10. bölüm · İmkansızdık Teoden

9. BÖLÜM: "GÖLGELER VE SESSİZ ANLAŞMA"

Zöhre Yılmazzz

Bölümler
1 TANITIM ✍️🩷💥 2 1. BÖLÜM: "GİRİŞ YASAĞI" 3 2. BÖLÜM: "YAN SIRA BELASI" 4 3. BÖLÜM: "SATIR ARALARI VE KANTİN SAVAŞLARI" 5 4. BÖLÜM: "ZORUNLU MÜTTEFİKLER VE KAFE SAVAŞLARI" 6 5. BÖLÜM: "GİZLİ PLANLAR VE GECE YARISI PATLAMASI" 7 6. BÖLÜM: "GECEDEN SABAHA, SALONDAN ORMANA" 8 7. BÖLÜM: "SİSLİ PATİKA VE KAYBOLAN İZLER" 9 8. BÖLÜM: "DOLUNAY, DALGALAR VE MAVİ SAVAŞLAR" 10 9. BÖLÜM: "GÖLGELER VE SESSİZ ANLAŞMA" 11 10. BÖLÜM: "İDDİANIN BEDELİ VE ALEV ALAN DUVARLAR" 12 11. BÖLÜM: "DEĞİŞEN DENGELER VE İNCE ÇİZGİ" 13 12. BÖLÜM: "GECE, KISKANÇLIK VE DUVARA SIKIŞAN AŞK" 14 13. BÖLÜM: "FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK VE TEHLİKELİ ORTAKLIK" 15 14. BÖLÜM: "TUZAK, AĞIR KIRGINLIK VE KOPAN FIRTINA" 16 15. BÖLÜM: "GECE, SIZINTI VE MASKELERİN DÜŞÜŞÜ" 17 16. BÖLÜM: "GÜNEŞLİ BODRUM, BİZİM SÖZLERİMİZ VE YENİ BİR BAŞLANGIÇ" 18 17. BÖLÜM: "BODRUM SOKAKLARI, TAYFANIN TELAŞI VE İLK TURNUVA HEYECANI" 19 18. BÖLÜM: "BODRUM SAHİLİNDE TAM KADRO, PASLAR VE BÜYÜK MAÇ ATEŞİ" 20 19. BÖLÜM: "BODRUM’DA ŞAMPİYONLUK ATEŞİ, SAHADA TER VE TUTKULU TEZAHÜRATLAR" 21 20. BÖLÜM: "ZAFERİN ARDINDAN BODRUM GECELERİ, AŞK VE GELECEK YEMİNLERİ" 22 21. BÖLÜM: "FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK, YKS MARATONU VE YAKLAŞAN GÖLGELER" 23 22. BÖLÜM: "BUZ KESEN KORİDORLAR, SAHTE MELEKLER VE SÖNMEYEN AŞK ATEŞİ" 24 Duyuru!!! 25 23. BÖLÜM: "ZEHİRLİ PLAN, ÇALINAN EMEKLER VE KOPAN DEVASA FIRTINA" 26 24. BÖLÜM: "İSTANBUL RÜZGARI, YKS KAMP BOMBASI VE SÖNMEYEN AŞK ATEŞİ" 27 25. BÖLÜM: "DEV SİMÜLASYON, KALP ÇARPINTILARI VE İSTANBUL'A İLK ADIM" 28 26. BÖLÜM: "İSTANBUL SOKAKLARI, KARAKÖY TUZAĞI VE İLK KIVILCIM" 29 27. BÖLÜM: "BOĞAZ’DA AŞK İLANI, MİMAR SİNAN HEYECANI VE UNUTULMAZ SÖZLER" 30 28. BÖLÜM: "BODRUM'A DÖNÜŞ, PATLAMAYA HAZIR DİNAMİTLER VE BEKLENMEYEN GECE" 31 29. BÖLÜM: "ALEVLERİN İÇİNDEKİ SIR, KARAKÖY HESAPLAŞMASI VE SÖZLERİN EN GÜZELİ" 32 30. BÖLÜM: "İSTANBUL’A İLK ADIM, FINDIKLI’DAKİ GİZEM VE ZERECEN SÖZLER" 33 31. BÖLÜM: "KAYIP TABLONUN BİTEZ KEHANETİ VE FINDIKLI’DA PATLAYAN SAVAŞ" 34 