48. bölüm · İmkansızdık Teoden
45. BÖLÜM (DEV FİNAL) - "BİTEZ’E DÖNÜŞ VE KADERİN TEKNE İSKELESİ"
45. BÖLÜM-(DEV FİNAL) : "BİTEZ’E DÖNÜŞ VE KADERİN TEKNE İSKELESİ"
Akkaya Holding’in üzerindeki 50 yıllık o karanlık Konsey vesayetinin tamamen yerle bir edilmesi ve Cihangir dairesinde Deniz’in verdiği o mucizevi bebek haberinin üzerinden tam sekiz ay geçmişti.
İstanbul’daki uluslararası sergilerin, Mimar Sinan’ın tarihi zaferlerinin ve fırtınalı günlerin ardından Bodrum tayfası için hayat, tıpkı başladığı yerde olduğu gibi, yine o büyüleyici Bitez sahilinde düğümleniyordu.
Erken bir yaz sabahı... Bitez kumsalına vuran tatlı dalga sesleri, begonvillerle kaplı taş evlerin arasına yayılan taze melisa ve begonvil kokuları, Ege güneşinin o kendine has turuncu-altın rengi ışıklarıyla yıkanıyordu.
Teoman, Bitez sahilinin üst kısmında yer alan iki katlı ahşap taş villanın kumsalındaki hususi ahşap iskelede tek başınaydı. Üzerinde klasik siyah tişörtü, kollarında sert kasları ve bakışlarında o fırtınalardan süzülüp gelmiş derin dinginlik vardı. İskelenin ucuna oturmuş, 1976 yılından kalma pirinç kaplama pusulayı avucunun içinde çeviriyordu.
Pusulanın ibresi artık hiçbir zaman sapmıyordu; doğrudan Kuzey’e, yani Bitez kumsalına kilitlenmişti.
Arkasından gelen hafif, zarif ayak sesleriyle Teoman hafifçe gülümsedi. Arkasını dönmeden gelenin kim olduğunu kokusundan anlamıştı.
Deniz, beyaz uçuş uçuş hamile elbisesinin içinde, belirginleşmiş karnı, omzuna dökülen kıvırcık saçları ve bileğindeki o ikonik ahşap dalga bilekliğiyle iskeleye doğru adımlıyordu. Sekiz aylık hamileliğin getirdiği o inanılmaz annelik ışıltısı yüzünü adeta bir tablo gibi aydınlatıyordu.
Teoman hemen ayağa kalktı. Büyük bir özenle Deniz’in yanına adımlayıp belini nazikçe kavradı. İki eliyle Deniz’in karnını okşarken alnını Deniz’in alnına yasladı.
"Kraliçem..." dedi Teoman, sesi rüzgardan bile daha pürüzsüz ve derin geliyordu. "Sabah sabah rüzgarda durma, üşüteceksin."
Deniz hafifçe kıkırdadı. İki elini Teoman’ın sakallı yanaklarına koydu. "Teoman, Bitez’deyiz... Yazın ortasındayız ve hava sıcacık. Hem bak, kızımız da sabah deniz havasını alınca içeride kıpır kıpır etmeye başladı."
Teoman’ın gözleri anında Deniz’in karnına kaydı. Bakışlarındaki o sert Akkaya aurası yerini bir anda dünyadaki en masum tebessüme bıraktı. Elini Deniz’in karnına biraz daha bastırdı. Tam o anda avucunun altında minik bir tekmeyi hissetti.
"Hissediyor musun Kaptan?" diye sordu Deniz, gözlerindeki o sevgi dolu parıltıyla. "Bitez’in dalgalarını tanıyor."
Teoman eğildi, Deniz’in karnına derin, uzun bir öpücük kondurdu. "Babası gibi o da sadece senin dalgalarına boyun eğecek Kraliçem..."
Deniz başını Teoman’ın geniş göğsüne koydu. Bitez sahilindeki ilk günü hatırladı. Tek başına tuvalini açıp karakalem çizim yaptığı, fırtınada Teoman’la çarpıştığı o günü...
"Çok zor yollardan geçtik Teoman," dedi Deniz fısıltıyla. "Mimar Sinan’ın karanlık mahzenlerinden, Hulusi Akkaya’nın oyunlarından, tehditlerden... Ama şimdi buradayız. Yan yana, sımsıkı."
