10.Bölüm

Vaveyla Yazarı: Mey .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 30Şu an: 10.Bölüm

Büyük davet gecesi gelip çatmıştı. Karahan malikanesi, tarihinin en görkemli ama aynı zamanda en gergin gecelerinden birine ev sahipliği yapıyordu. Bahçe rengarenk ışıklarla aydınlatılmış, şık giyimli düzinelerce insan salonu doldurmaya başlamıştı. İnci hanımın benim için seçtiği asil, siyah elbiseyle aynanın karşısında dururken derin bir nefes aldım. Bugün piyon değil, şah olma sırası bende demiştim kendi kendime.
Aşağı indiğimde malikanenin o ağır, resmî havası en geographic seviyedeydi. Turgay bey, salona girdiğimi görünce adımlarını bana doğru yöneltti. Yanıma geldiğinde gözlerindeki o korumacı baba ifadesini bir kez daha gördüm. Elini hafifçe sırtıma koyarak beni misafirlerin olduğu tarafa doğru yönlendirdi.
"Hazır mısın?" diye fısıldadı sakin bir sesle.
"Hazırım," dedim, sesimi dik tutarak.
"Güzel. Karahan soyadını neden taşıdığını herkese gösterme vakti."
Beni ilk olarak babamın tarafındaki akrabalarla karşılaştırdı. Turgay beyin kardeşleri, kuzenleri ve halaları devasa bir çember oluşturmuş, bizi bekliyorlardı. Amcam olacak o soğuk bakışlı adam ve halalarımın o süzecek gibi bakan hesapçı gözleri üzerimde gezindi. Karahan ailesinin baba tarafı, tam da Demirhan’ın uyarısındaki gibiydi; dışarıdan asil ve mesafeli, ama içten içe bu aileye sonradan dahil olan beni tartmaya çalışan cinsten. Annemin tarafıyla tanışma faslını ise İnci hanım daha sonraya ertelemişti.
"Demirhan haklıymış," diye geçirdim içimden. "Herkes birbirinin kuyusunu kazmak için tetikte bekliyor."
"Demek Doğa sensin," dedi halam, boynundaki pırlanta kolyeyi düzelterek. "Turgay senden bahsettiğinde bu kadar dik duruşlu bir kız beklemiyordum."
"Karahan kanı taşıyorum, normal değil mi?" dedim, sesimdeki netlikle.
Turgay beyin yüzünde hafif, gururlu bir tebessüm belirdi. Baba tarafının o buz gibi bakışlarını, babamın arkamdaki o sarsılmaz duruşuyla alt etmiştim.
Gecenin ilerleyen saatlerinde, salonun bir köşesinde Poyraz’ın elinde telefonla hararetli bir şekilde mesajlaştığını gördüm. Poyraz, benim tamamen arkasından dönen işlerden habersiz olduğumu sanıyordu. Yanına doğru hafifçe yaklaştığımda, ekranında Alaraismini gördüm. Hastanede karışan ve bu aileye yıllarca çektirmediği kalmayan, gerçek ailesine gittikten sonra bile sinsi oyunlarına devam eden Alara, yine rahat durmamıştı. Poyraz’ı doldurmuş, benim güya okulda rezil olduğuma dair sahte belgeleri ve fotoğrafları bu davetteki dev ekrana yansıtması için onu maşa olarak kullanmıştı.
Tam o sırada Barlas abim arkasından belirdi. Yüzündeki o polis soğukluğu ve öfke, her şeyi bildiğinin kanıtıydı. Demirhan ile kurduğumuz plan tıkır tıkır işlemişti; Poyraz’ın sistemdeki tüm sahte hamleleri önceden engellenmiş ve asıl suçüstü belgesi Barlas’ın eline geçmişti.
Barlas, Poyraz’ın kolunu sımsıkı kavradı. "Bizimle geliyorsun," dedi, sesi adeta gök gürlemesi gibiydi.
Poyraz'ı kimsenin dikkatini çekmeden malikanenin arka bahçesindeki ıssız koruluğa doğru çektik. Barlas, Poyraz’ın yakasından tutup sertçe yere fırlattı. Poyraz şaşkınlık ve panik içinde doğrulmaya çalıştı.
"Ne yapıyorsun abi? Ne bu hal?" dedi Poyraz, hala o sahte maskesini korumaya çalışarak.