32. BÖLÜM: "FINDIKLI’DA SOKAK DÖVÜŞÜ, MİMAR SİNAN BASKINI VE AKKAYA MÜHRÜ" 35 33. BÖLÜM: "KANLI HARİTANIN İZİNDE, SÜLEYMANİYE MAHZENLERİ VE BÜYÜK İTİRAF" 36 34. BÖLÜM: "MİMAR SİNAN’DA TAHİRİ TEPKİ, KASETİN AÇIKLANMASI VE AKKAYA HOLDİNG’İN ÇÖKÜŞÜ" 37 35. BÖLÜM: "BOĞAZ’DA BİR KADER YEMİNİ VE DEVASA BİR DÜĞÜN" 38 36. BÖLÜM: "BİTEZ’DE MAVİ BALAYI VE BÖĞÜRTLEN KOKULU AKŞAMLAR" 39 Duyuru! 40 37. BÖLÜM: "BODRUM SOKAKLARINDA BALAYI SÜRPRİZİ VE BİTEZ DAĞLARINDAKİ NİŞAN" 41 38. BÖLÜM: "İSTANBUL’A DÖNÜŞ, CİHANGİR’DE YENİ HAYAT VE MİMAR SİNAN HEYECANI" 42 39. BÖLÜM: "CİHANGİR’DE TEKNE DÜĞÜNÜ VE ÇİFTE NİŞAN HEYECANI" 43 40. BÖLÜM: "BOĞAZ’DA GECE, TEKNE DÜĞÜNÜ VE TEHLİKELİ GÖLGELER" 44 41. BÖLÜM: "BOĞAZ’DA ÇİFTE DÜĞÜN, KUTAY’IN ŞOVU VE YENİ TEHLİKE" 45 42.BÖLÜM 46 43. BÖLÜM: "BİTEZ’E DÖNÜŞ VE KIZIL GÜN BATIMINDAKİ KUTLAMA" 47 44.BÖLÜM 48 45. BÖLÜM (DEV FİNAL) - "BİTEZ’E DÖNÜŞ VE KADERİN TEKNE İSKELESİ"

Arkadaşlar lütfen bu bölümü yukarıdaki şarkıyla okuyun şimdideen iyi okumalarrr.
9. BÖLÜM: "GÖLGELER VE SESSİZ ANLAŞMA"
Bodrum marina yemeği ve dolunay altındaki o duygusal gecenin ardından Pazartesi sabahı İstanbul’a dönüldüğünde, 12-A sınıfı için rüya biter bitmez gerçekler soğuk bir duş gibi yüzlerine çarptı.
Okulun gri duvarları, bahçedeki YKS geri sayım panosu ve Selim Hoca’nın elindeki devasa deneme sınavı fasikülleri, gençleri anında o yoğun okul atmosferine geri fırlatmıştı.
Pazartesi sabahı saat 08:15’te 12-A sınıfının kapısı gürültüyle açıldı.
Kutay, gözlerinin altında mor halkalarla içeri girip çantasını en arka sıraya fırlattı.
"Beyler bayanlar, ben teknede kaldım sanırım!" diye sızlandı Kutay, sıraya kafasını koyarak.
"Ruhum hâlâ o teknede dalgalarla boğuşuyor ama bedenim burada Paragraf çözmek zorunda. Selim Hoca birazdan girip 'Açın Matematik testlerini' derse şuracıkta bayılacağım."
Barış, sırt çantasına sıkıştırdığı kalın Trigonometri fasikülünü çıkarıp Kutay’ın önüne koydu.
"Bayılma Kutay, uyan! Selim Hoca ilk iki dersi Deneme Sınavı yaptı bile. Kaçış yok, Bodrum bitti, YKS gerçeği başladı kardeşim."
Ezgi ise hemen yan sıradan kalem kutusunu açarken gülümsedi.
