Geçmişin Kokusu

Vaveyla Yazarı: Atik Stayl

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 23Şu an: Geçmişin Kokusu

Karma, sadece geçmişi hatırlatmaz… İnsanın kaçtığını sandığı her şeyi zamanı gelince yeniden önüne koyar. Bu karşılaşma sadece dışarıda yaşanmaz, insanın içinde de iz bırakır; o izler kalp hafızasında sessiz bir hazineye dönüşür. Bazen bir koku geri getirir geçmişi, bazen bir isim, bazen de hiç kapanmamış bir ihtimal. Ve insan, en çok da geçtiğini sandığı şeylerle sınanır.

“Karen, hadi artık! Valla çok güzel oldu. Bak, adam bekliyor.” bıkkın sesiyle bağırdı dışarıdan. Son zamanlarda fazla sabırsız olmuştu.

“Tamam! Toparlayıp geliyorum.” önümdeki kâğıt yığının toparlamaya çalıştım. Kenarlarını hizalayıp telli dosyaya yerleştirdim. Sırasıyla telli klasöre sabitledim.

Bugün büyük gündü. Sonunda hayalimiz gerçek oluyordu. Alp, senaryoyla onayı almıştı. Ben de çizimlerimi beğendirebilirsem kendi anime’mizi yapacaktık. Hâlâ inanamasam da aylardır bu iş için hazırlanıyordum. Aynı karakteri kaç kez çizdim hatırlamıyorum bile. En ufak ayrıntısını dahi ince ince işledim.

Bu yıl, üniversitenin ilk aylarında bir adam gelmişti. Yeni bir şey arıyor ve bunun için en iyi adresin gençler olduğuna inanıyordu. Alp, fikrimizden bahsedip adamın da ilgisini çekmişti. Alp’in mizah anlayışına hayran kalmıştı. Benimde bazı çizimlerimi görünce denemek istemişti. Daha önce böyle bir şey yapılmamıştı. Bizim vasıtamızla kendisi yapmak niyetindeydi.

Alp ve Altun Bey, bizi şirketinde bekliyordu. Onlar senaryo üzerine çalışırken, ben de çizimleri yetiştirmenin peşindeydim. Çantamı ve telefonumu alıp çıktım. Çalışmak için Alp ile birlikte kiralamıştık burayı. Şirin, küçük bir atölyeydi. İkimize de ilham veriyordu. Buraya girdiğimde her şeyden, herkesten soyutlanıyordum. Artık aylardır üzerinde çalıştığım işi, gün yüzüne çıkarma zamanı gelmişti.

Kapıyı açtığımda karşımda benden daha heyecanlı, sabırsız bir adam vardı. Bu süreçte Alp dışında en çok o yanımda olmuştu. Kimse bir avuç çocuğa inanmazken o inanmıştı. Alp’in olmadığı zamanlarda kendi işini yarım bırakıp, gece geç saatlere kadar beni beklerdi. Üstelik çalışırken mani olmamak için içeriye bile girmez, ısrarlarıma rağmen sıcak soğuk fark etmezsizin dışarıda beklerdi.

“Hepsi hazır!” coşkuyla bağırdım. Arkası dönük olduğundan geldiğimi fark etmedi.

Yerinden sıçrayıp “Ani çıkışlarınla bir gün kalpten götüreceksin, Yeşil gözlü.” sitem edercesine baktı. Olur olmadık zamanlardı fevri hareketler yapabiliyordum.

“Hadi, Kuzey! Altun Bey bekliyor. Geç kalacağız.” onun laflarını kendisine sattım. Saat bire demiştiler ve şimdi on iki buçuktu. Bir an önce yola çıkmalıydık.

“Atla, hadi, başımın belası.” kafasını iki yana sallayıp arabasına bindi.

Üç buçuk sene önce bir tiyatrodan yapılan teklifi kabul etmesinin üzerine burada kalmış, gitmemişti. Kaydını da buraya aldırmıştı. İyi ki de kalmıştı. İşinde çok iyi yerlere gelmiş, bir gösteriden diğerine koşuyordu. Bana da çok iyi gelmişti. Lisenin son haftalarında sadece derslerime odaklanmamı sağlayıp, anlamadığım konuları çalıştırarak güzel sanatları kazanmama yardım etmişti. Evet, Alp’le birlikte artık güzel sanatlar öğrencisiydik. Üniversite bile bizi ayıramamıştı.

Okuldan herkes farklı şehirlerden üniversite kazanmıştı. Ali de Ankara’da hukuk okuyordu. Başka şehre taşınsa da ara tatillerinde gelir, Alp’le buluşurlardı. İki senedir hayatında biri vardı. Unutmuş, özgürleşmişti. Onu seven birini hak ediyordu. Aşkı masumdu, incitmezdi.

