34. bölüm · İmkansızdık Teoden

32. BÖLÜM: "FINDIKLI’DA SOKAK DÖVÜŞÜ, MİMAR SİNAN BASKINI VE AKKAYA MÜHRÜ"

Zöhre Yılmazzz

Bölümler
1 TANITIM ✍️🩷💥 2 1. BÖLÜM: "GİRİŞ YASAĞI" 3 2. BÖLÜM: "YAN SIRA BELASI" 4 3. BÖLÜM: "SATIR ARALARI VE KANTİN SAVAŞLARI" 5 4. BÖLÜM: "ZORUNLU MÜTTEFİKLER VE KAFE SAVAŞLARI" 6 5. BÖLÜM: "GİZLİ PLANLAR VE GECE YARISI PATLAMASI" 7 6. BÖLÜM: "GECEDEN SABAHA, SALONDAN ORMANA" 8 7. BÖLÜM: "SİSLİ PATİKA VE KAYBOLAN İZLER" 9 8. BÖLÜM: "DOLUNAY, DALGALAR VE MAVİ SAVAŞLAR" 10 9. BÖLÜM: "GÖLGELER VE SESSİZ ANLAŞMA" 11 10. BÖLÜM: "İDDİANIN BEDELİ VE ALEV ALAN DUVARLAR" 12 11. BÖLÜM: "DEĞİŞEN DENGELER VE İNCE ÇİZGİ" 13 12. BÖLÜM: "GECE, KISKANÇLIK VE DUVARA SIKIŞAN AŞK" 14 13. BÖLÜM: "FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK VE TEHLİKELİ ORTAKLIK" 15 14. BÖLÜM: "TUZAK, AĞIR KIRGINLIK VE KOPAN FIRTINA" 16 15. BÖLÜM: "GECE, SIZINTI VE MASKELERİN DÜŞÜŞÜ" 17 16. BÖLÜM: "GÜNEŞLİ BODRUM, BİZİM SÖZLERİMİZ VE YENİ BİR BAŞLANGIÇ" 18 17. BÖLÜM: "BODRUM SOKAKLARI, TAYFANIN TELAŞI VE İLK TURNUVA HEYECANI" 19 18. BÖLÜM: "BODRUM SAHİLİNDE TAM KADRO, PASLAR VE BÜYÜK MAÇ ATEŞİ" 20 19. BÖLÜM: "BODRUM’DA ŞAMPİYONLUK ATEŞİ, SAHADA TER VE TUTKULU TEZAHÜRATLAR" 21 20. BÖLÜM: "ZAFERİN ARDINDAN BODRUM GECELERİ, AŞK VE GELECEK YEMİNLERİ" 22 21. BÖLÜM: "FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK, YKS MARATONU VE YAKLAŞAN GÖLGELER" 23 22. BÖLÜM: "BUZ KESEN KORİDORLAR, SAHTE MELEKLER VE SÖNMEYEN AŞK ATEŞİ" 24 Duyuru!!! 25 23. BÖLÜM: "ZEHİRLİ PLAN, ÇALINAN EMEKLER VE KOPAN DEVASA FIRTINA" 26 24. BÖLÜM: "İSTANBUL RÜZGARI, YKS KAMP BOMBASI VE SÖNMEYEN AŞK ATEŞİ" 27 25. BÖLÜM: "DEV SİMÜLASYON, KALP ÇARPINTILARI VE İSTANBUL'A İLK ADIM" 28 26. BÖLÜM: "İSTANBUL SOKAKLARI, KARAKÖY TUZAĞI VE İLK KIVILCIM" 29 27. BÖLÜM: "BOĞAZ’DA AŞK İLANI, MİMAR SİNAN HEYECANI VE UNUTULMAZ SÖZLER" 30 28. BÖLÜM: "BODRUM'A DÖNÜŞ, PATLAMAYA HAZIR DİNAMİTLER VE BEKLENMEYEN GECE" 31 29. BÖLÜM: "ALEVLERİN İÇİNDEKİ SIR, KARAKÖY HESAPLAŞMASI VE SÖZLERİN EN GÜZELİ" 32 30. BÖLÜM: "İSTANBUL’A İLK ADIM, FINDIKLI’DAKİ GİZEM VE ZERECEN SÖZLER" 33 31. BÖLÜM: "KAYIP TABLONUN BİTEZ KEHANETİ VE FINDIKLI’DA PATLAYAN SAVAŞ" 34 32. BÖLÜM: "FINDIKLI’DA SOKAK DÖVÜŞÜ, MİMAR SİNAN BASKINI VE AKKAYA MÜHRÜ" 35 33. BÖLÜM: "KANLI HARİTANIN İZİNDE, SÜLEYMANİYE MAHZENLERİ VE BÜYÜK İTİRAF" 36 34. BÖLÜM: "MİMAR SİNAN’DA TAHİRİ TEPKİ, KASETİN AÇIKLANMASI VE AKKAYA HOLDİNG’İN ÇÖKÜŞÜ" 37 35. BÖLÜM: "BOĞAZ’DA BİR KADER YEMİNİ VE DEVASA BİR DÜĞÜN" 38 36. BÖLÜM: "BİTEZ’DE MAVİ BALAYI VE BÖĞÜRTLEN KOKULU AKŞAMLAR" 39 Duyuru! 40 37. BÖLÜM: "BODRUM SOKAKLARINDA BALAYI SÜRPRİZİ VE BİTEZ DAĞLARINDAKİ NİŞAN" 41 38. BÖLÜM: "İSTANBUL’A DÖNÜŞ, CİHANGİR’DE YENİ HAYAT VE MİMAR SİNAN HEYECANI" 42 39. BÖLÜM: "CİHANGİR’DE TEKNE DÜĞÜNÜ VE ÇİFTE NİŞAN HEYECANI" 43 40. BÖLÜM: "BOĞAZ’DA GECE, TEKNE DÜĞÜNÜ VE TEHLİKELİ GÖLGELER" 44 41. BÖLÜM: "BOĞAZ’DA ÇİFTE DÜĞÜN, KUTAY’IN ŞOVU VE YENİ TEHLİKE" 45 42.BÖLÜM 46 43. BÖLÜM: "BİTEZ’E DÖNÜŞ VE KIZIL GÜN BATIMINDAKİ KUTLAMA" 47 44.BÖLÜM 48 45. BÖLÜM (DEV FİNAL) - "BİTEZ’E DÖNÜŞ VE KADERİN TEKNE İSKELESİ"

32. BÖLÜM: "FINDIKLI’DA SOKAK DÖVÜŞÜ, MİMAR SİNAN BASKINI VE AKKAYA MÜHRÜ"
Fındıklı kampüsünün Boğaz’a bakan tarihi taş merdivenleri bir anda adeta bir savaş alanına dönüştü.
Siyah takım elbiseli, iri yarı korumaların ani hamlesiyle birlikte rüzgarın uğultusu; sert adımların, taşlara vuran ayak seslerinin ve bağrışmaların gürültüsüne karıştı.
İstanbul’un o erguvan renkli gökyüzü, Mimar Sinan’ın Boğaz’a nazır merdivenlerinde patlayan bu beklenmedik çatışmayla çalkalanıyordu.
Teoman, üzerlerine ilk saldıran iri yarı korumanın sağ kroşe hamlesini çelik gibi bir refleksle başını yana eğerek boşa çıkardı.
Sağ elini adeta bir boksör süratiyle sertçe savurup adamın çenesine indirdi.
Adam dengesini kaybedip iki basamak aşağı yuvarlanırken, Teoman’ın geniş göğsü hızla kalkıp iniyordu.
