25. bölüm · İmkansızdık Teoden
23. BÖLÜM: "ZEHİRLİ PLAN, ÇALINAN EMEKLER VE KOPAN DEVASA FIRTINA"
23. BÖLÜM: "ZEHİRLİ PLAN, ÇALINAN EMEKLER VE KOPAN DEVASA FIRTINA"
Cuma sabahı Bodrum, gökyüzünü yırtan şimşekler ve denizi coşturan hırçın bir fırtınayla uyandı.
Bitez sahiline vuran dev dalgaların sesi, Bodrum Lisesi’nin koridorlarına kadar çınlıyordu.
Okulun Güzel Sanatlar atölyesinin bulunduğu alt katta hummalı bir çalışma vardı.
Mimar Sinan Üniversitesi Yetenek Sınavı ön başvuruları için son gündü ve öğrencilerin portfolyo dosyalarını Rehberlik Servisi’ne teslim etmesi gerekiyordu.
Deniz, haftalardır gece gündüz demeden çizdiği karakalem ve suluboya çalışmalarını büyük bir özenle siyah deri resim çantasına yerleştirmişti.
Bileğindeki ahşap dalga bilekliğine dokunarak derin bir nefes aldı.
Yüzünde hem büyük bir heyecan hem de haftaların yorgunluğu vardı.
Atölyenin kapısı açıldığında içeriye elinde sıcak bir ıhlamur bardağıyla Teoman girdi.
Siyah tişörtü, kollarındaki kasları ortaya çıkarırken; bakışları atölyedeki tüm şövaleleri teğet geçip doğrudan Deniz’e kilitlendi.
Üzerindeki deri ceketini çoktan Deniz’in omuzlarına bırakmıştı.
Teoman adımlayıp Deniz’in tam arkasında durdu. Yaklaşma başladığı an aralarındaki o yakıcı çekim atölyedeki tüm soğukluğu silip süpürdü.
Teoman kollarını Deniz’in beline dolayarak çenesini onun omzuna koydu.
Gözü Deniz’in çizim yapmaktan kömür karası olmuş parmaklarına, ardından yorgunluktan hafifçe kızarmış gözlerine ve aralık duran dudaklarına kaydı ve sırıttı.
"Son fırça darbeleri de bitti mi kraliçem?" dedi Teoman. Sesi boğuk, pürüzsüz ve sadece ikisinin arasında kalacak kadar derindi.
"Haftalardır bu tuvalin karşısında sabahladın. O Mimar Sinan’ın kapısından el ele gireceğiz, kaçışın yok."
Deniz başını geriye atıp Teoman’ın keskin çenesine küçük bir öpücük kondurdu. "Bitti sevgilim... Bütün emeğim, hayallerim bu dosyanın içinde. Senin mimarlık çizimlerinle benim tuvallerim aynı kampüste buluşacak."
Teoman eğilip Deniz’in şakağına yakıcı, derin bir öpücük kondurdu. "Senin o tuvallerine kurban olurum ben güzelim Hadi, dosyayı Rehberlik Servisi’ne götürelim de Selim Hoca mühürlesin."
O sırada atölyenin kapısında Leyla ile Ezgi belirdi. Leyla’nın elinde bir kutu tatlı, Ezgi’nin elinde ise Rehberlik Servisi’nin başvuru evrakları vardı.
"Denom!" diye cıvıldadı Leyla, koşup arkadaşına sarılarak. "Sonunda bitti mi dosya? Aras dışarıda arabanın bagajını hazırladı, evrakları teslim ettikten sonra hep birlikte kutlamaya gidiyoruz!"
Ezgi de tebessüm ederek çizim dosyasına baktı. "Bütün çizimleri tek tek inceledim Denom... İllüstrasyonlar mükemmel olmuş. Çalıntı veya taklit olma ihtimali imkansız, her birinde senin imzan ve o kendine has çizgi tarzın var."
Deniz arkadaşlarına sevgiyle baktı. "Sağ olun kızlar, sizin desteğiniz olmasa bu tempoyu kaldıramazdım."
Ancak atölyenin hemen dışındaki karanlık koridorda, merdiven boşluğuna sinmiş iki kişi vardı.
