Sevgi Hatırlar, Güven Sorgular

Vaveyla Yazarı: Atik Stayl

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 23Şu an: Sevgi Hatırlar, Güven Sorgular

Odama yerleşip üstümü değiştim. Geleli iki saat olmuştu. Akel beni bırakıp yakındaki bir otele geçmişti. Beni karşılarında gördüklerinde ikisi de şok olmuştu. Annem dakikalarca sarılıp kokumu içine çekmişti. İşte gerçek anne... İhtiyacım olan bu kadındı, hayatımda hiç görmediğim biyolojik kimse değil.

“Anne! Ben acıktım.” odamdan bağırarak salona geçtim. Antalya’ya her gelişimde iştahım açılırdı.

“Mutfağa gel.” seslendi mutfaktan.

Mutfak kapısından içeri baktım. Annem arı gibi çalışıyordu. Ocağın başında bir şey karıştırırken, diğer eliyle de fırından tepsiyi alıyordu. Yanına gidip tepsiyi aldım. “Yettim, Sultanım.” börek yapmıştı.

“Şu kutuyu verebilir misin, kızım?” buzdolabının üzerindeki beyaz büyük kutuyu gösterdi.

Pasta malzemeleri olurdu o kutuda. Pastaneyi aratmayacak her ürün bulunurdu. Kutuyu alıp tezgâha bıraktım. Masanın üzerindeki pandispanyayı görünce “Anne… Sen bunları bu kadar çabuk nasıl yaptın?” şaşkınlıktan çenem yer çekimine karşı gelememiş, bir karış aşağı inmişti.

“Annelerin sihirli güçleri vardır.” göğsünü kabartarak dedi.

“Yapıp buzluğa atıyor.” kapının girişinde duran babam tüm büyüyü bozdu.

“Zeki kadının hali de bir başka oluyor, efendi.” annemin yanağından öpüp, çekmeceden bıçak aldım. Börekten kocaman bir dilim aldım. Sıcacıktı ama üfleye üfleye yedim. Annemin yemekleri efsaneydi.

“Yeme sıcak sıcak. Miden ağrır sonra.” işlere dalmışken bir yandan da beni uyarıyordu.

“Çok açım.” çocuk gibi mızmızlandım. Doğru dürüst öğle yemeği yiyememiştim.

“Örtünün altında taze poğaça var. Ondan ye. Soğumuştur.” çenesiyle masadaki tepsiyi gösterdi.

Örtüyü kaldırınca enfes poğaçalar selamladı. Hemen birini alıp ısırdım. “Anne. Ben bu gidişle dönünce yüz kilo olacağım. Daha geleli iki saat oldu. Sen üç çeşit tatlı dizdin önüme.” hayranlıkla konuştum.

“Bir şey olmaz. Geldiğin yok ki. Kırk yılda bir geliyorsun zaten. Yiyeceksin tabii.” kremayı ocaktan alıp soğuması için kenara koydu. Sitemini asla sakınmaz Saba Sultan.

Bir ısırık daha aldım. “Aşk olsun! Daha yeni geldim.” hep onlar geldiğinden ben ara sıra uğrardım.

“Bıktırma kızı, hanım. Okuyor işte. Nasıl gelsin?” babam destek attı. Canım babam!

“Görüyorsun, değil mi bu babanı? Üzerime oynayıp seni kendisine çekmeye çalışıyor.” pandispanyayı katlara ayırdığı bıçakla babamı gösterdi.

“İkinizi de çok özlemişim valla.” koltuğa oturup tatlı atışmalarını keyifle izledim.

Telefonumun ekranı yanınca Akel’in ismi belirdi. ‘Birazdan gelip alayım mı seni? Gezelim biraz.’ yazmıştı. ‘Daha birkaç saat önce beraber değil miydik?’ gülen suratlı emojiyle gönderdim.