"Kes sesini!" diye kükredi Barlas. Elindeki telefonu Poyraz’ın yüzüne fırlattı. "Yıllarca bu aileye çektirmediği kalmayan, gittikten sonra bile zehrini akıtan o Alara’nın dolduruşuna nasıl gelirsin lan? Doğa senin öz kardeşinken, onun sinsi oyunlarına ortak olup öz kardeşini rezil etmeye nasıl kalkarsın? Sen nasıl bir abisin?"
Poyraz ekrandaki ses kayıtlarını, Alara ile olan tüm yazışmalarını görünce yüzü kireç gibi bembeyaz oldu. Maskesi paramparça olmuştu. Karşısında sadece öfkeli bir Barlas değil, her şeyi duymuş olan Turgay beyin de öfkeli gölgesi belirdi. Poyraz, bu sefer gerçekten köşeye sıkıştığını, Alara'nın oyuncağı olup öz ailesine nasıl büyük bir ihanet ettiğini anladı. Gözlerindeki o kibirli, sinsi parıltı tamamen söndü; yerini hayatta ilk defa tadacağı o derin, gerçek bir pişmanlığa bıraktı.
"Abi... Baba... Ben... Ben çok büyük bir hata yaptım," dedi, sesi titreyerek. Gözlerinden gerçek pişmanlık yaşları dökülmeye başladı. Alara'nın bunca zamandır bu aileye çektirdiklerini bile bile onun dolduruşuna geldiği için kendine lanet okuyor gibiydi. "Yemin ederim çok pişmanım, Doğa... Özür dilerim, onun yalanlarına kandım."
Ama Barlas’ın öfkesi dinecek gibi değildi. Poyraz’ın kendi içindeki o karanlık, bencil yanına olan nefreti patlama noktasına gelmişti. Barlas öfkeden kendini tamamen kaybetmişti Poyraz’ı o kadar sert dövüyordu ki, bahçedeki yapraklar hışırdıyordu. Poyraz, yaptığı ihanetin büyüklüğü altında ezildiği için abisine hiçbir karşılık veremiyor, sadece hıçkırıklar içinde yere yığılıyordu. Bu seferki pişmanlığı sahte değildi, canı yanıyordu ama ruhunun pişmanlığı çok daha ağırdı.
Gördüğüm bu büyük yüzleşme, arkadan dönen o sinsi Alara oyunlarının ağırlığı ve bir anda boşalan adrenalinle başım fırıl fırıl dönmeye başladı. Bahçedeki ışıklar gözümün önünde karardı, dizlerimin bağı çözüldü.
Tam dengemi kaybedip sertçe yere düşmek üzereydim. Gözlerimi kapattım, düşüşün sert darbesini bekledim.
Ama yere çakılmadım.
Güçlü, sarsılmaz iki kol belimden ve omzumdan sımsıkı kavrayarak beni havada yakaladı. Düşmemi tamamen engellemişti. Burnuma daha önce bu evde hiç duymadığım, odunsu ve son derece asil bir erkek parfümü kokusu doldu.
Yavaşça gözlerimi açtığımda, beni kollarında tutan adamla göz göze geldim. Hayatımda daha önce hiç görmediğim, tamamen yabancı bir yüzdü bu. Oldukça uzun boylu, kalıplı, esmer ve inanılmaz yakışıklı bir adamdı. Keskin yüz hatları, hafif kirli sakalları vardı. Yaşı tahminen 30’larında, olgun ve duruşundan asalet akan biriydi. Gözlerinde ne bir sinsilik ne de yapay bir maske vardı sadece derin bir merak ve korumacı bir ciddiyetle bana bakıyordu.
Beni yavaşça doğrultup ayaklarımın üzerinde durmamı sağladı ama ellerini güvenli bir mesafede tutmaya devam etti.
"İyi misiniz?" diye sordu, sesi son derece tok, erkeksi ve güven vericiydi.
Şaşkınlıktan ve başımın dönmesinden dolayı nefesimi toparlamaya çalışarak gözlerinin içine baktım. "İyiyim..." dedim, sesim hafifçe titreyerek. "Çok teşekkür ederim. "
Yabancı adam hafifçe gülümsedi, o olgun ve sarsılmaz duruşuyla başını salladı. "Rica ederim. Bu malikanenin havası bazen insanı çarpabiliyor, dikkat etmek gerek," dedi.
