Bitmiş yaralar kapanır, yarım kalanlar hep sızlar

Vaveyla Yazarı: Atik Stayl

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 23Şu an: Bitmiş yaralar kapanır, yarım kalanlar hep sızlar

Kuzey'le kafeden çıkıp eve gittik. O, arabada beklerken kot pantolon ve kalın bir kazağı sırt çantasına attım. Kasım ayında yağmurda yürüyecek kadar aptal olabilirdim ama sonrasında incecik giyinecek kadar değildim.

Belgrad ormanına gelmiştik. Burayı hep çok sevmiştim. Yağmur ince ince yağıyordu. Toprak kokusu ağırdı. Aceleyle çıktığım için kulaklığımı evde unutmuştum. Kuzey de kulaklığının tekini bana vermişti. Şarkı zevkimiz benziyordu. Daha doğrusu ikimizin de belirli bir tarzı yoktu. Arabeskin hemen ardında hareketli pop, onun da ardında klasik müzik gelebilirdi. Bir şarkıya hüzünlenemeden diğeriyle eğlenirdik.

Bir saat boyunca konuşmadan yürüdük. Sırılsıklam olmuş, arabadan epey uzaklaşmıştık. Hava karamaya başlayınca yönümüzü arabaya çevirmiştik. Sadece ayak seslerimiz ve müziğin olduğu ormanda, birden bir ses duydum. Tüylerimi diken diken eden bir ses…

“Kuzeey! Sen de duydun mu onu?” sesimi kısıp sordum. Kurt sesi gibi bir ses gelmişti. Burada kurt var mıydı acaba?

“Neyi?” hâlâ şarkıyı mırıldanıyordu.

“Kurt sesi gibi bir şey duydum ben.” sağa bir adım atarak aramızdaki mesafeyi azalttım.

“Ne o, Karen Hanım? Korktunuz mu? Hani Türkiye birincisiydin?” kıs kıs güldü.

“İnsanlarla dövüşmeyi biliyorum. Hayvanlarla değil!” alay dolu bakışlarımı gönderdim.

“Yeşil gözlü… Ben de hiç hayvanlarla dövüşmedim. Hedef kitlem hep insanlar oldu.” hâlâ durumun ciddiyetini kavramıyor, üstüne bir de dalga geçmeye devam ediyordu.

“Pislik herif! Ya gerçekten kurtsa?”

“Merak etme. Burada kurt falan yok. Hem olsa bile ben buradayım, sana zarar vermesine müsaade etmen.” elini omzuma atıp kendisine çekti. Buna bir an bile tereddüt etmezdim.

Adımlarımızı hızlandırdık. Arabaya vardığımızda titriyordum. Yürürken pek hissetmiyordum ama durduğumuzda donuyordum. Çantamdan kazağımı çıkardım. Arabanın arkasına geçip üzerime değiştirdim. Kazağın altından kolsuz tişört olduğundan rahattım. Pantolonu değiştirmek için buraya çok yakın bir kafeye gittik. O da benim gibi üstünü değişmişti ama altı hâlâ ıslaktı. Kafenin tuvaletini kullanarak üzerimizdeki ıslak kıyafetlerden kurtulduk. Üzerimi değiştirirken yine o kokuyu hissetmiştim ama umursamadan masaya geçtim. Dinlenmek ve ısınmak için birer sıcak çikolata söyledik.

“Valla yenilenmiş gibi hissediyorum.” çikolatasından bir yudum alıp arkasına yaslandı.

“Çok iyi geldi. Kendimi dinlemeyeli uzun zaman olmuştu.” bazı düşünceleri saymazsam iyiydi tabii.

“Ne diyor peki o düşünceler? Üç buçuk yılda değişen tek şey zaman mı?” uzun zamandır bu konuyu açmıyordu hatta belki de yıl olmuştu. Ama bir bakışından yanında olduğunu hissettirirdi.

Sustum bir süre. “Üç buçuk yıl… Her şey değişir bu kadar zamana. Kapanmaz dediğimiz yaraların hepsi iyileşiyor.” doğrudan cevap vermesem de yanıtsız bırakmamıştım.

“Bitmiş yaralar kapanır, yarım kalmışlar hep sızlar; bazen üzüldüğünde, bazen sevindiğinde, bazen de mutlu olduğunda. Ama hep kanar…” gözleri uzakları buldu. Onun da yarası hâlâ kanıyordu demek.

“Bizimki yarım kalmadı, olması gerektiği gibi bitti.” ayrılık sebebini hiç söylememiştim.