Öykü, tırnaklarını duvarın badanasına geçirmiş halde atölyeden yükselen gülüşmeleri dinliyordu.
Yanındaki Evren ise tedirginlikten ter döküyordu.
"Evren, plan tam dediğim gibi işleyecek," dedi Öykü, sesi zehirli bir kobra fıslayışı gibi çıkarak. "Deniz dosyasını Selim Hoca’nın odasındaki masaya bırakıp sınıfa çıkacak. O iki dakikalık arada içeri girip onun orijinal portfolyosundaki en kritik 3 ana çizimi çıkaracaksın. Yerine benim İnternet’ten çıkarttığım ve ünlü bir Fransız ressamın telifli eserleri olan o kopyaları koyacaksın!"
Evren dehşetle geri çekildi. "Öykü saçmalama! Bu doğrudan sahtecilik ve hırsızlık! Kızın hayatı kararır, Mimar Sinan’dan ömür boyu men edilir!"
Öykü, Evren’in yakasına yapıştı, gözleri hırsla dönmüştü. "Bana bak Evren! Biz bu okulda rezil olduk! Teoman beni herkesin önünde ezdi! Eğer o dosyayı değiştirmezsen, geçmişte yaptığımız tüm kumpasların ses kayıtlarını Selim Hoca’ya ben kendi ellerimle veririm! Seni de yakarım!"
Evren çaresizce yutkundu, başını sallamak zorunda kaldı.
Öğle arasına doğru Deniz, Teoman ile birlikte dosyasını Selim Hoca’nın odasına bıraktı. Selim Hoca toplantıda olduğu için dosyalar masanın üzerinde toplanıyordu. Tayfa, büyük kutlama yemeği için okulun bahçesindeki çardakta buluşmak üzere sınıftan aşağı indi.
Kutay elindeki konfetiyi patlatmak için sabırsızlanıyordu. "Oğlum valla bak! Bugün iki büyük zaferi kutluyoruz! Bir; voleybol ve basketbol kupaları salonda duruyor. İki; Deniz fıstığımız Mimar Sinan’ı sallamaya gidiyor! Aras, dondurmaları sen ısmarlıyorsun değil mi?"
Aras gülerek Leyla’nın elini tuttu, parmaklarını sevgilisinin parmaklarıyla kenetledi. "Ismarlamaz mıyım Kutay? Leyla’m ne isterse benden. Yeter ki şu sınav maratonunda yüzümüz gülsün."
Leyla, Aras’ın omzuna yaslandı. "Aras’ım benim... Sen yanımda ol da dondurma olmasa da olur."
Barış da fırsattan yararlanıp Ezgi’nin yanına adımladı. Cebinden çıkardığı küçük, şık bir dolma kalemi Ezgi’ye uzattı. "Ezgi... Şey, bu kalemi senin için aldım. Sınav analizlerini tutarken ve soruları çözerken kullanırsın diye. Yani... sana uğur getirsin istedim."
Ezgi’nin yanakları bir anda al al oldu, gözleri parıldayarak kalemi aldı. "Barış... Bu çok ince bir düşünce. Çok teşekkür ederim, bunu hiç yanımdan ayırmayacağım."
Sıla araya girip Barış’ın omzuna vurdu. "Valla Barış, fena jest yapmıyorsun ha! Bizim Ezgi’nin kalbini fethettin iyice!"
Grup kahkahalara boğulurken, birden okulun hoparlöründen cırtlak ve sert bir ses yankılandı:
"12-A sınıfından Deniz Soysal ve Teoman Akkaya! Derhal Müdire Hanım’ın odasına!"
Sessizlik bir anda bıçak gibi kesildi. Çardaktaki tüm neşe yerini buz gibi bir ortama bıraktı. Deniz’in elindeki çay bardağı hafifçe titredi. Bileğindeki ahşap bilekliğe sıkıca tutundu.
Teoman’ın bakışları anında karardı, çene kasları taş gibi kenetlendi. Deniz’in elini yakalayıp parmaklarını sımsıkı kenetledi. "Sakin ol fıstığım. Ben yanındayım."
Müdire Hanım’ın odasına girdiklerinde içeride Selim Hoca, Disiplin Kurulu Başkanı ve yüzünde sinsi bir memnuniyeti saklamaya çalışan Öykü duruyordu. Masanın üzerinde Deniz’in resim dosyası açık halde duruyordu.