Annem, gâh beni izliyor gâh da çalışıyordu. Pastanın büyük kısmını bitirmişti bile. Sadece süslemesi kalıyordu. Beyaz kremayla dışını pürüzsüzleştirdi. Sıkma torbasına önce duyu sonra renklendirdiği kremadan koydu. Elini hafifçe sağa yatırıp bileğini döndürdü. Bastırdıkça mor krema ince yapraklara dönüştü. Canlıymış gibi birbirine sarılıp çiçek oldu. Adeta annemin parmaklarının ucunda küçük bir bahar açıyordu.

“İşte hazır!” oh çekip ellerini yıkadı.

Nasıl olduğunu merak etmiştim, yandan tam göremiyordum. Ayağa kalkıp yakından baktım. Harika görünüyordu. Ama üstündeki çiçek bana bir şey hatırlatmıştı, yüzüğümü. Dün çıkarmış, hâlâ takmamıştım, Akel de vermemişti. Sabah vermesini beklemiştim. Belki de annemlerin yanında olacağım için vermemişti.

Anneme sarılıp “İyi ki benim annemsin!” dedim. Tatlıya düşkün olduğum için saatlerdir bir şeyler hazırlıyordu, üstelik kendisi diyetteydi. Annem diyetteyken de eve tatlı alımını hep minimuma indirgerdik.

“Sen de iyi ki benim kızımsın! Canımın içisin. Ablanla sen bu hayattaki yaşama sebebimsiniz.” sımsıkı sardı kolları.

Ayrılıp babamın yanına bahçeye çıktım. Gözlüğünü takmış, kahvesini yudumlayarak kitap okuyordu. Tam karşısındaki salıncağa oturdum. Babamla birlikte yapmıştık bunu. Yaparken çok eğlenmiştim.

“Yalnız gelmemişsin.” başını kaldırmadan, gözlüğünün üzerinden baktı. “Seni bırakırken gördüm.” Annem bilmediği için yalnız kalmamızı beklemişti.

“E şey… Evet. Aslında konuşmak istediğimiz bir şey vardı. Yani be-benim.” duraksayarak konuşuyordum. Kelimeler boğazımda düğümleniyordu.

“Akşam yemeğe çağır. Annene de söylemelisin.” kitabını kapatıp masaya bıraktı. Gözlüğünü de çıkarıp kutusuna koydu. “Ama öncesinde heyecanın nedenini anlat bakalım.”

Nasıl söyleyeceğimi bilemiyordum. Nasıl giriş yapmalıydım? Doğru kelimeler hangisiydi? Parmaklarımla oynarken birinde fazla durduğumu gördüm. “Şey… Akel, bana evlenme teklifi etti.” utanarak söyledim. Sıcak basmıştı. Kışın soğuğunda resmen terliyordum.

“Sen ne dedin?” gayet soğukkanlı karşıladı.

“Kabul ettim.” başımı yere eğdim. Bu yüzden ne tepki verdiğini de göremedim.

“Başını kaldır.” sesi toktu. Usulca kaldırınca “Eminsen utanacağın ve ya çekineceğin bir şey olmamalı.” dedi. “Bak, kızım. Mademki niyetin bu yönde, seninle açık konuşacağım. Benim o çocuğu gözüm tutmuyor. Seni gözümden sakındım. Her gününü biriyle geçiren bencil biri gelip birkaç güzel lafla kandırsın diye büyütmedim. Öncesinde çocukça bir şeydir dedim, karışmadım. Ama ben o herife güvenmiyorum.”

İçim sıkıştı. Kararında netti. Eski Akel konusunda haklıydı. Güvenilmezdi. Ama gerçek Akel’i tanımadan yargılıyordu. Onun aşkı, belki de benimkinden bile büyüktü.

“Baba… Akel değişti. Önceliği hep ben oldum. Kendini ikinci plana attı. Ona bir şans verirsen fikrini değiştireceğine eminim.” Annemin engel olmasını beklerken, tepki babamdan gelmişti.

“Zaten onunla konuşacağım şeyler var.” İş ciddileşme bindiği için tepki gösteriyordu. “Ayrıca annenin de kabul edeceğini sanmıyorum.”

