Birbirine Açılan Hayatlar

Vaveyla Yazarı: Atik Stayl

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 23Şu an: Birbirine Açılan Hayatlar

Tüm gün tepede kalmak istesem de akşamki parti için hazırlanmalıydım. Akel kıyafetlerini yanına almış, doğrudan bana geçmiştik. Üzerimizi değiştirip çıkacaktık.

Ne giyeceğim konusunda kararsızdım. Dolabın karşısına geçmiş elbiselerle bakışıyordum. Hava çok soğuk değildi ve genel olarak içeride olacaktık. Çok kalın giymeme gerek yoktu.

Kapı tıklatıldı. “Gelebilir miyim?”

“Gel…” kapıya bakmadan konuştum. Belki bana yardımcı olurdu. Kapı açıldı, içeri girdi. “Akel… Ne giyeyim sence? Karar veremiyorum.” elbiselerin olduğu bölümü karıştırmaya devam ettim.

“Her halinle mükemmelsin.” deyip arkadan sarıldı. Karşılık vermek için dönünce kaşlarımı çattım.

“Üstün nerede senin?” çıkıştım. Giyecek bir şey bulamayınca azıcık hıncımı ondan almıştım. Ama Yunan heykeli gibi yarı çıplak karşımda dikilince devrelerin yanması gayet normaldi.

“Gömlek kırışmış.” dedi omuz silkerek. “Ütünün yerini soracaktım… Ayrıca niye kızıyorsun, görmediğin şey mi?” dudağının kenarı kıvrılırken kaşları alaycı bir şekilde havalandı.

“Akell! Delirtme beni!” bakışlarımı başka yere çevirmeyi denedim.

“Bugüne bugün müstakbel karımsın, Karen Arsal. Artık utanmasan mı?” hâlâ pişkin pişkin sırıtıyordu. Hata sende değil ki, teklifi kabul edende.

“Müstakbel katilin olmamı istemiyorsan uğraşma benimle!”

Dediğimi gram kaide almayıp bana doğru adımladı. Geri gitmek de adama fayda etmiyordu. “Bana uyar…” elini dolaba yaslaydı “Zaten her gördüğümde kalbimden vuruyorsun.” sesini biraz kıstı. Bu hali aşırı karizmatik oluyordu.

“Bu sefer hedef kafan yalnız.” Gözlerim hacimli ve yumuşak saçlarına kaydı.

“O da sana ait. İstediğini yap.” bir adım daha attı.

“E… şey. Üstüne bir şeyler giymeyi düşünüyor musun?” etrafa bakınıp beyin hücrelerimin yardıma koşmasını diledim. “Biri görürse… yani şey işte.” ama en çok satanlarda zirveye oynadılar.

“Görsün.” çok da umurumda dermiş gibi omuz silkti. Tekliften sonra arsızlık dozu mu artmıştı?

“Acaba gören babam olursa da böyle rahat olabilecek misin?” meydan okurcasına sordum.

“Niyetim ciddi benim.” sokulmaya yeltenince istemsizce gülümsedim.

“Bu cümleyi hatırlıyor musun?” o günü düşündüm. Sarhoş olup kapıma geldiğinde, babamlara yakalanmak üzereyken de aynı eminlikle bu cümleyi kurmuştu. İnsan hiç mi akıllanmaz.

“İçinde sen olduğun hiçbir anıyı unutmam. Beynimde Karen belleği var. Oraya depolanıyor hepsi.” bakışları yüzümde keşfe çıkmış, ilk kez görüyormuş gibi dikkatlice inceliyordu.

“Akel…” aklıma bir şey getirmişti. Hastaneden beri aklımı kurcalayan bir şey… Hmm diye dikkatini dağıtmadan devam et der gibi ses çıkardı. “Ben senin telefonunda ne diye kayıtlıyım?” sordum, konuyla tamamen bağımsız olarak. Serra, Peri kızı diye kayıtlıydı çünkü.

“Nereden çıktı bu şimdi?” kafasını geriye atıp kaşlarını çattı.

“Sen cevapla.” kıskandım diyemediğimden açıklama yapamadım.

“Çaldırınca görürsün. Ama şimdi daha önemli işlerimiz var.” deyip yüzüme dökülen tutamı kulağımın arkasına sıkıştırdı.