O sırada arkamızdan gelen ayak sesleriyle bakışlarımıç o tarafa döndü. Karahan malikanesindeki o büyük yüzleşme daha yeni başlıyordu ve bu yabancı adam, hayatımın tam ortasına o gece, o düşüş anında adım atmıştı.

Gözlerimi o yabancı adamın derin ve güven veren bakışlarından çekip bahçenin karanlığına, hâlâ yerde hıçkıra hıçkıra ağlayan Poyraz’a çevirdim. Barlas abim, göğsü öfkeden hızla inip kalkarken ellerini saçlarının arasından geçirdi ve sinirle arkasını döndü. Turgay bey ise bir heykel gibi sessiz, ama gözlerindeki o kırgınlık ve nefretle yere yığılmış oğluna bakıyordu.
Beni kollarından yavaşça bırakan uzun boylu adam, ceketinin önünü ilikleyerek babama doğru bir adım attı. Ses tonundaki o sarsılmaz olgunluk, bahçedeki o kaotik havayı bir anda dağıttı.
"İyi akşamlar Turgay bey," dedi, sesindeki o tok ve asil tınıyla. "İçeride sizi bekliyorlardı ama sanırım burada ailevi bir durum var. Bölmek istemezdim, genç hanımefendinin dengesini kaybettiğini görünce reflex olarak müdahale ettim."
Turgay bey, yüzündeki o yıkılmış baba ifadesini saniyeler içinde silip sert, otoriter iş adamı maskesini geri taktı. Yabancı adama doğru yürüdü ve elini uzattı.
"Kusura bakmayın, ufak bir aile içi mesele," dedi babam, sesini toparlamaya çalışarak. "Müçadelinix için teşekkür ederim. Doğa benim kızım."
Yabancı adam başını hafifçe eğerek beni selamladı. "Memnun oldum Doğa hanım. Ben de Kenan Sancaktar," dedi.
Sancaktasoyadı kulaklarımda çınladığında, onun kim olduğunu anladım. Şirketin en büyük ve en nüfuzlu iş ortaklarından birinin, o meşhur Sancaktar Holding'in genç ve başarılı genel müdürüydü. 30 yaşının getirdiği o kendinden emin, tecrübeli duruş malikanenin kasvetini bile bastırıyordu.
"Ben de memnun oldum, tekrar teşekkürler Kenan bey," dedim, elbisemi düzelterek dik durmaya çalışırken.
Kenan bey, yerdeki Poyraz’a veya ağaçların arkasına saklanmış Alara’nın gölgesine dönüp bakmadı bile. O kadar asil bir mesafesi vardı ki, bu tarz küçük ve kirli oyunların çok üzerinde olduğunu belli ediyordu. "Ben içeri geçiyorum Turgay bey, toplantı öncesi misafirlerle ilgilenmek gerek. Doğa hanım, kendinize dikkat edin," diyerek ağır ve kararlı adımlarla malikaneye doğru yürüdü. Arkasında bıraktığı o yoğun odunsu parfüm kokusu, bir anlığına içimdeki tüm stresi silip süpürmüştü.
O içeri girer girmez Barlas abim yanıma geldi, elini omzuma koydu. "İyi misin güzelim? Çok mu korktun?" diye sordu, sesi az önceki öfkeli polisten eser kalmamışçasına yumuşacıktı.
"İyiyim abi, sadece bir an başım döndü," dedim.
Turgay bey ise yerdeki Poyraz'ın başına dikildi. Poyraz başını kaldırmış, gözlerindeki o gerçek pişmanlık yaşlarıyla babasına bakıyordu. Alara’nın dolduruşuna gelip öz kardeşine, bu aileye nasıl bir ihanet ettiğini ilk defa bu kadar net görüyordu.
"Baba..." dedi Poyraz, sesi hıçkırıklar içinde boğulurken. "Çok pişmanım. Yemin ederim her şeyi mahvettiğimi biliyorum. Alara bana o kadar çok yalan söyledi ki... Kendimi kaybettim. Lütfen affet."
