4. bölüm · Karma: İçsel Dönüşüm
Sarhoş Pusula
Nihayet akşam olmuştu. Kuzey’in sürprizini görebilecektik. Depoya gelmemizi söylemiş, ışığı açmamamız konusunda tembihlemişti. İçeride kimse yoktu. Sadece beyaz duvara yansıyan cılız bir ışık vardı.
Bir anda projeksiyon çalıştı. Beyaz duvarda bir görüntü belirdi. O an nefesim kesildi. Duygularıma tercüman olmayacak kadar mutluydum. Duvardaki, bugün bize yetiştiremediklerini söyledikleri tanıtım videosuydu.
Başarıya bir adım daha yaklaşmıştık. Asla pes etmemiştik. Kendimizi bildik bileli birimiz çiziyor, diğerimiz de yazıyordu. Karşılığını bir gün alacağımıza emindim. Bunca uğraş boşuna olmamalıydı.
Video bittiğinde ışıklar yandı. Kuzey biraz ileride durmuş bizi izliyordu. Koşup boynuna sarıldım. “Çok teşekkür ederim. Hayatımda aldığım en iyi sürpriz! Mükemmelsin…”
“Üç yıldır ilk kez gerçekten mutlu olduğunu görüyorum. Bilseydim daha önce yapardım.” saçlarımı sevip fısıldadı. Elinde olsaydı bir an bile tereddüt etmezdi.
“Nasıl yaptın? Bize yetiştiremedikleri söylemişlerdi.” ayrılıp gözlerinin içine baktım.
“Sürpriz yapacağımı söyleyince, sağ olsunlar yardım ettiler.”
“Lan şeytan tüyünle onları da mı etkiledin?” gülerek yanımıza geldi Alp.
Başparmağıyla işaret parmağının arasında minicik bir mesafe bırakıp sırıttı. “Şu kadarcık manipüle yeteneğimi de göz ardı etmeyelim.” İstediği zaman tam bir manipülatör olabiliyordu. Onun sayesinde bağışıklık kazanmıştım. Kimsenin oyununa gelmiyordum.
“Eyvallah, kardeşim.” yumruklarını tokuşturdular. Alp de duygulanmıştı. Başarıyorduk… Bizi hafife alanlara inat başarıyorduk.
Kolunu omzuma atıp “Seninle gurur duyuyorum, kraliçem.” kulağıma fısıldadı. En büyük destekçim Alp’ti. “Yarın konuşalım mı biraz?” yüzünün halini hiç beğenmemiştim. Hevesini kursağında bırakan bir şeyle vardı sanki.
“Ben de seninle gurur duyuyorum, şövalyem. Ama niye durgunsun sen? Ne konuşacağız?” ben de huzursuz olmuştum.
“Yarın konuşuruz. Şimdi bu anın tadını çıkaralım.” kolumdan tutup masaya doğru çekiştirdi.
Kuzey ortaya bir masa, onun da üstüne çeşit çeşit abur cubur, gazlı ve alkollü içkiler koymuştu. Daha önce yeni yıllarda birkaç kez bir yudum şarap içmiştim ama tadını sevmiyordum. İnsanlar, bazı şeyleri unutturduğunu söylüyordu. Benim de unutmak istediğim biri vardı.
“Azıcık içsem bir şey olmaz bence.” kendi kendime mırıldanıp adımladım. “Çarpmayacak bir şeyler hazırlasana bana da.” söyledim.
İkisinin de şaşkın bakışları üzerimdeydi. Bu zıkkıma hep karşı olmuştum. “Sen ve alkol? Emin misin?” onaylamak istercesine sordu Alp.
“Hafif bir şeyler olsun, sarhoş etmesin.” Akel’i unuttursun sadece. Onu düşünmeyi bırakmak için bu zıkkımdan medet umacak kadar çaresizdim.
Alp, şüpheci bakışlarını üzerimde gezdirip bir süre inceledi. Neler olduğunu anlatmamı istercesine gözlerini gözlerime kilitledi. “Ama—”
“Hadi, Yeşil gözlü! Gel. Sana favori biramı önereyim. Çarpmaz.” masadan bir şişe alıp bana uzattı. Çakma sevgilim derdimi biliyordu.
“Lan seni tutmaz!” itiraz ediyordu ki Kuzey’in elinden kaptım birayı. Engel olamayacaktı.
“Bir şey olmaz. Hem siz yanımdasınız.” şişe açacağını alıp açtım. Başını sallayıp onayladı.
Kokusuna bakmak için burnuma yaklaştırdım. Kokusunu hiç beğenmemiştim, tadının böyle olmadığını umut ediyorum. Küçük bir yudum aldım. Kokusu kadar berbat değildi ama yine de sevmemiştim. Şişeyi tekrar kafama diktim. Daha bitmemişti ki Alp, kolumdan tutup şişeyi indirdi.
“Çok hızlı gidiyorsun. Yavaş iç!” diye uyardı.
