27. bölüm · MARDİN KIZILI
27
Mardin – Eski Çarşı Sokakları, Akşamüstü
Güneş, taş binaların arasından kızıl bir perde gibi süzülüyordu. Arin, dar sokaklardan birinde yürüyordu. Yanında Kurt vardı. Gölge oyunları yüzlerine vuruyor, birbirlerinin gözlerine her baktıklarında geçmişin izleriyle bugün daha da derinleşiyorlardı.
Yeni güvenlik sistemi başarıyla devreye alınmış, Salih meselesi temizlenmişti. Arin’in kurduğu ekip — Açık ve Yavuz — artık Arin’in yönetimi altındaydı. Fırtınanın ardından bir nefeslik zaman doğmuştu.
Kurt:
> “Dedim ya… bu şehrin tozu bile seninle daha güzel kokuyor.”
Arin (gülümseyerek):
> “Kurt Bey romantik mi oldu yoksa?”
Kurt (alaycı bir tebessümle):
> “Ben hâlâ savaşçı ruhluyum. Ama hanımağamı gururla gezdiririm. Yeter ki yanımda yürümeye devam et.”
Çarşının taş döşeli sokaklarından geçip, tarihi bir konağın önünde durdular. Burası, Kurt Bey’in özel olarak desteklediği, restore edilmiş bir Mardin kuyumcusuydu. Taş kemerlerin ardında ince işçilikle bezenmiş vitrinler vardı.
---
İçeride – Tarihi Kuyumcu
Kurt, vitrine bakmadan konuştu:
Kurt:
> “Kendine bir şey seç. Ama sadece yakışanı değil... senin gibi olanı.”
Arin vitrinlere göz gezdirdi. Osmanlı esintili bir yüzük dikkatini çekti. Gövdesi siyah gümüşten, üzerinde ise ortasında akik taşı olan el oyması bir motif vardı. Ağırdı ama zarifti. Tıpkı onun gibi.
Kuyumcu:
> “Bu yüzük, eskiden Mardin hanedan kadınlarına özel işlenirdi. Her biri farklı bir sembol taşır.”
Kurt, yüzüğü aldı. Arin’in parmağına dokundurdu. Arin bir an nefesini tuttu, sonra gözlerini kaçırmadan Kurt’a baktı.
Kurt:
> “Bunu bir bağ gibi düşünme. Bu… senin kendi savaşını kazandığının nişanı.”
Kuyumcu birkaç parça daha paketledi. El işi küpeler, gümüş işlemeli bir kolye ve mavi zirkon taşlı bir bilezik. Her biri Arin’in taşıdığı geçmişi, bugünü ve gücünü anlatır gibiydi.
---
Konağın terasında, ovaya bakan masada oturuyorlardı. Rüzgâr sıcak ama serindi. Yıldızlar yavaş yavaş çıkıyordu. Masada, yerel mezeler, sıcak ekmek, zeytinyağlılar ve tandır eti vardı.
Arin (yüzüğe bakarak):
> “Hiç kimse bana böyle bir şey vermedi. Ne bir yüzük… ne bir değer.”
Kurt:
> “Ben sana değerini vermedim. Sadece fark ettim. Sen zaten kendin kazandın.”
Arin:
> “Ve ben sana rağmen değil… seninle güçlüyüm. Bu farkı unutma.”
Birbirlerine bakarken, Mardin’in kadim taşları susuyor, yalnızca yüreklerinin sesi duyuluyordu.