“Şimdi öğrenmek istiyorum.” yandan sıyrılmak istedim ama diğer elini de dolaba koyup engel oldu.

“İnadını da ayrı seviyorum.” söylenip pantolonunun cebinden telefonunu çıkardı. Rehbere girip numarama tıklayarak ekrana bana çevirdi. Akel’in mucizesi...

“Merakınızı giderebildik mi hanımefendi?” telefonu yatağın üstüne fırlattı.

“Eh yani…” başımın üstünden parmağımla dolabı işaret ettim. “Çocuklar bizi bekliyor… Kıyafet seçmeme yardım et.”

Ani bir hareketle bir elbise çıkarıp gözüme sokarcasına yakın tuttu. “Şimdi kaçabilirsin ama yeni yıla dudaklarınla gireceğim.”

Seçtiği, daha doğrusu beni başından savmak için yüzüme tuttuğu elbise, gece mavisi tonlarındaydı. “Hiç şansın yok.” omuz silkip bir adım yana kaydım. Elbiseyi elinden alıp kaldırdım. “Emin misin?” Midi boydu ama yırtmacı oldukça derindi. Daha önce hiç bu tarz bir şey giymemiştim. Tepkisini merak ediyordum. Karışacak kadar hödük olmayacağını umut ediyordum.

“Çuval bile giysen yakışır... Rujunu da yanına al. Bu gece sürekli bozulacak gibi.” deyip dudağını ısırdı. Komodinden ütüyü alıp sakin adımlarla odadan çıktı. Doğru, ütü vardı. Akıl mı bırakıyordu insanda?

“Acaba teklifi kabul etmese miydim? İyice arsızlaştı.” mırıldandım sessizce. Sanki öncesinde çok usturuplu bir adammış gibi…

Elbiseyi giyip aynada baktım. Görmeyeli yırtmacı daha da mı yukarı kaymış? Elimle aşağı çekiştirdim ama elimizdeki malzeme bu kadardı. Makyajdan sonra saçlarımı kenarlardan örüp arkadan tutturdum ve uçlarına hafif bukleler yaptım. Elbisemin yakasına uyum sağlayacağını düşündüğüm, V şeklindeki su yolu kolyemi taktım. Yeni aldığım ince topuklu ayakkabımı da kutusundan çıkarıp giyindim. Hazırdım.

Akel’den ses yoktu. Yarım saatten fazlaydı hazırlanıyordum ama hâlâ acele et diye bir bezmişlik duymadım.

Salona gittiğimde orada değildi. Seslenince mutfak olduğunu söyledi. Topuklularla evde dolaşarak mutfağa gittim. Annem burada olsa fena azar çekerdi. Evde ayakkabı giyilmesinden nefret ederdi.

“Sevgilim… Ben hazırım.” kapıya yaslanıp seslendim. Ocağın başında bir şeyler yapıyordu. Beni duyunca arkasını döndü. Mükemmel görünüyordu. Gözlerimi alamadım. Gömleği, elbisemle aynı tondaydı. Pantolonu da saçları gibi simsiyahtı.

Gözleriyle baştan aşağı süzüp yanıma geldi. “Bu kadar güzel olman yasaklanmalı. İnsaf et bu kula!” hayran bakışlarıyla fısıldadı.

“İnsaf aşamasını sen de es geçmişsin.” gözlerinden kendimi alamamıştım.

“Bence gitmeyelim, yeni yıla başa başa girelim.” elini belime dolayıp kulağıma fısıldadı. Topukluyla bile bana ulaşması için eğilmesi gerekiyordu. Şu boy ölçüm işini yapmalıyız. İki metreden fazla olduğunu düşünüyorum artık.

Tezgâhın üstündeki sıcak çikolataları görünce, hemen yana kaydım. Yoksa Akel Bey duracak gibi değildi. Kupayı alıp bir yudum aldım. “Ellerine sağlık.”

“Kaç bakalım.” diğerini de o aldı. “İçip çıkalım. Çocuklar gelmişler.” başımı sallayıp üfleyerek içtim. Beni incelerken gözü oldukça derin yırtmacıma takılmıştı. Kupayı tezgâha bırakıp “Karen…” diye seslendi.

“Hı?” bir yudum daha aldım.

