28. bölüm / 30
KOKUNUN İZİ(GERÇEK AİLEM)24.Bölüm
Bölümler 30Şu an: 24.Bölüm
- 1 1.Bölüm1.882 kelime
- 2 2.Bölüm2.084 kelime
- 3 3.Bölüm1.082 kelime
- 4 4 bölüm3.145 kelime
- 5 5.Bölüm2.450 kelime
- 6 6.bölüm2.786 kelime
- 7 DUYURU247 kelime
- 8 7.Bölüm2.994 kelime
- 9 8.Bölüm2.756 kelime
- 10 9.Bölüm2.157 kelime
- 11 10.Bölüm2.612 kelime
- 12 11.Bölüm1.064 kelime
- 13 12.Bölüm3.073 kelime
- 14 13.bölüm1.343 kelime
- 15 14.Bölüm1.858 kelime
- 16 15.Bölüm2.407 kelime
- 17 16.Bölüm3.973 kelime
- 18 17.Bölüm3.839 kelime
- 19 18.Bölüm1.698 kelime
- 20 Geçmiş (Alpmey)369 kelime
- 21 Geçmiş 2(Alpmey)1.008 kelime
- 22 19.Bölüm1.361 kelime
- 23 20.Bölüm1.850 kelime
- 24 21.bölüm1.347 kelime
- 25 22.bölüm1.655 kelime
- 26 23.Bölüm2.620 kelime
- 27 24.Bölüm2.864 kelime · Okuduğun bölüm
- 28 25.Bölüm2.815 kelime
- 29 26.Bölüm1.600 kelime
- 30 27.Bölüm1.884 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Doğa’nın 18. yaş günü gelip çatmıştı. Karahan konağı, dışarıdan bakıldığında sıradan bir kutlama varmış gibi ışıl ışıldı ama içerideki herkes bu gecenin ne anlama geldiğini çok iyi biliyordu. Bu gece sadece bir yaş günü değil, Doğa’nın kendi kararlarını alabileceği reşit olma günüydü.Odada hazırlıkları tamamlayan Melis ve Berrak, Doğa’nın etrafında pervane oluyordu. Melis, aynanın karşısındaki Doğa’nın saçlarını düzeltirken heyecanla konuştu
"Ayy Doğa, inanamıyorum ya! Gerçekten bugün 18 oluyorsun. Ama konaktaki bu hava nedir böyle? Herkes fırtına öncesi sessizlik gibi dolanıyor."
Berrak elbisenin askılarını düzeltip derin bir nefes aldı. "Abimlerin ve Ediz’in olayı belli işte Melis... Bugün sadece pasta kesilmeyecek. Konaktaki herkes o anlaşmalı evlilik hamlesinin resmiyete dökülüp dökülmeyeceğini bekliyor."
Doğa aynadaki yansımasına baktı. Üzerindeki zarif siyah elbisesi ve hafif makyajıyla bambaşka biri gibi duruyordu ama kalbi göğüs kafesini zorlayacak kadar hızlı çarpıyordu. tam o sırada kapı yavaşça çalındı. Kuzey içeri girdi.
Üzerinde siyah takımıyla her zamanki gibi heybetli ve ciddi duruyordu. Melis ve Berrak gülümseyerek onları yalnız bırakmak için odadan çıktılar.
Kuzey, Doğa’nın yanına yaklaşıp elini kardeşinin omzuna koydu. "İyi misin?" diye sordu, sesi yumuşacıktı."Korkuyorum galiba abi," dedi Doğa dürüstçe. "Yani bugün her şey değişecek."Kuzey cebinden kadife küçük bir kutu çıkarıp Doğa’ya uzattı. Kutunun içinde zarif, pırlanta taşlı bir kolye vardı. "İyi ki doğdun kız kardeşim," dedi Kuzey. Kolyeyi Doğa’nın boynuna takarken aynadan gözlerine baktı. "Neden korktuğunu biliyorum. Ama unutma, aşağıda atacağın her adımda, yapacağın her seçimde ben arkandayım. Ediz’le yapacağınız o anlaşma sadece bir kalkan. Sen ne zaman 'bitti' dersen, o gün biter.""Teşekkür ederim abi..." dedi Doğa, sarılarak.
