12.Bölüm

Vaveyla Yazarı: Mey .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 30Şu an: 12.Bölüm

Barlas’ın Ağzından;
Polis telsizinin o ritmik, soğuk cızırtısına, emniyet koridorlarının o bitmek bilmeyen evrak koşturmacasına alışkındım ben. Ruhumu o kadar uzun zamandır çelikten bir zırhla kaplamıştım ki, kolay kolay hiçbir şey o zırhı delip geçemezdi. Ama dün gece... Dün gece Poyraz’ın o haince planlarını bizzat kendi ellerimle patlattığımda, o sinsi oyunlara gelip öz kardeşine sırt döndüğünü gördüğümde içimdeki bir şeyler kökünden sarsılmıştı. Davet bittiğinde, eve dönüp kendimi odamdaki yatağa bıraktığımda zihnim bana en büyük oyununu oynamak için tetikte bekliyordu.
Gözlerimi kapattığım an, kendimi Karahan malikanesinin o devasa, soğuk koridorlarında buldum. Ama hava zifiri karanlıktı. Koridorun sonundaki odadan sert bir kapı çarpma sesi yankılandı. Adımlarım benden bağımsız olarak o tarafa doğru koşmaye başladı.
Kuzey...
Benim asıl, öz be öz kardeşim. Bu evi, bu soyadını, babamın o baskıcı, nefes aldırmayan otoritesini reddedip arkasına bile bakmadan giden kardeşim.
Rüyamda tam karşımdaydı işte. Sırtında o her zamanki eski sırt çantası, üzerinde siyah deri ceketiyle merdivenlerin başında duruyordu. Yüzü bana döndüğünde kalbime kör bir bıçak saplandı sanki. Gözlerinde o evi terk ettiği günkü o derin kırgınlık, o dinmeyen öfke vardı.
"Gitme Kuzey” diye bağırmaya çalıştım ama sesim boğazımda düğümlendi, sadece bir fısıltı olarak çıkabildi. "Dur, konuşalım. Halledeceğiz..."
Kuzey acı bir tebessümle bana baktı. "Neyi halleyeceğizz abi?" dedi, sesi malikanenin duvarlarında yankılanarak. "Bu evde sevgi yok. Bu evde sadece güç yarışı var. Turgay Karahan’ın o soğuk kuralları arasında boğulmaktan bıktım. Sen o rozetin arkasına saklanıp bu aileyi koruyabileceğini sanıyorsun ama yanılıyorsun. Ben bu sahteliğin bir parçası olmayacağım."
Arkasını döndü. Merdivenlerden aşağıya, o devasa kapıya doğru ağır adımlarla yürümeye başladı. Ben arkasından koşmak, kolundan tutup onu durdurmak istiyordum ama ayaklarım sanki yere çakılmıştı. Hareket edemiyordum. Adımlarım beton dökülmüş gibi ağırlaşırken, Kuzey o devasa kapıya ulaştı. Kapıyı açtığında dışarıdaki o kapkaranlık girdap onu içine çekmek için sabırsızlanıyordu. Son bir kez bile arkasına bakmadan o karanlığın içinde kayboldu. Kapı arkasından öyle bir gürültüyle kapandı ki, çıkardığı ses kulaklarımda bir bomba gibi patladı.
"Kuzey!" diye kükreyerek yatağımdan fırladım.
Nefes nefeseydim. Alnımdan akan soğuk terler şakaklarımdan aşağı süzülürken, odamın zifiri karanlığında bir süre öylece kalakaldım. Kalbim göğüs kafesimi dövüyor, rüyanın o gerçekçi dehşeti hala boğazımı sıkıyordu. Gözlerimizi kapatıp sakinleşmeye çalıştım ama nafileydi. Kuzey'in o gitmeden önceki son sözleri odanın içinde yankılanmaya devam ediyordu "Bu evde sevgi yok, sadece güç yarışı var."