“Giyerken elbiseyle kavga mı ettin? Yırtılmış, daha doğrusu ikiye bölünmüş.” kaşlarıyla açıkta kalan bacağımı gösterdi.

“Yoo. Modeli bu şekilde.” hepsini bitirip kupayı tezgâha bıraktım.

“O zaman defolu ürün herhalde. Ya da dikmeyi unutmuşlar.” hâlâ elbiseyi inceliyordu.

“Yani Akel?” ağzındaki baklayı çıkarmasını için sordum.

“Yanisi üşürsün bununla.” beni düşünüyormuş gibi yaparak kıskançlığını gizlemek istiyordu.

“Üşümem, bebeğim… Ama yok, ben hödüklük yapıp karışacağım diyorsan?” başımı hafif yana eğip kaşlarımı kaldırdım. Vereceği cevap çok kritikti.

“Görevim giyimine karışmak değil, seni rahatsız edenleri ortadan kaldırmak.” dişlerini sıkarak cevapladı. Sanırım bu anı gözünde canlandırıp, kendi kendine kuruldu.

“Doğru cevap, basketçi.” belki artık basketçi değildi ama ona böyle seslenmeyi seviyordum.

“Bu ilişkide yontulan taraf sadece siz değilsiniz, hanımefendi.” Gerçekten yontulmuş muydu yoksa ariza çıkaracağımı anlayıp geri vites mi yapmıştı?

Daha fazla gecikmeden çıktık. Yılbaşı olduğundan yollar tıklım tıklımdı. Araba milim milim ilerliyordu. Tam bir buçuk saattin sonunda yeni varabilmiştik. Mekânın yarım saatlik uzaklıkta olması dışında sorun yoktu.

Arabadan indiğimde soğuk rüzgâr yüzüme çarptı. Paltomun önüne daha sıkı kapattım. Soğuktan titrerken sırtımda bir şey hissettim. Akel’in kendi paltosunu omzuma atmıştı. İncecik bir gömlekle kalmıştı.

Binaya adımımızı atığımız an, müzikten önce sıcak hava karşıladı. Ümit, sadece bizim olacağımız bir parti hazırlamıştı. Bizi rahatsız edecek kimse yoktu. Mekân, beyaz ve kırmızı tonlarında süslenmişti. Geyik ve Noel Baba figürleri etrafla uyum içindeydi. Ama en çok ışıkları sevmiştim.

Genç görevli paltolarımızı alıp gözden kaybolunca etrafa bakındım. Girişte Alp ve Serra sohbet ediyordu. Serra, göğüs kısmı taşlarla işlenmiş, ince askılı sırt dekoltesi olan pembe bir elbise giymişti. Alp’se siyahlara bürünmüştü. Birbirlerine yakışıyorlardı.

Kendi sorunlarımla o kadar meşguldüm ki, kardeşime kör olmuştum. Alp’in bana gösterdiği hassasiyeti, ona veremiyordum. Her sorunumda yanımda oluyordu ama ben ortadan kayboluyordum. Akel, hayatıma girdiği sıralarda her şeyi onunla konuşur, fikrini alırdım. Ama şimdi sadece onları uzaktan izliyor, dahası sorunlarımla ona yük oluyorum.

Akel “Gençler! Hayırlı işler.” yüksek sesle dikkatleri üzerine çekti. Aralarında etkileşimi bozmaya çalışır gibiydi.

“Biraz daha gecikseydiniz yıl değiştiriyorduk.” homurdandı Alp.

“Trafik, şöv—” kendimi durdurmak zorunda hissettim. Artık benim şövalyem değilmiş gibi geldi. Yakınlığımızı, Serra’nın sorun edip etmeyeceğinden emin değildim. Hareketlerimi törpülemeliydim.

“Yeşil gözlü! Yakıyorsun!” arkadan Kuzey’in sesi geldi. Akel’i delirtmek için yapmıyorsa ben de Karen değilim. Kavga etmiyorlardı belki ama Alp’e yardım yataklık yapıyordu. Onun sakin olduğu zamanlarda bu şerefli görevi Kuzey üstleniyordu. Karen’den af çıktığı için bir şey diyemiyor ama çocuğu azar azar delirtiyorlardı.

“Şansını zorlama istersen. O güzel mavi gözlerine morluk hiç yakışmaz.” dedi görünümü gayet sakin ama içinde fırtınalar kopan sevgilim.