Aşağıdan davetlilerin ve ailenin sesleri gelmeye başladığında birlikte merdivenlere yöneldiler. Konağın geniş avlusu ışıklandırılmış, masalar donatılmıştı. Baran, Barlas, Poyraz ve Sarp avluda dikilmiş gelen konukları karşılıyordu.
Doğa merdivenlerden inmeye başladığında avludaki tüm bakışlar ona döndü. Ama Doğa’nın gözü tek bir kişiyi aradı.Giriş kapısının yanında, duvara yaslanmış halde duran Ediz’i.
Ediz, siyah ceketinin cebinde elleri, gözlerini bir an bile Doğa’dan ayırmadan ona bakıyordu. Yüzünde o alışıldık muzip gülümseme yoktu; aksine son derece ciddi, korumacı ve derin bir bakışla izliyordu Doğa’yı.
Doğa merdivenlerin sonuna geldiğinde Ediz ona doğru bir adım attı. Aralarındaki mesafe kapandığında, Ediz eğilip sadece Doğa’nın duyabileceği bir fısıltıyla konuştu:"İyi ki doğdun Şakayık lalesi... Hazır mısın hayatının en çılgın doğum günü partisine?"Doğa derin bir nefes aldı. "Sanırım başka çarem yok," dedi.
O sırada Baran abi elindeki kadehe hafifçe vurarak dikkatleri üzerine çekti. Pasta avlunun ortasına getirilirken Karahan konağında zaman sanki durmuştu. Pasta kesildikten hemen sonra, beklenen o an gelecekti.
Mumlar üflenip pasta alkışlar eşliğinde kesildikten sonra, avludaki o kalabalık yavaş yavaş kendi arasındaki sohbetlere daldı. Ama konağın ana masasında oturan Karahan ailesi ve Ediz için asıl gece şimdi başlıyordu.
Baran abim masanın başındaki sandalyesinde dikleşip ciddiyetle Ediz’e baktı. "Pasta kesildi, Doğa artık 18 yaşında. Şimdi sadede gelelim. Bu fikri ortaya attın Ediz, planın tam olarak ne?"Ediz hiç istifini bozmadan masaya doğru biraz eğildi. Sesi alçak ama son derece kendinden emindi. "Plan net. Yarın sabah nikah memuru buraya gelecek. Aile arasında, sadece birinci derece yakınların olduğu sessiz sedasız bir nikah kıyılacak. Dışarıya ise 'Doğa reşit olur olmaz evlendiler' mesajı verilecek. Böylece töre adı altında kapıya dayanmayı düşünen o itlerin elindeki bütün kozlar daha başlamadan biter."
Kuzey abim elindeki su bardağını masaya sertçe bıraktı. Gözlerini Ediz’den ayırmıyordu. "Peki ya sonrası? Bu oyun ne kadar sürecek?"
"Tehdit tamamen bertaraf edilene kadar," dedi Ediz doğrudan Kuzey’in gözlerinin içine bakarak. "O süre boyunca Doğa’nın kılına zarar gelmeyecek. Aynı evde ya da yan yana olsak bile her şey kâğıt üzerinde kalacak. Buna ben de garantörüm, Karahan adı da."
Sarp aradan atlayıp Doğa’ya baktı. "Kuzen... Sen gerçekten emin misin? Yani tamam, Ediz’e güveniyoruz falan ama bu az buz bir şey değil. Açık öğretime geçeceksin, hayatın bir süreliğine tamamen değişecek."Doğa derin bir nefes aldı. Masadaki herkesin bakışları onun üzerindeydi. Ediz’in kararlı duruşuna, Kuzey abisinin korumacı bakışlarına ve diğer abilerinin endişesine baktı. Elini boynundaki kolyeye götürüp sıktı."Eminim," dedi Doğa, sesi bu kez hiç titremeden. "Bu aileyi ve kendimi korumak için yapılması gereken buysa, kabul ediyorum. Ama Ediz... Tek bir kuralım var. Bu tamamen bir formalite ve benim sınırlarım ihlal edilmeyecek."
Ediz hafifçe gülümsedi. Yüzüne o tanıdık, hafif muzip ama bir o kadar da güven veren ifadesi yerleşti.
"Emriniz olur müstakbel karım," dedi kısık bir sesle. "Senin kuralların geçerli."Baran abim derin bir iç çekti. "O zaman yarın sabah bu iş bitiyor. Herkes ayağını denk alsın, bu konaktan dışarı tek bir laf dahi sızmayacak."