“O zaman niye onun adı geçince gözlerinin ışıltısı kayboluyor? Sen fark etmiyorsun belki ama Alp, aşktan konu açıldığında sen kahkahalar atarken, kelimelerimi seçerek kullanma için beni kaç kez uyarıyor.”

Asla kandıramamıştım ki onu. Herkesi kandırmayı başarmıştım ama bir tek o anlamıştı beni. Bu ilişkiye başlamadan önce kaç kere sormuştu emin misin diye. Üzülme ihtimaline rağmen var mısın? Varım demiştim. Akel’in üzme ihtimalini göze almıştım. Ama benim yaşadığımı bir başka çocuğa yaşatması ihtimali hesaba katamamıştım. Yine de onu sevdiğim için pişman değildim. Beni bebeğini sever gibi sevmişti. Yarım kalmış hikâyelerimi tamamlamak için yapamayacağı şey yoktu; bir tek kendi hariç… Bizim hikâye hiç açılmamak üzere kapanmıştı.

“Alp, her şeyi kuruntu yapıp abartmayı sever. Çoktan unuttum ben.” çikolatamdan bir yudum aldım.

“Umarım öyledir, Yeşil gözlü. Umarım…” inanmasa da bunu o da istemişti.

“Sen niye durgunsun peki?”

“Serdar’ı gördüm bugün… Yanında başka kız vardı. Bizimkiler, onun da Dilek’i aldattığını söyledi.” gözlerinde parlayan nefret miydi yoksa özlem mi karar veremedim.

“Oh olsun! Karma diyoruz buna Dilek Hanım.” onlara karşı nefret doluydum. Serdar, sevgilisinin onu aldattığı en yakın arkadaşıydı. Kuzey’in nasıl çöktüğünü biz görmüştük. Umurumda değil ayağı çekerken Alp ve ben yanında olmuştuk.

“Umurumda değiller. Ne yaparsa yapsın. Yeter ki iğrençlikleri benden uzak olsun.” gülmeye çalıştı.

“Hâlâ bir şey hissediyor musun ona karşı?” duyularını anlamak, ona yardımcı olmak istiyordum.

“Hayır. O, kurduğum hayalleri siyah poşete koydu ve ilk gördüğü çöp kutusuna attı... Demem o ki ben sadece kendime yaptığım saygısızlığa yanıyorum.”

Masanın üstündeki elini tuttum. “Sen masum sevenlerdensin, bunun için kendini suçlama. Kendini insanlara kapatma. Yeniden gülmeyi, sevmeyi dene. Onu unuttun ama verdiği hasarı taze tutuyorsun… Kendini azat et. Hayatına birini almaktan korkma.” akıl vermesi kolaydı elbet.

Geceye kalmadan dönmüştük. Banyo yapıp saçlarımı kuruttum. Salonda oturup uzun uzun camdan dışarıyı seyrettim. Bazen tam unuttum, artık eskide kaldı, diyorum. Sonra hemen kendini hatırlatmak için beynimle işbirliği yapıyor. Çok zor bir şey istemiyordum ki. Sadece unutmak istiyordum. Canımı yakan her şeyi unutmak istiyordum.

Keşke… diye geçirdim aklımdan. Elimizde kocamam bir keşke vardı.

🌷

Bugün ilk kar yağmıştı. Şehir bembeyazdı. Çocuklar kahkahalarla kar topu oynarken, biz botlarımızla karı pata küte ezerek Altun Bey’in ofisinden çıkıyorduk. Anlaşma üzerinden bir ay geçmişti. İşlerin bir kısmı hazırdı. Kâğıtlara çizdiğim karakterlerin, dijital hali bize sunulmuştu. Sayfalarda yaşayan yüzler artık nefes alıyordu. Defalarca, bıkmadan inceledim. Alp’in senaryosuna göre hazırlanmış, istediğimiz kıyafetleri giyiyordu. İki dakikalık tanıtım videosu da olacaktı ama yetişmemiş. İçimde kocaman bir gurur vardı.

Üniversitenin yılbaşı partisi için elbise almalıydım. Başımda dikilip, çabuk ol diye beynimi ütülememesi için Alp’i Kuzey’in yanına yollamıştım. Ben de sonra kafeye geçecektim.

Kuzey, döndüğünden beri sürekli beraber takılıyorduk. Görüşemediğimiz bir yılın acısını çıkarıyorduk. Dışarıdan bakıldığında olgun görünse de bizim yanımızda eğlenmeyi bilen, yaramaz bir çocuk oluyordu. Üniversite de bizi olgunlaştırmaya yetmemişti.