“Merak etme, bir şey olmaz. ” tekrarda kafama diktim.
Alp’e bakmamaya gayret gösteriyordum. Ama kızgın bakışlarını üzerimde hissediyordum. Alkole hep karşı çıkan beni, içmeye iten şeyi öğrenmek için çırpınıyordu. Bir şeyler olduğunun farkındaydı. Ama onda da bir şeyler olmuştu. Bana söylemek istediği şey, önemli ve benim hayatımla ilgiliydi. Bu yüzden erteliyordu. Eğer mutlu edecek bir haberse uzatmaz, doğrudan söylerdi. Ama canımı sıkacak bir şeyse duyacağım şeylere kendimi hazırlamamı ister gibi önceden konuşacağını söylerdi.
Kuzey, Akel’in döndüğünü ve onu düşünmemek istediğimi bildiğinden karşı çıkmıyordu, Alp’ten gizli gizli birkaç şişe daha vermişti. “Ben yanındayım, dağılmaktan korkma.” diye kulağıma fısıldamıştı. Ona güveniyordum. Akel’i her hatırlayıp dağıldığımda Kuzey toplamıştı. Ağlamaktan uyuya kaldığımda, Alp’in beni o halde görmesine engel olmuştu. Alp’in nefretini daha da körüklememek için onun yanında güçlü olmaya çalışırken, fark etmeden Kuzey’in öfkesini körüklemiştim.
Gece saat ikiye kadar depoda deliler gibi eğlenmiştik. Fragmanı kaç kez izlemiştik hatırlamıyorum bile. Her şey mükemmeldi. Uzun zamandır bu kadar eğlenmemiştim. Bunda azıcık biraların da etkisi olabilirdi. Hiçbir şeyi ciddiye alamıyordum. Alp eve bırakırken “Bir seferliğe mahsustu bu. Bir daha içmeyi aklından bile geçirme. Yarın konuşacağız bunu.” diye homurdanmıştı.
Kombiyi biraz fazla açmıştım galiba, içerisi aşırı sıcak olmuştu. Hava almak için paltomu giyip arka bahçeye çıktım. Salıncağın üzerindeki brandayı kaldırıp oturdum. Buz gibi havayı ciğerlerime çektim. Soğuk iyi gelmişti. Sarhoş olmuş muydum bilmiyorum ama alakalı alakasız gülme isteği geliyor, ara sıra hıçkırıyordum. Yine o kokuyu duyuyordum. “Ya ne anladım ben bu işten? Unutmak için tadı iğrenç o şeyi içtim ama yine o lanet kokunu duyuyorum.”
“Bir zamanlar o lanet kokuyu çok seviyordun.” arkamdan gelen sese gözlerimi devirdim.
“Sesler de duymaya başladığıma göre hepten olmuşum. Normalde zaten gitmiyorsun bari sarhoşken aklıma gelme.” Burada değildi, biliyorum. “Arkamı döndüğümde orda olmayacaksın. Beni çok seven beynimin oyunlarından birisin sadece.”
“Gerçek olmamı ister miydin?” hâlâ devam ediyordu.
“Hayır. Canımı yakmaktan başka bir şey yapmıyorsun.” sanki buradaymış gibi onunla konuşuyordum. Şizofrene bağlamıştım iyice.
“Onu seviyor musun? Ormandan sonra kafede elini tutuyordun.” hayali bile sorguya çekiyordu. Gerçek Akel bunun cevabını bilirdi.
“Evet.” dedim inatla. “Bana huzur veriyor.” yalan değildi. Arkadaşım olarak çok seviyordum. “Ayrıca orman derken?” Hayalimde bile kıskançtı.
İç çekişini duydum. Hayal gücümün canlandırması da iyiymiş yalnız. Tepkilerini bile hissediyordum. “Beni peki?” sesinden yüz ifadesini anlar mıydı insan?
“Kendimden nefret edecek kadar…” salıncağa uzanıp yastıklardan birini başımın altına koydum. Uyku bastırıyordu.
“Çok yakında her şeyi halledeceğim. Sen hazır olduğunda konuşacağız.”
“Hayalini de al git. Deniz’in sorunlarını hallet. Beni sevgilimle rahat bırak.” diye mırıldandım.
Gözlerimi kapattım. Üşüdüğüm için büzüşmüştüm. İçeri gitmek istemiyordum, uykum vardı. Bir hışırtı duymuş ve ardından üstümde bir şeyler hissetmiştim. Alkolün ektisiyle gözlerimi açamıyor ve kendimi yavaş yavaş uykuya teslim ediyordum. Sabah ateşler içinde, hasta olarak uyanacaktım.
Bir fısıltı doldu kulağıma. “Unutma, sevgilim! Sen benimsin… İkimiz de kaybolduk belki ama pusulamız asla Kuzey’i göstermeyecek. Yönünü yeniden hatırlatacağım.”
