Kalbin En Eski Sığınağı

Vaveyla Yazarı: Atik Stayl

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 24Şu an: Kalbin En Eski Sığınağı

“Annem…” annem, aralık bıraktığım kapıdan başını uzattı. “Gelebilir miyim?”

Akel gideli bayağı olmuştu. Annem başka konu açarak, ortamın gerginliğini dağıtmıştı. Babamsa sonrasında hiç konuşmamıştı. Akel’i uğurlarken yarın saat onda, bir kafeye çağırmıştı. Sağ gösterip sol vurmuştu. Destek beklerken köstek olmuştu.

“Gel, anne.” yemekten sonra hiç konuşmamıştık. Kaç kez odasına önüne gitmiş ama kapısını çalamadan geri dönmüştüm.

Kapıyı kapattı. Ağır adımlarla gelip yatağın ucuna oturdu. Yana kayıp yer açtım. Tebessüm ederek davetimi kabul etti. Ellerinden destek alıp yanıma kaydı. Kedi gibi kolunun altına sokuldum. Sımsıkı sarılıp, kokumu içine çekerek saçımdan öptü. “Konuşmak ister misin?”

Başımı kaldırıp baktım. “Anne, ben çok özür dilerim. Konuşaca—”

Bitirmeme izin vermedi. “Özür dilenecek bir şey yok. Asıl sizinle daha yakın olamadığım için ben özür dilerim. Annemden iyi olmaya çalıştım ama galiba bocaladım.” yanağında buruk bir tebessüm belirdi.

“Sen bu dünyada gördüğüm en iyi annesin… İyi ki benim annemsin!” yanağına kocaman, sulu bir öpücük bıraktım. Daha çok bağrına bastı.

“Sen küçükken de böyleydin. Bir şeye üzülsen gelir dizime yatardın. Saatlerce sessiz kalır, saçınla oynanmasını isterdin.” saçımı sevmeye devam etti.

“Hepsini anlıyordun, değil mi?” hareket eden göğsünden kafasını salladığını anladım. Bir şey söylemeyince anlamaz sanıyordum oysa. Ama anneler hissederdi, değil mi? Kanından olmayanı da hissederdi.

“Ben, anne diyişinden bile ne istediğini anlardım. Eğer anne derken uzatırsan demek ki acıkmışsındır. ‘Anne, ne yapıyorsun?’ diye yavru kedi gibi sokulduysan sıkılmışsındır. Seslenince vurguyu ikinci heceye atarsan yaramazlık yapmışsındır hatta ardından Saba Sultan dediysen kesin okuldan çağırmışlardır yine.” sesli gülmüştü. Ben de gülmeden edemedim.

“Ben senin her lafını ezbere bilirken nasıl anlamam, güzel kızım? Küçükken ben de senin gibiydim. Bir şeye canım sıkıldığında kimseye söylemezdim. Kendi kendime dertlenir, tek başıma halletmeye çalışırdım. Dayın anlardı bir. Benden küçüktü belki ama hep olgun davranırdı. O yüzden Alp’le sana baktığımda bizi görürdüm. O da dayın gibi yaşına başına bakmadan korurdu seni.”

“Anne… İzin vermeyecek misiniz? Babam da istemiyor.” derken genzim sızladı.

“Daha çok erken be kızım… Çocuksunuz.” ellerini saçlarımdan çekmeden cevapladı.

“E babamla evlendiğinde sen de yirmi iki yaşındaymışsın. Biz de yarın evlenelim demiyoruz ki.” savunmaya geçmek zorunda hissettim. Belki kendini hatırlarsa yumuşardı.

“Haklısın. Ama baban yirmi altı yaşındaydı. Erkekler geç olgunlaşır, kızım. Akel daha yirmi üç yaşında bir delikanlı. Hadi evlendiniz diyelim. Ne yapacaksınız? Nerede kalacaksınız? İkiniz de çalışmıyorsunuz. Daha önce hiç sorumluluk almadınız.” anne endişesi gün yüzüne çıkmış, kolay kolay geçmezdi.

“Evet ama Akel gerektiğinde çok olgun birisi olabiliyor. Çalışmaya gelince de Akel bir kulüpte oynuyor. Benim de anime işi var. Yakında o da kazanç getirecek.” Yavru kedi bakışlarımı yollayıp gözlerinin içine baktım. “Hiç mi şansımız yok?” Cevap gelmedi. “Neyle teklif etti biliyor musun?”

“Bilmem… Neyle?” bu konu canını sıkıyordu ama vazgeçemezdim. Daha babamı da ikna edecektim.

“Kuriena çiçeği… Hatırlıyor musun? Hep o masalı okumanızı isterdim.” çipil çipil baktım.

