25.Bölüm

Vaveyla Yazarı: Mey .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 30Şu an: 25.Bölüm

Aşiret ağalarının toplantısı, abilerimin "kızımızı yalnız bırakmayız" krizleri ve Mardin’in bitmek bilmeyen o ağır fırtınası derken kendimizi nerede bulmuştuk dersiniz? Ediz’in "dışarıya karşı gerçek evli gibi görünmeliyiz" bahanesiyle ayarladığı, Karahanlar'ın takibinden uzakta, gözlerden uzak bir sahil otelinin balayı süitinde!Lüks otel odasının kapısından içeri adım attığımız an, kapının kapanma sesi sanki arkamızdaki dünyayı bir süreliğine dışarıda bırakmıştı. Ediz ağır valizleri yere bıraktı, omuzlarını esnetip derin bir nefes aldı. Ben ise odanın ortasında kalakalmış, şaşkın gözlerle etrafta geziniyordum.Oda... Tam anlamıyla bir "balayı kâbusu" olarak tasarlanmıştı. Devasa, yuvarlak bir yatak, yatağın üzerine abartıyla serpiştirilmiş kırmızı gül yaprakları, loş aydınlatmalar ve masanın üzerinde duran şampanya kadehleri..."Evet Şakayık," dedi Ediz, üzerindeki ceketini çıkarıp koltuğun kenarına atarken. Yüzüne o sinir bozucu, muzip tebessümlerinden birini yerleştirmişti. "Balayımıza hoş geldin. Gül yapraklarını nasıl buldun? Tam senin tarzın sanki, değil mi?"Çantamı hırsla yanındaki berjere fırlattım. "Ediz," dedim parmağımı ona doğru tehditkâr bir şekilde sallayarak. "Eğer o güllerden tek bir tanesini bile bana uzatmaya ya da bu durumla dalga geçmeye kalkarsan, seni şu balkondan aşağı atarım. Hiç şakalar yapma bana.""Vay," dedi Ediz ellerini cebine sokup bana doğru yavaş bir adım atarak. "Çok romanticsin gerçekten. Yeni evli karımın bana ilk konuşması 'seni balkondan atarım' oldu. Tarihe geçeriz bu gidişle.""Evli falan değiliz!" diye çemkirdim. "Sadece kâğıt üstünde bir kalkan bu, unuttun mu? İmzalar atıldı, rolümüzü oynuyoruz o kadar!""Ben unutmadım da..." dedi gözlerini yatakta gezdirerek. "...odalara kadar bu romantik konsepti hazırlayan resepsiyonist çocuk baya inanmış gibiydi. Çocuğun hayallerini yıkmayalım diyorum."Odadaki o garip, gergin ve lüzumsuz "romantik" havayı tamamen yok etmeye kararlıydım. Ayakkabılarımı ayağımdan tekükle fırlatıp attım.

Doğrudan devasa yatağa doğru koştum ve bir çocuk gibi çarşafların üstüne fırladım!Ediz ne yaptığımı anlayamadan ben yatağın üzerinde ayağa kalkmış, bağıra bağıra zıplamaya başlamıştım bile."Doğa ne yapıyorsun Allah aşkına?!" dedi Ediz şaşkınlıkla geri çekilerek. "Kaç yaşındasın sen? Yatakta zıplamak ne?""18 oldum ben bir kere!" diye bağırdım, saçlarım her zıplayışımda yüzüme gözüme giriyordu. "Hem burada ciddi bir test yapıyorum! Bu yatak çok mu yumuşak, yoksa sert mi? Sonuçta kural ihlali yapmadan bu odada nasıl uyuyacağız, onun teknik analizini yapıyorum!""Düşeceksin şimdi aşağı, yapma," derken Ediz beni durdurmak için yatağın kenarına yaklaştı.Tam "Bana bir şey olmaz!" diyecekken ayağım yorganın kıvrımına takıldı. Dengemi tamamen kaybettim! Çığlığı bastığım gibi doğrudan Ediz’in üzerine doğru devrildim. İkimiz birden büyük bir gürültüyle halının üzerine kapaklandık.Ediz altımda kalmıştı.

