9. bölüm / 30
KOKUNUN İZİ(GERÇEK AİLEM)8.Bölüm
Bölümler 30Şu an: 8.Bölüm
- 1 1.Bölüm1.882 kelime
- 2 2.Bölüm2.084 kelime
- 3 3.Bölüm1.082 kelime
- 4 4 bölüm3.145 kelime
- 5 5.Bölüm2.450 kelime
- 6 6.bölüm2.786 kelime
- 7 DUYURU247 kelime
- 8 7.Bölüm2.994 kelime
- 9 8.Bölüm2.756 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 9.Bölüm2.157 kelime
- 11 10.Bölüm2.612 kelime
- 12 11.Bölüm1.064 kelime
- 13 12.Bölüm3.073 kelime
- 14 13.bölüm1.343 kelime
- 15 14.Bölüm1.858 kelime
- 16 15.Bölüm2.407 kelime
- 17 16.Bölüm3.973 kelime
- 18 17.Bölüm3.839 kelime
- 19 18.Bölüm1.698 kelime
- 20 Geçmiş (Alpmey)369 kelime
- 21 Geçmiş 2(Alpmey)1.008 kelime
- 22 19.Bölüm1.361 kelime
- 23 20.Bölüm1.850 kelime
- 24 21.bölüm1.347 kelime
- 25 22.bölüm1.655 kelime
- 26 23.Bölüm2.620 kelime
- 27 24.Bölüm2.864 kelime
- 28 25.Bölüm2.815 kelime
- 29 26.Bölüm1.600 kelime
- 30 27.Bölüm1.884 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Poyraz abimin deniz kenarında döktüğü o gözyaşları, bana söylediği o pişmanlık dolu sözler bütün gece zihnimi meşgul etmişti. Malikaneye döndüğümüzde bana karşı olan o yumuşak, korumacı tavrı devam etmiş, hatta akşam yemeğinde bile yanıma oturup benimle yakından ilgilenmişti. Hayatımda ilk defa bu aileden birinin bana gerçekten abi gibi yaklaştığını hissetmek, içimdeki o yalnızlık hissini biraz olsun hafifletmişti. Alara'nın bu evde bıraktığı o büyük enkazı düşündükçe, Poyraz’ın bana karşı olan eski hırçınlığını artık yadırgamıyordum. İnsan kırıldığı yerden acıtıyordu işte.
Ertesi sabah okula gitmek için odamdan çıktığımda, Poyraz’ı merdivenlerin başında beni beklerken buldum. Yüzünde dünkü o ağlayan adamdan eser yoktu ama yine de samimi bir tebessümle bana baktı.
"Günaydın Doğa," dedi, çantamı almama yardım etmek ister gibi uzanarak. "Bugün seni okula ben bırakmak istiyorum. Dünkü olaydan sonra içim ancak böyle rahat eder."
"Günaydın. Gerek yoktu aslında, şoförle de giderdim," dedim ama içten içe bu düşünceli hali hoşuma gitmişti.
"Olmaz," dedi net bir sesle. "Artık yalnız olmadığını söylemiştim."
Birlikte aşağı inip arabaya bindik. Yol boyunca bana okulda dünkü çocukların tekrar karşıma çıkıp çıkmadığını sordu, dikkatli olmam konusunda beni defalarca uyardı. Okulun kapısına geldiğimizde arabayı durdurdu ve bana döndü.
"Çıkışta yine ben alacağım seni, tamam mı?" diye sordu.
"Tamam abi, görüşürüz," dedim ve arabadan indim. Araba bahçeden uzaklaşırken arkasından bakıp gülümsedim. Gerçekten de bir şeyleri tamir etmeye başladığımıza inanıyordum.
Sınıfa girdiğimde dünkü o büyük arbedenin yankıları hala sürüyordu. Herkes koridorda benden ve Demirhan’dan bahsediyordu. Sırama geçtiğimde Simay hemen boynuma sarıldı. "Doğa, dün geceden beri aklım sende kaldı, nasılsın?" diye sordu endişeyle.