Turgay bey, Poyraz’a tepeden buz gibi bir bakış attı. "Seni bu davetten sonra tamamen silecektim Poyraz," dedi, sesi o kadar derinden geliyordu ki, bahçedeki rüzgar bile kesildi sanki. "Ama o gözlerindeki pişmanlığı ilk defa bu kadar gerçek görüyorum. Doğa senin öz kardeşin. Şimdi o pisliği temizleyeceksin. İçeri gireceksin, o ekrana Alara’nın pisliklerini yansıtacaksın. Bu aileye çektirdiği her şeyin bedelini o kız ödeyecek, sen de onun maşası olmadığını herkese kanıtlayacaksın.Ayrıca kartların hepsi iptal olacak kendi maaşın ile geçin de aklın başına gelsin poyraz Karahan."
Poyraz hızla başını salladı, yerdeki çamurları umursamadan doğruldu. "Ne dersen yapacağım baba. Doğa, yemin ederim kendimi sana affettireceğim," dedi bana bakarak. Gözlerinde en ufak bir sinsi parıltı kalmamıştı, gerçekten kırılmıştı.
O sırada cebimdeki telefon titredi. Heyecanla WhatsApp’ı açtım.
Demirhan’dan mesaj vardı.
Demirhan: Bahçede neler oluyor? Barlas, Poyraz’ı arkaya çekti gördüm. Plan tıkır tıkır işledi değil mi? Ekranı temizledik.
Doğa: Her şey bitti Demirhan. Poyraz suçüstü yakalandı. Barlas abi onu öyle bir dövdü ki... Ama Poyraz bu sefer gerçekten pişman oldu, ağlayarak özür diledi. Babam da ona Alara’nın oyununu tamamen bozması için son bir şans verdi.
Demirhan: Güzel. Alara hak ettiği yere gidiyor demek. Sen iyi misin peki? Sesin çıkmıyor.
Doğa: İyiyim... Yani tam düşüyordum, tansiyonum düştü sanırım. Ama biri tuttu beni.
Demirhan: Kim tuttu? Kim var orada yanında?
DoğaKenan Sancaktar. İş ortaklarından biriymiş, 30 yaşlarında falan. Tam yere kapaklanacakken kollarından yakaladı, düşmemi engelledi. Çok asil bir adamdı.
Demirhan:seni mi tuttu .. Anladım. İçeri gel o zaman artık, yalnız kalma o bahçede. Gözümün önünde ol Doğa.

Telefonu kapatıp derin bir nefes aldım. Poyraz, Barlas’ın gözetiminde üstünü başını düzeltmek için eve doğru yürürken, Turgay bey bana döndü. Elini şefkatle omzuma koydu.
"Yürü kızım," dedi babam, gözlerindeki o sarsılmaz güvenle. "İçeride anne tarafın ve diğer misafirler bizi bekliyor.Normalde gelmeyeceklerdi ama deden duramamış.Karahan ailesinin gerçek kızının kim olduğunu, arkasında babasının nasıl durduğunu o salondaki herkese, en çok da Alara’ya gösterme vakti."
Başımı dik tuttum, siyah elbisemin eteklerini düzelttim. Babamın koluna girdim ve malikanenin o devasa kapısından içeri, asıl büyük savaşın döneceği salona doğru ilk adımımı attım.
Büyük salondan içeri girdiğimizde, az önce bahçede yaşanan o gergin, fırtınalı hava yerini asil bir klasik müzik tınısına ve şampanya kadehlerinin şıkırtısına bırakmıştı. Turgay bey, yani babam, kolundaki elime hafifçe bastırarak bana güç verdi. Kenan Sancaktar’ın o sarsılmaz, asil gölgesi salonda bir yerlerde iş ortaklarıyla konuşurken, gözüm bir anlığına bize doğru yaklaşan Demirhan’a kaydı. Gözleriyle beni baştan aşağı süzüp iyi olduğumdan emin olduktan sonra hafifçe başını salladı.
Tam o sırada İnci hanım, yanında orta yaşlı, inanılmaz asil ama bir o kadar da sıcak kanli bir kadın ve tonş tonş bakışlarıyla etrafa gülücükler saçan yaşlıca bir adamla bize doğru yürümeye başladı. Yüzlerindeki o yapaylıktan uzak, sevgi dolu ifadeyi gördüğüm an içimdeki tüm savunma mekanizmaları bir anlığına durdu.
"Doğa, güzel kızım," dedi İnci hanım, gözleri parıldayarak. "Bak, seni kiminle tanıştıracağım. Teyzen figen ve deden Ahmet."