Üzerimdeki tişörtün sırılsıklam olduğunu fark edince sinirle yataktan çıktım. Tişörtü çıkarıp kenara fırlattım ve banyoya geçip yüzüme buz gibi su çarptım. Aynadaki yansımama baktığımda gördüğüm tek şey, kendi geçmişinin yükü altında ezilen, yorgun bir polisti.
Dün gece Poyraz'ı o bahçede evire çevire döverken, aslında sadece Doğa’ye yaptığı hainliğin hesabını sormamıştım. Ben dün gece o yumrukları savururken, içten içe Kuzey’i bu evden kaçıran, bizi paramparça eden o lanet olası Karahan zihniyetine vurmuştum. Poyraz’ın o sinsi dolduruşlara gelip öz kardeşini harcamaya kalkması, Kuzey’in yıllar önce söylediği o acı gerçeği bir kez daha yüzüme vurmuştu. Biz gerçekten içeriden çürüyen bir aileydik.
Ama bu sefer farklı olacaktı. Doğa bu evde o çürümüşlüğün kurbanı olmayacaktı.
Saat daha sabahın altısı bile olmamıştı. Odanın içinde bir aşağı bir yukarı yürürken içimdeki o daralma hissi bir türlü geçmedi. Sigara paketimi ve çakmağımı alıp odamın balkonuna çıktım. İstanbul sabahının o jilet gibi keskin, soğuk havası çıplak göğsüme çarptığında hafifçe ürperdim ama bu uyuşukluğumu bozmasına izin vermedim. Bir dal ateşleyip derin bir nefes çektim.
Aşağıya, dün gece Poyraz'ı yerlerde süründürdüğüm o koruluğa baktım. Oradan kafamı kaldırıp Doğa’nın odasının pencerelerine çevirdim bakışlarımı. Işıkları kapalıydı, hala uyuyordu. Onun o ürkek ama dik durmaya çalışan hali gözümün önüne geldi. Doğa, Kuzey’in gidişinden sonra bu eve sızan o sinsi yalanların arasında bulduğumuz tek gerçek, tek masum şeydi. Kuzey’i koruyamamıştım, onu o karanlığın içinden çekip alamamıştım ama Doğa’yı bu malikanenin canavarlarına yem etmeyecektim.
"Seni bu evde kimseye ezdirmeyeceğim," diye mırıldandım karanlığa doğru. "Sırtımdaki bu rozet, içimdeki bu öfke seni korumak için var."
Sigaramı küllükte ezip içeri geçtim. Üzerime rahat bir şeyler geçirip aşağı inmeye karar verdim. İçimdeki bu yangını ancak emniyete gidip kendimi işe boğarak söndürebilirdim. Koridora çıktığımda malikanenin o sessiz, resmî havası yine üzerime çöktü. Merdivenlerden inerken Turgay beyin çalışma odasının kapısının altından sızan ışığı gördüm. Her zamanki gibi erkenden kalkmış, holding evraklarınin arasına gömülmüştü.
Kapının önünde bir an duraksadım. İçeri girip "Kuzey nerede, biliyor musun?" diye sormak, onunla yüzleşmek geçti içimden. Ama yumruklarımı sıkıp vazgeçtim. Turgay Karahan’a ne rüyalarımdan ne de içimdeki o dinmeyen Kuzey acısından bahsedecektim. O sadece güçten anlardı.
Hızlı adımlarla malikaneden çıkıp arabama bindim. Motoru çalıştırdığımda telsizin o bildik, soğuk cızırtısı arabayı doldurdu. İşte benim asıl sığınağım burasıydı. Barlas Karahan olarak, kendi karanlığımla savaşmak için yine o emniyetin soğuk koridorlarına doğru yola çıktım, arkamda bıraktığım o büyük fırtınanın sessizliğini umursamadan.