Şu üç yılda çok şey değişmişti. İnsanlar, duygular, ilişkiler… ama değişmeyen tek şey Alp’le bendik. Ablamlar evlendikten sonra güzel bir iş teklifi gelince İzmir’e taşınmıştı. Annemler de yalnız kalmama asla izin vermemiştiler. İkisi de beni Antalya’ya götürmekte kararlıydı. Ama tercih sonuçları açıklanınca mecbur kabul etmiş ve kendileri taşınmıştılar. Birkaç ay sonra oradaki işleri iyice kötüye gitmişti. Alp’le günlerce dil dökmemiz sonucunda geri dönmüşlerdi. Saat başı arayarak buradaymış gibi hissettiriyorlardı.

Ofise gelmiş, çizimleri Altun Bey ve ekibine sunmuştum. Onlar dikkatlice senaryo ve karakterleri incelerken, heyecandan kalbim deli gibiydi. Ya beğenmezlerse? Aylardır gece gündüz üstünde çalışıyordum. Silip yeniden çizdim. Kendimden şüphe ettim.

Bakışları, kâğıt ve birbirleri arasında yol dokudu. Nihayet bu meraka son koyarak Altun Bey söze girdi. “Evet, gençler. Senaryo ve çizimler birbirini tamamlıyor. Hepsini görsel ekibimize yönlendireceğiz. Her şey yolunda giderse önümüzdeki aylarda bir anime’miz olacak.” ve iyi haber sonunda geldi. Hayatımda aldığım en iyi haberdi.

“Nasıl yani? Kabul görüldü mü?” hâlâ inanamıyordum. Rüya olamayacak kadar harikaydı.

“Evet, küçük hanım. Yıllardır yetişkinlerde arayıp bulamadığımı, siz iki gençte buldum.” Altun Bey de bizim gibi heyecanlıydı. Bildiğim kadarıyla ülkedeki ilk anime olacaktı.

Alp, zaten bunu bekliyormuşçasına sakinliğini korudu. “Bize inandığınız ve destek olduğunuz için teşekkür ederiz, Altun Bey.” Böyle durumlarda heyecanını kolaylıkla gizleyebiliyordu. Sanki yıllardır bu anı beklemiyormuşuz gibi umursamaz davranıyordu.

Proje üzerinde biraz daha konuşup şirketten ayrıldık. Birlikte bu mükemmel gelişmeyi kutlamaya gelmiştik. Kuzey bugün sanki durgundu. Canını sıkan bir şey olmalıydı. Uzaklara dalıp gidiyordu.

“Bugün neyin var? Durgunsun.” arkama yaslanıp ellerimi göğsümde birleştirdim. Gün boyunca kendinin anlatmasını bekledim ama sessizliğini korumuştu.

“Ha? Be-ben mi? Yok bir şeyim.” dünyamıza dönüp tekleyerek cevapladı.

“Kuzeey!” uzatarak seslendim. Hadi, yormadan anlat. Ne oldu?” anlatacaktı ama yokuşa sürüyordu.

“Bugün bulaşma bana, Yeşil gözlü. Valla istemeden canını sıkarsam sonra canım daha çok sıkılır.

“Anlat işte, abi! Ne oldu?” sandalyesini öne çekip ısrar etti Alp. O da fark etmişti. Bizim yanımızda mutluluğumuza ortak oluyordu ama konu başka yere kayınca dalıp gidiyordu.

“Abi, sen yapma bari! Şu cadıyı görüyorsun zaten.” Alp’e bakıp sitem etti. Ama bana cadı dedi.

Masanın altından ayağına sert bir tekme attım. “Anlatmayıp üstüne bir de bana Cadı mı diyorsun?” cıkcıklayıp “Hiç yakıştıramadım!” masadan kalkmaya yeltendim.

“Sanki hiç duymadığın şey.” Alp ondan önce davrandı. Blöf yaptığımın farkındaydı. Ama düşüncelere dalmış Kuzey için bunu fark etmek zordu.

“Yapma ama güzelim. Ben ne dedim şimdi ya? Otur işte. Söz anlatacağım sonra ama şimdi değil.” suratını düşürüp gönlümü almaya çalıştı.

“Peki. Ama alacağım sonra ifadeni.” gözüm üzerinde hareketi yapıp, masadan telefonumu aldım. “Ben bir annemi arayayım. Birazdan darlar malum.” kalkıp dışarı çıktım.

Gökyüzündeki siyah bulutlar vardı. Ara ara gürleyen gök gürültüsüne baktım. Bu havaları çok seviyordum. Yağmurlar, zamanında sırrımı saklamaya epey yardımı dokunmuştu. Bahçeye çıkarken yine o olmuştu. Üç yıldır peşimi bırakmayan, olur olmadık yerlerde bir beliren o koku. Bazen günlerce duymuyorken, bazen her gün hissediyordum. Onu unutmaya çalışırken, zihnim buna izin vermiyordu. Acı çekmem için inadına burnuma doluyordu.

