23. bölüm / 30
KOKUNUN İZİ(GERÇEK AİLEM)20.Bölüm
Bölümler 30Şu an: 20.Bölüm
- 1 1.Bölüm1.882 kelime
- 2 2.Bölüm2.084 kelime
- 3 3.Bölüm1.082 kelime
- 4 4 bölüm3.145 kelime
- 5 5.Bölüm2.450 kelime
- 6 6.bölüm2.786 kelime
- 7 DUYURU247 kelime
- 8 7.Bölüm2.994 kelime
- 9 8.Bölüm2.756 kelime
- 10 9.Bölüm2.157 kelime
- 11 10.Bölüm2.612 kelime
- 12 11.Bölüm1.064 kelime
- 13 12.Bölüm3.073 kelime
- 14 13.bölüm1.343 kelime
- 15 14.Bölüm1.858 kelime
- 16 15.Bölüm2.407 kelime
- 17 16.Bölüm3.973 kelime
- 18 17.Bölüm3.839 kelime
- 19 18.Bölüm1.698 kelime
- 20 Geçmiş (Alpmey)369 kelime
- 21 Geçmiş 2(Alpmey)1.008 kelime
- 22 19.Bölüm1.361 kelime
- 23 20.Bölüm1.850 kelime · Okuduğun bölüm
- 24 21.bölüm1.347 kelime
- 25 22.bölüm1.655 kelime
- 26 23.Bölüm2.620 kelime
- 27 24.Bölüm2.864 kelime
- 28 25.Bölüm2.815 kelime
- 29 26.Bölüm1.600 kelime
- 30 27.Bölüm1.884 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Karanlık, zihnimi yavaşça terk ederken kulağımda sadece kesik kesik çalan bir alarm sesi ve derin, endişeli bir nefes vardı. Göz kapaklarımı aralamak her zamankinden çok daha zordu.
Başımda zonklayan amansız bir ağrıyla gözlerimi açtığımda, kafenin o dar koridorunda değil, Karahan konağındaki odamda olduğumu fark ettim. Yatağımda hızla doğrulmaya çalıştım ama başımın dönmesiyle tekrar yastığa düştüm.O an, bayılmadan hemen önce telefonuma gelen o korkunç mesaj ve Alparslan abimin kanlar içindeki arabasının fotoğrafı zihnime bir yıldırım gibi düştü
."Abi..." diye fısıldadım, sesim kupkuruydu.Odanın köşesindeki koltukta oturan ve başını ellerinin arasına almış olan Baran abim, sesimi duyar duymaz hızla ayağa kalktı. Yüzü kireç gibi beyaza dönmüştü. Yanıma gelip ellerimi tuttu."Doğa, sakin ol. Buradasın, güvendesin," dedi, sesindeki o titremeyi gizlemeye çalışarak."Alparslan abim..." dedim, gözlerimden yaşlar boşalırken. "O nerede? Telefonuma bir mesaj geldi, araba..."Baran abim derin bir nefes alıp başını yere eğdi.
O sırada odanın kapısı sertçe açıldı ve içeriye üstü başı darmadağın olmuş Barlas abim girdi. Gözleri doğrudan bana döndü. Konak, dışarıdan gelen siren sesleriyle inliyordu. Kafedeki o karmaşanın ve Ediz'le yaşananların hemen ardından gelen bu darbe, konağın kapısına kadar dayanmış ve büyük bir fırtınayı başlatmıştı.
Barlas abim derin bir nefes alıp yatağımın kenarına yaklaştı. Yüzündeki o her zamanki rahat ifadeden eser kalmamıştı, gözleri çakmak çakmaktı."Alparslan abinin durumu kritik ama hastanede doktorlar elinden geleni yapıyor, Doğa," dedi Barlas, sesini güçlü tutmaya çalışarak. "Ona bunu yapanları bulacağız, kimsenin yanına kalmayacak."Baran abim ayağa kalkıp odanın içinde volta atmaya başladı. "O telefonuna gelen mesajı ve fotoğrafı kimin gönderdiğini bulmamız şert.