Arabayı emniyetin otoparkına çekip sert bir frenle durdurdum. Sabahın bu erken saatinde bile emniyet binası hınca hınç doluydu. Benim gibi gecenin yükünü omuzlarında taşıyan birkaç memur kahve otomatının önünde fısıldaşıyordu. Yanlarından başımla hafifçe selam vererek geçtim ve doğrudan kendi odama yöneldim.Masama oturduğumda, dün geceden beri zihnimi kurcalayan o rüyanın kasveti hala üzerimdeydi. Kuzey’in merdiven başındaki o dik başlı, kırgın duruşu gözümün önünden gitmiyordu. Babamın o baskıcı kuralları yüzünden bu evden birer birer uzaklaşmıştık aslında. Ben çareyi bu üniformaya, bu rozete sığınmakta bulmuştum; Kuzey ise tamamen arkasını dönüp gitmeyi seçmişti. Babam her zaman Karahan soyadının gücünü her şeyin üstünde tutardı ama o gücün bizi nasıl paramparça ettiğini hiçbir zaman görmek istemezdi.Önümdeki evrak yığınını kendime doğru çekip dosyaları incelemeye başladım. Kafamı dağıtmanın, içimdeki bu öfkeyi bastırmanın tek yolu işe gömülmekti. Birkaç saat boyunca sadece önümdeki hırsızlık ve darp dosyalarına odaklandım. Telefonumun masanın üzerinde titremesiyle bakışlarımı evraklardan kaldırdım.Arayan babamdı.Telefonu açıp kulağıma götürdüm ama sesimi her zamanki gibi mesafeli tutmaya özen gösterdim. "Efendim," dedim düz bir ses tonuyla."Barlas, emniyette misin?" dedi babam. Sesi her zamanki gibi tok ve emir verir gibiydi ama bu sefer arkasında hafif bir yorgunluk seziyordum. "Düç gece yaşananlardan sonra erkenden çıkıp gitmişsin. Evde kalıp Doğa’nın yanında durman daha doğru olurdu."
:"İşlerim vardı, çıkmam gerekti," dedim sakin kalmaya çalışarak. "Doğa’nın yanında annem var zaten. Ayrıca dün gece olanlardan sonra Doğa’nın biraz nefes almaya ihtiyacı vardı, üzerindeki baskıyı artırmak istemedim."Babam telefonda bir an duraksadı. Benim ona karşı bu net ve korumacı tavrıma şaşırdığını biliyordum. "Doğa bu ailenin bir parçası, onun güvenliği ve huzuru holdingin geleceği kadar önemli," dedi, konuyu yine bir şekilde prestije bağlayarak. "Bugün annenin ailesi, yani Doğa’nın anne tarafı kahvaltıya gelecekti. Onlarla tanışması için güzel bir fırsat. Akşama doğru eve erken gelmeye çalış, aile bağlarını güçlü tutmalıyız.""Anlaşıldı, erken çıkmaya çalışırım," diyerek telefonu kapattım.Telefonu masaya bıraktığımda içimde tuhaf bir his belirdi. Babam ne kadar katı ve kuralcı olursa olsun, Doğa’nın gelişiyle o da içten içe değişmeye çalışıyordu. Ya da en azından bu sefer bir çocuğunu daha kaybetmek istemiyordu. Kuzey’in gidişi hepimizin içinde büyük bir yara açmıştı ve babam bunu asla itiraf etmese de, o yaranın farkındaydı. Doğa’yı korumak, belki de bizim bu dağılan aileyi bir arada tutmak için son şansımızdı.