Benim ellerim onun göğsüne basılıydı, yüzlerimiz arasında neredeyse santimler vardı. Ediz neye uğradığını şaşırmış bir şekilde gözlerini açmış bana bakıyordu. O an aramızdaki zaman sanki durdu. Nefes alışverişlerimiz birbirine karıştı, içimde garip bir sessizlik oluştu... Bakışlarındaki o derinlik bir an için nefesimi kesti.Ama ben o ortamın duygusallaşmasına asla izin vermezdim.Gözlerimi kırpıştırdım, gayet ciddi bir ifadeyle Ediz’in yüzüne baktım. "Yatak testini geçemedi," dedim kılımı bile kıpırdatmadan. "Ama halı oldukça konforluymuş. Ben gece burada yatarım."Ediz gözlerini devirerek derin bir sabır çekti. "Sen gerçekten akıl hastasısın Doğa.""Hadi oradan, sen düştün altıma!" diyerek hızlıca üzerinden kalktım ve üstümü başımı düzelttim.Akşam saatlerine doğru ortam biraz daha sakinleşmişti—en azından ben öyle sanıyordum. Ediz salondaki masanın üzerindeki meyve tabağından iri, sulu bir şeftali aldı.

Ben de tam karşısındaki berjere bağdaş kurup oturmuştum.Ediz bacak bacak üstüne attı. Meyveyi elinde çevirdi, sonra bakışlarını doğrudan benim gözlerime sabitledi.Gözümün içine baka baka, son derece yavaş ve ağır çekimde şeftalisinden bir ısırık aldı. Yüzünde 'bakalım ne zaman sinirleneceksin' der gibi, insanı çileden çıkaran o alaycı ifade vardı. Dudaklarının kenarından süzülen meyve suyunu umursamadan bana bakmaya devam etti.Kaşlarımı çattım. "Şeftaliyi bile tehditkâr yemeyi nasıl beceriyorsun acaba?"Ediz ağzındakini bitirip hafifçe gülümsedi. "Özel bir yetenek Şakayık. Seni gıcık etmek için ekstra çaba sarf etmeme gerek kalmıyor, doğamda var.""Çok bekleme, gıcık olmuyorum bir kere!" dedim hırsla.

(Ama içten içe patlıyordum.)Geceye doğru Ediz televizyonun karşısına kuruldu. Tuttuğu takımın çok önemli bir derbi maçı vardı. Koltuğa yayılmış, elinde kumanda, sanki dünyayla ilişiği kesilmiş gibi pürdikkat ekrana kilitlenmişti. Takımı gol kaçırdıkça söyleniyor, ayağa kalkıp tekrar oturuyordu.İşte Karahan genlerimin bana sunduğu o muazzam intikam fırsatı doğmuştu!Sessiz adımlarla yürüdüm ve tam televizyonun önünde durdum."Doğa çekil önümden!" dedi Ediz panikle. "Atak var, çekil!"Geri çekilmek mi? Asla.Kollarımı havaya kaldırıp televizyonun tam ortasında saçma sapan, ritimsiz bir şekilde dans etmeye başladım. Saçlarımı savurıyor, abuk sabuk hareketler yapıyordum."Doğa yemin ederim gol kaçacak, kenara kay!" diye bağırdı Ediz ayağa kalkarak."Bana ne, bana ne!" diye tempo tuttum, daha da saçmalayarak. "Burası benim balayım! Maç izleyemezsin, benim bu muhteşem dansımı izlemek zorundasın!"Ediz önce sinirle ellerini beline koydu, sonra tutamayarak öyle bir kahkaha patlattı ki odanın tavanı çınladı. "Yemin ederim sen normal değilsin," deyip üzerime yürüdü. Beni belimden yakaladığı gibi koltuğa fırlattı. İkimiz de koltuğun üzerinde gülme krizine girdik.Gecenin ilerleyen saatlerinde hava biraz serinleyince otelden çıkıp sahil kenarında yürümeye karar verdik. Ama hesaba katmadığımız bir şey vardı: Sağanak yağmur aniden bastırdı!Daha ne olduğunu anlayamadan gök yarıldı sanki. Saniyeler içinde ikimiz de iliklerimize kadar sırılsıklam olduk. Koşarak arabanın yanına ulaştık.Ben üzerimdeki ıslak kıyafetlerle kapıyı açmaya çalışırken Ediz cebinden telefonunu çıkardı, ön kamerayı açtı."Çekme şu fotoğrafı Ediz!" diye çığlık attım, kapının kenarından ona öfkeyle bakarak. "Makyajım aktı, saçlarım yapıştı, panda gibiyim!""Harika çıkıyorsun Şakayık, dur kıpırdama!" dedi Ediz kahkahalar arasında.Kameraya bakıp en sinirli, en sinsi yüz ifademi takındım; Ediz ise yanımda ıslanmış saçlarıyla ağzı kulaklarında sırıttı. Şak diye o anı ölümsüzleştirdi