Alışveriş merkezine girince sıcak hava yüzüme çarptı. Çok abartılı bir şeyler istemiyordum. Siyah favorimdi ama yeni yılın simgesi kırmızıyı da seçebilirdim. Düşünmekle bir yere varmayacaktım. İlk karşıma çıkan mağazaya girdim.

O kadar çok model vardı ki hangisine bakacağımı şaşırdım. Siyah elbiselerin olduğu reyona adımladım. Uzun, v yaka, kadife bir elbiseyi elime alıp yakından inceledim. Tam istediğim gibiydi; sadeydi. Tek detay, belindeki özenle dizilmiş ince taşlardı. Sırtı biraz iddialıydı. Beline kadar açıktı. Bu açıklığı kapatacak tek şey, iki taraftan gelen iplerdi. İpler omuzdan başlayıp belinde bitiyordu.

Bir an bile dibimden ayrılmayan görevliden uygun bedenini rica edip kabine girdim. Kışlık kıyafetleri çıkarıp yazlık elbiseyi giydim. Beş dakikada iklim farkı yaşamıştım. Neyse ki mekân sıcak olacaktı.

Elbise mükemmeldi. Üzerime tam oturmuştu. Sırt detayını saymazsam çok rahattı. Etrafımda dönüp nasıl durduğuma baktım. Ama açık ipleri diğer yandan da elinle tutmak zorunda kalıyordum. Dışarıdaki hanımefendiden yardım almak için seslendim. İnşallah oradadır.

“Pardon! Hâlâ orada mısınız?” sordum.

“Buyurun, bir sorun mu var?” hemen yanıtladı kadın. Neyse ki gitmemişti.

“Elbisenin iplerini bağlamama yardım eder misiniz rica etsem?”

Ses gelmedi. Herhalde geliyordu. Yaka kısmını düzeltip kadını beklerken telefon titredi. Kuzey mesaj yazmıştı. “Akşam kimseye söz verme. Sana bir sürprizim var, Yeşil gözlü.” şimdi durduk yere ne sürpriziydi ki?

Onu aramak isterken, kabinin kapısı tıklatılıp ardından açıldı. Gözümü telefondan ayırmadan arama tuşuna basmak istedim ama olmadı. Nefesim kesilecek sandım bir an. Gözlerimi kapayıp derin nefes aldım. Yine o koku… Bu sefer daha keskindi. Burası, bana anıları hatırlatıyor, beynim yine oyun oynuyordu.

Kadın, içeriye girip kapıyı kapattı. Kâbusun bitmesi için gözlerimi açtım. Ama asıl kâbus tam karşımda, daha doğrusu arkamdaydı. Korkudan telefonu düşürdüm ama dudaklarımdan tek kelime çıkmadı. Koku bitti, şimdi de hayalini görmeye başlamıştım. Deliriyordum… Kıpırdamadan öylece bana bakıyordu. Gitmesi için gözlerimi kapatıp başımı salladım. Bir psikologa görünsem iyi olacaktı.

Gözlerimi açtığımda hâlâ oradaydı. Öyle gerçekti ki. Bir an gerçekten de burada olmasını diledim. Tek bir anlığına sarılmak istedim. Olmuyordu, unutamıyordum onu. Her hücreme kadar ona âşıkken yok sayamıyordum.

“Bu hayal fazla uzadı.” Mırıldanıp ona döndüm. Hâlâ karşımdaydı. Birazcık izlesem zarar gelmezdi. Üç buçuk yıldır görmüyordum. Hayalinde bile yakışıklıydı. Sakalları uzamıştı, gözlerinde o tanıdık kırmızılık vardı. En son nasıl gördüysem zihnim o halini gösteriyordu. Ürkek hareketlerle elimi yukarı kaldırdım. Hayale dokunamazdım, değil mi? Gitmemesi için yüzüne dokunmadan parmaklarımın tersiyle yüzünü sevdim. Şimdi kadın gelir ve hayal giderdi.

İlk andan beri bakışlarında özlem vardı. Bir an bile grilerini gözlerimden ayırmamıştı. Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. “Üç yıl yedi ay yirmi beş gündür ilk kez nefes alıyorum.” mırıldandı sessizce. Sesiyle bile özledim der miydi bir hayal?

Sesini de özlemiştim. Ama bir sorun vardı. Ben günleri saymıyordum. Parmağım birden yanağına değdiğinde irkilerek geri adımladım. Hayale dokunmam imkânsızdı. Amerika değil miydi?

Kendimi toparlayıp “Ge… gerçeksin sen!” kekeleyerek konuştum.

“Sensizken bir hayaletten farkım yok.” yanağımdan akan yaşı sildi. Ağladığımı o an fark ettim.