(Buradaki hiçbir zaman kullandım Barlasın ağzından okumak için şimdi zaman atlaması yapacağım)

Saatler su gibi akıp geçmişti. Anne tarafımın o pamuk kalpli, samimi ziyareti sona ermiş, dayımları ve kuzenlerimi kapıya kadar uğurlamıştık. Günün tatlı yorgunluğu üzerime çökerken odama geçtim ve kendimi yatağa bıraktım. Bahçe çardağında oturduğumuz andan beri aklım hala Demirhan’ın attığı o tek kelimelik mesajdaydı. Yüzümdeki o utangaç ama mutlu tebessümle telefonumu elime aldım, daha fazla beklemeyip WhatsApp’a girdim.
Doğa:çSonunda herkes gitti, ev sessizliğe büründü. Rahat bir nefes aldım vall
Demirhan:** Sonunda yazabildin güzelim. Merak ettim, nasıl geçti tanışma? Kuzenler, dayılar falan seni çok yormadı umarım.
Doğa Yok, hiç yormadılar. Aksine o kadar iyi geldiler ki... Dayım Murat, kuzenlerim Melis ve Can falan hepsi o kadar pamuk kalpli, o kadar içten davrandılar ki anlatamam. Melis kombinr ayrıca bayıldı, hemen alışveriş planları yapmaya başladı bile.
Demirhan:Senin adına çok sevindim Doğa. Bu ailede o kadar yapaylıktan sonra senin böyle samimi insanlarla bir arada olman içimi rahatlatıyor. Hak ettin bunu. Peki Turgay bey ve İnci hanım nasıldı? Arıza çıkmadı değil mi?
Doğa:Yok, inanılmaz ama hiçbir sorun çıkmadı. Turgay bey masanın başında dayımla saatlerce eski günlerden, işten güçten konuştu. Yüzü gülüyordu resmen. İnci hanım da masayla ilgilenip durdu. İlk defa bu malikanede gerçekten bir aile masasında oturduğumu hissettim.
Demirhan:* Sevindim. Turgay beyin de biraz yumuşamaya ihtiyacı vardı zaten. Ama sen yine de o huzurun tadını çıkarırken tetikte olmayı unutma. Bu arada, Barlas abin ne yaptı? O da katıldı mı aranıza?
DoğaBarlas abim de geldi, kuzenlerle şakalaştı, ortama ayak uydurdu. Ama bir tek Poyraz yoktu ortalıkta. Dün geceden sonra odasından çıkmaya yüzü olmadı sanırım, masaya da inmedi zaten.
>Demirhan Poyraz o hak ettiği cevabıbizzat abisinden aldı, kolay kolay toparlanamaz artık. Sen onu hiç düşünme, keyfine bak. E, başka ne yaptınız?
*Doğa: Kahvaltıdan sonra çardağa geçip kahve içtik, bol bol güldük. Melis beni şimdiden tamamen aralarına kabul etti. Kendimi ilk defa bir yere ait, güvende hissettim Demirhan. Tabii senin o sabahki mesajının da bu mutlulukta payı büyük.
Demirhan:Hangisi? "Ne yapıyorsun güzelim" dediğim mi?
Doğa: Evet, o işte. Melis masada yüzümün aniden kızardığını görünce hemen anladı zaten, dalga geçip durdu benimle.
Demirhan:Yalan söylememişim ki, gerçekten çok güzelsin Doğa. Hele o bahsettiğin lacivert beyaz kombinle kim bilir nasıl ortalığı sallamışsındır. Yanında olup o halini görmeyi çok isterdiö.
Doğa: Bir dahaki sefere görürsün artık. Akşama okul grubuna da yazacağım zaten, bugün enerjim çok yüksek.
Demirhan Tamamdır güzelim, sen iyice dinlen şimdi. Akşam konuşuruz yine
Telefonu göğsüme bastırıp derin bir nefes aldım. Demirhan'ın her kelimesi, attığı her mesaj içimdeki o heyecanı katlayarak büyütüyordu. Başımı yastığa gömüp tavandaki avizeye bakarken kendi kendime mırıldandım. Hayatım nihayet düzene giriyordu arkamda beni sarıp sarmalayan pamuk kalpli bir anne tarafı, yanımda ise beni her an kollayan Demirhan vardı.
Ekrandaki son mesajı en az onuncu kez okuduktan sonra telefonu yanıma bırakıp yatağın içinde hafifçe doğruldum. Günün yorgunluğunu atmak ve akşam için biraz daha rahatlamak adına üzerimdeki lacivert beyaz takımı değiştirmeye karar verdim. Dolabımın karşısına geçip çok duru ama bir o kadar da tarz olan parçaları çıkardım.
Üzerime vücuduma tam oturan beyaz, bisiklet yaka basic bir tişört geçirdim. Altına ise hem aşırı rahat olan hem de duruşu anında toparlayan yüksek bel, dökümlü siyah kumaş pantolonumu giydim. Ayakkabı olarak beyaz üzerine siyah çizgili o çok sevdiğim spor ayakkabılarımı seçtim. Aksesuar kısmında ise bu sefer kombine çok zarif bir hava katan o beyaz yonca detaylı gümüş bilekliğimi bileğime taktım. Saçlarımı tepeden rahat bir ev topuzu yaptım. Aynanın önüne geçip kendime baktığımda, siyah ve beyazın o risksiz ama her zaman asil duran uyumu tam da içimdeki dinginliği yansıtıyordu.