"İyiyim Simay, gerçekten iyiyim. Bak, buradayım işte," dedim onu rahatlatmak için.
O sırada Aktan ve Sarp da sınıfa girdi. Aktan masaya yaslanıp dünkü çocukların okuldan uzaklaştırma aldığının haberini verdi. Gözlerim gayriihtiyari yan sıraya kaydı. Demirhan henüz gelmemişti. Ders zilinin çalmasına saniyeler kala kapıda belirdi. Her zamanki gibi sakin, ağır adımlarla yürüdü. Üzerinde dünkü o öfkeli, gözü dönmüş adamdan hiçbir iz yoktu. Sırasına oturduğunda bana doğru döndü.
"Daha iyisin umarım," dedi, sesindeki o mesafeli ama sarsılmaz dinginlikle.
"Çok daha iyiyim. Dün için... tekrar teşekkür ederim. Sen olmasan o durumdan nasıl çıkardım bilmiyorum," dedim, sesimi oldukça samimi tutarak.
Başını hafifçe salladı. "Önemli değil. Bir daha öyle bir şey yaşanmayacak zaten," dedi ve önüne döndü. Onun bu gizemli, insanı kendine çeken ama asla sınırlarını ihlal ettirmeyen mesafesi dünkünden daha çok dikkatimi çekmeye başlamıştı.
Öğleden sonra okul çıkış saati geldiğinde gruptakilerle vedalaşıp bahçeye çıktım. Poyraz söz verdiği gibi arabanın yanında beni bekliyordu. Yanına gidip arabaya bindim. Eve doğru sürerken ceketimin cebinde unuttuğum kulaklığımı almak için arkaya doğru uzandım. Tam o sırada Poyraz'ın montunun cebinden gelen o hafif titreşim ve hemen ardından ekranda beliren isim dikkatimi çekti. Telefon araba kitine bağlı olduğu için ekrandaki isim doğrudan önümdeki panelde belirdi.
*Alara arıyor...*
Nefesimi tuttum. Poyraz telefonun çaldığını fark ettiği an yüzündeki o sakin ifade anında kasıldı. Hızla elini uzatıp aramayı reddetti ve telefonu cebine geri koydu. Dikiz aynasından bana baktığında yüzünde dünkü o pişman abiden çok, yakalanmanın verdiği o gergin, hesapçı ifade vardı.
"Önemli bir şey değil, şirket işleri," diye geçiştirdi hemen, ses tonunu neşeli tutmaya çalışarak.
Ama ben o ismi çok net görmüştüm. İçime bir anda dünkü o sarsıcı korkudan daha büyük bir şüphe düştü. Poyraz dün bana Alara'nın ne kadar büyük bir canavar olduğunu, onlara ne kadar büyük acılar çektirdiğini anlatırken hıçkıra hıçkıra ağlamıştı. Eğer durum gerçekten buysa, Alara onun telefonunda neden hala kayıtlıydı ve neden bu kadar rahatça arayabiliyordu?
Eve gelene kadar tek bir kelime bile etmedim. Poyraz da bendeki bu ani değişimi fark etmiş olacak ki, yol boyunca bir daha konuşmadı. Malikanenin bahçesine girdiğimizde arabadan hızla indim. Poyraz arkamdan gelmek istedi ama onu beklemeden doğrudan eve girdim.
Odama çıkıp kapıyı kapattığımda sırtımı ahşap kapıya yasladım. Kalbim dünkü o eski binanın arkasındaki gibi hızla çarpıyordu ama bu seferki korkudan değil, ihanet hissinin verdiği o soğuk gerçekliktendi. Poyraz dün bana o kadar şeyi ağlayarak anlatırken aslında tamamen bir oyun oynamıştı. Beni o malikanenin içinde, kendi sahte dünyasına çekmek için Alara’nın geçmişteki o büyük kötülüklerini bir silah olarak kullanmıştı. Benim o eve, onlara karşı olan savunmamı düşürmek için en zayıf noktamdan, kardeşlik duygumdan vurmuştu beni.