"Biz hiç ayrılmadık ki Deniz," dedi Teoman, Deniz’in alnına dudaklarını bastırarak. "Dedemin 1976’da yarım bıraktığı tabloyu biz tamamladık. Şimdi o tabloya yeni bir hayat ekleniyor."
O sırada iskelenin başından dev bir patırtı kopmasıyla ikisi de gülerek o tarafa döndü!
Kutay elinde koca bir deniz yatağı, kafasında komik bir güneş şapkası ve belinde basma şortuyla iskeleye koşuyordu: "Açılın ulan! Bitez Kaptanı denizle buluşmaya geldi!"
Arkasından koşan Sıla elindeki terliği Kutay’a fırlatıyordu: "Kutay! Deniz sekiz aylık hamile, ne öyle ayı gibi koşuyorsun iskelede! Düşüreceksin bizi denize!"
Kutay terlikten son anda sıyrılıp sırıttı: "Sıla Hanım, kızımız Arya Akkaya doğmadan önce Ege sularına alışsın diye alan taraması yapıyorum! Hem bak, arkadan dahi beyimizle hanımefendisi de geliyor!"
İskelenin girişinde Barış ve Ezgi el ele belirdi. Barış elindeki taze sıkılmış meyve sularını masaya koyarken Ezgi gülümseyerek Deniz’in yanına koştu.
"Deniz! İyi misin canım? Bir sancın falan yok değil mi?" dedi Ezgi endişeyle.
"Çok iyiyim Ezgi’m," dedi Deniz gülerek. "Kutay ile Sıla’yı izledikçe kızıma neşeli bir enerji yüklüyorum sadece!"
En arkadan ise şık şortları ve gözlükleriyle Aras ve Leyla geldiler. Aras kolundaki çantayı bırakıp Teoman’ın yanına geçti, sırtını vurarak selamlaştı.
"Kaptan, akşamki dev sahil partisi için marinadaki tekneyi hazırlattım," dedi Aras. "Bodrum esnafı Teoman Akkaya ve tayfasının bu zaferini konuşuyor."
Teoman gülümseyerek tayfasına baktı. Kutay’ın Sıla’yı denize atmaya çalışması, Barış’ın Ezgi’ye şemsiye tutması, Aras ile Leyla’nın o aşık halleri ve Deniz’in gözlerindeki o sonsuz mutluluk...
Bitez, onların sadece sığınağı değil; aşklarının, dostluklarının ve kurdukları dev ailenin sonsuz kalesiydi.
Akşamüstüne doğru Bitez koyu, Ege’nin o kendine has erguvan ve kehribar renklerine bürünmüştü.
Gökyüzü sanki Deniz’in tuvalinden fırlamış bir yağlı boya tablo gibi parıldıyor; mor begonvillerin kokusu sahil boyunca tatlı tatlı esiyordu.
Villanın hemen önündeki kumsalda devasa bir sahil ateşi yakılmış, etrafına minderler ve tahta sandalyeler dizilmişti.
Akşamın ilerleyen saatlerinde neşe tavan yapmış durumdaydı.
Kutay, Ege havaları eşliğinde zeybek oynamaya kalkışmış, Sıla ise elindeki telefonla onun bu komik hallerini kayda alarak kahkahalara boğuluyordu.
"Bak bak! Sıla çek çek!" diye bağırdı Kutay, kolları havada kendi etrafında dönerken.
"Cihangir’in sanatçısı, Bitez’in zeybeği Kutay sahada! Aras, katıl bana oğlum!"
Aras gülerek yerinden fırlayıp Kutay’a eşlik ederken; Barış, elindeki gitarla sahil ateşinin kenarına oturup o unutulmaz Bodrum ezgilerini çalmaya başladı. Ezgi başını Barış’ın omzuna yaslamış, ateşteki kıvılcımları izliyordu.
Teoman ise kumsaldaki ahşap koltukta oturuyordu. Deniz’i kucağına oturtmuş, geniş göğsünü ona siper etmişti. Deniz’in omzuna doladığı şalını hafifçe düzeltti.
"Çok güzel bir aile olduk Teoman," dedi Deniz, parmaklarını Teoman’ın parmaklarıyla kenetleyerek.
"Dede Hulusi Karahan’ın o hırs ve intikam dolu dünyasından sonra biz burada, sevgiden dev bir kale inşa ettik."
Teoman Deniz’in kulağına doğru eğildi: "O kalenin mimarı sensin Deniz. Sen Bitez kumsalında o karakalem resmi çizmeseydin, ben o karanlık mahzenlerde kaybolup gidecektim."