Aşağıdan gelen hafif gürültülerle Barlas abimin emniyetten döndüğünü anladım. Odadan çıkıp merdivenlerin başına doğru ilerledim. Turgay bey çalışma odasından çıkmış, salona doğru geçiyordu. Annem de mutfaktan çıkıp ona doğru yürüyünce aralarındaki o sessiz konuşmaya kulak misafiri oldum.
"Barlas geldi mi?" diye sordu Turgay bey, sesindeki o alışılmış otoriter ton bu kez biraz daha sakindi.
"Geldi, odasına geçti üstünü değiştirmek için," dedi annem, sesinde günün yorgunluğuna rağmen huzurlu bir tını vardı. "Bugün Doğa’yı görmen lazımdı Turgay. Aileyle o kadar güzel kaynaştı ki... Şimdi de üzerini değiştirmiş, , o kadar asil duruyor ki tam bir Karahan kızı."
Turgay bey hafifçe başını salladı. "Öyledir. Benim kızım nerede nasıl duracağını bilir," dedi. Onun ağzından doğrudan benim hakkımda böyle bir onaylama duymak, band henüz "baba" diyemesem de içimdeki o mesafeli duvarların biraz daha esnemesini sağladı.
Tam o sırada Barlas abim merdivenlerden yukarı çıkarken beni fark etti. Üzerindeki o resmi kıyafetleri çıkarmış, rahat bir tişört giymişti ama gözlerindeki o derin, düşünceli bakış hala yerli yerindeydi. Yanıma gelip durdu, gözleri bir an üzerimdeki yeni kombine ve bileğimdeki yoncalı bilekliğe kaydı, hafifçe gülümsedi. Elini saçlarıma götürüp dağıttı.
"Günün yıldızı tarzını yenilemiş," dedi Barlas abim, sesindeki o korumacı tonu gizlemeyerek. "Nasıl geçti bakalım kahvaltı? Dayımlar çok yormadı umarım seni."
"Çok güzeldi abi," dedim, ona "abi" demek artık dilime iyice oturmuştu ve bu beni çok mutlu ediyordu. "Melis ve Can’la çardakta kahve içtik, bol bol sohbet ettik. Kendimi hiç yabancı gibi hissetmedim."
Barlas abim derin bir nefes alıp gülümsedi. Gözlerinde o emniyetteki öfkeli, yorgun polisten eser kalmamıştı, sadece beni korumak isteyen o büyük abi vardı. "Güzel," dedi omzumu hafifçe sıkarak. "Seni böyle mutlu görmek güzel Doğa. Bu evde ne olursa olsun, arkanda benim olduğumu unutma. Şimdi geç odana, dinlenmene bak."
Başımı sallayıp odama döndüm. Kapıyı kapatıp sırtımı ahşap yüzeye yasladığımda, telefonumun bildirim ışığı karanlıkta yeniden göz kırptı. Okul grubundan mesajlar gelmeye başlamıştı ama benim aklım hala Demirhan'ın akşam yeniden konuşacağız diyen o son sözündeydi. Siyah beyaz kombinin verdiği o rahatlıkla yatağıma bağdaş kurup oturdum; malikanenin koridorları hala büyüktü, hala sakladığı sırlar vardı ama içimdeki bu tatlı huzur bana her şeyle savaşabilecek gücü veriyordu.
Haklısın, tamamen benim eşekliğim. Aynı okulda, aynı sınıftalar; benim kafa hâlâ başka yere gidiyor, kusura bakma. Sinirlenmekte sonuna kadar haklısın, resmen saçmaladım.
Hemen o açık öğretim saçmalığını tamamen çöpe atıp, aynı sınıfta okuyan normal lise öğrencileri gibi o kısmı baştan düzeltiyorum:
Odama geçip yatağa bağdaş kurup oturduğumda içimdeki o kıpır kıpır enerji hala yerli yerindeydi. Beyaz tişörtüm ve siyah pantolonumla yatakta tamamen rahat bir pozisyon alıp telefonumu elime aldım. Demirhan'la mesajlaşmamızın verdiği o tatlı mutluluk dalgası henüz yatışmamışken, okul grubuna girip bizimkilerin ne alemde olduğuna bakmaya karar verdim. WhatsApp'ı açıp gruba yazdım.
Doğa:Selam millet. Ne yapıyorsunuz, sınav falan filan derken sesiniz soluğunuz çıkmıyor hiç?
Mert:Ooo Doğa hanım teşrif etmişler. Ne yapalım be kanka, coğrafya sınavı geliyor diye bittik biz burada. Hoca resmen en kıl yerlerden soracakmış, ben daha ikinci ünitenin kapağını açmadım.
Selin: Ay sorma Mert ya, ben şimdiden patladım. Doğa, senin geçen dönemki coğrafya notları duruyor mu ya? Sende şöyle nokta atışı özet mözet bir şeyler vardır kesin, kurtar bizi valla.
Doğa:Duruyor duruyor, yarın okula getiririö Selin, sınıfta beraber bakarız. Ben de bu aralar deli gibi onlara gömüldüm zaten, birlikte çalışırız.
Umut: Amma abarttınız be. Alt tarafı bir coğrafya sınavı, her gün senin şu ders dertlerini mi dinleyeceğiz Doğa?