“Sana çok yakışır ama. İstersen seve seve yardımcı olabilirim.” Kuzey’i susturma tuşu neredeydi? Akel'inse sabrı bizimkilerle sınanıyordu. Ama bu atışmalar bazen hoşuma gidiyordu.

“Tamam, beyler. Bugünlük atışlarımıza ara mı versek diyorum?” onay almak için ikisine de baktım.

“Bana değil, şu arkadaşına söyle!” burnundan soluyordu. Sesi beklediğimden daha sert çıkmıştı.

“İçeri geçelim, hadi. Çocuklar sizi bekliyor.” Serra kapıyı açtı. Müzik kapıyla birlikte dışarı taştı.

“Kesinlikle.” Kuzey’e kaşlarımla içeriyi gösterip Akel’in koluna girdim. “Sorun çıkarmak yok, koca bebek.” tamamen haklı olduğu bir konuda uyarma gereksinimi duydum.

“Bu niye burada?” müzikten duymam için kulağıma eğildi.

“Serra hangi sebepten buradaysa o da bu sebepten burada. Ve altını çizerim… Kuzey, benim eski sevgilim değil.” gülümseyerek dedim. Gülüşümün sahte olduğu karşıki dağdan bile anlaşılırdı. Kıskanmaysa bizde kıskanıyorduk. Ama sesimizi çıkarmıyorduk.

“Ooo! Kim gelmiş? Müstakbel evlilik adayları gelmiş.” uzaktan bizi gören Kaan, elindeki kadehi kaldırıp, “Yeni evlenecek çifte kumrularımıza.” diyerek tekte içti. Gece başlamadan sarhoş olmuştu.

“Lan kaç kere söyledim… Ağzınla iç şunu.” gülerek Kaan’ın yanına gitti. Keyfi yerine gelmişti.

Ümit de kadehini kaldırdı. “Ben de kadehimi müstakbel evli çiftimize kaldırıyorum. Mutluluklar!”

Akel de masadan bir kadeh alıp tekte içti. Yüzünü bile ekşitmiyordu. Nasıl bir alışkanlıksa artık? Serra’nın yanındaki kıza baktığımda hemen tanıdım. Kuzey’in hoşlandığı kızdı. Gelmişti.

Bizimkiler gibi hödüklük yapmayıp, arkadaşlık görevimi layığınca yerine getirmeye gittim. “Merhaba. Hoş geldin. Karen ben.” elimi uzattım.

“Selam. Hoş buldum. Eylül ben de, çok memnun oldum.” elimi sıkıp gülümsedi. Kare yaka, vatkalı bej bir elbise giymişti. Çok zarif görünüyordu. Benimle aynı boydaydı. Ama topukluları sayesinde daha uzun duruyordu. Boy kısa olunca topuk boyuna bakar bakmaz kaç santim olduğunu anlıyordunuz. Aslında benim boy sorunum yoktu, normaldim. Ama beyefendinin yanında cüce kala kala kompleks oluşmuştu.

“Ben de memnun oldum. Gelmene de çok sevindim.” Bakışlarım Kuzey’i bulduğunda bize bakıyordu. Gözlerinin içi gülüyor, dudakları da ona ayak uyduruyordu.

Yavaş adımlarla yanımıza “Hanımlar… Sevgilimi alabilir miyim?” diye sordu. Ne? Sevgilim mi demişti o? Açıldı mı yani? Evladının mürüvvetini gören anne sevinci yaşıyordum.

“Elbette, beyefendi.” ağzım kulaklarımda cevapladım. Evleniyoruz ya da sevgili yaptık diye tebrik etmezdik. Biz bakışımızla yanında olduğumuzu hissettirirdik.

Onlar yanımızdan ayrıldığında Serra’yla baş başa kalmıştık. Adam akıllı konuşma fırsatı bulamamıştık. Alp konusunda uyarmak, eğer kalbini kırarsa karşısında beni bulacağını söylemek istiyordum.

“Alp ve sen… Telepati yoluyla anlaşabiliyorsunuz.” dedi. Hayranlık mıydı yoksa kıskançlık mı bilemedim. Müzik de azalmıştı. Birbirimizi duymak için bağırmamıza gerek yoktu.