Anne tarafım... Onlarla tanışmayı o kadar çok istemiştimki, içten içe tıpkı baba tarafı gibi mesafeli ve yargılayıcı olacaklarından korkmuydum. Ama teyzem Figen hanım bana doğru öyle bir adım attı ki, o an tüm korkularim uçup gitti. Gözleri anında dolmuştu. Hiç düşünmeden, o şık davet elbisesini falan zerre umursamadan kollarını açtı ve beni sımsıkı, sıcacık sarıverdi.
"Güzel yeğünim benim... Hoş geldin evine, ailene," diye fısıldadı teyzem kulağıma. Kokusu o kadar anne gibi, o kadar pamuk lalpliydi ki, kalbimin göğüs kafesime dar geldiğini hissettim. Alara’nın bu aileye çektirdiği onca sinsi şeyden sonra, sanki benim gelişimle evlerine uzun yıllar sonra ilk defa gerçek bir huzur doğmuş gibi bakıyorlardı bana.
Deden Ahmet bey ise elindeki bastonuna dayanarak bana doğru yaklaştı. O pamuk gibi beyaz saçları, tonton yanakları ve gözlerinin kenarındaki o babacan kırışıklıklarla tam bir sığınaktı. Titreyen elini uzatıp yanağımı şefkatle okşadı.
"Benim güzel torunum... Turgay bize senden bahsettiğinde her gün dua ettim sana kavuşalım diye," dedi dedem, sesi duygusallıktan titreyerek. "O sinsi Alara’nın oyunları yüzünden çok hırpalandın biliyorum ama bak, biz buradayız artık. Senin arkanda sadece Karahan’lar yok, biz de varız güzel kızım. Kimse senin o pamuk kalbini bir daha kıramayacak."
Teyzemin ve dedemin bu inanılmaz samimi, sevgi dolu duruşu karşısında gözlerim doldu. Turgay bey de hemen arkamda durmuş, anne tarafımın bana gösterdiği bu büyük şefkati izlerken yüzünde huzurlu bir tebessümle bizi izliyordu. Bu evde ilk defa sadece korunması gereken bir prestij değil, gerçekten çok sevilen, yolu gözlenen bir evlat olduğumu hissetmiştim.
Tam o sırada salonun ışıkları hafifçe karardı ve dev kürsüdeki ekran aydınlandı. Poyraz, Barlas abimin gözetiminde, gözlerindeki o gerçek pişmanlığın verdiği ciddiyetle sahneye doğru yürüdü. Alara’nın tüm o sahte belgelerle beni rezil etmek için kurduğu tezgahı, bizzat Alara’nın kendi ses kayıtları ve itiraflarıyla ifşa etmek üzere kürsüye çıktı.
Salondaki herkes ekrana kilitlenirken, ben bir yanımda pamuk kalpli teyzem ve dedem, diğer yanımda sarsılmaz bir dağ gibi duran babamla birlikte dimdik duruyordum. Karahan malikanesindeki o maskeli balo artık bitmişti; zafer, arkasında dev gibi bir ailesi olan Doğa’nındı.
Poyraz kürsüde Alara’nın bütün o sinsi oyunlarını, ses kayıtlarını ve hazırladığı sahte belgeleri tek tek ifşa ederken salonda büyük bir uğultu koptu. Fısıldaşmalar, şaşkın bakışlar ve Alara’nın adının karıştığı bu rezalet holding ortakları arasında şok etkisi yaratmıştı. Alara’nın bu aileye yıllarca çektirdiği kötülüklerin son perdesi, bizzat onu maşa olarak kullanmaya çalıştığı Poyraz tarafından yırtılıp atılmıştı.
Tam o sırada Turgay bey, yani babam, adımlarını kürsüye doğru yöneltti. Mikrofonun başına geçtiğinde salondaki tüm uğultu bıçak gibi kesildi. O sert, sarsılmaz Karahan duruşuyla mikrofonu ayarladı ve doğrudan kalabalığa baktım.