Onunla birlikte ikna ederiz diyordum, şimdi babamı da ikna etmem gerekiyordu. “O zaman akşam çağırmayayım mı?” yavru kedi gibi baktım.

“Çağır. Anneni de bilgilendir, hakkıdır kadının.” ayağa kalkıp içeri geçti.

Harika! Nur topu gibi sorunumuz var artık. Keşke o zaman öğrenmeseydi. Ayrıldık diye hepten güvenilmez konumuna düştü. Gerçekleri de söylersem daha da uzaklaştırır, izin verecekse de vermez.

Telefonumu cebimden çıkarıp Akel’i aradım. Hem yemeği hem de bela topu gibi engelimizi haber verecektim. Gelirken hazırlıklı olsun. Daha ilk çalışımda açmıştı.

“Efendim güzelim.” sesi uykuluydu.

“Uyuyor muydun?”

“Biraz kestiriyordum. Az önce uyandım. Sen ne yapıyorsun?” esneyerek konuştu.

“Hiç ben de… Sana bir iyi bir kötü haberim var.” iç çekip dedim. Zaten aştığımız sorunları haddi hesabı yoktu, bu da buradan çıkmıştı.

“Sırasıyla gönder gelsin.”

“Babam, beni bırakırken görmüş. Ben de teklifi anlattım. Seni bu akşam yemeğe davet etti. Ama evliliğe onayı yok.” kısa özet geçtim.

“Onayı yoksa niye yemeğe davet ediyor?” kafası karışmıştı.

“Çünkü seninle konuşacağı şeyler var. Öyle dedi yani. Anneme de söylememi istiyor. Hayatımda birinin olduğunu bilmeye hakkı varmış.” Camdan ikisinin mutfakta bir şeyler konuştuğunu gördüm. Büyük ihtimalle Akel’in yemeğe geleceğini haber veriyordu.

“Tamam da… İzin vermiyorsa annene söylememizi niye istiyor? Ben bir şey anlamadım.” onun aksine ben anlamıştım. Eğer aklına yatarsa olur yeri bırakıyordu.

“Anlatacağım sonra. Sadece akşam gel ve gözünü seveyim dilini azıcık törpüle.” adam aile, büyük tanımıyordu. Canı istediği gibi yürüyor, koşuyor, laf atıyordu.

“Merak etme sen. Sevgilimi zora salacak bir şey yapmam… Akşam görüşürüz.” Rahatlatmaya çalıştı. Kendisi de şimdi gerilmiştir.

“Tamam, görüşürüz.” telefonu kapatıp odama gittim. İnşallah bunu da kazasız belasız atlatırdık.

Üzerimi değiştirip daha rahat bir şeyler giyindim; beyaz, sadece bir bluz ve midi boy mavi etek. Evdeyken genelde etek pek tercih etmezdim ama bu rahattı. Makyajdan sonra saçlarımı da dağınık ev topuzu yaptım. Bu beceriyi keşke bir yere giderken de göstersem. O zaman dağınıktan ziyade yolunmuş oluyordu.

Hazırlanırken epey zaman geçmiştim. Sade bir eyeliner çekmek istemiştim ama kaç kez silip tekrar yaptım bilmiyorum. Bu işte asla iyi değildim.

Salona gidip sofrayı hazırlayan anneme yardım ettim. Saate yedi olmuştu. Bizimkilerin yanında zaman nasıl geçiyor anlamıyordum. Mutfaktaki tencerelere baktığımda ağzım açık kaldı. Kaç çeşit yemek yaptın be kadın! Kapaklarını kaldırıp tek tek baktım. İlk tencerede yayla çorbası, diğerinde de karalâhana sarması vardı. Bir Karadeniz kızı olarak hep buzlukta hazır sarılmış bulundururdu. Diğer tenceredeyse sebzeli pirinç pilavı, fırında da tavuk ve patates vardı. Hepsi sevdiğim yemeklerdi. Aylardır bu anı mı bekliyordu acaba? Yoksa iki saate bu kadar yemek çıkaramazdı. Misafir de geleceği için daha çok özenmişti. Geliş amacını duyunca da böyle sevecen olur muydu?

