31. bölüm · MARDİN KIZILI

31

dilek koçal

Konak – Sabahın İlk Işıkları

Mardin sabahı, taş duvarlara altın rengiyle düşerken konağın odasında hafif bir esinti perdeyi dalgalandırıyordu. Odanın içi loştu, sessizdi. Ama bu sessizlik, dün geceden kalan huzurun sessizliğiydi.

Arin, yavaşça gözlerini açtı. İlk gördüğü şey, Kurt’un göğsüne yaslanmış olduğu yerdi. Derin, düzenli nefes alışı hâlâ uykuda olduğunu gösteriyordu. Elini hafifçe uzatıp onun göğsüne dokundu, parmaklarını yavaşça dolaştırdı.

Arin (fısıltıyla):

“Seninle uyanmak… sanırım hayattaki en büyük lüksüm bu.”

Kurt hafifçe gülümsedi. Uyanıktı ama gözlerini kapatmış, onun dokunuşunun tadını çıkarıyordu. Sonra birden gözlerini açtı, Arin’e baktı ve kollarını daha sıkı doladı.

Kurt:

“Ve seni yanımda görmek… sabahların anlamı oldu.”

İkisi de konuşmadan bir süre öylece kaldı. Gözlerinde yorgunluk yoktu; sadece derin bir bağlılık ve huzur vardı. Sonra Arin usulca yatağından kalktı. Şifonyerin üzerindeki keten sabahlığı aldı, ince kumaşı üzerine geçirdi. Kurt da yatağın kenarına oturdu. Giyinmeden önce bir süre Arin’i izledi.

Kurt:

“Kahve mi, çay mı istersin? Bugün şirket var ama önce seni biraz şımartmalıyım.”

Arin mutfağa yöneldi.

Arin:

“Bugün seni ben şımartacağım. Önce kahvaltı, sonra birlikte holdingdeki herkesin ağzını açık bırakacağız.”

Konakta kahvaltı sofrası hazırlanırken, mutfaktan mis gibi kızarmış ekmek, taze otlar ve çökelek kokuları yükseldi. Nar suyu, keçi peyniri, zahter, ve Arin’in elleriyle hazırladığı sade bir omlet…

Kurt, sabah gömleğini giymiş, kollarını sıvamış halde masaya geldi. Arin elindeki bardakla ona döndü, gülümsedi.

Arin:

“Karım diye hitap edemiyorsun ama ben hâlâ eşinim. Bunu herkes görecek, Kurt Alacabey.”

Kurt (gözlerini kısmış, hafif bir tebessümle):

“İhaleyi kazanan kadının kim olduğunu herkese göstermek istiyorum zaten. Ama senin gücün sadece unvanda değil, bu sofrada bile belli.”

Birlikte kahvaltı yaptılar. Konakta yankılanan kahkahalar, dış dünyaya karşı içlerindeki zırh gibiydi.

Kahvaltıdan sonra birlikte hazırlandılar. Arin klasik kesim, koyu lacivert bir takım elbise giymişti. Saçlarını tepeden sıkıca toplamıştı. Zarif ama sert görünüyordu. Kurt, sade gri bir takım giymişti. Yan yana aynaya baktıklarında, sadece bir çift değil; omuz omuza vermiş iki güçlü karakter görülüyordu.

Konağın önünde şoför onları bekliyordu. El ele çıktılar kapıdan.

Kurt (şoföre değil, doğrudan Arin’e bakarak):

“Alacabeyler Holding’e değil, kendi krallığımıza gidiyoruz.”

Arin, elini onun elinden çekmeden cevap verdi:

Arin:

“Beraber kurduk. Beraber yöneteceğiz.”