.Sonunda arabaya atladık. Dışarıda yağmur arabanın camlarını döverken üzerimizdeki sırılsıklam hallerimizle arka koltuğa geçip büzüştük. Ediz bagajdaki o geniş siyah ceketini çıkarıp üzerimize örttü.Odadaki o komik kavgalar, zıplamalar, maç kavgaları yerini tatlı bir yorgunluğa bırakmıştı.Başım yavaşça Ediz’in göğsüne doğru kaydı. Ediz hiç kımıldamadı; kolunu arkama atıp beni biraz daha kendine çekti ve başını başımın üzerine koydu. Ceketin altındaki o sıcaklık ve dışarıdaki yağmur sesi arasında, ikimiz de derin bir nefes aldık."İyi ki bu balayına gelmişiz Şakayık," diye fısıldadı Ediz karanlığın içinde. Sesi ilk defa bu kadar huzurlu geliyordu."Gaza gelme Ediz," dedim uykulu bir sesle gülümseyerek. "Yarın sabah yine seninle kavga edeceğim.""Sabırsızlıkla bekliyorum," dedi ve saçlarımın üzerine hafif bir öpücük kondurdu. Gece, dışarıdaki yağmurun ritmiyle ikimiz için de huzurla kapandı.
SessizlikYağmurun sesi yavaş yavaş dinerken, arabanın içindeki o ilginç huzur havası yerini sabahın ilk ışıklarına bıraktı. Ediz’in ceketi hâlâ üzerimizdeydi, başım onun göğsündeydi ve gece boyu yaşadığımız o saçma, komik anların yorgunluğu üzerimize çökmüştü.Gözlerimi araladığımda Ediz hâlâ uyuyordu. Yüzündeki o her zamanki ukala ve alaycı ifade silinmiş, yerine tuhaf bir dinginlik gelmişti. Bir süre ona bakmaktan kendimi alamadım. Kendime kızarak yavaşça kıpırdandım, arabanın içinde dikleşip üstümdeki ceketi düzelttim.Tam o sırada, torpido gözünün üzerine bırakılmış olan Ediz’in telefonu titredi.Önce önemsemedim. Ama ekran tekrar aydınlanıp arka arkaya iki bildirim daha düşünce, ister istemez gözüm kaydı. Ediz uykusunda hafifçe kımıldandı ama uyanmadı. Ekran kapanmadan hemen önce, kilit ekranına düşen o son mesajı açıkça okudum.Bilinmeyen bir numaradan gelmişti
"Bu işi en kısa sürede hallet. Eğer sen halledemezsen, biz gelip kendi yöntemlerimizle halledeceğiz. Karahanlar ödeteceğimiz bedelden kaçamayacak."