"Değerli dostlar, bu gece burada sadece bir gerçeği temizlemek için toplanmadık," dedi babam, sesi tüm salonda yankılanarak. "Yıllarca arkamızdan çevrilen sinsi oyunların, ailemize sızmaya çalışanların maskelerini indirdik. Ama asıl önemlisi, Karahan holdingin ve bu ailenin gerçek, tek kızım , öz kızım Doğa’yı sizlere resmen takdim etmektir. Bundan sonra atacağımız her adımda, her ortaklıkta kızımın imzası ve varlığı olacaktır. Kimsenin onun adını kirletmesine ya da onu bu evde bir yabancı gibi hissettirmesine asla izin vermeyeceğim.Kızıma yapılmış saygızlık soy adıma yapılmış sayarım.”
Salondan devasa bir alkış koptu. Kenan Sancaktar uzaktan kadehini hafifçe bana doğru kaldırarak tebessüm ederken, Demirhan’ın gözlerindeki o rahatlamış ve gururlu ifadeyi gördüm. Pamuk kalpli teyzem Figen ve tonton dedem Ahmet bey gözyaşlarını silerek beni altlarından sımsıkı sarmaladılar.
Gecenin ilerleyen saatlerinde davet bitti ve nihayet malikaneye, yani evimize döndük. Üzerimdeki o ağır siyah elbiseyi çıkarıp rahat ev kıyafetlerimi giydim. Salonun loş ışığında İnci hanım, yani annem, koltukta yorgun ama huzurlu bir şekilde oturuyordu. Turgay bey de ceketini çıkarmış, gömleğinin kollarını hafifçe katlamış halde yanına oturdu.
Beni gördüklerinde ikisinin de yüzü aydınlandı. Yanlarına gidip tekli koltuğa yerleştim. Babam derin bir nefes alıp arkasına yaslandı, gözlerinde o davet gecesindeki resmi adamdan eser kalmamış, tamamen şefkatli bir baba bakışı vardı.
Doğrudan anneme döndü ve benim de duyacağım bir sesle konuşmaya başladı:
"İnci," dedi babam, sesi sakin ve çok içtendi. "Davette Figen ve Ahmet beyle konuştum. Doğa'yı gördüklerinde ne kadar mutlu olduklarını sen de fark ettin. Anne tarafının diğer kalanları da, kuzenleri, dayıları falan, herkes Doğa ile tanışmak için can atıyormui. o eski huzursuzluklarından sonra aileye böyle temiz bir sayfa açılması hepsini çok duygulandırmış."
Sonra babam bakışlarını bana çevirdi. O koca, sert elini dizimin üzerine koyup hafifçe sıktı. Ses tonu o kadar ince ve düşünceliydi ki...
"Doğa, güzel kızım," dedi babam, gözlerimin içine bakarak. "Teyzenler yarın sabah hep birlikte bize kahvaltıya gelmek istiyorlar. Anne tarafının diğer kalan üyeleri de seninle tanışmayı çok istiyor. Ama buraya geleli daha çok az bir süre oldu, evdeki bu kalabalık ve hızlı gelişmeler seni yormuş olabilir. Yarın sabah kahvaltıya gelmeleri senin için bir problem olur mu kızım? Eğer kendini hazır hissetmiyorsan, biraz daha erteleyebiliriz, tamamen senin kararın."
Bunu bir emir gibi değil, tamamen benim hislerime, benim o ürkek ve yeni gelen halime saygı duyarak sormuştu. Bir babanın kızının sınırlarını bu kadar ince düşünmesi içimi bir kez daha sıcacık yaptı.
Anneme ve babama baktım, yüzümde kocaman, samimi bir tebessüm belirdi. "Hiçbir problem olmaz," dedim içtenlikle. "Teyzem ve dedem o kadar pamuk kalpliydi ki, ailenin diğer üyeleriyle tanışmayı ben de çok isterim. Yarın gelebilirler."
Babam duyduğu cevapla rahatlayarak gülümsedi ve elimi bir kez daha şefkatle okşadı. Karahan malikanesinde sinsi maskeler düşmüştü ve yarın sabah, hayatımda ilk defa beni karşılıksız sevecek kocaman bir anne tarafı ailesiyle kahvaltı masasına oturacaktım.

İyi okumalar canlarım benim içime sinen bir bölüm oldu açıkçası🫶🏻

Barlasın gerçekten doğayı sevmesi koruması allahım benim aşk adamım bu resmen🤭🤭

Sizce demirhan doğayı kıskandı mı Kenan’dan 🙃

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

173okunma 10beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18