Pencereden dışarıya, bahçede telefonu kulağında hararetli bir şekilde konuşan Poyraz’a baktım. Yüzünde dünkü o ağlayan, pişman abiden eser yoktu. Oldukça sert ve soğuk bir şekilde karşısındaki kişiye talimatlar veriyordu.
Karahan malikanesindeki o karanlık kutu açılmıştı evet, ama içinden çıkan şey bir bağ değil, tamamen benim üzerime kurulmuş büyük bir oyundu. Ve ben, Doğa olarak, bu oyunda piyon olmayacaktı.
Poyraz’ın bahçedeki o soğuk ve mesafeli halini penceremden bir süre daha izledim. İçimdeki şüphe bir çığ gibi büyüyordu ama kendime sakin olmam gerektiğini hatırlattım. Dün hayatta ilk defa gardımı düşürmüştüm ve eğer Poyraz gerçekten bir oyun oynuyorsa, bunu şu an bildiğimi belli etmemeliydim. Karahan malikanesinde ayakta kalmanın yolu, kartları zamanı gelene kadar gizli tutmaktan geçiyordu. Derin bir nefes alıp üzerimi değiştirdim ve aşağı indim.
Akşam yemeği için herkes masadaki yerini almaya başlamıştı. Turgay bey başköşedeydi, İnci hanım onun hemen yanındaydı. Lodos yine ortalıkta yoktu ama Alptekin ve Poyraz masadaydı. Barlas da görevden yeni dönmüş, üzerindeki yorgunlukla sandalyeye oturuyordu.
Masaya oturduğumda Poyraz bana bakıp hafifçe gülümsedi, dünkü o korumacı abi maskesini çok profesyonelce taşıyordu. Ben de ona hiçbir şey fark etmemişim gibi aynı sakinlikle karşılık verdim.
Yemek esnasında sürahiye uzanmaya çalışırken Barlas benden önce davranıp bardağımı doldurdu. Masadaki o ağır ve resmi havayı dağıtmak ister gibi, herkesin içinde doğrudan gözlerinin içine bakarak konuştum.
"Teşekkür ederim Barlas abi," dedim, sesim oldukça yumuşak ve içtendi.
O an masada adeta zaman durdu. Barlas elindeki sürahiyi masaya bırakırken parmakları havada asılı kaldı. Dudakları hafifçe aralandı, gözlerindeki o şaşkınlık yerini saniyeler içinde o kadar derin, o kadar korumacı bir çaresizliğe bıraktı ki... Görevden döndüğü için omuzlarında taşıdığı o yorgun ifade bir anda silinip gitti. Bakışları parıldadı, boğazının düğümlendiğini yutkunuşundan anladım. Bana öyle bir baktı ki, sanki dünyaları serseler önüne bu kadar mutlu olamazdı. Yüzünde, içindeki tüm o abilik gururunu ve şefkatini barındıran yavaş bir tebessüm belirdi.
"Rica ederim güzelim," dedi. Sesi o kadar derinden ve hafifçe titreyerek çıkmıştı ki, bu evde arkamı yaslayabileceğim tek gerçek duvarın o olduğunu masadaki herkes hissetmişti.
Sadece Barlas değil, masanın genelindeki o buz gibi hava bir anlığına kırıldı. Turgay bey elindeki çatalı yavaşça tabağın kenarına bırakırken bakışlarında ilk defa otoriter bir sertlik değil, baba olmanın getirdiği o buruk, gizli bir gurur vardı. İnci hanım ise derin bir nefes alıp arkasına yaslandı, gözleri hafifçe buğulanmıştı. Yıllar sonra bu masada, kaybettikleri o aile bağının kırıntılarını yeniden görmek ikisini de derinden sarsmış, o resmi maskelerinin arkasındaki anne baba tarafını uyandırmıştı. Kısa bir an için de olsa gözlerindeki o gerçek duygusallığı gizleyemediler.
Poyraz’ın gözlerinde ise saliselik sinsi bir parıltı gelip geçti; o mesafeli, planlı duruşunun arkasında ne düşündüğünü okumak zordu ama o da bu anın ağırlığı karşısında bir an duraksayıp sessiz kalmayı seçti.