Nefesim boğazımda düğümlendi.Gözlerimi ekrandan çekip hemen yanımda uyuyan Ediz’e baktım. Kalbim sanki göğsümden fırlayacakmış gibi çarpmaya başladı. Karahanlar ödeteceğimiz bedelden kaçamayacak... Bu ne demekti? Ediz beni korumak için mi bu evliliği yapmıştı, yoksa Karahan ailesinin içine sızmak, kendi intikamını almak için beni bir araç olarak mı kullanıyordu?Aklıma dün gece yaşanan her şey bir bir gelmeye başladı. O şakalar, gülüşmeler, yatakta zıplamalarım, şeftali yerkenki o garip bakışları... Her şey bir anda gözümde bambaşka bir renge büründü. Acaba hepsi beni yanına çekmek, güvenimi kazanmak için oynadığı kusursuz bir tiyatro muydu?Ediz derin bir nefes alıp gözlerini yavaşça açtı. Bakışları doğrudan bana kaydı. Dudaklarının kenarında yine o tanıdık, hafif tebessüm belirdi. "Günaydın Şakayık... Ne o, sabah sabah yine beni vuracak gibi bakıyorsun?"Telefonu hemen eski yerine bırakıp bakışlarımı dışarı çevirdim. Sesimin titrememesine gayret ederek soğuk bir tonla konuştum. "Bir şey yok. Otel odasına dönelim, üstümüzü değiştirelim."Ediz doğruldu, kaşları hafifçe çatıldı. Bendeki bu anı değişim ve bakışlarımdaki mesafe gözünden kaçmamıştı. "Sana ne oldu bir anda? Dün geceki Neşeli Doğa nerede?""Dün gece dün gecede kaldı Ediz," dedim kapıyı açıp arabadan inerken. "Oyun bitti."Otel odasına doğru yürürken arkamdan gelen Ediz’in adımlarını hissedebiliyordum

. Artık aramızda sadece Karahan konağının töre fırtınası yoktu; zihnimi kemiren koca bir şüphe ve Ediz’in sakladığı o karanlık gerçek vardı.
Otel odasına girdiğimizde aramızdaki o birkaç saatlik yapay cennet tamamen çökmüştü. Odadaki o renkli gül yaprakları, şampanya kadehleri ve lüks detaylar artık gözüme sadece büyük bir yalanın dekorları gibi görünüyordu.Ediz arkamdan kapıyı kapatıp içeri girdi. Ceketini koltuğun üzerine atarken bakışları doğrudan üzerimdeydi. Az önceki o rahat, alaycı tavrından eser kalmamıştı.

Tehlikeyi sezen bir yırtıcı gibi her hareketimi süzüyordu."Doğa," dedi, sesi alçak ama son derece ciddi bir tonda çıktı. "Arabadan indiğimizden beri yüzün sirke satıyor. Arabada ne oldu? Bir anda ne değişti?"Arkamı dönüp ona baktım. İçimdeki öfke ve hayal kırıklığı birbirine karışmıştı. Gözlerinin içine bakarken dün geceki o kahkahalarımız, yatakta zıplamalarım, şeftali yerkenki o gıcık ama tatlı halleri birer birer zihnime geldi. Hepsine inanmıştım. Beni gerçekten korumak istediğine, bu saçma tiyatronun tek amacının ben olduğuma ikna olmuştum."Hiçbir şey değişmedi Ediz," dedim, sesimin titremesine engel olmaya çalışarak.

"Sadece oyunun kurallarını yeniden hatırladım."Ediz bana doğru bir adım attı. Aradaki mesafeyi kapatmak istiyordu ama ben hemen bir adım geri çekildim. Bu hamlemle gözleri hafifçe kısıldı."Bana yalan söyleme," dedi Ediz. "Seni az çok tanıdıysam zihninde bir şeyler dönüyor. Telefon çalındığından beri..."Duraksadı. Bakışları masanın üzerindeki telefonuna, ardından tekrar bana kaydı. O an anladı. Mesajı okuduğumu, kilit ekranındaki o cümleyi gördüğümü fark etti.