“Çiçekleri pek sevmezdin sen. Sadece laleyi severdin, bir de Kuriena çiçeğini. Baban az uğraşmamıştı ona benzer çiçek bulurken…

“Daha üç yaşın vardı. Çiçek istiyorum diye ağlıyordun. Baban kaç çeşit aldı ama hiçbirini istemedin. En sonunda kâğıttan çiçek yapıp benzetmeye çalıştı… O anki gülüşün ömrümü uzatmıştı sanki.” Anılar gözünde canlanmıştı. Ben de hayal meyal hatırlıyordum.

Ellerimden destek alarak doğruldum. “Akel de lila renkte lotus ve Helichrysum çiçeklerinden yol yapmıştı.” Akel’in sevgisini görmeleri gerekti. Ona karşı benim gibi kör olamazlardı.

Gülümseyip bir süre sustu. Parmaklarını saçımdan çekmeden narin hareketlerle seviyordu. Anne olunca anlarsın bakışını da eksik etmemişti.

Tekrar başımı göğsüne yasladım. Kokusu her nefes biraz daha rahatlatıyordu. O geldi aklıma. Annenim diyordu. Adımı bile daha yeni öğrenmişti. Onu dinlemem için hayatımdaki insanlara ulaşıyor, boşa kürek çekiyordu. Eski Karen olsa günlerce sorgulardı ama ben artık hissizleşmiştim. Üzülemiyordum bile.

“Anne…” sessizliği bozdum. “Babam, Akel’e çok kızmaz, değil mi? Daha vücudu toparlanmadı. Ruhu acırsa vücudundaki yaralar da geç iyileşir.” Babama hiçbir şey diyemez içine atardı. Ruhu yaralı birinin vücudu ne kadar sağlam olabilirdi ki?

“Baban da ben de aşkı anlamaz değiliz. Sadece kızımızı korumaya çalışıyoruz, kendinden dahi olsa bile…” yemekte babam imayla yarasını sorunca annem de öğrenmişti. Neyse ki fazla kurcalamamıştı. “Kaldı ki Akel, kendi yaralarını kendisi sarabilecek yaşta.”

Benim ruhumun yaralarını, kendi elleriyle sarıp sarmaladığını bilmeden demişti. Senin bile bilmediğin yaralarımı gördü, anne. Simsiyah tozlu anıları silip yerine laleler ekti. Herkesten sakladığım beni gördü… Hiçbirini diyemedim. Sustum. Gözlerimi yatağın ucuna dikip sustum.

🌷

Yusuf, sabahın erken saatlerinde uyanmıştı. Gözüne bir türlü uyku girmemişti. Kızını gözünden bile sakınırdı. Küçüklüğünden beri Milay’dan ayırmamış hatta sevgisini daha çok vermişti. Karen, kendisine benziyor, onun gibi deli dolu başına buyruktu. Kanında değildi ama kendisinin genlerini taşıdığına inanırdı.

Karen, annesin hanım hanımcık olması için diller döktüğü prensesi, babasınınsa savaşçı ruhlu evladıydı. Yaşıtları evcilik oynarken babasının yanına gelip yumruklaşma oynayalım, derdi. Yusuf ellerini havaya kaldırıp kızının vurmasına izin verirdi. Nasıl yapacağını öğretir, içinde kalanları kızından sakınmazdı.

Karateye gitmek istediğinde daha sekiz yaşındaydı. Annesi karşı çıkmış, bir yerine bir şey olur diye ortalığı ayağa kaldırmıştı. Yine yanında duran babası olmuştu. Alp ile birlikte başlamışlardı. İlk zamanlar çok mızmızlanmış, kez kere bırakmak istemişti. Ama her kuşak değiştiğinde daha da hevesleniyordu. Yıllar ilerledikçe karate yetmemeye başladı. Başka savunma sporlarına da merak salınca, bu sefer Yusuf devreye girdi. İkisini de karşısına alıp bir öğrenci gibi çalıştırdı.

Alp’i evlatlarından seçmezdi. Kızını herkesten kıskanır ama ondan zarar gelmeyeceğini bilirdi. Kızına küçük kardeşi gibi sahip çıkıyordu. Düştüğünde kanayan dizlerine ilk o koşar, cebinde hep onun için yara bandı taşırdı. Kızını gönül rahatlığıyla ona emanet ederdi. Onu abisi sandığından, aralarındaki bağın kandan geldiğini düşünürdü. Oysa onların arasındaki şey kader ortaklığıydı. Birinin ailesi bırakıp gitmişti, diğerinin de ailesi vardı ama uzaktaydı. İçlerindeki boşlukları kendi seçtikleri aileleriyle doldurmuşlardı.