"Barış haklı Kutay. Hem dert etme, Bodrum’daki o moral depolaması hepimize iyi geldi. Ben bu denemede netlerimi uçurmayı planlıyorum."
"Valla Ezgi’cim sen zaten derece yapacaksın, olan bizim gibi sayısal mağdurlarına oluyor," dedi Kutay esneyerek.
O sırada sınıfın kapısında Leyla ve Aras belirdi.
Aras, Leyla’nın test kitaplarıyla dolu ağır çantasını tıpkı teknede ve otobüste yaptığı gibi yine kendi omzuna asmış, kızın arkasından yürüyordu.
Sınıftakiler onların bu hallerini görünce hafifçe kıkırdadı.
Sıla öne doğru eğilip Leyla’ya göz kırptı. "Ooo, bakıyorum da Bodrum’daki o romantizm rüzgarları İstanbul’a kadar esmiş! Aras Bey yine centilmenliğin dibine vuruyor."
Leyla’nın yanakları anında al al oldu, çantasını Aras’ın elinden hafifçe çekip kendi sırasına geçti.
"Sıla yapma şöyle ya... Aras sadece yardım ediyor."
Aras ise göğsünü kabartarak kendi sırasına oturdu.
"Kıskanmayın kızım, centilmenlik bizim kanımızda var. Leyla’nın elleri soru çözmekten yorulacak zaten, çantayı da ben taşıyıvereyim."
Tam o sırada kapıdan Deniz girdi. Üzerinde okul forması, saçları sıkı bir at kuyruğu yapılmıştı ama sol bileğinde... Bodrum’da restoran masasında Teoman’ın verip eline taktığı o ahşap bileklik duruyordu.
Deniz sınıfa girdiğinde gözleri otomatik olarak arka sıraya kaydı.
Teoman çoktan yerine oturmuştu. Siyah ceketinin kollarını dirseklerine kadar kıvırmış, elindeki kalemi parmaklarının arasında çeviriyordu.
Deniz’in içeri girdiğini gördüğü an bakışları doğrudan kızın bileğine kaydı.
O ahşap bilekliği gördüğü an Teoman’ın dudaklarının kenarında hafif, muzaffer bir tebessüm belirdi.
Deniz, Teoman’ın bakışını fark edince bileğini hemen arkasına saklamaya çalıştı ama iş işten geçmişti. Hızla kendi sırasına geçip oturdu.
Arka sıradan Teoman’ın kısık ama muzip sesi yükseldi:
"Bileklik sana çok yakışmış Deniz kızı. Görünüşe göre 'çöpe atarım' tehdidim işe yaramış."
Deniz başını hafifçe arkaya çevirdi, gözlerini devirdi.
"Akkaya, sadece kıyafetimle uyumlu olduğu için taktım. Kendine pay çıkarmayı bırak. Ayrıca ders başlamak üzere, arkamdan fısıldayıp durma."
"Ben pay çıkarmıyorum deniz kızı, sadece gerçekleri söylüyorum," dedi Teoman eğilerek.
"Dün gece restoranda dediklerimi hâlâ unutamadın, biliyorum. Gözlerinden okunuyor."
Deniz’in kalbi bir an ritmini şaşırdı. O geceki "Seni hayatım boyunca unutamayacağım" cümlesi zihninde çınladı.
Ama tam cevap verecekken Öykü yüksek topuklu ayakkabılarının tıkırtısıyla sınıfa daldı.
"Teo’şum!" diye bağırdı Öykü, elindeki pahalı kahve bardağını Teoman’ın sırasına koyarak.
"Sana en sevdiğin filtre kahveyi aldım! Dün gece Bodrum dönüşü otobüste hiç konuşamadık ya, uyuyakalmışım! Bugün okul çıkışı Nişantaşı’na geçelim mi?"
Teoman kahveye bakmadı bile. Bakışları hâlâ Deniz’in üzerindeydi.
"Öykü sağ ol ama bugün dershanenin deneme analizi var, bir yere gelemem."
Öykü dudak büktü. "Ama Teoman ya! Sınav sınav sınav! Bıktım bu YKS’den valla!"