Hepimize köpüklü bir kahve yapıp salona gittim. Akel daha gelmemişti. Yarım saate geleceğini yazmıştı. Herkesin kahvesini ikram ettikten sonra annemin yanına oturdum. Babam düşünceliydi. Onu izlediğimi fark edince dikleşti. Gözü parmağıma kaydı. Kabul ettiysem yüzük neredeydi diye düşündü belki. Daha kabul ettiğimin ertesi haftası ayrılmak güzel bir cevap değildi.

Boş bardakları mutfağa götürürken zil çaldı. Akel gelmişti. Beni bir an heyecan basmıştı. Sakin ol. Sadece bir yemek. İçimden tekrarladım. Kapının önünde durup, saçımı ve kıyafetimi düzeltip açtım.

“Hoş geldin.” otuz iki diş sırıtıyordum. İkimizi de rahatlatmaya çalışıyordum sanırım.

“Hoş buldum, sevgilim.” sesi titriyordu. Güya kelimelerine dikkat et demiştim. Sevgilim nedir ya?

“Akel. Oğlum, hoş geldin.” içeriden gelip karşıladı annem.

“Hoş buldum, Saba Ablacığım.” elindeki çiçeği anneme uzattı. Kaleyi içten fethediyordu.

“Teşekkür ederim, oğlum. Çok incesin.” mutlulukla çiçeği aldı. “Hadi içeri geçelim.”

Salona girdiğimizde babam yemek masasını yanında duruyordu. “Hoş geldin.” oldukça resmi bir karşılamaydı. Mesleğinin hakkını veriyordu. Denetime gelen müfettiş gibiydi.

“Hoş buldum, efendim.” deyip el sıkıştılar. Ama daha çok babama meydan okuyordu.

“Hadi masaya geçelim. Her şey hazır.” annem misafirperverlikle masayı gösterdi. “Gel, kızım. Yemekleri getirelim.”

Yemeklerin hepsini getirdik. Bir gözüm hep masaydı. Her an gerginlik çıkma riski vardı. Yerlerimize oturup yemeğe başladık. Klasik sorular bitince annem konuya girmemize yol açan soruyu sordu.

“Yeni mi geldin, Akelciğim?” sorup karalâhana sarmasında bir lokma ağzına attı.

“Akel aslında hiç gitmemişti, anne.” önce ben davrandım. Artık buradan yürümeliydim. Doğru zaman, mekân yoktu.

“Nasıl yani?” hiçbir şey anlamamıştı. Tam ağzımı açacakken kapı çaldı. “Hayrolsun. Kim geldi acaba?” annem kapıyı açmaya gitti.

“Tuzluğu unutmuşum. Hemen getiriyorum.” deyip mutfağa kaçtım. Tezgâha yaslanıp söyleyeceklerimi toparlamaya çalıştım. Ama bir dakika bile geçmeden Akel arkamda belirdi.

“Sorun mu var?” sanki içerideki durumlardan haberi yok.

“Senin ne işin var burada? Biri görecek şimdi. Hem babama ne dedin?” eğilip gelen var mı diye baktım. Delirtecekti bu adam beni!

“Tuvalete diye kaçtım.” kapıyı kapatıp yanıma sokuldu. “Her şey güzel olacak, merak etme.” içimi ısıtan tebessümü bu sefer pek işe yaramadı.

“Böyle dibimdeyken hiç sanmıyorum.” aramızdaki olmayan mesafeyi gösterdim.

“Niye? İki medeni arkadaş gibi konuşuyoruz.” Üzerime eğilip ellerini iki yandan tezgâha yasladı.

“Herhangi bir arkadaşımla şu şekil dursam adama iş göremez raporu aldırırsın, Akel. Neyin arkadaşı acaba?” yalandan güldüm. Biraz daha yaklaşsa öpecekti. Gelmiş medeni arkadaş diyor.