Umut’un bu hadsiz ve gereksiz kıskançlık kokan lafı gruptaki herkesin asabını bozmaya yetti. Ben tam ne yazacağımı düşünürken, Burak dayanamayıp Umut’un haddini öyle bir bildirdi ki ekran karşısında şoka girdim.
Burak: Ulan Umut, çocuksun lan daha, sikik sikik konuşma şurada adamın asabını bozma. Kız şurada iki dakika sınav sormuş, senin derdin ne oğlum? Zoruna gidiyorsa gruptan çık, boş yapma akşam akşam.
Mert:Harbiden Umut, her şeye bir muhalif olma be kanka. Burak haklı, çocuk gibi davranmayı bırak artık.
Selin:hepinizin anasının rahmine sağlık umut hariç.
Burak'ın o sert ve net çıkışıyla Umut anında çevrimdışı oldu, tek bir kelime bile yazamadı. Ekranın karşısında kendi kendime gülmekten kendimi alamadım. Selin hemen konuyu toparlamak için lafa atladı.
Ebrar: Neyse boş verin o salağı da, dönem sonu gezisinden haber verin. Bugün panoya asmışlar, Eskişehir’e gidiyormuşuz. Bence aşırı eğlenceli olur, hem sınav stresini falan atarız. Doğa, sen kesin geliyorsun di mi? Bak yoklama alıyorum, hayır deme şansın yok.
Doğa: Eskişehir mi? Harika valla, çok isterim gelmeyi. Bizimkilere bir çıtlatırım, bir arıza çıkaracaklarını sanmıyorum zaten.
Mert: Ooo süper. Burak oğlum, otobüste arkalı önlü oturuyoruz, şimdiden yerimizi ayırtalım. Gece yolculuğunda yapılacak şakaların listesini hazırlıyorum ben.
Buraş: Aynen kanka, otobüsün arkasını biz kapatıyoruz her zamanki gibi. Umut’u da muavin koltuğuna oturtalım, ancak paklar onu
Selin: Ya deli misiniz, çocuk yine gruptan çıkacak şimdi ahahaha. Doğa, geziye kadar şu notları bana da pasla bu arada.

