20. bölüm · KOKUNUN İZİ(GERÇEK AİLEM)
Geçmiş (Alpmey)
Mardin’in o dönemki geceleri, şimdiki gibi insanın üzerine çöken bir ağırlıkla değil, sanki sadece ikimizin hikayesine zemin hazırlayan loş bir ışıkla başlardı. Konağın ve aşiretin omuzlarıma yüklediği o erken sorumluluklardan sıyrılıp nefes alabildiğim tek yer, şehir merkezinin yukarısında kalan o eski, yüksek taş terastı.
Meyra, rüzgarda hafifçe uçuşan elbisesi ve omuzlarına dökülen dalgalı saçlarıyla tam da sözleştiğimiz yerde duruyordu. Şehrin sarı ışıkları yüzünün yarısını aydınlatırken, arkasında uzanan uçsuz bucaksız ova adeta ona eşlik eden bir tablo gibiydi. Sosyal medyada görüp de imrenilecek o en estetik, en kusursuz ve büyüleyici karelerden biri tam karşımda canlı bir şekilde duruyordu.
"Gelmeyeceksin sandım," dedi, sesindeki o hafif kırgınlık adımlarımı hızlandırmama yetti.
"Söz verdiysem gelirim Meyra. Seni bu şehirde tek başına bırakmam," diyerek tam karşısında durdum.
Aramızdaki o çekim saniyeler içinde ikimizi de ele geçirdi. Elimi yavaşça yanağına yerleştirdim; teninin sıcaklığı rüzgarın serinliğini anında yok etti. Meyra gözlerini kapatıp elime doğru hafifçe yaslandığında, bu dünyada korumam gereken en değerli şeyin o olduğunu bir kez daha anladım. Başını kaldırıp gözlerimin içine öyle bir baktı ki, o bakışta hem büyük bir aşk hem de geleceğin getireceği belirsizliğin korkusu vardı.
"Gitmek zorunda kalmaktan çok korkuyorum, Alptekin," diye fısıldadı, dudakları titreyerek. "Bu şehrin kuralları bizi bir gün ayıracakmış gibi geliyor."
"Seni benden almaya kimsenin gücü yetmez," dedim, sesimdeki tüm kararlılıkla. O an içimde yükselen o yoğun duyguyla daha fazla dayanamadım ve ona doğru eğildim. Dudaklarımız bir araya geldiğinde, Mardin’in tüm uğultusu, konağın kuralları ve geleceğin o karanlık gölgesi tamamen yok oldu. Sadece ikimizin nefesi ve o taş duvarların şahitlik ettiği derin, unutulmaz bir öpücük kaldı geriye. O an, hayatımın en güzel, en kusursuz zirvesiydi.
Ama o gecenin, tepemizde parıldayan o yıldızların bize sunduğu son güzel an olduğunu ikimiz de bilmiyorduk.
Bu büyüleyici ve kusursuz anın hemen ardından, sadece birkaç hafta sonra, aşiretlerin ve ailelerin arasına giren o geri dönülemez düşmanlık duvarları örüldü. Meyra, bir sabah ardında hiçbir iz bırakmadan, ailesinin zoruyla bu şehirden ve benim hayatımdan tamamen koparılıp uzaklara gönderildi. O kusursuz aşk sahnesi, kalbimde hiç iyileşmeyecek sert ve büyük bir yaranın, sonu tamamen karanlıkla biten bir trajedinin başlangıcı olarak kaldı. İşte bu yüzden bugünkü Alptekin, geçmişin o güzel anılarını bir daha hiç açılmamak üzere o taş duvarların ardına gömmüş, buz gibi bir adama dönüşmüştü.
İyi okumalar 🫶🏻