Sınıfın diğer tarafında oturan Evren ise gözlerini Deniz’in üzerindeki o ahşap bileklikten ayıramıyordu.
Bodrum’daki tekne gezisinden ve restorandaki o yakınlaşmadan beri Deniz ile Teoman arasındaki çekimi hissetmişti ve bu durum onu delirtiyordu.
Oturduğu yerden kalkıp Deniz’in sırasının yanına geldi.
"Deniz," dedi Evren, sesi oldukça nazik ama gözleri endişeliydi.
"Öğle arasında kütüphanede Tarih notlarını çıkaracağız, geliyorsun değil mi? Sana söz verdiğim o özetleri getirdim."
Deniz gülümsedi. "Çok iyi olur Evren, sağ ol. Şu deneme sınavından sonra kafamı toplamaya ihtiyacım var zaten."
Teoman, Evren’in Deniz’e gülümsediğini görünce parmaklarının arasındaki kalemi gürültüyle sıranın üzerine bıraktı. Çene kasları kasıldı.
Tam o sırada Selim Hoca elinde devasa soru fasikülleriyle sınıfa girdi.
"Evet gençler, yerlerinize!" dedi Selim Hoca, gözlüklerinin üstünden sınıfa bakarak.
"Bodrum tatili bitti. Gerçek dünya burası. Önünüzdeki optik formları dağıtıyorum. 120 soru, 135 dakika. YKS’ye ne kadar hazır olduğunuzu bugün göreceğiz. Telefonlar çantaya!"
Sınıfta bir anda o tanıdık, gergin YKS sessizliği hakim oldu.
Sınav başladı. Sınıftaki tek ses, saat tik-takları ve kağıtlara sürünen kurşun kalemlerin hışırtısıydı.
Deniz, Türkçe ve Sosyal kısmını bitirmiş, Matematik sorularına geçmişti. Ancak kafasını toplamakta zorlanıyordu.
Bir yanda sınav stresi, diğer yanda Teoman’ın bilekliğe bakarkenki o gururlu yüzü ve Bodrum’da söyledikleri... Kalemi kağıdın üzerinde duraksadı.
Tam o sırada arka sıradan küçük bir kağıt parçası Deniz’in sırasının kenarına doğru yuvarlandı.
Deniz irkilerek kağıdı çaktırmadan elinin altına aldı ve açtı. Teoman’ın o keskin el yazısıyla yazılmış tek bir cümle vardı:
"Sorulara odaklan Soysal, beni düşünmeyi sınav sonrasına bırak. Bilekliğin eline çok yakışıyor."
Deniz’in yüzüne anında bir sıcaklık bastı.
Arkasına dönmeden kağıdı avucunun içinde sıktı ve sinirle sıranın altına fırlattı. Kalemini hırsla eline alıp soruları çözmeye başladı.
Sınav bittiğinde Selim Hoca optik formları topladı. "Sonuçlar yarın panoda açıklanacak gençler!"
Sınıf boşalırken Deniz kütüphaneye gitmek için kitaplarını topladı. Evren kapıda onu bekliyordu.
"Gidelim mi Deniz?" dedi Evren.
"Geliyorum Evren," dedi Deniz çantasını omzuna takarak.
Tam sınıftan çıkacaklarken Teoman koridorun ortasında durmuş, sırtını duvara yaslamış onları bekliyordu.
Evren, Deniz’in yanında durup Teoman’a soğuk bir bakış attı. "Geçebilir miyiz Akkaya?"
Teoman istifini bozmadı. "Yol geniş Evren, geçebilirsin. Ama Deniz’le iki dakika bir şey konuşmam lazım."
Evren öne adım attı. "Deniz seninle konuşmak istemiyor Teoman. Rahat bırak kızı artık."
Teoman gözlerini kısarak Evren’e doğru yürüdü. "Sana Deniz’in avukatı olup olmadığını sormadım Evren. Aramızdaki mesele seni ilgilendirmez."
"Deniz benim arkadaşım ve onu rahatsız etmene izin vermeyeceğim!" dedi Evren sesini yükselterek.