Kafede ne olduysa, hepsi bu tezgahın bir parçası. Seni oraya çekmek, bizi dağıtmak istediler."İçimdeki suçluluk duygusu bir çığ gibi büyüyordu. Kafede Ediz'le yaşadığımız o anlar, aramızdaki o tehlikeli yakınlaşma ve hemen ardından patlayan bu olaylar tesadüf olamazdı. Ediz bana "uzak dur bu işlerden" derken aslında neyi kastediyordu? Bu saldırıdan haberi var mıydı, yoksa o da bu oyunun bir parçası mıydı?"Ben... Ben o numarayı tanımıyorum," dedim titreyen bir sesle, telefonumu Baran abime doğru uzatırken. "Mesaj aniden geldi."Baran abim telefonu elimden sertçe aldı, ekrandaki mesaja ve fotoğrafa bakarken çenesi kasıldı. Barlas abime dönerek, "Siberdeki çocuklara gönder bunu, hemen bu numaranın kime ait olduğunu, sinyalin nereden geldiğini çıkarsınlar," diye talimat verdi.
Barlas telefonu alıp hızla odadan çıkarken, konaktaki o ağır sessizlik yerini intikam yeminlerine bırakıyordu. Alparslan abimin canına kasteden bu gizli düşman, Karahan aşiretinin en sert damarına basmıştı ve bu saatten sonra Mardin sokaklarında hiç kimseye huzur yoktu.
Konağın ve hastanenin üzerindeki o ağır hava, yoğun bakım koridorunda adeta somut bir sessizliğe dönüşmüştü. Alparslan abimin odasının önü korumalarla doluydu ama gecenin ilerleyen saatlerinde, koridorun tenhalaşmasından faydalanan bir gölge sessizcr içeri sızdı.Meyra, adımlarını gizlemeye çalışarak, titreyen dizleriyle yoğun bakımın büyük camının önüne kadar geldi. Gözyaşları sicim gibi yanaklarından süzülürken, ellerini o soğuk cama yasladı. İçeride, makinelerin ritmik sesleri arasında hareketsiz yatan Alparslan’a baktı. Onun o her zamanki güçlü, heybetli duruşunun yerini bu sessiz savaşa bırakmış olması, Meyra’nın içini parça parça ediyordu."Özür dilerim..." diye fısıldadı Meyra, hıçkırıklarını bastırmaya çalışarak. "Seni bu hale getiren her şey için özür dilerim."Geçmişin yükü ve aralarındaki o aşılmaz duvarlar, o cam parçası kadar net ama bir o kadar da acımasızca duruyordu aralarında.
Meyra, Alparslan’ın yüzündeki her bir çizgiyi ezberlemek ister gibi bakarken, gözyaşları camın üzerinde iz bırakıyordu.Tam o sırada koridorun başından gelen sert ayak sesleri sessizliği böldü. Meyra, yakalanma korkusuyla gözlerini son bir kez Alparslan’dan ayırıp hızla karanlık koridora doğru kaçarken, arkasında sadece camdaki el izini ve dinmeyen gözyaşlarını Yoğun bakım koridorunun loş ışığında, Meyra camın önünden hızla uzaklaşmaya çalışırken aniden karşısında beni buldü.