“Yıllardır tanıyoruz birbirimizi. Bir sonraki hamlemizi tahmin etmek o kadar da zor değil.” Alp’e baktım. Mesela elindeki bardağı tek seferde içti. Şimdi burnu kaşınacak ve avuç içiyle burnunu ovup bardağı sertçe yere bırakacak. Doğru da bilmiştim. Ne zaman sert bir şey içse bunu yapardı. Aslında telepati değildi. Yılların getirdiği alışkanlıktı.

“Hayatınızdaki kişiler kıskanmadı mı hiç? Yani sevgilileriniz falan?” sordu çekinerek. Ağzımı mı arıyor yoksa uzak dur mu diyordu?

“Akel başlarda arıza çıkarmak istedi. Sonra bizi görünce kardeşten farkımız olmadığını anladı. Onun hayatındakilere gelince de…” duraksadım, olduğu gibi diyemezdim. Öyle çok biri olmamıştı ama kim benim varlığımı sorun etmeye kalksa hayatında çıkarırdı. İlk tercihi hep ben olmuştum. Bence asıl öğrenmeye çalıştığı, şimdiye kadar hayatında ne kadar insan olmasıydı. Bir beyzade tarafından insanlara olan güveni kırılmış olabilirdi. “Beni tehdit olarak görmemeleri anlatmıştı. Yani şu arkadaş gibi rekor peşinde koşmadığı için de bu anlatma maratonu çok olmadı.” ne diyeceğimi bilemediğim için saçmalamıştım.

“Anlıyorum.” yüzü falan düşmediğine göre az da olsa anlatabilmiştim.

“Senin peki? Sevgililerin üç erkekle sorun yaşamıyor muydu?” üstelik birisi eski sevgilinse…

“Bizimkilerin de benim için kardeşten farkı yok. Biri serseri, biri olgun, biri de kıro.” üçlü gruba bakıp güldü. Ama ben gülmedim. Söylediği bir kelimeye takıldım. Kıro…

“Kıro, şu şahıs oluyor herhalde.” Akel’i gösterdiğimde başını salladı. Aklımdan geçeni, emin olmak istercesine sordum “Kıro lakabını da sen takmıştın, değil mi ona?”

“Hı hı. Eskiden çok kıro hareketleri vardı.” gülmeye devam etti. Boş atıp dolu tutmuştum.

Kıro ve Odun’un aşkı... Onun taktığı lakabı benimleyken kullanıyordu. Üstelik kaç kez. Hayatındaki kadınların imasından bile hoşlanmazken, o gözüme sokar gibi Kıro diyordu.

Gecenin ilerleyen saatlerinde herkes kendi sevgilisiyle slow müzikle dans ediyordu. Kaan ve Ümit’in sevgilisi biraz geç kalmıştı. Sevgilileri, yani Selda ve Kaan’ın sevgilisi Gözde kuzendi. Hastanede bana çok teselli vermiştiler. Ama doğru dürüst muhabbet edememiştik. Gözde, her fırsatta trip atma yeteneğine sahipti. Kaan’ı canından bezdiriyordu ama ona çok âşıktı. Selda’ysa çok pimpirikliydi. Hemen hemen her konuda kuşkucu tavırlar sergiliyor, yok yere Ümit’ten şüpheleniyordu.

Kolumla Alp’i dürtüp Serra’yı gösterdim. Hâlâ dansa kaldırmamıştı. Teşvik bekliyormuşçasına harekete geçip dansa kaldırdı. Tek dans etmeyen biz kalmıştık. Akel, bugün çok yorulmuştu, daha tam iyileşmemişti. Biraz dinlensin istiyordum.

Yanıma sokulup “Düğün öncesi prova yapalım mı?” elini uzattı. Düğün dediğinde, durumun ciddiyeti kendisini belli ediyordu. Hemen evlenmezdik, değil mi?

Elini tutup piste adımladık. Kollarımı boynuna doladım. O da belimi kavrayıp kendisine çekti. “Başka parfüm sıkmışsın. Az önce böyle kokmuyordun.”

Çok içmişti ama sarhoş değildi. Dikkatinden bir şey kaçmıyordu. Demin lavaboya giderken parfümünü yenilemek istemiştim. Ama parfümü yanıma almayı unutmuştum. Çantamda olan benzer kokulu parfümü sıkmıştım.