Gecenin sonuna doğru avludaki ışıklar tek tek sönerken, Doğa odasının penceresinden dışarıya baktı. Yarın sabah kıyılacak o nikahla birlikte hayatında yepyeni, tehlikeli ama bir o kadar da kaçınılmaz bir perde açılacaktı.
Gece yarısını geçerken konağın avlusundaki kalabalık dağılmış, sessizlik Karahan konağına tekrar hakim olmuştu. Doğa odasının balkonunda durmuş, Mardin’in serin rüzgârında boynundaki kolyeyle oynuyordu. İçindeki karmaşa henüz yatışmamıştı; yarın sabah atılacak o imza, hayatının akışını tamamen değiştirecekti.Arkasından gelen hafif ayak sesleriyle başını çevirdi. Ediz, elleri ceplerinde balkona doğru yürüyordu.
"Hâlâ uyumadın mı?" diye sordu Ediz, sesindeki o sert ton gitmiş, yerini daha sakin bir fısıltıya bırakmıştı.
"Nasıl uyuyabilirim ki?" dedi Doğa rüzgârda yüzüne gelen saçlarını arkaya atarak. "Yarın sabah hiç planlamadığım bir nikahta imza atacağım. Sen çok rahat görünüyorsun ama benim kafamın içi darmadağın."
Ediz balkonun demirliklerine yaslanıp Doğa’ya döndü. Gözlerini bir süre onun yüzünde gezdirdi. "Rahat değilim Şakayık. Sadece ne yaptığımı biliyorum. Yarın atacağımız o imza, o itlerin sana veya ailene dokunmasını engelleyecek tek duvar. Bunun bir oyun olduğunu unutma ama seni korumak için ne gerekiyorsa yapacağımı da bil."
Doğa gözlerinin içine baktı. Ediz’in sesindeki o kararlılık, içindeki endişeyi biraz olsun bastırıyordu. "Peki ya sonra?" diye sordu Doğa. "Bu tehlike bittiğinde ne olacak?"Ediz hafifçe gülümsedi, yüzünde o muzip ifadesi belirdi. "Sonrasını o zaman düşünürüz. Şimdilik sadece yarın sabahki tiyatroya odaklan. Şimdi içeri geç ve uyu, yarın zor bir gün olacak."
Doğa başıyla onaylayıp odasına doğru bir adım attı, tam kapıdan girerken durup Ediz’e baktı. "Teşekkür ederim Ediz. Yanımda olduğun için."
Ediz sadece başını sallamakla yetindi. Doğa odasına girip kapıyı kapattığında, Ediz balkonda tek başına kaldı. Gecenin karanlığına bakarken yarın sabah başlayacak yeni dönemin Karahan konağındaki hiçbir şey için eskisi gibi olmayacağını biliyordu.
Ertesi sabah konak, erkenden başlayan bir hareketlilikle uyandı. Nikah memurunun konağa gelmesine saatler kalmıştı ve salon, ailenin içinde bulunduğu bu gergin ama kararlı havayla hazırlanıyordu.
Sabahın ilk ışıkları Karahan konağının taş duvarlarına vururken içeride hummalı ama sessiz bir hazırlık vardı. Konaktaki çalışanlar bile ortamdaki havanın ciddiyetini sezmiş gibi fısıltıyla konuşuyordu.Doğa odasında, aynanın karşısında oturmuş derin derin nefes alıyordu. Üzerinde sade, şık beyaz bir elbise vardı. Kapı yavaşça açıldı; içeri önce Berrak ve Melis, ardından Sarp girdi.
Melis Doğa’nın omzuna hafifçe dokundu. "Doğa, memur gelmek üzere. Aşağıda sadece abimler, biz ve şahitler olacak. Hazır mısın?"
Doğa ayağa kalkıp elbisesini düzeltti. "Hazır olsam da olmasam da o saat geldi galiba," dedi hafifçe tebessüm etmeye çalışarak.Sarp öne çıkıp Doğa’nın elini tuttu. "Bak Doğa, bu sadece o itlerin önünü kesmek için yapılmış bir hamle. Kendini baskı altında hissetme. Abimler de ben de sürekli kapının önündeyiz."