Adımları bıçak gibi kesildi, gözlerindeki yaşları aceleyle silmeye çalıştı ama yakalandığını çoktan anlamıştı.Karşısında dikilip kollarımı göğsümde bağladım. Bakışlarımdaki o sert ifade, konakta geçirdiğim ayların ve abimin bu halinin bana verdiği o amansız güçtü. Aramızdaki mesafeyi kapatarak tam önüne kadar geldim. Sesimi koridorda kimsenin duymayacağı kadar alçak ama bir o kadar da buz gibi bir tonda tuttum."Burada ne işin var senin?" diye sordum, gözlerimi gözlerine dikerek."Doğa, ben sadece... Alparslan'ı görmek istedim," diye kekeledi Meyra, sesi çaresizlikle titreyerek. "Durumu nasıl diye...""Haddini bil, Meyra," diyerek sözünü sertçe kestim. Bir adım daha yaklaşıp parmağımı uyarırcasına ona doğru salladım. "Senin bu konakta, bu ailede neye sebep olduğunu, abimi ne kadar yaraladığını tam olarak bilmesem de gözlerimle gördüm. Şimdi hangi yüzle gelip o camın arkasından ağlıyorsun? Abimden uzak dur Meyra anladın mı beni yoksa seni mahvederüm"Meyra başını öne eğdi, hıçkırıklarını gizlemeye çalışıyordu ama bu sefer geri adım atmaya niyetim yoktu.
Abimin bu halde olmasının acısı içimi yakarken, kimsenin gelip burada sahte gözyaşları dökmesine izin veremezdem."Sana son ve net uyarım olsun," dedim, sesimdeki her bir kelimeyi taş gibi kafasına vurur gibi seçerek. "Bir daha seni bu hastanenin koridorunda, abimin yakınında ya da bizim gölgemizin düştüğü herhangi bir yerde görmeyeceğim. Git ve kendi hayatını yaşa. Bizim acımız da, öfkemiz de bize yeter. Eğer bir kez daha Karahan ailesinin sınırlarını zorlarsan, karşında beni bulursun. Şimdi hemen burayı terk et."Meyra, bu sözlerin ağırlığı altında ezilerek son bir kez bile yüzüme bakamadı. Çantasını omzuna çekip hızla koridorun çıkışına doğru ilerledi ve gözden kayboldu.
Arkasından bakarken derin bir nefes aldım aralarındaki geçmişi tam olarak bilmesem de, ailemi korumak için o eski sessiz Doğa olmayı çoktan Meyra’nın koridorda gözden kaybolmasının ardından, içimdeki o büyük gerilim ve günün tüm yorgunluğu bir anda omuzlarıma çöktü. Bacaklarımın bağı çözülecek gibi hissettiğimde, Barlas abim adımlarını hızlandırıp yanıma geldi."Doğa... İyi misin abim?" diye sordu, sesindeki o saf endişeyi saklamayarak.Cevap verecek dermanım kalmamıştı. Sadece başımı salladım ve yoğun bakım önündeki o sert plastik sandalyelerden birine bıraktım kendimi. Barlas abim de hemen yanıma oturdu, derin bir nefes alıp kolunu omzuma attı ve beni kendine doğru çekti.Gözlerim gitgide ağırlaşırken, Alparslan abimin içerideki o sessiz mücadelesi ve kafamdaki deli sorular yavaş yavaş flulaştı. Güvenebileceğim tek sığınağa, Barlas abimin omzuna başımı koydum.
Onun o tanıdık, güven veren kokusu etrafımı sararken, göz kapaklarım daha fazla direnemedi. Mardin’in o amansız gecesinde, abimin gölgesinde huzursuz ama derin bir uykuya daldım.
Barlas abimin omzunda ne kadar uyuduğumu bilmiyordum ama koridordaki aniden yükselen koşuşturma ve sert ayak sesleriyle irkilerek gözlerimi açtım.Yoğun bakımın kapısı hızla açıldı ve doktor, yüzündeki o gergin ifadeyle dışarı çıktı. Baran abim hemen doktorun önüne atıldı. "Hocam, ne oluyor? Durumu nasıl?" diye sordu, sesi adeta titriyordu.Doktor derin bir nefes alıp başını iki yana salladı. "Alparslan Bey'in durumu ne yazık ki aniden kritikleşti. İç kanamayı durdurmakta zorlanıyoruz ve acil kana ihtiyacımız var. Çok nadir görülen bir kan grubuna sahip ve hastanenin stokları yetersiz kalıyor. Çevre hastanelerle de iletişime geçtik ama zamanımız çok kısıtlı. Şu an kanı bulamazsak..."Doktor sözünü tamamlayamadı ama o asılı kalan sessizlik hepimizin üzerine bir kabus gibi çöktü. Barlas abim sinirle duvara bir yumruk indirdi. Baran abim telefonuna sarılıp aşiretin tüm adamlarını, tanıdık herkesi aramak için koridorda ileri geri yürümeye başladı.Annem ağlarken babamda elinden geleni yapma başladı Ama. Çaresizlik koridordaki havayı bile kurutmuştu. Zaman aleyhimize işliyor, abimin hayatı saniyelerle ölçülüyordu.Tam o sırada, koridorun karanlık çıkışından ağır ve kendinden emin adım sesleri yankılandı. Hepimizin bakışları o yöne döndü.