Sessizliği bölen, Turgay beyin bu sefer çok daha yumuşak ve tok çıkan sesi oldu. Doğrudan bana bakarak konuşmaya başladı.
"Doğa," dedi, gözlerindeki o duygusal durgunluğu tamamen gizlemeye çalışarak. "Artık eve de okula da yavaş yavaş alıştığını düşünüyorum. Akrabalarımız, aile dostlarımız senin aramıza katıldığını biliyorlar ama herkes artık seni yakından görmek, seninle tanışmak istiyor. Yakında geniş bir davet vermemiz gerekecek. Kendini buna hazırlasan iyi olur."
İnci hanım da eşini onaylarca başını salladı, sesindeki o hafif titremeyi toparlayarak ekledi. "Evet, Karahan soyadını taşıyorsan bu camiada herkesin gözü senin üzerinde olacak. Kendini en doğru şekilde göstermen önemli."
"Ben hazırım," dedim, sesimi hiç titretmeden. "Kimsenin karşısına çıkmaktan ya da tanışmaktan çekinecek bir durumum yok."
Poyraz araya girerek o sinsi ama dışarıdan çok sevecen duran ses tonuyla konuştu. "Tabii ki hazır, dünkü olayda bile ne kadar dik durduğunu duydum. Doğa sandığımızdan çok daha güçlü." Bana bakarken gözlerindeki o hesapçı ifadeizi artık görebiliyordum ama bozuntuya vermedim. Sadece hafifçe gülümsedim.
Yemekten sonra odama çıktım. Evdeki bu sinsi dengeler ve yaklaşan akraba daveti zihnimi fazlasıyla yormuştu. Yatağın kenarına oturup telefonumu elime aldım. Tam o sırada ekranda bir bildirim belirdi. Uygulama üzerinden gelen mesajın sahibini görünce duraksadım.
Demirhan yazıyordu:
Bugün okul çıkışında dalgındın. İyi misin?"
Mesajı okurken onun sınıftaki o mesafeli ama her şeyin farkında olan duruşu gözümün önüne geldi. Klavyeye dokunup yazmaya başladım:
"İyiyim. Sadece dünkü olayın yorgunluğu ve evdeki bazı durumlar.
Birkaç dakika sonra ekran yeniden aydınlandı. Demirhan'dan cevap gecikmemişti:
"O evdeki durumların seni yormasına izin verme. Orası dışarıdan göründüğü gibi bir yer değil, biliyorsun."
Sözleri içimdeki şüpheyi ve merakı daha da tetikledi. Onun bu mesafeli tavrının altında aslında çok derin bir gözlem yeteneği yatıyordu. Ona olan mesafemi koruyarak ama samimiyetimi de kaybetmeyerek yazdım:
“Farkındayım. Zaten kimseye göründüğü gibi davranmıyorum artık. Sen nasılsın? Dün için tekrar sağ ol."
Demirhan:
"Ben her zamankiyim. Teşekküre gerek yok, dünküler hak etmişti. Yarın okulda görüşürüz Doğa. Dinlenmene bak."
"Görüşürüz," yazıp telefonu yatağın üzerine bıraktım.
Poyraz’ın arkamdan çevirdiği o henüz adını koyamadığım sinsi oyun, Turgay beyin bahsettiği o büyük akraba daveti ve Demirhan’ın o uzaktan beni izleyen mesafeli varlığı... Karahan malikanesindeki bu aile içi soğuk savaş yavaş yavaş kızışıyordu ama ben artık eski Doğa değildim. Kimin dost, kimin düşman olduğunu çözene kadar bu maskeli baloyu onların kurallarıyla oynayacaktım.
Ertesi sabah uyandığımda, dün gece Demirhan’la yaptığım o kısa mesajlaşmanın kelimeleri hala aklımdaydı. "Orası dışarıdan göründüğü gibi bir yer değil," demişti. Karahan malikanesinin duvarları arasındaki o gizli savaşı dışarıdan birinin bu kadar net öngörebilmesi, onun bu aileye ya da geçmişe dair bildiği başka şeyler olduğunu fısıldıyordu bana. Yataktan kalkıp hazırlandım, formamı giydikten sonra aşağı indim.