Doğa kuzenlerine minnetle bakıp başını salladı. Birlikte merdivenlerden aşağıya, konağın çalışma odasına doğru indiler.Salonda Baran, Barlas ve Poyraz ciddiyetle bekliyordu. Kuzey abi ise camın kenarında dikilmiş, dışarıyı izliyordu. Doğa içeri girdiğinde Kuzey ona doğru yürüdü ve alnından öptü. "Yanındayım," diye fısıldadı.Masada nikah memuru belgeleri hazırlamıştı. Ediz ise siyah takım elbisesiyle masanın diğer tarafında duruyordu. Doğa’nın içeri girdiğini gördüğünde gözlerindeki o sert ifade bir anlığına yumuşadı.
Memur yerini alıp tarafları masaya davet etti. Kısa ve sade bir törendi; formaliteler hızlıca yerine getiriliyordu.
"Siz, Doğa Karahan... Hiçbir baskı altında kalmadan Ediz’i eş olarak kabul ediyor musunuz?"
Doğa bir an için duraksadı. Gözleri masadaki Karahan ailesine, ardından Ediz’in kendinden emin bakışlarına kaydı. Elindeki kalemi sıktı ve net bir sesle konuştu:"Evet."Sıra Ediz’e geldiğinde, Ediz hiç tereddüt etmeden, gözlerini Doğa’dan ayırmadan "Evet," dedi.Şahitler olarak Kuzey ve Baran imzaları attı. Nikah defteri imzalandıktan sonra memur tebrik edip evlilik cüzdanını Doğa’ya uzattı.Memur uğurlandıktan sonra odada ağır bir sessizlik oluştu. Artık resmi olarak o kalkan çekilmiş, dışarıya karşı ilk büyük hamle yapılmıştı.
Ediz, Doğa’ya doğru bir adım atıp evlilik cüzdanına baktı. Yüzünde beliren o hafif, muzip tebessümle Doğa’ya eğildi:"Tebrik ederim Şakayık lalesi... Resmi olarak Karahanlar’ın üzerindeki o oyunu bozduk. Şimdi dışarıdakilerin hamlesini bekleme sırası bizde."Doğa cüzdanı sıkıca tutarken içinden tek bir şey geçiriyordu: Bu resmiyetin getireceği fırtınaya ikisi de gerçekten hazır mıydı?
Kuzey abimin koyduğu kurallar, Baran abimin keskin bakışları ve konağın taş duvarları arkamızda kalmıştı. Resmiyet kazanmış o nikahın ardından, Karahanlar'ın üzerindeki töre baskısını ve o tehlikeli düşmanları tamamen yanıltmak adına bir süreliğine Ediz ile aynı evi paylaşmak zorundaydım. Bu, dışarıya karşı "yeni evli bir çift" imajı çizmenin tek yoluydu.Ediz’in şehir merkezine yakın, modern ama bir o kadar da gözlerden uzak müstakil evine adım attığımda içimde tarif edemediğim bir huzursuzluk vardı. Karahan konağının kalabalığına, abilerimin korumacı bağrışmalarına alışkın olan ruhum, bu yabancı sessizlikte boğulur gibi olmuştu.Gece yarısına doğru evdeki sessizlik iyice ağırlaştı. Üzerime rahat bir şeyler giyip salona indiğimde Ediz camın kenarında dikilmiş, elindeki kadehle dışarıdaki karanlığı izliyordu. Üzerindeki gri tişörtü ve rahat tavrıyla son derece sakindi. Ama ben sakin değildim. Zihnimdeki şüpheler, tehlikenin ne kadar yakın olduğu gerçeği ve Ediz’in aslında ne kadar ileri gidebileceği düşüncesi beni yiyordu.
Odadaki çekmecelerden birinde gördüğüm, güvenlik için bulundurulan silahı belimden çıkarıp Ediz’e doğru adım attım. Silahın soğuk metali parmaklarımın arasında titriyordu ama duruşumu bozmadım.Namluyu doğrudan Ediz’in göğsüne, kalbinin hizasına doğru kaldırdım.
Ediz tıkırtıyı duyunca yavaşça arkasını döndü. Göğsüne dayanmış silahı gördüğünde yüzünde ne bir korku ne de bir şaşırma emaresi belirdi. Bakışları silahtan yukarı kayıp doğrudan gözlerimin içine sabitlendi. O alaycı gülüşü dudaklarının kenarında belirse de gözlerindeki derinlik çok başkaydı.
"Bu ne şimdi Şakayık lalesi?" dedi, sesi fısıltı kadar kısık ama odadaki tüm sessizliği delecek kadar netti. "Daha ilk geceden beni vuracak mısın?"