(İçinden anne baba diyor Çiçeklerim)
Üzerinde koyu renkli, şık bir takım elbise olan, bu topraklara ait olmadığı her halinden belli, yabancı bir adam bize doğru yürüyordu. Yüz hatları sert ve gizemliydi. Kim olduğunu, buraya nasıl geldiğini hiçbirimiz bilmiyorduk.Adam, koridordaki korumaların ve abilerimin şaşkın bakışları arasında tam önümüzde durdu. Doğrudan doktora bakarak, pürüzsüz ama mesafeli bir diksiyonla konuştu “Aradığınız kan bende var. Zaman kaybetmeyelim, hemen işlemleri başlatın."Baran ve Barlas abim şüpheyle adama doğru bir adım attılar.
Mardin'in bu en tehlikeli gecesinde, tam da her şeyin bittiği dendiği anda ortaya çıkan bu yabancı adamın kim olduğu ve neden yardım etmek istediği kafamdaki soruları iyice çıkmaza Doktor, adamın bu net çıkışı karşısında bir an bile tereddüt etmeyerek hemen yanındaki hemşireye işaret etti. "Hemen laboratuvara alın, işlemleri hızlandırın!" dedi. Yabancı adam, abilerimin şüphe dolu bakışlarına hiç aldırmadan, soğukkanlı bir şekilde hemşirenin peşinden kapalı kapıların ardına doğru ilerledi.Baran abim arkasından gitmek için hamle yapacak gibi oldu ama Barlas abim kolundan tuttu
. "Dur abi, önce Alparslan'ı kurtarsın. Kim olduğunu, derdinin ne olduğunu sonra öğreniriz," dedi sesi kısık ve temkinli bir tonda.Koridordaki o amansız bekleyiş yeniden başladı, ancak bu sefer içimizde cılız da olsa bir umut ışığı vardı. Yaklaşık yarım saat sonra doktor yüzünde hafif bir rahatlamayla yoğun bakımdan çıktı. "Kan transferi başarıyla başladı. Alparslan Bey'in vücudu olumlu tepki veriyor, durumu sabitledik,"
müjdesini verdi.Hepimiz derin bir nefes alırken, gözlerim koridorun çıkışına kaydı. O yabancı adam, işlemler biter bitmez kimseye görünmeden, geldiği gibi gizemli bir şekilde hastaneden ayrılmıştı. Arkasında sadece hayatı kurtulan bir abi ve kafamızda tonlarca yeni soru işareti Hastanenin koridorundaki o gergin bekleyiş yerini yavaş yavaş yorgunluğa bırakırken, korumalardan biri elinde şık bir paketle bana doğru yaklaştı."Doğa Hanım," dedi adam, başını hafifçe eğerek. "Hastanenin girişine sizin adınıza bir paket bırakıldı. Güvenlik kontrolünden geçirdik, temiz."Şaşkınlıkla paketi elime aldım. Özenle hazırlanmış bir yemek kutusuydu bu. Üzerindeki küçük, beyaz zarfı fark edip hızla açtım. Zarftan çıkan not kağıdında sadece iki harf basılıydı.
"KK"Notun hemen altında ise el yazısıyla şu cümle yer alıyordu: "Aç kalma, küçük İstanbullu. Güçlü durman lazım."