Tam o sırada Deniz derin bir nefes aldı ve aniden Teoman’ın elini sıktı. Yüzünde tatlı bir şaşkınlık ve hafif bir sızı belirdi.
"Teoman..." dedi Deniz, sesi fısıltı gibi çıkarak.
Teoman bir anda dikleşti. Gözlerindeki o keskin alarm duygusu anında devreye girmişti. "Deniz? Ne oldu güzelim? Sancı mı?"
Deniz gülümsedi ama alnında minik ter damlaları belirdi: "Galiba küçük Arya... Bitez gün batımını çok sevdi Teoman. Geliyor..."
Kumsaldaki müzik bir anda kesildi!
Kutay elindeki mendili düşürdü: "NE?! GELİYOR MU?!"
Sıla çığlık fırlattı: "Kutay mal mal bakma, koş arabayı çalıştır! Kız doğuruyor!"
Barış gitarı kenara fırlattı, Aras hızlıca marinayı ve hastaneyi aramak için telefona sarıldı. Bitez kumsalında tatlı bir panik havası esti!
Teoman hiçbir paniğe mahal vermeden tek bir hamlede Deniz’i kucağına aldı. Bakışlarındaki o sarsılmaz güvenle Deniz’in gözlerinin içine baktı: "Korkma Kraliçem. Ben yanındayım."
Bodrum’un en iyi özel hastanesinin doğumhanesinin önü...
Koridorda Kutay bir aşağı bir yukarı volta atıyor, Sıla dualar ediyor, Barış ile Ezgi ve Aras ile Leyla heyecanla kapıya bakıyorlardı.
İçeriden yükselen ilk ağlama sesiyle koridor adeta bayram yerine döndü!
Teoman, kucağındaki beyaz battaniyeye sarılı minik bebeğiyle kapıdan dışarı adımladı. Gözlerinde hayatında ilk defa görülen o sevinç gözyaşları parıldıyordu.
Deniz, tekerlekli sandalyede, yüzünde yorgun ama dünyanın en mutlu tebessümüyle Teoman’ın hemen yanında duruyordu.
Kutay hemen bebeğe doğru koştu: "Aman Allah’ım! Masmavi gözlü bir melek! Aynı Deniz yengem!"
Teoman eğildi, minik kızı Arya’yı Deniz’in kucağına bıraktı. Ardından iki elini tuttuğu karısının ve kızının üzerine kapandı.
"Biz kazandık Deniz..." diye fısıldadı Teoman. "Bizim hikayemiz burada bitmedi, yeni başladı."
5 YIL SONRA...
Ağustos ayının o ılık Ege akşamüstü, Bitez sahilini yine o bildik begonvil ve deniz tuzunun eşsiz kokusuyla sarıp sarmalıyordu.
Geçen beş yılda Hulusi Karahan’ın o karanlık mirası tamamen tarihe gömülmüş; Akkaya Holding ise Deniz ve Teoman’ın öncülüğünde Türkiye’nin en büyük sanat ve eğitim vakıflarından birine dönüştürülmüştü.
50 yıl önce Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde yarım kalan o büyük tablo, artık İstanbul’un göbeğinde genç yeteneklerin yetiştiği bir akademiye ilham veriyordu.
Cihangir’deki o yüksek tavanlı daire ve Bitez’deki ahşap taş villa, geçen yıllara rağmen tayfanın kahkahalarından ve hiç eksilmeyen sevgisinden tek bir şey bile kaybetmemişti.
Bitez kumsalındaki ahşap iskelenin hemen kenarında, 5 yaşındaki minik Arya Akkaya duruyordu.
Sarı kıvırcık saçları rüzgarda uçuşan, tıpkı annesi Deniz gibi okyanus mavisi gözlere sahip olan minik Arya, elindeki ahşap şövalenin önünde durmuş, minik parmaklarına bulaşan sulu boyalarla Bitez dalgalarını çizmeye çalışıyordu.
Bileğinde ise Teoman’ın onun için özel olarak yaptırdığı minyatür bir ahşap dalga bilekliği duruyordu.
Arkasında duran Teoman, siyah keten gömleği ve her zamanki karizmasıyla eğilip kızının saçlarına öpücük kondurdu.
"Kraliçem," dedi Teoman, sesi kızıyla konuşurken o kadar yumuşak ve şefkatli çıkıyordu ki... "Yine fırçayı annen gibi sallıyorsun bakıyorum."