"Bana doğruyu söyle Ediz," dedim, sesimdeki titremeyi gizlemeye çalışarak. "Bu oyun gerçekten sadece beni korumak için mi? Yoksa Karahanlar'ın içine girmek, bu fırtınada kendi hesabını kapatmak için mi beni kullandın?"
Ediz bir adım öne attı. Silahın namlusu tam göğsünün ortasına daha da sert bastırdı ama o geri çekilmedi. Aksine, aramızdaki mesafeyi tamamen sıfırladı.
"Vur o zaman," dedi soğukkanlılıkla. "Eğer niyetimin seni korumaktan başka bir şey olduğuna inanıyorsan, çek tetiği. Ama unuttuğun bir şey var Doğa... Ben senin için bu ateşin ortasına atladım. Abilerinin öfkesine, dışarıdaki düşmanların tehdidine rağmen o imzayı attım."
Elini yavaşça kaldırıp silahı tutan elime dokundu. Parçası olduğum o soğuk metal, onun sıcak teniyle buluştuğunda içimden bir ürperti geçti.
"Seni o masadan çekip aldım," diye fısıldadı, yüzü yüzüme öyle yakındı ki nefesi yanaklarımı yakıyordu. "Çünkü o itlerin sana dokunması düşüncesi bile beni çıldırtıyordu. Şimdi söyle bana, gerçekten seni kullandığımı mı düşünüyorsun?"Silahı tutan parmaklarım gevşedi. Tetiği çekemeyeceğimi ikimiz de çok iyi biliyorduk. Silahı yavaşça indirip yanıma düşürdüm. Ediz silahı elimden alıp kenardaki masaya bıraktı.
Aramızdaki o tehlikeli ve çekici gerilim odanın havasını tamamen değiştirmişti. Korkuyla karışık garip bir güven duygusu göğsüme oturdu. Dışarıda bize karşı kurulan oyunlar, Mardin’in acımasız kuralları ve Karahan adının ağırlığı devam ediyordu ama bu dört duvar arasında, Ediz’in o keskin bakışlarının hedefinde olmak bambaşka bir fırtınaydı.
"Güzel," dedi Ediz hafifçe gülümsüyerek. "İlk sınavı geçtik. Şimdi o silahı bir kenara bırak da bu sahte evliliğin gerçek fırtınasına nasıl dayanacağız onu konuşalım."
Ediz silahı masanın üzerine bıraktıktan sonra salondaki ağır sessizlik bir süre daha devam etti. Dışarıda gece iyice kararmış, caddenin gürültüsü tamamen çekilmişti. Sadece ikimizin nefes alışverişleri ve duvar saatinin tık tık atan düzenli sesi duyuluyordu.
Doğa, elini masanın kenarına dayayıp derin bir nefes aldı. İçindeki o karmaşık duygu patlaması yerini yavaş yavaş fiziksel bir yorgunluğa bırakıyordu. Günlerdir sürüklenen gerilim, abilerinin baskısı, konaktaki töre fısıltıları ve en nihayetinde sabah atılan o resmi imza... Bütün bunların ağırlığı omuzlarına çökmüş gibiydi.Ediz, onun bu halini görünce aralarındaki o keskin, tehlikeli mesafeyi korumak yerine hafifçe geriye doğru çekildi. Az önceki o meydan okuyan tavrı yerini daha sakin ve durgun bir ifadeye bırakmıştı."Yoruldun," dedi Ediz, sesi bu kez oldukça alçak ve yumuşaktı. "Bu kadar şey tek bir güne fazla geldi."Doğa başını iki yana salladı, gözlerini masanın üzerindeki silahtan çekmeden mırıldandı. "Sadece bu güne değil Ediz. Günlerdir ne yaşadığımı, neyin ortasında kaldığımı ben bile anlamıyorum. Dün Karahan konağının bahçesinde sıradan bir kızdım, bugünse kimsenin ne olduğunu bilmediği bir pazarlığın göbeğindeyim.""Pazarlık değil," diye düzeltti Ediz, adımlarını mutfağa doğru yönlendirirken. "Seni o masada bir koz gibi kullanmak isteyenlere verilmiş tek cevaptı bu. Seni kimse bir yere gönderemez, kimse senin üzerinden Karahanlar'a şart koşamaz artık."Mutfaktan iki bardak suyla geri döndü. Bardaklardan birini Doğa’ya uzattı. Doğa bardağı alırken parmakları yine Ediz’in eline temas etti ama bu sefer ne elini çekti ne de gerildi. Bardağı iki eliyle kavrayıp küçük bir yudum aldı. Su genzini yakarak inerken gözlerini salondaki geniş camdan dışarıya dikti.