Müdire Hanım gözlüğünün üstünden Deniz’e sertçe baktı. "Deniz Hanım! Bu ne sorumsuzluk, bu ne büyük bir skandal?! Mimar Sinan Yetenek Sınavı’na teslim ettiğin portfolyo dosyasında dünyaca ünlü Fransız sanatçı Jean Laurent’in telifli eserlerinin birebir kopyaları var!"
Deniz dehşetle sarsıldı, başı döndü. "Ne?! Hayır! İmkansız! Ben bütün çizimleri kendi ellerimle yaptım! O dosyada sadece benim orijinal çalışmalarım vardı!"
Selim Hoca üzüntüyle araya girdi. "Deniz kızım... Öykü az önce odama gelip çizimleri incelemek istediğini söyledi. Dosyayı açtığımızda bu üç kopya resmi gördük. Orijinal imzalar sana ait değil."
Öykü sahte bir üzüntüyle öne çıktı. "Ben sadece Deniz’e destek olmak için dosyasına bakmak istemiştim müdire hanım... Ama bunları görünce gözlerime inanamadım. Adaylığı iptal edilebilir, okulumuzun adı kirlenebilir diye haber vermek zorunda kaldım."
Deniz’in gözlerinden yaşlar boşanırken Teoman bir anda öfkeyle öne fırladı! Boyuyla masanın üzerine bir kâbus gibi çöktü, sesi odayı gürletti:
"Kapat o zehirli ağzını Öykü!" diye bağırdı Teoman, gözlerinden adeta alevler fışkırarak. "Deniz haftalardır o çizimler için parmaklarını çürüttü! Onu senin o iğrenç kumpaslarına kurban etmem!"
Müdire Hanım masaya vurdu. "Teoman Bey, terbiyenizi takının! Kanıtlar masada!"
O sırada odanın kapısı sertçe açıldı ve içeriye Aras, Barış, Kutay, Leyla, Ezgi ve Sıla daldı! Kimse dışarıda bekleyememişti.
Sıla hışımla Öykü’nün üzerine yürüdü! "Sen yaptın değil mi sinsi kobra?! Deniz’in orijinal çizimlerini çalıp yerine bunları sen koydun!"
Kutay da bağırdı: "Müdire Hanım bu kız zaten disiplinden yeni döndü! Yalan söylüyor!"
Ezgi hemen öne çıktı, elindeki analiz defterini masaya koydu. "Müdire Hanım! Ben Deniz’in tüm çizimlerinin aşama aşama fotoğraflarını çektim! Tarih ve saat damgaları telefonumda var! O dosyaya sonradan müdahale edilmiş!"
Barış da Ezgi’nin yanına geçti. "Ezgi haklı! Güvenlik kameralarına bakın! Selim Hoca’nın odasına kim girdi kim çıktı inceleyin!"
Öykü’nün yüzündeki sahte gülücük bir anda dondu, rengi solmaya başladı.
Teoman, Öykü’nün tam karşısında durdu. Sesi bir mermer kadar soğuk ve öldürücüydü:
"Eğer o kamera kayıtlarında senin veya Evren’in tek bir gölgesi çıksın... Seni bu Bodrum’da barındırmam Öykü. Duydun mu beni?!"
Müdire Hanım kamera kayıtlarını incelemek üzere güvenlik odasına talimat verirken, tayfa Deniz’i koridora çıkardı.
Deniz bir sıraya çökmüş, ağlıyordu. Emeklerinin bir anda sahtecilikle suçlanması gururunu paramparça etmişti.
Teoman hiç kimseden Çekinmeden Deniz’in önünde dize geldi. Deniz’in titreyen ellerini tuttu, gözyaşlarını başparmağıyla yavaşça sildi.
Gözü Deniz’in ağlamaktan kızarmış gözlerine, ardından titreyen dudaklarına ve yüzüne kaydı.
"Ağlama kraliçem," dedi Teoman. Sesi ilk defa bu kadar kırılgan ama bir o kadar da yakıcı bir tutkuyla doluydu. "Senin tek bir gözyaşı damlan için dünyayı yakarım ben. O çizimleri bulacağım. Seni o sınava ben kendi ellerimle sokacağım."