Kahvaltı masası yine sessizdi ama bugünkü sessizlik dünkünden farklıydı. Masadakilet, özellikle de Turgay bey ve İnci hanım, dün akşamki o "Barlas abi" çıkışımdan sonra bana biraz daha dikkatli, biraz daha özenli bakıyorlardı. Poyraz ise tabağıyla oynarken arada bir bana sinsi, ne düşündüğünü belli etmeyen ama o sevecen abi maskesini koruyan bakışlar fırlatıyordu. Onu tamamen kendi silahıyla vuracaktım ne kadar sinsi davranırsa, ben de o kadar sakin kalacaktım.
Okula gitmek için kapıya çıktığımda Barlas abimin arabasının yanında beklediğini gördüm. Beni görünce yüzündeki o dün akşamden kalan yumuşak, gururlu ifade yeniden belirdi.
"Günaydın güzelim," dedi, arabanın kapısını açarken.
"Günaydın abi," dedim, bu kelimeyi artık tamamen benimseyerek.
Yol boyunca fazla konuşmadık ama arabanın içindeki o güvenli hava bana çok iyi gelmişti. Okulun önüne geldiğimizde çantamı alıp indim. Bahçeden içeri girerken dün yaşanan o büyük kavganın ardından insanların bana bakışlarının tamamen değiştiğini fark ettim. Artık o çekinerek bakan, ezebileceklerini düşünen gözler gitmiş yerini mesafeli bir saygıya bırakmıştı.
Sınıfa girdiğimde Simay, Aktan ve Sarp her zamanki yerlerindeydi. Simay beni görür görmez el salladı. "Doğa, gel buraya, akşama ne yapıyorux onu planlıyoruz" dedi neşeyle.
"Ne planı?" diyerek yanlarına oturdum.
Sarp araya girdi. "Dünkü o olaydan sonra biraz kafamız dağılsın dedik. Okul çıkışı hep beraber sahildeki o sakin kafeye gidiyoruz, itiraz istemiyoruz."
"Bana uyar," dedim gülümseyerek. O sırada gözüm yan sıraya kaydı. Demirhan sırasına oturmuş, kulaklıklarını takmış bir şekilde defterine bir şeyler çiziyordu. Dünkü o sinirli, korumacı halinden yine eser yoktu. Kendi kabuğuna çekilmişti.
Öğle arasına kadar dersler sakin geçti. Çıkış zili çaldığında dördümüz çantalarımızı alıp okuldan çıktık. Demirhan da bizimle geliyordu ama her zamanki gibi grubun iki adım arkasından, elleri ceplerinde sessizce yürüyordu. Sahildeki kafeye gidip denize nazır bir masaya oturduğumuzda Aktan ve Simay hemen hararetli bir muhabbete giriştiler. Sarp da onlara katıldı.
Ben ise bir anlığına masadaki neşeli havadan sıyrılıp denizi izlemeye daldım. Poyraz’ın o sinsi oyunu, Alara'nın telefondaki o ismi ve yaklaşan akraba daveti kafamı kurcalıyordu. Tam o sırada masanın altından telefonum titredi. Uygulamaya girdiğimde hemen karşı çaprazımda oturan Demirhan’dan mesaj geldiğini gördüm. Başımı kaldırıp ona baktım; bana bakmıyordu, telefonuna odaklanmıştı.
Mesajı açtım:
Yine o evdeki meseleleri düşünüyorsun. Yüzünden okunuyor."
Gülümsememi saklamaya çalışarak klavyeye dokundum:
"Bu kadar iyi bir gözlemci olduğunu bilmiyordum. Sadece yaklaşan şu akraba daveti canımı sıkıyor."
Demirhan telefonuna gelen mesajı okuduktan sonra bakışlarını yavaşça bana çevirdi. Gözlerindeki o her zamanki mesafeli ama her şeyi anlayan derin bir ifade vardı. Tekrar telefonuna döndü ve yazdı:
"Karahan’ların davetleri gösterişten ibarettir. Herkes birbirinin kuyusunu kazar ama yüzlerine güler. O davette kimseye güvenme, özellikle de seni en çok destekliyor gibi görünenlere."