"Kuzey abi..." dedi Doğa fısıltıyla. "O kadar yıldan sonra çıkıp geldi. Kolunda benim adımla... Bana 'bir tek seni sevdim' dedi. Benim için her şeyi karşısına almaya hazır gibi duruyor. Ama seninle bu evde olduğumu bildiği sürece içi hiç rahat etmeyecek."Ediz alaycı bir şekilde gülümsedi, kendi bardağını kenara bıraktı. "Kuzey’in içi kimseyle rahat etmez Şakayık. O adam yıllarca uzaktan izlemiş sizi, koruma içgüdüsü tavan yapmış durumda. Baran da öyle, Barlas da... Hepsi senin etrafına aşılmaz bir duvar örmeye çalışıyor. Ama unuttukları bir şey var; o duvarın içinde sıkışan sensin."
"Ben sıkışmadım," dedi Doğa dik bir sesle. "Ben sadece ailemi korumak istedim.""Aileni korumak için kendi hayatını askıya aldın," dedi Ediz, gözlerini Doğa’nın gözlerine çivileyerek. "Açık öğretime geçeceksin, bu evde sahte bir evlilik oyunu oynayacaksın. Ve dışarıdaki herkes senin Karahanlar'ın gelini, benim de karım olduğunu sanacak. Bu az bir bedel mi sanıyorsun?"
Doğa bir an için duraksadı. Ediz haklıydı. Dışarıdan bakıldığında son derece mantıklı ve stratejik görünen bu hamle, aslında kendi özgürlüğünden verilmiş devasa bir tavizdi. Ama başka bir yol var mıydı? O akşam bahçede konuşulan berdel laflarını, abilerinin damarlarındaki o kontrolsüz öfkeyi hatırladıkça başka bir seçeneği olmadığını biliyordu.
"Başka şansım yoktu," dedi Doğa, sesi ilk kez bu kadar çaresiz çıkarak.Ediz ona doğru bir adım daha attı. Bu kez aralarındaki mesafe bir tehdit değil, garip bir sığınak gibiydi. "Şansın vardı," dedi Ediz. "İtiraz edebilirdin. 'Ben hiçbirinizin oyununda piyon olmam' deyip arkamı dönüp gidebilirdin. Ama kalıp göğüs germeyi seçtin. O yüzden o silahı bana doğrulttuğunda bile senden korkmadım. Çünkü senin kalbinde birini vuracak nefret yok Doğa. Sadece sevdiklerini korumak isteyen bir korku var."Doğa gözlerini kaçırdı. Ediz’in onu bu kadar hızlı okuyabilmesi, içindeki o gizli kırılganlığı tek bir hamlede ortaya çıkarması canını sıkıyordu. Ama aynı zamanda içten içe garip bir rahatlama hissediyordu. En azından bu evde, Karahan konağındaki o ağır töre ve aile baskısından uzak, sadece kendisi olabiliyordu.
"Yarın ne olacak?" diye sordu Doğa, konuyu değiştirmek isteyerek. "Haberler yayıldığında... Karşı taraf ne yapacak?"Ediz kolundaki saate baktı. "Yarın sabah telefonlar susmayacak. Aşiret büyükleri toplanacak, Karahanlar’ın bu ani hamlesini tartışacaklar. Kuzey ve Baran sahnede duracak. Biz ise burada, resmi belgelerimizle ve dışarıya verdiğimiz o sarsılmaz duruşla bekleyeceğiz. Onların hamle yapacak alanı kalmadı.""Peki ya biz?" dedi Doğa, gözlerini tekrar Ediz’e çevirerek. "Biz bu dört duvar arasında ne olacağız?"Ediz yavaşça gülümsedi. Yüzündeki o muzip ifade tekrar belirdi ama bakışlarındaki derinlik kaybolmamıştı.