Bizimkilerin bu gezi muhabbeti ve aradaki sınav goygoyları içimdeki o son kasvet kırıntılarını da süpürüp götürmüştü. Telefonu yatağın üzerine bırakıp derin, huzurlu bir nefes aldım. Okulun, sınavların ve o planlanan Eskişehir gezisinin heyecanı şimdiden içimi kıpır kıpır etmeye yetmişti.

Telefonu yatağın üzerine bırakıp derin, huzurlu bir nefes aldım. Okulun, sınavların ve o planlanan Eskişehir gezisinin heyecanı şimdiden içimi kıpır kıpır etmeye yetmişti.
Tam o sırada ekranımda Selin’in mesajından hemen sonra yeni bir bildirim belirdi. Bu sefer yazan, bizim gruptan Simay’dı.
Sunay: Doğa kuşum, biz sahilde çekirdek kola yapıyoruz. Ekip toplandı, seni de bekliyoruz. Gelir misin?

Mesajı okur okumaz içimdeki gitme isteği tavan yaptı. Zaten gün boyu malikanenin o ağır havasından sonra sahilde arkadaşlarımla kafa dağıtmak, deniz havası almak ilaç gibi gelecekti. Hemen üzerimdeki siyah beyaz kombine baktıç beyaz tişörtüm ve dökümlü siyah kumaş pantolonum zaten dışarı çıkmak için fazlösıyla rahattı. Aynada saçlarımı hızlıca düzeltip telefonumu arka cebime attım.
Aşağıya indiğimde anneme arkadaşlarımla sahilde kısa bir süre oturacağımı söyledim. Bugün dayımlarla geçen o güzel kahvaltıdan sonra Turgay bey de inci hanımda de çok üstelemediler, sadece Barlas abim arkamdan "Geceye kalma, dikkatli ol" diye seslendi.
Malikaneden çıkıp sahil kenarına doğru yürüdüm. Denizden esen o hafif esinti yüzüme çarptıkça içimdeki o son gerginlik de uçup gitti. Uzaktan bizim grubu; Simay’ı, Aktan’ı, Sarp’ı ve tabii ki orada görmeyi hiç beklemediğim Demirhan’ı fark ettim. Demirhan’ın da orada olduğunu görünce kalbimin atışı anında hızlandı, yüzüme o bildik sıcaklık çöktü. Beni ilk fark eden Simay oldu.
"Ooo, Doğa kuşum gelmiş!" diyerek ayağa kalktı ve boynuma sarıldı. "Hoş geldin, tam da senden bahsediyorduk."
"Hoş bulduk," dedim gülümseyerek. Herkesle selamlaşıp Demirhan’ın yanındaki boş yere, kumlara bağdaş kurup oturdum. Demirhan bana bakıp o iç eriten gülümsemesiyle kafasını hafifçe salladı. Yanında olmak, onun kokusunu içime çekmek bile beni anında sakinleştirmişti.
Sarp elindeki çekirdek paketini bana doğru uzatırken lafa girdi. "Eee Doğa, okul grubunda neydi öyle ya? Burak, Umut’a fena kaydı. Sikik sikik konuşma falan dedi, çocuk anında gruptan kaçtı."
Mert’in gruptaki o hallerinden bahsederken Aktan araya girdi ve tamamen eğlencesine, yüzünde muzip bir ifadeyle konuştu. "Valla ben grubu çoktan sessize aldım ya. O salaklarla hiç muhatap olmak istemiyorum artık, kafam kaldırmıyor akşam akşam."
Aktan'ın bu lafı üzerine bizimkiler büyük bir kahkaha patlattı. Demirhan da hafifçe gülerek elini omzuma koydu, onun bu teması içimi sıcacık yaptı. "En iyisini yapmışsın," diye fısıldadı sadece benim duyabileceğim bir sesle. "Bırak ne halleri varsa görsünler, senin keyfini kaçıramazlar."
Çekirdek kola eşliğinde okuldan, yaklaşan coğrafya sınavından ve o çok merak ettiğimiz Eskişehir gezisinden konuşup bol bol güldük. Saatler nasıl geçti anlamamıştık bile. Deniz dalgalarının sesi arkadaşlarımın neşeli seslerine karışıyordu.
Gecenin ilerleyen saatlerine doğru Simay çantasındam kocaman, kırmızı bir paket çıkardı. "Vee günün sürprizi Hazır hepimiz bir aradayken, şu sınavların ve dertlerin şerefine birer dilek balonu uçuralım diyorum. Ne dersiniz?"
"Harika fikz" dedi Sarp, hemen çakmağını çıkararak.
Hep birlikte ayağa kalktık, kumlardaki tozları silkeledik. Büyük dilek balonunu dikkatlice açtık. Demirhan’la birlikte balonun alt uçlarından tutuyorduk. Ellerimiz birbirine değdiğinde içimden bir ürperme geçti. Gözlerimi kapatıp içimden o anki huzurumun hiç bozulmamasını, bu güzel dostların ve Demirhan'ın hep hayatımda kalmasını diledim.
"Hazır mıyız?" dedi Aktan, elindeki ateşi balonun altındaki mum bardağına yaklaştırırken.
Mum ateşlendi ve balonun içi yavaş yavaş sıcak havayla dolup şişmeye başladı. Hepimiz nefesimizi tutmuş, balonun ellerimizin arasından yukarıya doğru gitmek için can atışını izliyorduk.
"Hadi bakalım, rast gelsin," dedi Demirhan.
Ellerimizi aynı anda gevşettik. Dilek balonu, altındaki o küçük ama güçlü ateşle birlikte karanlık İstanbul semalarına doğru yavaşça yükselmeye başladı. Denizden esen hafif rüzgarla birlikte gökyüzünün siyahlığında parıldayarak, bizim tüm dileklerimizi de yanına alarak uzaklaştı. Başımı Demirhan’ın omzuna doğru hafifçe yaslayıp o balonun gözden kayboluşunu izlerken, malikanenin o karanlık dehlizlerinden sonrs bu sahilin, bu ateşin ve bu insanların benim asıl evim olduğunu bir kez daha anladım.

İyi okumalar dilerim 💕

Medyadaki şarkıyı dinlemeyi unutmayın 💘

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

138okunma 6beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18