Gözlerim aniden açıldı. Bu harfler ve o bildik hitap şekli, kafamdaki tüm soru işaretlerini bir kez daha tersyüz etmeye yetti. Kafedeki o karmaşanın, dökülen kanların ve hastanedeki bu gizemli adamın ardında kimlerin olduğunu düşünürken, bu yemeğin kimden geldiği sorusu içimdeki o tehlikeli şüpheyi iyice alevlendirdi.
Baran abim elimdeki paketi ve notu fark edip hemen yanımda bitti. "O ne?" diyerek kağıdı elimden sertçe çekti. Gözleri satırların üzerinde gezinirken çenesi kasıldı, bakışları koridordaki korumalara döndü."Bunu kim bıraktıysa hemen kamera kayıtlarına bakın!" diye gürledi Baran abim. Sesi hastane koridorunda yankılanırken, Barlas abim de yanımıza gelip nota baktı."KK mı?" dedi Barlas abim, kaşığı havaya kalkarken. "Mardin'de bu harfleri kullanıp bize mesaj verebilecek kim var?"İçimdeki korku ve şüphe gitgide büyüyordu. Ediz'in kafedeki o uyarıları, arkasından gelen bu gizemli yemek... Sanki görünmez bir el, Karahan ailesinin etrafındaki çemberi her saniye daha da daraltıyordu. Abimin hayatı pamuk ipliğine bağlıyken, şimdi bir de bu gizemli düşmanla ya da dostla yüzleşmek zorundaydık."Ben yiyemem bunu," dedim, paketi masanın üzerine bırakarak
. Mideme oturan o koca taş yumru, iştahımı tamamen kapatmıştı.Tam o sırada yoğun bakımın kapısı tekrar aralandı ve içeriden çıkan hemşire, Alparslan abimin gözlerini açtığını haber verdi. Bu müjdeyle birlikte elimizdeki notu da, gizemli mesajları da bir kenara bırakıp hızla kapıya doğru yöneldik. fırtına henüz dinmemişti ama abimin uyanışı bize bu savaşı sürdürmek için ihtiyacımız olan gücü Yoğun bakım odasının kapısı açıldığında, koridorda bekleyen annem, babam ve diğer tüm akrabalar bir anda kapının önüne yığıldı. Konağın o sert, eğilmez büyükleri bile Alparslan abimin uyanış haberiyle gözyaşlarını tutamamıştı.
Babam dik durmaya çalışarak içeriye ilk adımı attı, annem ise hıçkırıklar içinde abimin yatağının başucuna doğru ilerledi.Herkes odanın içinde toplanmış, nefesini tutmuş bir şekilde Alparslan abimin solgun yüzüne bakıyordu. Göz kapakları yavaşça aralandı, odadaki kalabalığı ve üzerindeki yorgun bakışları hayal meyal süzdü. Boğazından kuru bir hırıltı koptu. Annem hemen eline sarılıp, "Buradayız oğlum, buradayız kurban olduğum," diye fısıldadı.Alparslan abim derin bir nefes almaya çalıştı, dudakları titredi. Herkes ondan güvende olduğuna dair ya da intikam fısıldayan sert bir kelime beklerken, onun bitkin sesi odadaki tüm sessizliği bıçak gibi kesti
."Meyra..." diye fısıldadı, gözleri boşlukta bir noktaya kilitlenirken.O an odadaki tüm akrabaların, babamın ve abilerimin yüzü buz kesti. Annemin elindeki sıcaklık bir anda dondu. Uyarılara, dökülen kanlara ve araya giren tüm aşılmaz duvarlara rağmen, abimin ölümün kıyısından dönerken sayıkladığı ilk ve tek isim, o odadaki herkes için yeni bir fırtınanın habercisiydi.
Selam Çiçeklerim 💓 iyi okumalar 😜
Sizce KK kim?
Meyra ?
Oy:5
Yorum:5
Bölüm etkileşimi
