhafız zırhının yarısı çamur içindeydi ama yüzünde hâlâ insanı çileden çıkaran, ukala sırıtışı duruyordu.
"Vov, sakin olun şampiyonlar!" dedi Jaden gamsız bir edayla. "Sizi yoklamaya geldim sadece. Malum, sarayda dedikodu çabuk yayılır."
"Ouuu, Buz Kraliçesi hâlâ hayatta demek!" dedi Jaden, alaycı bir sırıtışla. "Nasıl gidiyor Layra? Zindandaki o dondurucu banyo iyi geldi mi? Cildin biraz solgun duruyor da, bir iki gün güneşlensen iyi olur."
Layra’nın gözlerinden tek bir kıvılcım çaktı ama cevap vermesine fırsat kalmadan, köşedeki çuvalın yanında duran Elowen daha fazla dayanamadı. Elowen’ın gözü döndü, çuvalın içinden kaptığı kocaman, yarı çürük bir domatesi bütün gücüyle Jaden’ın suratının tam ortasına fırlattı!
Kırmızı, vıcık vıcık domates ezmesi Jaden’ın burnunun üstünde patladı. Çekirdekler ve çürük domates suyu pürüzsüz zırhına, yanağına ve yakasına sıvandı.
"Ciddi misiniz siz?!" diye bağırdı Jaden, yüzündeki çürük parçaları iğrenerek silerken. "Bu zırhı temizletmek kaç gümüş biliyor musunuz siz?!"
Gözleri masadaki yıldız işlemeli hançere kaydı. Bir adım gerileyip ellerini cebine soktu, kapının eşiğine doğru çekildi. Yüzündeki o gıcık tebessümle son kez bize baktı.
"Sırf şu attığınız çürük domatesin hatırına bu gece devriyeleri buraya yönlendirmedim," dedi Jaden. "Size tek bir gece avans veriyorum. Yarın karşıma çıktığınızda kılıcım size acımayacak."
Kapıdan dışarı çıkmadan hemen önce durdu. Başını geriye çevirip tamamen umursamaz bir edayla sözlerini tamamladı:
"Ne demişti o süslü pusulasında... 'Karanlık olmasaydı, yıldızlar asla parlayamazdı...' İntikam masallarınıza yarın devam edersiniz."
Jaden arkasını dönüp fırtınalı gecenin içinde kaybolurken, Hüma’nın sözü değirmenin taş duvarlarında soğuk bir yankı olarak kaldı.
Bölüm etkileşimi