“Sabah erkenden benimle geleceğine söz ver uzaklaşayım.” Şart koydu.

“Nereye?” şu durumda bile buluşma derdindeydi.

“Sürpriz gibi bir şey diyelim.” kafasını iki yana sallayıp cevapladı. Daha geleli birkaç saat oldu. Bu ne hız arkadaş? Türk Hava Yolları’nı bile soluyor.

“Tamam, geleceğim. Ama uzak dur artık. Annem görecek.”

Ellerini çekti. “O zaman gazamız mübarek olsun, sevgilim.” sırıtarak gitti.

Umarım içeride de böyle rahat takılmazdı. Dikkat çekmeden ben de tuzlukla salona döndüm. Annem çok geçmeden gelmişti. Komşu yarın mevlit okutacakmış, annemi de davet etmişti. Araya bizim konu araya kaynamıştı. Annem başka şeyler sorup duruyordu.

Yemeğin sonuna yakın “Anne, benim sana bir şey söylemem lazım.” hızlıca konuşup derin bir nefes aldım. Ne kadar hızlı o kadar iyi.

“Dinliyorum, kızım.” yemeğe devam ederek bana baktı. Acaba ilk günden söylemese miydim? Ama ikna etmek için süreye ihtiyacım olacaktı.

“Benim hayatımda biri var.” deyip gözlerimi kapattım. Devekuşu taktiği hep zaman kazandırırdı.

“Sence ben bunu anlamayacak kadar kötü bir anne miyim?” sesi sakindi. Sinirlenmemiş miydi? Ben, küplere binen bir Saba Sultan bekliyordum.

Tek gözümü açıp baktım. Yemeğe devam ediyordu. Fırtına öncesi sessizlikleriyle meşhurdu annem. Ama bu sessizlik, süper hücre fırtınasına işaretti. Coğrafyadan edindiğim yegâne bilgileri bu durumda deneyimlemek istemezdim.

Bakışlarım babama kaydı. O mu söylemişti? Ama annene haber ver, diyen oydu.

“Hiç boşuna suç ortağına bakma. O söylemedi.” diye ekledi. Aklımı mı okuyorsun, kadın? Annelere yüklenen bazı özelliklerden biri miydi yoksa bu?

“Nasıl anladın?” ağzım açık yüzüne baktım.

“Canın sıkkın olduğunda ben hep anladım, kızım… Sadece kendin gelip anlatman için sessiz kaldım. Gözünün içine baktığımda aşkı da gördüm, acısını da. Benimle konuşmanı bekledim ama sen gelmedin.”

Beni suçlamıyordu. Düşününce, geçen yıllarda bana karşı daha hassastı. Sevgisini daha fazla gösteriyordu. Vakit buldukça sık sık yanıma geliyordu. Anlamadığını sanırken, sevgisiyle beni iyileştiriyormuş.

Konuşup konuşmakla ilgili kararsız gibiydi. Belki de Akel’in varlığı yüzündendi. “Anneanneni bilirsin, hep mesafeli bir kadındı. Bize bile bir çalışanıymışız gibi davranırdı. Onda gördüğüm hataları kendimde düzeltmeye çalıştım. Aramızda görünmez duvar olsun istemedim… Ama işte annemden kalma bir alışkanlık. Bir türlü ne hissediyorsunuz diye soramadım. Teyzeniz yüzünden de daha da korktum.

Kısa bir an durduktan sonra devam etti. “Milay ne olsa gelip anlatırdı. Onu anlamak kolaydı. Ama sen… kapalı bir kutu gibiydin. Her şeyi kendi içinde yaşardım. Bir tek o suç ortağın Alp bilirdi.” gülümsemeye çalıştı ama pek başarılı değildi. “Daha üç dört yaşındayken hep gelip, bir abim olsun istiyorum, derdin. Amcanın çocuklarını görüp özenirdin… Belki de Alp, abi boşluğunu doldurduğu için ona içini açmıştın.” Bakışları boş duvarda bir noktaya takıldı.