Yusuf’un kızlarıyla ilgili tek korkusu, birinin onları üzmesiydi. Varlığıyla onları boğmaz ama gözü hep üzerlerinde olurdu. Arkadaş olmaya çalışırdı. Karşılığında tek bir şartı vardı. Yalan… Asla tahammülü yoktu. Ne olursa olsun gerçeği istiyordu. Kızları da bu konuda onu hiç hayal kırıklığına uğratmamıştı.

Şimdiyse elin oğlu gelmiş, kızıyla evlenmek istediğini söylüyordu. Üstelik bu herifin bir tane bile düzenli ilişkisi yoktu. Gününü gün eden, kızların isimlerini bile aklında tutmaya tenezzül etmeyen biriydi.

İlk başlarda ses etmemişti. Kızı ilk defa birini sevmişti. Eğer engel olursa ona daha fazla çekilecekti. Herkesin değişme payı var, diye düşünmüştü. O gün ormanda Ahmet’i perişan ederken, sevgisine olduğu kadar öfkesine de tanık olmuş, bu öfkenin günün birince kızına sıçramasından korkutmuştu.

Ayrı oldukları süre boyunca kızının her gözyaşını gördü, hissetti. Her ay ona laleler yolladı. Sık sık sevdiği yemekleri sipariş verdi. Kendi gidemediği her an sevgisini hissettirdi. Bir başkasında gördüğü sevgi kırıntısını, yüce bir şeymiş gibi görmesin diye her şeyi yaptı.

Ama işler değişmişti. O herif kızını üzüp ortalıktan kaybolmuş ve bir gün ben geldim deyip hayatına girmişti. Yine üzmeyeceğinin garantisini veremezdi. Bugüne kadar Karen için susmuş olabilirdi ama iş ciddiye binerken buna göz yumamazdı. Yine de kızını üzenin kendisi olmaması için tek bir şans verecekti. Akel’in fikirlerini değiştirebilmesi ufacık bir şans…

Sabahın yedisinde geldiği sahilden ağır adımlarla uzaklaştı. Bileğindeki saate baktığında dokuz buçuktu. İçinde ağır bir düğüm vardı. Saatlerdir kendi kendine düşüyordu: Karen’i ilk gördüğü andan ta ki düne kadar. Elinde olsa pamuklara sarıp kimseyi kızlarının yanına yaklaştırmazdı.

Kafeye vardığında camın kenarında oturan Akel’i gördü. Bacağını sallıyor, önündeki sudan içiyor, parmaklarını birbirine kenetlemiş oturuyordu. Stresten ne yapacağını bilemiyordu.

Ağır adımlarla masaya yürüdü. Akel, onu görür görmez hemen ayağa kalktı. “Gü-günaydın, efendim.” ağzı iyi laf yapan adam, sevdiği kadının babasının karşısında kekelemişti.

“Günaydın.” Sesi tok ve soğuktu.

“Nasılsınız?” ezberlediği konuşması uçup gitmiş, zihni sıfırlanmıştı.

“Eyvallah.” Sandalyeye oturdu. Onun da oturması için karşısını gösterdi. İkiletmeden dediğini yaptı. Aralarındaki derin sessizliği garson bozmuştu.

“Ben hoş geldin, beş gittin yapmaya gelmedim.” tavrını daha oturur oturmaz belli etmişti. “Bak, Akel. Ta en başından karşı çıkan, yasaklar koyan bir baba olmak istemedim. Ama sen… onaylayacağım biri değilsin. Ben kızımı sokakta bulmadım.” derken aklına aslında tam olarak sokakta bulduğu gelmişti ama canından bir parça olmuştu. Bu gerçek karşısında yutkunup devam etti. “Seni severim, mert çocuksun. Ama benim kızımla olmaz. Bir gün sıkılıp gittiğinde kızımın enkazını bulamam ben.”

“Yusuf Amca… söyleyeceklerim için şimdiden özür dilerim. Samimiyetinize güvendiğim için açık konuşacağım.” kelimelerini toplamakta zorlandı. Masadaki bardak hareket edince sallanan bacağını sabit tuttu. “Geçmişte hatalar yaptığımı kabul ediyorum. Savunulacak yanı yok. Karen de zaten bana güvenmedi. Sizin gibi şüphe etti.” derin bir nefes daha aldı. Sigarayı tamamen bıraktıktan sonra bunu sık sık yapardı.