Deniz başını Teoman’ın göğsüne yasladı, parmaklarını onun tişörtüne geçirdi. "Teoman... Çok korkuyorum. Hayallerim... Mimar Sinan hayalimiz gidiyor..."
Teoman eğildi, Deniz’in dudaklarına derin, tutkulu ve sarsılmaz bir öpücük kondurdu. "Hiçbir yere gitmiyor fıstığım! Biz o kapıdan el ele gireceğiz dedik! Bileğindeki o bileklik şahidim, seni kimseye kurban etmem!"
Aras ile Leyla yanlarına çöktü. Leyla, Deniz’in sırtını sıvazladı. "Deniz fıstığım, biz buradayız. Ezgi fotoğrafları çıkardı bile, Selim Hoca gerçeği görecek."
Barış ile Ezgi de kenarda durmuş, kenetlenmiş elleriyle destek veriyordu. Kutay ile Sıla ise koridorda adeta nöbet tutuyordu.
Tam o sırada koridorun sonundan Selim Hoca göründü. Elinde Deniz’in orijinal çizimlerinin bulunduğu bir dosya ve arkasında başı öne eğik, titreyen Evren vardı!
Selim Hoca öfkeyle konuştu: "Evren vicdan azabına dayanamayıp itiraf etti! Çizimleri Öykü’nün dolabından çıkardık! Kamera kayıtlarında da Öykü’nün Selim Hoca’nın odasına girdiği netleşti!"
Öykü koridorun sonundan kaçmaya çalışırken güvenlik görevlileri tarafından durduruldu. Müdire Hanım arkalarından gelip sertçe konuştu: "Öykü Hanım, okulla ilişkiniz tamamen kesilmiştir! Hakkınızda sahtecilik ve hırsızlıktan adli işlem başlatılıyor!"
Sınıftaki tüm öğrenciler alkış tutmaya başladı! Öykü rezil bir şekilde okuldan çıkarılırken, Deniz’in orijinal çizim dosyası Selim Hoca tarafından kendi elleriyle Mimar Sinan sistemine yüklendi!
Akşamüstüne doğru fırtına dinmiş, Bodrum semalarını muazzam bir kızıllık kaplamıştı. Bitez sahilindeki o sakin kayalıkta dalga sesleri yükseliyordu.
Tüm felaket atlatılmış, Deniz’in Mimar Sinan başvurusu başarıyla onaylanmıştı. Tayfa kutlama için marinadaki kafeye geçmiş, Teoman ve Deniz ise Bitez sahilinde baş başa kalmıştı.
Deniz, üzerindeki Teoman’ın deri ceketine sarılmış, Teoman’ın kucağında oturuyordu. Rüzgar saçlarını savururken, Teoman kollarını Deniz’in beline sımsıkı dolamıştı.
"Geçti fıstığım..." dedi Teoman, çenesini Deniz’in omzuna yaslayarak. "Bütün karanlıklar bitti. Artık önümüzde sadece sen, ben ve İstanbul var."
Deniz arkasına dönüp Teoman’ın boynuna sarıldı. Bileğindeki ahşap bileklik ay ışığında parıldıyordu. "Sen olmasaydın... Sen elimi tutmasaydın başaramazdım Teoman."
Teoman’ın bakışları alev aldı. Deniz’in çenesini tutup yüzünü kendine kaldırdı. "Ben senin için her fırtınayı durdururum Deniz. Seni deli gibi seviyorum."
"Ben de sana deli oluyorum Kaptan..." dedi Deniz.
Teoman daha fazla beklemedi. Deniz’i belinden sımsıkı kavrayıp kendine çekti ve sertçe, tutkuyla, tüm Bodrum’u şahit tutarak Deniz’in dudaklarına yapıştı!
Bodrum’un ay ışığı altında, dalgaların melodisiyle patlayan bu öpücük; adaletle kazanılmış büyük bir zaferin ve hiçbir kumpasın yıkamayacağı sonsuz bir aşkın en görkemli ilanıydı...
İyi akşamlarrr
Yorum yapmayı ve beğenmeyi unutmayınnn seviliyorsunuzzzz