Tepki gösteremiyordum. Dokunuşları kırılgan cama dokunur gibi narindi. Aklım ve kalbim yine savaşa girmiş, beni arafta bırakıyordu.

“Karşına çıktığım için özür dilerim… Olmuyor, sen yoksan ben de yok oluyorum. Sen unuttun belki ama ben yapamıyorum.” yalvarırcasına gözlerime baktı. Eskiden öfkem tazeydi, karşı çıkabiliyordum. Ama şimdi içimde sadece özlem ve aşk vardı.

“Evet, unuttum.” yutkunurken boğazımdaki düğümler canımı öyle bir yaktı ki. Ona âşık olabilirdim ama kızını ve Asena’yı da düşünmeliydim. Onlara bunu yapamazdım.

Yüzünde tek mimik bile kıpırdamadı. Yere düşen telefonumu alıp ekrana baktı. Kuzey’in adı hâlâ ekrandaydı. “Aranızda bir şey var mı?” Ben seni ağlatırken, o güldürüyor... Bu cümlesi hâlâ kulaklarımda çınlıyordu.

“Bu seni ilgilendirmiyor. İlgilenmen gereken bir kızın ve annesi var.” bunları söylemek kolay değildi ama mecburdum. Hiçbirimizi çıkmaza sürükleyemezdim. Üstelikte artık ona güvenmiyordum.

“Hiçbir şey bildiğin gibi değil. İzin ver, biraz konuşalım. Lütfen!” ellerimi tuttu.

Bir adım geri gittiğimde sırtım, buz gibi aynaya değdi. Soğuk az da olsa aklımı başıma getirdi. Ellerimi çekip göğsünden ittim. Gerilemek yerine bir adım daha attı.

“Çık buradan! Yoksa sapık var, diye bağırırım!” tehdit ettim. Git, lütfen git.

“Bağır. Kralı gelse çıkaramaz. Konuşmadan olmaz. Üç buçuk yılımız zaten çalındı bizden.” gitmeye ne niyeti ne de isteği vardı. İşleri daha da zorlaştırıyordu.

“Konuşulacak her şeyi konuştuk. Artık susmamız ve hayatlarımıza devam etmemiz gereken kısımdayız.” onu gördükçe duygularım kabarıyordu. Unutmayı zaten becerememiştim. Mümkünmüş gibi aşkım daha da harlanıyordu.

“Konuşalım, sonra yine istersen hayatından çıkarım. Ama önce yalvarırım ufacık da olsa sarılmama izin ver. Dayanamıyorum ben…” onay bekleyerek yüzüme baktı. Hayır diyemeyecek kadar aciz ve izin veremeyecek kadar da korkaktım. Bizim sonumuz yoktu. Bu kendimize işkence çektirmekti.

Suskunluğumu evet saydı. Öyle bir sarılmıştı ki… Yılların acısını çıkmak istercesine kolları sımsıkı sardı. Saçımı koklayıp kokumu içine çekiyordu. Aynı benim gibi… Ona sarılmak için kolumu kıpırdatmadım. Bir kere yelkenleri suya indirirsem baş edemezdim. Sadece bir zamanlar huzur bulduğum kokusunu içime çekmekle yetindim. Sarılınca deli gibi atan kalbinin sesini duymayı özlemiştim.

“Özür dilerim… Her şeyi bizden çalmalarına izin verdiğim için özür dilerim.” Elleri sırtımdan aşağı kayıp ipleri bağlamıştı. Üstleri sıkılaştırıp en altta düğüm attı. Bıraksın istemedim. “Sana söz veriyorum. Parti için bu kıyafeti giydiğinde, yeniden seni mutlu edebilen sevgilin olarak yine ben bağlayacağım.” kulağıma fısıldadı. Tenime değen nefesi, benimkini kesmişti.

“Nası—” bunu nereden bildiğimi sormak isterken susturmuştu. Sanki daha dün ayrılmışız da özür dilemeye gelmiş gibi, araya on binlerce kilometre girmemiş gibi.

“Burada olmaz. Bir yerde oturup konuşalım. Her şeyi anlatacağım.” vazgeçmiyordu. Kollarını gevşetip ayrıldı ama bırakmadı. Yüzünü yüzüme yaklaştırıp “Bu gözler bana bakarken sadece acı mı çekiyor?” Onu görmüyorken unuttum demek kolaydı. Herkesi inandırmıştım unuttuğuma. Onu bile kandırmayı başarmıştım. Ama kendimi olmuyordu. Bu kadar yakınımdayken inkâr edemiyordum.

“İkimize de acı çektirmekten başka bir şey yapmıyorsun.” bu gözler hâlâ sana âşık, diyemedim. Yarama derman olacak tek kişi oydu ama yara açan da oydu.