"Biz mi?" dedi Ediz, arkasını dönüp salondaki koltuğa doğru yürürken. "Biz bu anlaşmalı fırtınada birbirimizi yemeden hayatta kalmaya çalışacağız müstakbel karım. Sen kendi odanda kalacaksın, ben kendi alanımda. Dışarıya karşı kusursuz bir çift, içeriye karşı iki yabancı olacağız. Tabi sen o silahları üzerime çekmeye devam etmezsen..."Doğa elindeki su bardağını masaya bırakırken hafifçe gülümsedi. Günler sonra ilk kez dudaklarının kenarında gerçek bir tebessüm belirmişti.
"Tek bir yanlış hareketine bakar Ediz," dedi Doğa, sesine neşeli bir tehdit tonu katarak. "Bir dahakine tetiği çekmeyeceğimin garantisi yok."Ediz koltuğuna yaslanıp başını arkaya attı. "Söz veriyorum, kurallarına uyacağım Şakayık lalesi. Şimdi git ve uyu. Yarın fırtına koptuğunda ikimizin de uykusuz kalmaya lüksü olmayacak."
Doğa başıyla onayladı. Salondan çıkıp koridora doğru yürürken merdivenlerin başında bir an durdu ve arkasına baktı. Ediz hâlâ orada, loş ışığın altında sessizce oturuyordu. Mardin’in karanlık gecesinde, bu yabancı evde ve bu sahte evliliğin ortasında Doğa ilk defa geleceğe dair bir korku duymadığını fark etti. Fırtına yaklaşıyordu ama ikisi de artık bu fırtınanın tam ortasında durmaya hazırdı.
Gece yerini yavaş yavaş sabahın ilk ışıklarına bırakırken evdeki sessizlik devam ediyordu. Doğa üst kattaki odasında ne kadar çabalasa da tam anlamıyla uykuya dalamamıştı. Zihninde sürekli dün akşam yaşananlar, Ediz’in göğsüne dayadığı o silah ve adamın bakışlarındaki kararlılık dönüp duruyordu.Yataktan kalkıp üzerini değiştirdi. Aşağıya indiğinde evdeki ağır sessizlik, kapının dışından gelen araç sesleriyle bölündü. Camdan baktığında dışarıda iki siyah lüks aracın durduğunu gördü. Araçlardan inenler Karahanlar'ın adamları ve abisi Baran’dı.Doğa hemen kapıya doğru yöneldi. Tam kapıyı açacakken Ediz de merdivenlerden hızlı adımlarla indi. Üzerine siyah gömleğini geçirmiş, düğmelerini aceleyle ilikliyordu. Bakışları Doğa’yı bulduğunda hafifçe başını salladı; "Arkamda kal," der gibiydi.Kapı açıldığında Baran abi içeri sert bir adımla girdi. Yüzü sirke satıyordu, gözlerinden öfke okunuyordu."Haberler yayıldı," dedi Baran, doğrudan Ediz’in gözlerinin içine bakarak. "Aşiret büyükleri çıldırdı. Karşı taraf bizim bu hamlemizi 'töreye saygısızlık' olarak nitelendiriyor. Bugün ağalar toplanıyor."Ediz hiç istifini bozmadı. "Toplansınlar," dedi soğukkanlılıkla. "Biz nikahı kıydık, Doğa artık benim korumam altında. Hangi yüzle, hangi hakla Doğa'nın adını ağızlarına alacaklar?"Baran dişlerini sıktı. "Mesele sadece Doğa değil Ediz! Karahanlar'ın ağırlığı söz konusu. Kuzey şu an aşiret büyükleriyle görüşmeye gitti bile. İşler zannettiğinizden çok daha hızlı tırmanıyor."
Doğa bir adım öne çıktı. "Abi, ben buradayım ve kararımın arkasındayım. Kimsenin bu aileyi tehdit etmesine izin vermeyeceğiz."
Ediz Doğa’nın yanına yanaşıp elini hafifçe onun omzuna koydu. O an üçü de biliyordu; sular durulmak yerine daha da bulanacaktı. Fırtına tam anlamıyla kapıdaydı.
İyi okumalar:)
Küçük spoi bir sonraki bölüm tamamen sahtw çifrimizin sahtw balayı olacak bol eğlenceli bölüm olacak.
Ayrıca bana göre gereksiz detaylar var bende bu detayları göz ardı edip yazmayacağım.Doğa liseyi bitirdi gibi düşünün karne aldıktan sonra açıktan üniversite okur.
Bölümü beğenip yorum atalım emeklerimin karşılığı olsun lütfen.
Bölüm etkileşimi