“Zamanla gördü beni. Duygularımın geçici değil, ömürlük olduğunu anladı… Sizi anlıyorum. Ama bizi de anlamanızı rica ediyorum. Ben kızınıza çok aşığım. Onu canımdan bile çok seviyorum. O gülünce her yer renklenip cennet bahçesine dönüyor. Ben o gülüşü solduracak bir şey yapmam!” masadaki yumruk yaptığı elini diğer eliyle sarmıştı. Yine tırnaklarını farkında olmadan etine geçiriyordu.

“İlk öğrendiğimde seni kime sordurduysam ilişki konusunda biri bile iyi bir şey demedi. Bir iki gün takılır, kaçar dediler. Tek bir kul Akel sadıktır demedi… Şimdi gelmiş, sana inanmamı söylüyorsun.” tek kaşını kaldırıp arkasına yaslandı. Sorgulayıcı bakışları Akel’in üzerinde geziniyordu. “Kızımı yıllarca ağlatman da başka bir kadın yüzünden miydi?” Karen’e hiçbir şey sormamıştı. Söylemeyeceğini iyi bilirdi. Ama aklında hep soru işareti vardı. Kararı, biraz da alacağı cevaba bağlıydı.

İlk önce sessiz kaldı. Çayları masaya bırakan garson sayesinde zaman kazanmıştı. Ya ona inanmazsa? Karen, babasının yalan konusundaki hassasiyetini anlatmıştı. “Eski bir olay yüzünden bana iftira atıldı. İkimiz için de biraz hassas dönemdi. Karen geçmiş yüzünden bana inanmadı. Beni yurt dışında bildi, karşısına çıkmadım.” yalan söylemedi ama detay da vermedi. Sandalyesini biraz daha çekti. Kaybettiğini hissediyordu. “Ayrı kaldığımız süre boyunca bir gün bile bir başkasına bakmadım. Ondan başkasına körüm… Geçen ay dayanamadım, çıktım karşısına. Gerçeği kanıtlayınca o da inanmayı seçti.” bakışları yere değdi.

“Bak, oğlum. Bu yaşlarda kan deli akar. Sizin yaşınız evlilik için çok erken.” sesi biraz yumuşamıştı. Sert tavrını korumak için Karen’le konuşmadan evden çıkmıştı. Oysa yumuşaması için adı bile yetiyordu.

“Affınıza sığınıyorum ama hangi kavrama göre erken? Evlilik için ideal yaş aralığını her kategoride farklı belirtiliyor: Biz de rakamların çoğuna uyuyoruz.” herkes erken dese de aşkıyla hepsini ikna etmişti.

Bir süre kimseden çıt çıkmadı. “Kendi ailene açtın mı konuyu? Onlar da eminim bizim gibi karşıdırlar.”

“Dedem biliyor. O da seviyorsan elini bırakma dedi.” kuruyan dudaklarını ıslatmak için çaydan bir yudum aldı. “Biliyorum, bana güvenmiyorsunuz. Ama lütfen bize bir şans verin. Karen onayınız olmadan asla yapmaz. Uzaklaşacak benden, yine üzülecek. Buna izin vermeyin. Ailesinin desteğine ihtiyacı var.”

Yusuf çayından bir yudum daha alıp camdan dışarı baktı. Üç yaşlarında bir kız elinde balon etrafta koşturuyordu. Babası olduğunu düşündüğü adam da birkaç adım ileride, elinde bere ve atkıyla kızı izliyordu. Adam, çocuğun gülüşünü gördükçe yüzündeki tebessüm büyüyordu.

“Bak…” çenesiyle dışarıyı işaret etti. “Karen üç yaşındaydı. Bir gün benden bir çiçek istedi. Masalda adı geçen bir çiçek… Günlerce ağladı. Benzerini bulmak için tüm çiçekçileri gezdim. En son kâğıttan yapıp renklendirdim. Masaldaki çiçeğe benzemişti.

“Çiçeği gördüğü anki gülüşünü ömrüm boyunca unutamam. Yüzünden o gülüşün solmaması için elinden ne geliyorsa yaptım ve de yapmaya devam edeceğim. Gözümü kırpmadan, onu üzecek her engelin işini bitiririm.” Kızına olan sevgisinden bahsederken gözdağı vermeyi de ihmal etmedi.

Akel, tereddütle cebinden bir kutu çıkarıp masanın üstüne koydu. “Kuriena çiçeği…” kutuyu açıp çevirdi. “Bu yüzükle teklif etmiştim. Karen buraya geldiğimizde çıkardı. Daha vermedim. Eğer onayınız olursa… bugün, bir daha hiç çıkmamak üzeri parmağına takacağım.” artık her şey Yusuf’un iki dudağının arasındaydı. Hala erken derse ömrünün sonuna kadar sevdiği kadının bekleyecekti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

6okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 144

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıkaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikapsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18