Sözleri doğrudan Poyraz’ı işaret ediyor gibiydi. Demirhan’ın bu aile hakkında bu kadar net konuşması içimdeki merakı iyice büyütmüştü. Tam ona "Sen bunları nereden biliyorsun?"yazacakken, Simay’ın sesiyle irkildim.
"Doğa, daldın gittin yine? Kiminle mesajlaşıyorsun bakayım sen öyle gizli gizli?" diyerek bana takıldı.
Telefonu hemen masaya ters çevirdim, yüzüme samimi bir tebessüm kondurarak, "Hiç, evden mesaj atmışlar da davetle ilgili. Ona bakıyordum," dedim.
Demirhan masada hiçbir şey olmamış gibi kahvesinden bir yudum aldı ve bakışlarını tekrar denize çevirdi. Onunla aramızda, gruptakilerin bile bilmediği bu gizli ve mesafeli iletişim, Karahan malikanesindeki o sinsi oyunların arasında bana garip bir şekilde bir çıkış yolu gibi gelmeye başlamıştı. Kimin dost kimin düşman olduğunu henüz bilmiyordum ama Demirhan’ın uyarılarını aklımın bir köşesine çok net kazımıştım.
Sahildeki o samimi sohbetin ardından gruptakilerle vedalaşıp eve doğru yola çıktım. Demirhan’ın telefonuma attığı o son mesaj, zihnimde dönüp duran sinsi Poyraz düşüncelerinin yanına yeni bir soru işareti olarak eklenmişti"O davette kimseye güvenme, özellikle de senien çok destekliyor gibi görünenlere." Onun bu uyarısını aklımın en derin köşesine kazıyarak malikanenin kapısından içeri adım attım.
Büyük salona doğru yürüdüğümde, evdeki o her zamanki ağır sessizliğin yerini hafif bir piyano müziği ve kahve kokusuna bıraktığını fark ettim. Salona girdiğimde İnci hanım tek başına değildi; hemen karşısındaki şık berjerde, son derece asil, duruşundan zarafet akan bir kadın oturuyordu. Beni gördüklerinde ikisinin de konuşması bıçak gibi kesildi.
"Ah, Doğa, geldin mı güzelim?" dedi İnci hanım, ses tonunu hemen toparlayarak. Yüzünde, dün akşamki o duygusal kırılmadan kalan yumuşak bir ifade vardı. "Gel seni tanıştırayım. Çok eski ve çok kıymetli bir dostum, Melek."
Adının Melek olduğunu öğrendiğim kadın yavaşça oturduğu yerden kalktı. Yüzünde o kadar içten, o kadar yapaylıktan uzak bir tebessüm vardı ki, bu malikanenin kasvetli havasına tamamen tezat oluşturuyordu. Yanıma gelip ellerimi dostça tuttuğunda içime garip bir sıcaklık yayıldı.
"Demek Doğa sensin," dedi Melek hanım, sesindeki o dingin ve huzur veren tonla. "İnci senden o kadar çok bahsetti ki... Sonunda seninle tanışabildiğime çok mutlu oldum. Annenle biz çok uzun yıllardır, sizler daha portakalda vitamin bile değilken arkadaştık. Çok güzel bir kız olmuşsun, tıpkı annen gibi."
İnci hanım bu sözler üzerine hafifçe gülümsedi, gözlerinde eski günlerin getirdiği o buruk arkadaşlık bağının sıcaklığı vardı. Melek hanımın bu samimi, laf sokmayan ve insanı anında saran enerjisi, bana bu evde Barlas abimden sonra ilk defa nefes alabileceğim bir alan varmış gibi hissettirdi.
"Teşekkür ederim, ben de memnun oldum," dedim, sesimdeki o mesafeli duvarları ilk defa bu kadar rahat esneterek.