“Koku yeteneğin hayran edici, üstelik içkileri bitirmeye yemiş etmiş gibi içmene rağmen.”

“Senin de laf sokma yeteneğin hayran edici. Ama gördüğün üzere ben sarhoş olmam.” eğilip kulağıma doğru konuştu.

“Tabii. Zil zurna evime gelen de Kuzey’di zaten.” dedikten sonra verdiğim örneğin çok yanlış olduğunu anladım. Bakışları hemen Kuzey’i bulmuştu. “Sevgilisi…” başımla Eylül’ü gösterdim.

“Senin peşinde dolanmaktan sevgili yapabilmiş. Hayret…” tekrar bana dönüp “Neyse ne. Bugün o bile keyfimi bozamaz.” şahane gülümsemesini sergiledi.

Müzik bittiğinde masaya geri döndük. Topuklular ayağımı acıtıyordu. İnce topuklunun görünümünü çok seviyordum ama çok rahatsızdı. Masanın üstündeki votka dolu küçük bardağı elime aldım. Geldiğimden beri alkolsüz içecekleri tercih ediyordum. Tadını merak etmiştim. İlk kokladım. Kokusu bile boğazımı yakmaya yetti. Tadı da acı mıydı acaba? Yoksa kötü olan kokusu muydu? Bardağı elimde evirip çevirirken, birden elimden alındı. Arkamdan gelen Akel’den başkası değildi.

“Daha önce alkol kullanmamış biri için çok sert.” deyip kendisi içti.

“Çocuk muyum ya? Ben de istiyorum.” aslında yere bırakacaktım ama iş artık inat meselesiydi.

“Bak, valla Alp’i üstüne salarım. Zaten hafif birayla bile sarhoş oluyorsun.” minik bir hatırlatma yaptı. Alp bu konuda Akel’den de katıydı. Alkolden nefret ediyordum. Ama tadını merak etmiyor da değildim.

“Sen niye içiyorsun o zaman?” gayet yerinde bir soruydu bence. Kötüyse sen de içme.

“Alışkanlık…” saniyelik yüzü düştü ama hemen toparladı. Kazadan sonra başlamıştı belki de.

“Hanımlar ve beyler! Yeni yıla tam on dakika var.” Kaan ağzını yayarak bağırdı.

Telefonu bulup baktığımda bir dakika bile gitmişti. Akel elimden tutup “Hadi, benimle gel.” heyecanla çıkışa çekiştirdi.

Topukluyla hızına yetişemiyordum. Kolaysa sen koş bununla. İçimde homurdanmayı bitiremeden birden kucağına aldı. Arkadan Kaan’ın ıslığı duydum ama bakmadım. Daha sakin bir yere gelmiştik.

Her yer camdandı; duvarlar, tavan. Sanki dışarıdaydın ama sıcacıktı. Ağır adımlarla yürüyüp beni yere bıraktı. İleride ahşap bir kutu vardı. Elimden tutup yanına getirdi. Üstünde Karen için yazıyordu. Aç der gibi çenesiyle kutuyu gösterdi.

Yavaşça kapağını kaldırdım. İçinde bana ait şeyler vardı. Kimsenin ulaşamayacağı şeyler… Gözlerim dolarken içinden bir kâğıt çıkardım; ilk çizdiğim resim, Alp ve ben. Ataçla yanına iliştirilmiş bir not vardı: Belki biz gün bizi de çizersin. Altından minik deniz kabuğu çıktı. Küçükken bana uğur getirdiğini inanırdım. Yanındaki notta yazıyordu: Seni gördüğüm günden beri hayatıma uğurlu geliyorsun.

Onları kenara bırakıp diğerin uzandım. En sevdiğim masal kitabıydı. Masalları pek sevmezdim ben, içindeki figürler dikkatimi çekerdi. Sayfalarken bu sefer yazı bulmadım. Bir keresinde anime denemiş ve model olarak da beni seçmişti. O çizimi koymuştu içine.

Daha sonra bir resim daha çıktı. Bir yaşındaki Karen… Üstümde, şimdiki elbisemin renginde bir elbise vardı. Hemen arkasında şöyle yazıyordu: O masumluğu korumayı nasıl başardın? Yaşınla birlikte masumluğun da büyümüş sanki.