Annemin tarafından hiç bakmamış, annesinin sevgiyi gramla verdiğini anlayamamıştım. Amacının bizi korumak olduğunu biliyordum. Ama bir yerlerde hep saçma bulmuştum. Başkasının cezasını bize çektiriyor diye düşünmüştüm. Aslında gördüğünü uygulamayı reddedip daha iyi anne olmak için savaşıyordu.

“Anne, ben…” ona öyle sıkı sarılmak istedim ki. Sessiz kalışı belki onun için bir yetersizlikti ama benim için bir saygı göstergesiydi. Özür dilerim, anne… Anlamadığım her an için içimden özür diledim.

“Belki de katı olup izin vermedim diye gizleme gereği duydun. Duygularını görüp konuşamadığım için…” gözleri dolmuştu. Annem çok fazla duygusaldı, böyle konuşmalarda hep gözleri nemlenirdi.

“Biliyor musun?” dedim yavaşça. “Hiçbir şey söylemesen bile hep senin desteğinle iyileştim. Ağlama demedin, ben yanındayım dedin. Düşünce kaldırılmaya muhtaç bırakmadın. Şefkatinle yanımda durarak kendim kalkmama izin verdin. Tam olarak ihtiyacım olan buydu; kilometrelerce uzakta da olsanız yanımda olduğunuzu bilmek.” gözlerim ikisi arasında gitti geldi. Hayatımın her anında onların desteğini hep arkamda hissetmiştim.

“Baban da ben de her ne yaparsan yap, yanlış ve ya doğru, her adımında yanındayız.” peçeteyle gözünden akan yaşı sildi. Yüzüne bir gülümseme yerleştirip duygusallığını dağıtmak ister gibi “Sadece tek bir soru. Şimdi yüzünde güller açtıran adamla, gözünün parıltısını çalan aynı kişi mi?” diye sordu. Sorusu bana olsa da dikkati Akel’deydi. Eskiyi bilmiyordu ama ikimizin de aynı anda burada oluşundan tahmin etmişti.

“Evet… yani hayır. Gülleri açtıran oydu ama bizi, bizden çalan bir başkasıydı.” Akel’e bakıp dedim. Deminden beri tek kelime etmeden dinliyordu. Konuşmanın nereye gittiğini kestiremediği için gergindi.

Elleri masanın üzerinde birbirine kenetledi. “Saba Abla… sana dürüst olacağım.” diye konuya girdi. Akel’in açık sözlülüğünü bildiğimden gerilmiştim. Çok da dürüst olmasa mıydı acaba? “Ben, Karen’i daha abimleri bilmeden gördüm. Dünya durdu benim için, varlığımı unuttum… Kızınıza âşık oldum. Onu kazanmak için her şeyi yaptım ve yapmaya devam edeceğim…

“Her şey çok güzel giderken bir iftira yüzünden ayrılmak zorunda kaldık. Karen’in penceresinden baktığımda sonuna kadar haklıydı. Bana inanmadığı için onu suçlayamazdım. Her şey kanıtlamam ve Karen’in düşüncelerini toparlaması için zamana ihtiyacımız vardı…” derin bir nefes aldı.

“Ben hiç gitmedim, gidemedim. Onu bırakamadım. Bize hak etmediğimiz şeyler yaşatıldı. Maksadım kendimizi size acındırmak değil. Sadece anlamanızı istiyorum. Nasıl ki Karen’in eline diken batsa sizin canınız acır, işte benim de öyle. Ve ben o dikeni köküyle birlikte kuruturum.” kısa bir bakış atıp devam etti.

“Bir hafta önce Karen’e evlenme teklifi ettim. Onun için sizin onayınız çok önemli. Yanında durmanızı istiyor. Aklının bir köşesinde hep ya karşı çıkarlarsa korkusu var. Bu da onun mental açıdan yoruyor… Tek ricam, karar verirken Karen’in mutluluğunu da göz önünde bulundurun.”

Kimse lafını kesmedi. Yüzünde küçük bir tebessüm vardı. Olgun bir adam gibi konuşmuştu. Ama bazı kısımlarda babamın burada olduğunu unutmuş gibiydi.

