11. bölüm · MARDİN KIZILI
11
Güneş henüz tam doğmamıştı. Konağın taş avlusu, sabahın serinliğiyle örtülüyken, siyah camlı cip motorunu çalıştırdı. Kurt kapıyı yavaşça kapattı. Gözleri bir kez daha konağın taş duvarlarına kaydı. Ardında bırakmak istemediği bir yük vardı: Arin.
Şoföre dönmedi bile.
“Doğrudan merkeze.”
Camdan dışarı bakarken, taş sokakların yerini yavaş yavaş asfalt caddeler alması, onun zihnindeki dönüşümü de tetikledi. Konağın sessizliği, şehirdeki uğultuya karışıyor, ona hatırlatıyordu:
Burası hesapların değil, rakamların döndüğü yer.
---
Holding – Mardin Finans ve Yatırım A.Ş.
Kurt binaya adımını attığında tüm çalışanlar ayağa kalktı. Koridorlar onun ayak sesleriyle yankılandı. Takım elbisesi üzerine dikilmişti, ama gözleri hâlâ gece boyunca Arin’le geçen konuşmada takılı kalmıştı.
Asistanı Nil, kapısını açarken dikkatlice konuştu:
“Toplantı salonu hazır, Avni Beyler sizi bekliyor. Ama önce... özel bir zarf geldi. Üzerinde sadece ‘Kurt Bey’in eline teslim’ yazıyor.”
Kurt zarfı aldı, bakışları keskinleşti.
“Kim bıraktı?”
“Asansör katından bir çocuk. Adını vermedi.”
Kurt zarfı masasına koydu ama açmadı. Derin bir nefes aldı. Sonra ofisinin büyük camından şehre baktı. Mardin silüeti… taş evler, kubbeler… Ve zihninde Arin’in sesi yankılandı:
> “Sen benim mezar taşımdın Kurt Bey.”
Elini yumruk yaptı, yüzü kasıldı.
“Ben kimsenin mezar taşı değilim,” dedi kendi kendine. “Ama kimsenin mezar kazıcısı da olmayacağım.”
Kapısını çaldılar. İçeri Avni Bey girdi.
“Sizin direktifinizle ihaleye girildi. Ama El-Bekir ailesi son anda teklifini güncelledi. Görünen o ki şehirde de yalnız değiliz.”
Kurt başını kaldırmadan konuştu:
“Yalnız kalmak bazen lüks değil, zarurettir. El-Bekir’le uğraşmak kolay, içimizdekiler daha tehlikeli.”
Zarf hâlâ açılmamıştı.