Yüzündeki o soğukkanlı maske bir milisaniye kadar yalpaladı ama hemen topladı."Gördün," dedi düz bir sesle."Gördüm Ediz!" diye bağırdım artık tutamayarak. Gözlerim dolmuştu ama öfkem ağlamama izin vermiyordu. "‘Bu işi en kısa sürede hallet, Karahanlar ödeteceğimiz bedelden kaçamayacak’ ne demek Ediz? Sen kiminle iş yapıyorsun? Sen kimin intikamını alıyorsun?!"Ediz derin bir nefes aldı. Elleri cebinde kalmaya devam etti, bana doğru hamle yapmadı ama gözlerini de benden ayırmadı. "Düşündüğün gibi değil Şakayık.""Bana Şakayık deme!" diye çıkıştım. "Bana o sahte isimlerle seslenme! Ben senin Karahanlar'a ulaşmak için kullandığın bir kalkan mıyım? Abilerim, aşiret, töre... Hepsi bir yana, sen beni buraya korumak için mi getirdin yoksa kendi planının bir parçası olarak yanına mı çektin?"Ediz bir süre sustu. Odadaki ağır sessizlik, dışarıda yeniden bastıran hafif yağmur sesiyle bölündü. Ağır adımlarla masanın yanına yürüdü, telefonunu eline aldı."Dışarıda sadece töre belası yok Doğa," dedi Ediz, sesi bu kez buz gibi bir gerçeklikle doluydu. "Karahanlar’ın geçmişte kapattığını sandığı ama asla kapanmayan başka hesaplar da var. O mesaj bana değil, sana bir tehdit. Ve ben o tehdidi senden uzak tutmak için buradayım.""Bana hikaye anlatma!" dedim hırsla banyoya doğru yürürken. "Ben senin o karanlık oyunlarının piyonu olmayacağım Ediz Karahan. Bu balayı bitti."Banyonun kapısını çarpıp kilitledim. Aynadaki yansımama baktığımda kalbimin ne kadar hızlı çarptığını ve içimdeki o güven duygusunun nasıl çatladığını gördüm. Dışarıdaki düşmanlardan korkmuyordum ama tam karşımda duran, gözlerinin içine bakıp güldüğüm bu adamın ne kadar ileri gidebileceğini bilmemek beni dehşete düşürüyordu.Dışarıda ise Ediz, elindeki telefona bakarak ekrandaki o numaraya tek bir mesaj yazıyordu:"Ona dokunursanız, bu oyunu kurallarına göre oynamam. Her şeyi yakarım."

Banyo kapısına sırtımı yaslayıp derin derin nefes alırken içerideki sessizlik daha da ağırlaşmıştı. Ediz’in dışarıdaki adım seslerini, ardından otele ait cam kapının hafifçe kapanışını duydum. Odadan çıkmıştı.Aynaya bakıp yüzüme soğuk su çarptım. Zihnim tam bir karmaşaydı. Bir yanım "O adama güvenme, o mesaj açıkça bir intikamın kanıtı" derken, diğer yanım Ediz’in gözlerindeki o benden bir şey saklayan ama aynı zamanda beni korumak ister gibi bakan ifadeye tutunmak istiyordu.Yaklaşık yirmi dakika sonra banyodan çıktım. Oda boştu. Yatağın üzerindeki gül yaprakları, masadaki şeftali tabağı ve dün gece kahkahalarla izlediğimiz o televizyon... Her şey aniden ne kadar da yabancı gelmeye başlamıştı.Tam valizimi toparlamak için gardıroba yönelmiştim ki odanın kapısı yavaşça açıldı. Ediz içeri girdi. Elinde iki bardak sıcak kahve vardı. Üzerindeki o soğuk duruş geri gelmişti ama gözlerinde garip bir yorgunluk okunuyordu.Kahvelerden birini masaya bıraktı, bakışlarını bana çevirdi."Kaçmıyorum Doğa," dedi düz bir sesle. "Bavulunu toplamana gerek yok.""Sana kaçtığımı söyleyen olmadı," dedim gardırobun kapağını kapatarak. "Sadece bu tiyatronun neresinde durduğumu anlamaya çalışıyorum."Ediz bana doğru birkaç adım attı. Masaya yaslanıp kollarını göğsünde birleştirdi. "O mesajı gördün ve zihninde binbir türlü senaryo yazdın. Haklısın da.

Dışarıdan bakınca Karahanlar’a karşı kurulan bir tuzak gibi duruyor.""Öyle değil mi peki?" dedim kaşlarımı çatarak. "Bana Karahanlar'ın geçmişteki hesaplarından bahsettin. Senin bu hesapla ne ilgin var Ediz? Beni bu nikaha zorlarken amacın Karahanlar'ın hedefe koyduğu kızını yanına alıp koz olarak kullanmak mıydı?"Ediz bir süre durup gözlerimin içine baktı. Ardından derin bir nefes alıp başını iki yana salladı."Ben seni koz olarak almadım Doğa," dedi, sesi bu kez fısıltı kadar kısıktı ama her kelimesi odayı doldurdu. "Ben seni o masadan aldım çünkü Karahanlar'ın geçmişte yaptığı hataların bedelini sana ödetmelerine izin veremezdim.