“Hepsini unutturacağım. Tek bir şans ve—” pişman olacağımı bile bile yarıda kestim.

Daha fazla karşı koyamamıştım. Aramızdaki mesafeyle savaşmak imkânsızdı. İlk kez bana bakarken onu öpmüştüm. Utanırdım hep, gözlerini kapatmasını beklerdim. Bu sefer mani olamadım. Ayların, yılların özlemi bir anda patladı. O da yıllardır bu anı bekliyormuş gibi hemen karşılık verdi. Her zaman naif olurdu dokunuşları. Ama bu sefer hoyrattı, öpemediği her anın acısını çıkmak ister gibiydi. Bir eli yanağımda, diğeriyse belimdeydi. Mümkünmüş gibi daha da kendisine çekiyordu. Dünya durmuştu. Duygularıma yenik düşmüştüm. Bu an hiç bitmesin istedim. Parmaklarımı saçlarına geçirip yavaş hareketlerle gezdirdim.

Öperken yere düşen telefonum çalmasıyla gerçek dünyaya döndüm. Göğsünden ittim. “Bu şey yaşanmadı! Bir daha sakın karşıma çıkma!” konuşmasına fırsat vermeden, kıyafetlerimi ve telefonumu alıp çıktım kabinden. Ayağımda spor ayakkabı, üstümde abiyeyle kasaya gittim. Kartımı çıkarıp ödemesini yaparken, diğer çalışandan yaka kısmındaki etiketi çıkarmasını rica ettim. Kapıdan geçerken ötmek ve hırsız konuma düşmek istemiyordum. Akel’se peşimden gelmiş, konuşmak istiyordu.

“Böyle dışarı çıkma. Hasta olacaksın? İzin ver gitmek istediğin yere bırakayım. Ya da gir üstünü değiş, söz hiçbir şey yapmayacağım.” etrafımızdaki insanların bize bakmasını ikimiz de umursamıyorduk.

“Hanımefendi, deniyorum ama üzerinizdeyken olmuyor. Rica etsem kabinde üzerinizi değişebilir misiniz?” genç kadın uğraşlarına rağmen başarısız olmuştu.

“Tamam. Rica etsem ben bunları giyene kadar elbiseyi kabinden alır mısınız? Biraz acelem var.” kıyafetlerimi alıp başka bir kabine girdim. Ben çıkana kadar elbise poşetlenmiş, kasada beni bekliyordu.

“Karen! Güzelim, lütfen dinle.”

Yanından geçip kasaya gittim. Kartımı ve poşeti alıp hızlı adımlarla giremeyeceği tek yere koştum. Kadınlar tuvaletine girip kapıyı kilitledim. Kapıya yaslanıp titreyen ellerime baktım. Ne yapmıştım ben? Öpmüştüm onu! Mantığımı bir kenara bırakıp kalbimi dinlemiştim. Unuttuğuma inandırmışken, bunu yapmamalıydım. Şimdi asla vazgeçmeyecek. Konuşmak için her şeyi yapacaktı. Ama dayanamamıştım. Elimde değildi. Yanlış olsa da kayıtsız kalamadım, yine ona yenildim. Lakin bu sefer hikâyede bize yer yoktu. Bu Deniz’in hikâyesiydi. Bizimkisi çoktan bitmişti.

“Karen!” bağırdı kapının arkasından.

İrkilerek yerimden sıçradım. Buraya da girmeye çalışmazdı, değil mi? Gerçi giyim kabinine de girmesini beklemiyordum. Hâlâ döndüğüne inanamıyordum. Bunca zaman geçmişken neden şimdi? Partiyi, mağazada hatta o kabinde olduğumu nereden biliyordu?

“Saklanmana gerek yok, güzelim. Sen istemedikçe yaklaşmayacağım. Beklemek... Güzel olmalı. Çünkü içinde sen varsın...” Sarhoşken evime gelip, sabah gittiğinde notta yazdığı cümleydi bu. Beklemek... Güzel olmalı. Çünkü içinde sen varsın... Dediği hiçbir şeyi unutmamıştım. Kelimesi kelimesine ezberimdeydi. Cümlelerini dahi aklımda tutmuşken, kendisini unutmamı beklemek aptallık olurdu.

Sesi kesildi. Kilidi açıp kapıyı araladım. Etrafa bakındım ama yoktu. İçimde bıraktığı fırtına durmuyordu. Ne yapacaktım? Nereye gidecektim? Alp, beni böyle görürse bir şeyler olduğunu hemen anlardı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

277okunma 160beğeni 28yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18