Arya boyalı minik elini Teoman’ın yanağına koyup kıkırdadı: "Baba! Bak burası senin denizdeki teknen, burası da annemin bana çizdiği o sihirli pusula!"
Tam o sırada beyaz uçuş uçuş elbisesiyle Deniz iskeleye doğru adımladı. Deniz, Mimar Sinan’ın profesör kadrosuna girmiş, resimleri Avrupa sergilerinde kapışılan uluslararası bir sanatçı olmuştu. Ama bakışlarındaki o duru güzellik ve Teoman’a olan aşkı ilk günkü tazeliğini koruyordu.
Deniz gelip Teoman’ın beline sarıldı. Başını Teoman’ın geniş göğsüne yaslayıp kumsalın geri kalanındaki o büyük aile tablosuna baktı.
Kumsaldaki masanın etrafı tam anlamıyla dev bir festival alanına dönmüştü!
Kutay ile Sıla’nın 3 yaşındaki ikizleri Efe ve Ege kumsalda koşturuyor, Kutay ellerinde köftelerle çocukların peşinden kan ter içinde koşuyordu:
"Durun çocuklar! Bitez Kaptanı’nın evlatları! Yemezseniz anneniz beni denize atar!"
Sıla masada oturmuş, Cihangir’deki atölyenin yeni sergi kataloğunu incelerken Kutay’a bağırdı: "Kutay! Çocukları ıslatma, kıyafetlerini yeni değiştirdim!"
Barış ve Ezgi, masanın kenarında 4 yaşındaki oğulları Kaan’a ahşap bir maket tekne yapmayı öğretiyorlardı.
Barış’ın o analitik zekası ve Ezgi’nin mimari dehası küçük Kaan’da birleşmişti. Barış gülümserek Teoman’a seslendi: "Teoman! Bizim oğlan senin teknenin aynısını çizdi, fen lisesi diploması adına gurur duyuyorum!"
Aras ile Leyla ise yakında kucaklarına alacakları ikinci bebeklerinin heyecanıyla masada el ele oturmuş, sahil ateşinin etrafındaki bu muazzam manzarayı izliyorlardı.
Güneş Bitez ufuklarında yavaş yavaş batarken, gökyüzü mor, erguvan ve altın sarısı renklere büründü.
Teoman, kızı Arya’yı kucağına aldı. Diğer koluyla Deniz’i sımsıkı belinden sardı.
Tüm tayfa –Barış, Ezgi, Kutay, Sıla, Aras, Leyla ve çocuklar– sahil ateşinin etrafında toplanıp kadehlerini Ege’nin o sonsuz sularına doğru kaldırdılar.
Kutay kadehini havaya dikip bağırdı: "Bitez sahilinde başlayan o büyük fırtınaya! Cihangir’deki o güzel günlere! Ve hiç bitmeyecek olan Bodrum tayfasına!"
"SONSUZA KADAR!" diye bağırdı tüm tayfa aynı anda.
Teoman cebinden 1976 yılından kalan o pirinç kaplama pusulayı çıkardı.
İbresi artık tamamen durmuş, sabitlenmişti. Pusulayı minik kızı Arya’nın avucuna bıraktı.
Ardından Deniz’in yüzünü iki elinin arasına alıp gözlerinin içine baktı.
"Bitez’in dalgaları bize her şeyi öğretti Deniz," dedi Teoman, sesi fısıltı kadar derin ve aşk doluydu.
"Fırtına ne kadar büyük olursa olsun, doğru pusulayı takip edenler her zaman kendi limanını bulur."
Deniz Teoman’ın dudaklarına uzun, tatlı ve masalsı bir öpücük kondurdu.
"Benim limanım sensin Teoman Akkaya..."
Bitez dalgaları kıyıya vururken, begonvillerin kokusu sahil boyunca yayıldı.
Karahan ve Akkaya ailelerinin 50 yıllık mücadelesi yerini sonsuz bir aşka, kırılmaz bir dostluğa ve Bitez sahilinde hiç bitmeyecek bir masala bırakmıştı.
SON
Arkadaşlar bir kitabın daha sonuna geldik şuana kadar bana destek olan okurlarıma çok teşekkür ediyorummı
Yeni kitabımı yarın yayınlayacağım
Diğer kitaplarda görüşmek üzere
Seviliyorsunuzzz.....