O mesajı atanlar Karahanlar'la derdi olan insanlar. Ve onların hedefindeki ilk kişi sensin. Ben sadece aradaki kalkanım.""Peki ya sen?" diye sordum adım adım ona yaklaşarak. "Senin Karahanlar’la hiç mi hesabın yok?"Ediz sessiz kaldı. Gözlerindeki o karanlık perde tekrar çekildi. Cevap vermedi ama o sessizlik, bin kelimeden daha çok şey anlatıyordu.Aramızdaki bu düğüm çözülmek yerine daha da dolanıyordu. Bir yanda Karahan konağının üzerimize çöken gölgesi, diğer yanda sahte bir balayında aynı odayı paylaştığım ama gerçek niyetini bilmediğim bir adam... Fırtına durmamıştı, sadece yön değiştirmişti.

Ediz’in o kaçamak cevabı ve gözlerinin arkasına sakladığı karanlık, aramızdaki son güven kırıntısını da yok etmişti. Yüzündeki o soğukkanlı ifadeye, sesindeki yapmacık korumacı tona bakarken içimde sadece derin bir yabancılaşma hissettim."Bana kalkan olduğunu mu söylüyorsun?" dedim, acı bir tebessümle başımı iki yana sallayarak. "Buna gerçekten inanmamı mı bekliyorsun Ediz?"Ediz masadan destek alıp dikleşti, bana doğru bir adım daha attı. "Doğa, gerçekleri bilmiyorsun. Seni korumak için—""Bana Doğa deme!" diye kestim sözünü, sesim odayı çınlatacak kadar sertleşmişti. "Artık tek bir kelimene bile inanmıyorum.

Karahanlar'ın geçmişi, töre baskısı, düşmanlar... Hepsini harika bir kılıf olarak kullandın. Sen beni o masadan korumak için değil, Karahan ailesinin canını en çok neresi acıtır gayet iyi bildiğin için çekip aldın!""Yanılıyorsun," dedi Ediz. Sesindeki o sarsılmaz özgüven ilk kez çatlamıştı, ama gözlerindeki karanlık hâlâ oradaydı. "Senin kılına zarar gelmesin diye neleri karşıma aldığımı bilmiyorsun.""Çünkü gösterdiğin hiçbir şey gerçek değil!" dedim, üzerimdeki hırkanın ceplerine ellerimi kenetleyerek geri çekildim.

"O şeftaliyi yerkenki sinsi gülüşün, televizyonun önünde dans ettiğimde attığın o kahkahalar, yağmurun altında çektiğin fotoğraf... Hepsini beni uyuşturmak için yaptın. Gözümü boyadın ki arkamdan çevirdiğin işleri fark etmeyeyim!"Ediz derin bir nefes verdi, dudaklarını birbirine bastırdı. Cevap vermek için hamle yaptı ama kuracak tek bir inandırıcı cümlesi yoktu. O sessizlik, şüphelerimin damga gibi gerçeğe dönüşmesine yetti."Ben Karahanlar’ın kızıyım Ediz," dedim, gözlerinin içine dik dik bakarak. "Beni saf, her söylenene inanan bir kız sanıyorsan çok büyük yanılıyorsun. O mesajı da, senin bu sakladığın intikam yemini de unutmayacağım. Bu nikah kâğıt üstünde kalmaya devam edecek ama sen benim için artık sadece bir yabancısın."Valizimin fermuarını çekip sapından tuttum. Ediz kapının önünde durmuş, yolu kapatıyordu ama bakışlarımdaki o tam teslimiyetsizliği ve nefreti görünce kenara çekilmek zorunda kaldı.O sahte balayı süitinden çıkarken arkama bile bakmadım. Ediz Karahan beni kendi oyununa çekmiş olabilirdi ama bu oyunda piyon olmayacağımı, onun her hamlesini gözetleyeceğimi çok iyi biliyordu. Fırtına kopmuştu ve ben artık kimin tarafında durduğumu çok iyi biliyordum.

Otelden çıktığım gibi aldığım nefes bile ciğerlerimi yakıyordu. Taksiye atlayıp süratle uzaklaşırken ellerimin titremesine engel olamıyordum. Ediz’in sakladığı o karanlık planlar, gördüğüm mesaj ve bana attığı o yalanlarla dolu bakışlar zihnimde dönüp duruyordu. Artık o evde ya da o sahte balayı ortamında tek bir saniye bile kalamazdım.Telefonumu çıkarıp hızla Kuzey abimi aradım.