Deniz anında ikisinin arasına girdi. "Yeter! İkiniz de kesin şunu!"
Deniz, Evren’e döndü. "Evren, sen kütüphaneye geç, ben iki dakikaya geliyorum. Lütfen."
Evren istemeye istemeye Teoman’a son bir öfkeli bakış atıp kütüphaneye doğru yürüdü.
Koridorda sadece Deniz ve Teoman kaldı.
Deniz hışımla Teoman’a döndü. "Sen ne yaptığını sanıyorsun Akkaya?! Sınavda kağıt fırlatmalar, koridorda olay çıkarmalar... Derdin ne senin?"
Teoman bir adım yaklaştı. Sesi ilk defa bu kadar alçak ve gergindi.
"Derdim sensin Soysal. O Evren denen tipin sürekli etrafında pervaneler gibi dönmesinden nefret ediyorum."
Deniz alaycı bir şekilde güldü.
"Sana ne Akkaya?! Sen benim neyimsin ki benim etrafımdaki insanlara karışıyorsun? Öykü senin peşinde dolanırken ben sana tek kelime ediyor muyum?"
"Öykü’yü karıştırma diyorum sana!" dedi Teoman sertçe.
"Öykü’yle aramızda hiçbir şey olmadığını sen de biliyorsun. Ama sen sırf bana inat olsun diye Evren’e gülümsüyorsun!"
"Sana inat olsun diye bir şey yapmıyorum ben!" dedi Deniz.
"Evren bana değer veriyor! Sen ise... Sen bir gün iyisin, bir gün kaba! Ne istediğini bile bilmiyorsun!"
Teoman duraksadı. Deniz’in kolundaki o ahşap bilekliğe baktı.
"Ne istediğimi çok iyi biliyorum Deniz kızı," dedi Teoman, sesi birden yumuşayarak.
"Sadece... Senin bana olan o nefreti aşmaktan korkuyorum. Çünkü o nefret biterse, aramızda ne kalacak bilmiyorum."
Deniz donakaldı. Teoman’ın bu kadar açık ve savunmasız bir şekilde içini dökmesini hiç beklemiyordu.
"Teoman..." dedi Deniz, sesi fısıltı gibi çıktı.
"Git kütüphaneye," dedi Teoman, arkasını dönerek. "Evren bekletilmekten hoşlanmaz."
Teoman hızla merdivenlere doğru yürüyüp gözden kaybolurken, Deniz koridorun ortasında bilekliğine dokunarak kalakaldı.
Okul çıkışında hava kararmak üzereydi. Bütün tayfa okulun karşısındaki kafede toplanmıştı. Masada Aras, Leyla, Barış, Ezgi, Sıla ve Kutay vardı.
Kutay patates kızartmasını yerken konuşuyordu: "Abi bugün Matematik soruları neydi öyle ya? Barış sen nasıl çözdün o 35. soruyu?"
Barış gülümsedi, Ezgi’nin bardağına çay doldururken cevap verdi:
"Ezgi sağ olsun dün teknede bile anlatmıştı, mantığını kavramamı sağladı."
Leyla ise masanın altından Aras’ın elini tutuyordu. Aras, Leyla’ya bakıp gülümsedi.
"Yarın sınav sonuçları açıklandığında hepiniz derece yapacaksınız, görün bak."
O sırada Deniz ve birkaç dakika sonra da Teoman içeri girdi. İkisi de masaya oturdu ama aralarındaki o ağır sessizlik, herkes tarafından hissediliyordu.
Barış, Teoman’a baktı. "Akkaya, yarınki halı saha maçına geliyor musun? Sınıf maçı yapacağız."
"Gelirim," dedi Teoman kestirip atarak. Gözü hâlâ Deniz’in üzerindeydi.
Deniz içinden ilk defa kendine şu soruyu sordu:
Gerçekten nefret mi ediyordu Teoman’dan, yoksa bu nefret sadece duygularını sakladığı bir kalkan mıydı?
İyi akşamlarrr
Yorum yapmayı ve beğenmeyi unutmayınnn seviliyorsunuzzzz