Evlilik konusunu açınca annem kaşlarını çatmıştı. Onu söylemediğim için sinirlenmişti bence.

“Demek evlenme teklifi… Şimdi söylediklerimi karşı çıkmak ya da büyüklük taslamak gibi düşünmeyin. Ama daha çok gençsiniz. Evliliğin ne demek olduğunu anlamadığınız yaştasınız. Aşk evliliği yürütmek için yetmiyor. Birbirinin aşkından ölüp biten ama evliliği yürütemeyen o kadar çok çift var ki.

“Birbirinizi tanıyor musunuz mesela? Sevdiği rengi, burcunu demiyorum. Sabah kalktığında sinirli mi olur yoksa mutlu mu? Hangi hareketten kırılır, sinirlendiğinde nasıl sakinleşir?

“Bu gibi soruların cevabını biliyor musunuz? Ki bunlar çok küçük şeyler… Kanınız deli akıyor, anlıyorum. Ancak evlilik çocuk oyuncağı değil. Aceleyle verilecek bir kararsa hiç değil.” tavrını gayet net ortaya koydu. Doğru kelimeleri seçmek için duraksayarak konuşmuştu. Çocuk muamelesi yapmak değildi amacı. Evladında öğüt veren anneydi. Ama bilmediği şey, biz her şeye rağmen birbirimizi kabul etmiştik.

Babamın ağzını bıçak açmamıştı. Yüzü gergindi. Sessizliği beni daha çok geriyordu.

“Efendim, dediklerinize saygı duyuyorum. Affınıza sığınarak ben de bir şey eklemek istiyorum.” Annem başını sallayınca devam etti. “Evliliği heyecanlı kılan, onunla ilgili sürekli yeni şeyler keşfetmek değil mi? Eğer birini çok iyi tanımayı beklersek o zaman hiç gelmez.”

Hayranlıkla ona bakıyordum. Kimseyi etkilemek için çalışmıyordu, bunlar gerçek düşünceleriydi. Belki ben de onu çok iyi tanımıyordum ama sert görünümünün ardındaki saf kalbini görebiliyordum.

Annem tebessüm etti. Bakışları yumuşamış ama fikrinde netti. “Yaşından olgun davrandığının farkındayım, Akelciğim.” dediğinde Akel’e yan bakış attım. Akel ve olgun davranmak… Adam kibritle kaçak gaza dalıyor, anne. Ne olgunu? Demek vardı şimdi ama hiç sırası değildi. Gül gibi imaj çizmiş çocuk.

“Ama bize güvenmiyorsunuz.” ben, onun dedesinin yanında dut yemiş bülbüle dönmüşken Akel Bey şakıyordu ve bu tamamen iyiye işaretti. Yoksa olumlu cevap alacak gibi değildik.

“Siz kendinize güveniyor musunuz peki?” deminden beri ağzını açmayan babam konuştu. “Eskiye sünger çekebilecek, daha önemlisi tek kişiye sadık kalabilecek misiniz?” delici bakışlarını Akel’e dikti.

Akel vücuduyla birlikte babama döndü. “Öncelikle bizi dinlediğiniz için teşekkür ederiz, efendim. Şüphelerinizi ve tedirginliğinizi anlıyorum. Ben, bu hayatta hiçbir şeyden eminlikle konuşmam. Hep bir kusur payı bırakırım. Ama Karen konusunda her zaman netim.”

Babamla konuşurken çene kasları gerilmiş, ayağımı sallıyordu. Kimseye çaktırmadan elimi dizine koydum. Sallamayı durdurdu ama gerginliğinde bir fark yoktu. Annemle konuşurken daha rahattı.

“Göreceğiz…” sertliğinden ödün vermeden kısaca dedi. Keşke zamanı ileri sarabilseydik. Herkesin iyi anlaştığı, bu gerginliğin sadece bir anı olarak kaldığı o evreye gidebilseydik.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

15okunma 5beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18