En alttaki şeyu görünce istemsizce güldüm. Çocuklar için boks eldiveniydi. Eğer seni çocukken tanısaydım bunu alırdım. Birlikte antrenman bahanesiyle açılırdım sana:)

Gözlerimden yaşlar akarken gülüyordum. Duygu seli yaşatmıştı. Hepsini kutuya koyup sımsıkı sarıldım. “Seni de yedi yaşımda tanımayı isterdim.” Kimisi için sıradan bir cümleydi. Ama benim için kıymeti büyüktü. Yedi yaşım, hayatımın dönüm noktasıydı. Hayatım şekillenirken, merkezinde olsun istemiştim.

“Seni her yaşında severdim.” saçıma minik bir öpücük kondurdu.

Bizimkilerin sesleri gelince on saniye kaldığını anladık. Ve o komut döküldü dudaklarımdan. “Kapa gözlerini!” gözlerimi kapatıp ilk hamleyi yaptım. Havai fişek sesleri yükseldi.

Geri çekildiğimde gözlerinin içine baktım; parlıyordu. Belimdeki eli gevşememişti. Her an öpecek gibi sıkı tutuyordu. Burnunu burnuma sürtüp “Beni gördüğün ve karanlığa savrulmama izin vermediğin için teşekkür ederim…” fısıldadı sessizce.

Bakmak, görmek değildi. Hele ki söz konusu aşksa, burunun ucundaki bile Kaf Dağı’nın zirvesi kadar uzak, ulaşılmaz olur. Ben de başta onu görmemiştim. Uzak sandığım şey… meğer yanı başımdaymış.

“O gün iyi ki o parktaydın.” alnımı alnına yasladım.

Eli biraz daha sıkılaştı. “Karen…” Hmm mırıltıyla karşılık verdim. Derin nefesler alıyordu. Ferah nefesi yüzüme her çarptıkça ürperiyordum. Uzak durmayı çoktan es geçmişti ve işin zoru bana kalıyordu.

“Çocuklar…” gidelim der gibi kapıya baktım ama oralı olmadı.

“Şu an hepsi kendi sevgilisiyle. Emin ol akıllarına bile gelmiyoruz.” bir an bile olsun gözlerini benden ayırmıyordu.

Başımı kaldırıp arkasındaki güvenlik kamerasını gösterdim. “Birinin bizi izlemesi rahatsız edici.”

Akel Ateş yine şaşırtmadı. “Son bir saattir devre dışı.” cevapladı. Her bahaneme bir çözüm bulup kaç, kaçabiliyorsan bakışı attı.

“Nasıl buldun onları?” bu sefer de kutuyu gösterdim. Kaçışta her şey mubahtır.

“Alp destek attı.” eğilip köprücük kemiğimden öptü. “Kaçmayacağın günü iple çekiyorum, sevgili müstakbel karım.” iç çekip ayrıldı.

Kolaydı sanki ona karşı koymak. Koluna girip bizimkilerin yanına döndük. Akel’in dediği gibi herkes kendi sevgilisiyle birlikteydi. Ama yüzümde kocaman bir gülümseme yaratan şey Alp ve Serra’nın birbirlerine sarılıp müzik eşliğinde salınıyor olmasıydı. Açılmıştı!

Hissetmiş gibi bana baktı. Gözlerini bir saniyeliğe kırpıp onayladı. İşte bu! Sonunda hasret bitmişti. Kardeşim mutluydu. Zaman ne gösterir bilemezdik ama bence hepimiz sınavı geçmiştik. Hiçbirimizin arasındaki bağa zarar gelmeden mutlu olmayı başarmıştık. Önemli olanda buydu.

“Sanırım gıcıklık yapma görevini devralma zamanım geldi.” arkamdan sarılıp Alp’leri işaret etti. İntikam peşindeydi.

“Sen değil, bebeğim. Kaan ve Ümit yapabilir.” gözümün önünde eski sevgilisinin yeni sevgilisine uyuzluk taslamayamazdı.

“Senin kıskançlığım benimkinden de fazla ve bu çok hoşuma gidiyor.” mırıldandı. Keyfi yerindeydi. Tabii onun açsından bakılınca sorun yoktu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

100okunma 35beğeni 3yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18