Telefon daha ilk çalışta açıldı."Doğa?" dedi abim, sesindeki o alışıldık endişeli ve korumacı tonla. "Bir şey mi oldu? Ediz bir şey mi yaptı?""Abi..." dedim, sesimin kırılmasını engellemeye çalışarak.

"Ben konağa, yanınıza gelmek istiyorum. Biraz orada kalacağım."Telefonun diğer ucunda kısa bir sessizlik oldu. Abimin nefes alışverişinin ağırlaştığını hissettim. "Ediz nerede Doğa? Sana bir şey mi söyledi, canını mı sıktı?""Sadece yoruldum abi," dedim dik durmaya çalışarak. "Bir süre yanınızda kalmaya, kafamı toplamaya ihtiyacım var. Gelebilir miyim?""O nasıl söz Doğa? Orası senin evin," dedi Kuzey abim net ve sarsılmaz bir sesle.

"Baran şu an yolda, otele yakın bir yerdeydi zaten. Onu hemen sana yönlendiriyorum. Yarım saate seni alsın."Taksiyle belirlenen benzinlikte beklerken Baran abimin siyah arabası hızla yanımda durdu. Araçtan inip hışımla yanıma gelen abim, yüzümdeki ifadeyi görünce çenesini sıktı. Valizimi elimden alıp bagaja atarken, "O Ediz denilen adamla ne yaşadınız bilmiyorum ama bu işin peşini bırakmayacağım," diye mırıldandı.Konağın kapısından içeri adım attığımda, üzerimdeki o ağır baskının yerini tanıdık bir emniyet hissi aldı. Avluda bizi bekleyen Kuzey abi doğrudan yanıma gelip sarıldı."Buradasın, güvendesin," dedi kulağıma doğru. "O nikah kıyılmış olabilir ama sen hâlâ Karahanlar’ın kızısın. Kimse seni istemediğin bir şeye zorlayamaz."Yukarıdaki eski odama geçip çantamı bıraktığımda, camdan dışarıdaki Mardin manzarasını izlemeye başladım.

Ediz’e kapıyı kapatmış, abilerimin korumacı kanatları altına dönmüştüm. Ama telefonumun cebimde sessizce titremesi, bu kaçışın uzun sürmeyeceğinin kanıtıydı.Ekrandaki isim Ediz’di. Bakışlarımı telefondan çekip derin bir nefes aldım. Oyun henüz bitmemişti ama bu kez kuralları ben koyacaktım.

Doğa, konağa döndükten sonra derin bir sessizliğe büründü. Eski odasına yerleşti, abilerinin korumacı tavırlarının arkasına sığındı ama aklı tamamen Ediz’deydi.O mesaj neydi? Ediz kimin intikamını alıyordu? Karahan ailesinin geçmişindeki o karanlık sır neydi?Doğa, artık sadece savunan tarafta kalmayacağına karar verdi. Ediz Karahan’ın kim olduğunu, geçmişini, gizli bağlantılarını ve Karahanlar ile arasındaki gerçek hesabı kendi yöntemleriyle araştırmaya başladı. Eski defterleri karıştırmak, doğru kişilere doğru soruları sormak ve Ediz’in arkasında bıraktığı izleri sürmek için ilk adımlarını sessizce attı.

Demirhan:evlenmişsin doğa ?
Demirhan:tebrikler.
Siz:evet.
Siz:teşekür ederim.
Demirhan:ediz’in gerçekten sana aşık olduğunu mu sanıyorsun?
Siz:ne saçmalıyorsun ya sen tabii ki seviypr beni.
Demirhan:ilk görüşte aşk mı ? Aile zoru mu ? Yalan söyleme doğa daha sevgililik sürecinde bile olmadan me evlenmesi?
Demirhan:onun amacı intikam.

Siz “yazıyor”
“Çevrimdışı”
“Yazıyor”
“Çevrimdışı”

Demirhan:uyu sen uyuyan güzel .

“Demirhan çevrimdışı”

İyi okumalarr☺️☺️

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

61okunma 1beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 144

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıkaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikapsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18