O gün hepimiz hayatı değişmişti. Hayatımın en negatif pozitif yazısıydı. Küçük bir toz tanesi kadar da olsa ona inanan tarafım vardı. Negatif çıkmasını dilemiştim. Ama her şey istediğimiz gibi olmuyordu.

O günden sonra tek kelime bile etmedim. Okul dışında yüzünü görmedim, gerçi okula bile gelmiyordu. Sonra Amerika’ya gittiğini duydum. Gelen teklifi kabul edip Asena’yla birlikte gitmişlerdi. Hayallerine gidiyordu belki ama o da yarımdı. Zamanla Asena’yı severdi belki. Onu sevmese bile çocuğa sahip çıkacağını biliyordum. Bana söz vermişti. Pozitif çıkarsa babalık duygusundan yoksun bırakmayacaktı o bebeği, Deniz’i. Adını Deniz koymuşlardı. Annesi koymuş.

Bunların hepsini Burak Abi onunla telefonda konuşurken duymuştum. Ablama dahi söylememişti. Ailesinden kimse Asena’yı bilmiyordu. Abisinin düğününe bile gelmemişti.

Başlarda kimse yanımda onunla ilgili konuşmamaya gayret gösteriyordu. Ama umursamaz davranışımla göz boyuyordum. Herkesi inandırmıştım. Onu unuttuğumu düşünüyorlardı. Peki ya gerçekten unutmuş muydum? Ona âşık değil miydim?

Artık eskisi kadar öfkeli değildim. Aklı başına geç gelse de üstüne düşeni yapmıştı. Onların cesaret edemediğini on dokuz yaşındaki genç yapmıştı. Belki beni yarım bırakmıştı ama olsun. Ben alışıktım buna. Sevgiye ihtiyacı olan o çocuktu. Ben, bir şekilde atlatıyordum. Alp, Kuzey ve ailem her anlamda yanımdaydı; özelikle de Kuzey. Beni en iyi anlayan oydu. Âşık olduğun halde ayrılmanın ne demek olduğunu ondan iyi kimse bilemezdi. Her yerde anının olduğu, hayatının merkezine yerleştirdiğin kişiyi unutmak kolay değildi. Ama Kuzey, moralim olmadığı zamanlarda nazımı çekti. Azda olsa gülmem için neler yapmadı, başarılı da oluyordu. Bazen kahkahalarımın gerçek olduğunu fark ederken buluyordum kendimi.

Konuşup içeri girdiğimde yağmur hafiften çiselemeye başlamıştı. “Pluviofil Kuzey, dışarıda tam senin havan var. Biraz soğuk algınlığına ne dersin?” göz kırpıp, dışarıyı gösterdim. Tam bir yağmur aşığıydı. Ateşler içinde yanacağını bilse yine de sırılsıklam olana kadar yağmurun altında yürürdü.

“Donacaksınız kızım. Ne yürüyüşü?” daha leb demeden Çorum’u çözmüştü Alp. Yağmuru pek sevmezdi, tam bir güneş insanıydı kendisi.

“Maksat eğlenmek değil mi ya?” Asla gelmez, benim de yağmurun tadını çıkarmama izin vermezdi.

“Sonrasında burnumu çeke çeke dolaşmak mı? Hiç almayayım, bebeğim.” mızıkçılık yapıyordu. Ne olurdu sanki biraz doğa yürüyüşü yapsak?

“Ben alırım valla! Benimle nezle olmaya var mısın, Yeşil gözlü?” ayağa kalktı. Karşımda hafif dizlerini kırıp elini uzattı. Bu teklife asla hayır diyemezdim. Zihnimin dinlenmeye ihtiyacı vardı.

“Elbette, Kuzeyin Güneyi…” elini tutup tebessüm ettim. Şahane bir gün olacaktı.

“Ben kendime deli diyorum, siz beni aşarsınız!” kafasını sallayıp güldü. “Ne haliniz varsa görün. Ama eğer bana nezle bulaştırır da alerjime körükle giderseniz elimden çekeceğiniz var.” sonbahar ve ilkbaharda hep alerjisi hep sapıtırdı. Günlerce burnu ve gözlerinden seller akardı. Ama yıllardır kendine dikkat ettiği için olmuyordu, sadece kedi tüyü yoğun olduğunda nüksediyordu.

“Tamam, görüşürüz yarın. Belki de yarından da yakın.” el salladı. Bu demek oluyordu ki akşam yine kontrole gelecekti. Evde asla yalnız bırakmıyordu. Bazen kalıyor, bazense geç saate kadar oturup gece gidiyordu. Hem kendi hem de bizimkilerin aklının kalmaması için nöbetçi gardiyana dönmüştü.

“Görüşürüz.” bana döndü. “Önce eve gidelim birkaç yedek kıyafet al. Yürüyüşten dönünce ıslak kıyafetlerle hasta olursun.” Valla zeki çocuk! Bana kalsa eve sırılsıklam kıyafetle dönerdim.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

323okunma 221beğeni 29yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18