"Biz de tam şu yaklaşan büyük aile davetinden konuşuyorduk," diye ekledi Melek hanım, tekrar yerine otururken. "O davette senin yanında olmayı çok istiyorum güzelim. Yalnıç hissetme kendini."
"Melek ve ailesi bizim bu hayattaki en eski bağlarımızdan biri Doğa," dedi İnci hanım, kahve fincanını masaya bırakırken. "O yüzden onların varlığı bizim için her zaman çok ayrıdır."
Melek hanımla birkaç dakika daha havadan sudan, onun o içten ve yapaylıktan uzak samimiyetiyle konuştuktan sonra izin isteyip odama çıkmak üzere merdivenlere yöneldim. Bu evde Karahan’ların o sinsi oyunlarının dışında, annemin geçmişinden gelen böyle temiz bir kadının varlığı içimi biraz olsun rahatlatmıştı.
Odama girip çantamı yatağın üzerine bıraktım. Ceketimi çıkarırken telefonum titredi. Uygulamadan gelen bildirime baktığımda Demirhan’ın yazdığını gördüm.
"Eve geçtin mi?"
Klavyeye dokunup hemen cevap yazdım:
"Evet, az önce geldim. Salonda annemin çok eski bir arkadaşı vardı, onunla tanıştım. Adı Melek."
Mesajı gönderdikten sonra ekrana bakmaya devam ettim. Karşi taraftan yazıyor ibaresi belirdi, ardından hemen kayboldu. Demirhan birkaç saniye duraksamıştı. Sonunda ekran yeniden aydınlandı:
"Annem demek ki sonunda sizin oraya gelebilmiş. Bahsedüp duruyordu."
Okuduğum mesajla yatağın kenarına öylece kalakaldım. Melek hanım, Demirhan’ın annesiydi. Demirhan’ın bu aile hakkında, Poyraz hakkında ve o malikanenin iç yüzü hakkında neden bu kadar net uyarılarda bulunduğu, her şeyi nasıl bu kadar iyi bildiği şimdi bir bir yerine oturuyordu. Annelerimiz onca yıldır arkadaştı, yani bizim geçmişimiz de zannettiğimden çok daha köklü bir bağa dayanıyordu.
Telefonu elime alıp hızla yazmaya başladım:
"Melek hanım senin annen mi? Neden bana daha önce aranızdaki bu bağı söylemedin?"
Demirhan'dan cevap çok gecikmedi, her zamanki o mesafeli ama sarsılmaz duruşu kelimelerine de yansımıştı:
“Söyleseydim o evdeki insanlara karşı takındığın o haklı mesafeyi bana karşı da korurdun Doğa. Benim amacım seni o binadan uzak tutmak, o evin sinsi oyunlarına kurban gitmeni engellemek. Annemin dostluğu annene, benim dikkatim ise sadece sana."
Ekrandaki mesajı okurken kalbimin ritminin değiştiğini hissettim. Poyraz’ın arkamdan çevirdiği o sinsi oyunların ortasında, Demirhan’ın beni uzaktan bir gölge gibi neden bu kadar net koruduğunu şimdi çok daha iyi anlıyordum. Karahan malikanesindeki o maskeli balo gitgide daha tehlikeli bir hal alıyordu ama artık yanımda kimlerin olduğunu daha net görebiliyordum.
İyi okumalar Çiçeklerim Bölümü yazarken zorlandım çünkü WhatsApp sahnelerini gerçekten ayarlaya veya sosyal medyadeyim nasıl yapacağım bilmiyorum altüst yapamıyorum bu uygulamayı da o kadar çok iyi bilmediğim için zamanla öğreneceğimi düşünüyorum bu yazışma sahnelerini ondan ilerleyen zamanlarda kafamda farklı planlar olacak umarım bölümden memnun kalmışsınızdır.
Demirhan hakkında duygu düşüncelerinizi öğrenmek gerçekten çok isterim😭😭🤍🤍
Ve gerçekten elimden geldiğince yazım kuralları olsun noktalama işaretleri olsun kelimeler olsun çok dikkat etmeye çalışıyorum ama gözden kaçırDıklarım varsa kusura bakmayın 💕
Bölüm etkileşimi