Bakışlarında Bitez’deki fırtınalardan bile daha karanlık, tehlikeli ve acımasız bir ateş parıldıyordu.
"Aras, Barış! Kızları hemen arkaya alın!" diye bağırdı Teoman. Sesi Boğaz'ın hırçın dalgalarını yaracak kadar sert ve gürdü. "Kutay, sol kanadı kapat, içeri sızmasınlar!"
"Sana canım kurban Kaptan!" diye gürledi Kutay. Yerde duran inşaat kalıntılarından kaptığı kalın ahşap kalas parçasıyla üzerlerine gelen ilk adama doğru gözünü karartıp hamle yaptı. "Lan kafasızlar! Siz Bodrum tayfasına İstanbul’un göbeğinde racon mu kesiyorsunuz?! Gelin bakalım, kim kime ders veriyor görün!"
Sıla elindeki küçük taş parçasıyla Kutay’ın hemen arkasında durmuş, yüreği ağzında bağırıyordu: "Kutay dikkat et arkana! Vur şunun omzuna, ezik kalmasınlar! Kutay sakın darbe alma!"
Hulusi Akkaya ise gümüş başlıklı bastonuna soğukkanlılıkla basarak merdivenlerin başında duruyor, çatışmayı buz gibi gözlerle izliyordu. Onun emriyle korumalardan iki tanesi, taş merdivenleri teğet geçip doğrudan akademinin ana kapısına, içerideki o tarihi 1976 tablosunu imha etmek üzere yöneldi.
Deniz, adamların atölyeye doğru hızla koştuğunu gördüğü an gözleri adeta alev aldı. Yanaklarındaki tüm renk çekilmişti ama içindeki o resim sevdası ve dedesinden kalan mirası koruma içgüdüsü şahlanmıştı. O tablo sadece bir karakalem çalışması değildir; 50 yıllık bir aşkın, dedelerinin yarım kalan hikayesinin ve kendilerinin kader bağının tek kanıtıydı!
"Teoman! Tabloya gidiyorlar! Onu yok edecekler!" diye haykırdı Deniz, sesi tarihi kampüsün yüksek taş duvarlarında yankılanarak.
Teoman adeta bir kaplan gibi öne fırlayıp atölye kapısına yönelen iri yarı iki korumanın önüne kırıldı. İlk adamı belinden yakaladığı gibi taş sütuna savurdu. Teoman’ın siyah deri ceketi rüzgarda savrulurken, gözlerindeki o karanlık Akkaya ateşi etraftaki tüm korumaları tir tir titretiyordu.
"O tuvale tek bir parmak bile dokunan olursa," dedi Teoman, sesi boğuk, boğazından gelen derin bir hırıltıyla ve ölümcül bir ciddiyetle doluydu, "bu Fındıklı sahilinden hiçbiriniz canlı çıkamazsınız, yemin ederim!"
Kutay ve Barış da Teoman’ın yanına geçip barikat kurdular. Barış, fen lisesinin o analitik zekasıyla adamların hamlelerini sezip Aras’a yön veriyordu: "Aras, sağdaki adam dengesiz geliyor, gir araya!"
Aras hızlı bir hamleyle korumalardan birini boşa çıkartıp geri savurdu. Leyla ve Ezgi, Deniz’in etrafında kenetlenmiş, nefeslerini tutmuş halde bu amansız mücadeleyi izliyorlardı. Bodrum Lisesi tayfası, İstanbul’un ilk gününde dev bir holdingin adamlarına karşı omuz omuza destansı bir direniş gösteriyordu.
Tam o sırada caddeden sirene benzeyen yankılar ve acı kornalar yükselmeye başladı. Mimar Sinan’ın güvenlik görevlilerinin ve civardaki devriye polislerinin hızla merdivenlere doğru yaklaştığını gören Hulusi Akkaya tek elini havaya kaldırdı. Korumalar anında geri çekilip siyah camlı ciplerin kapılarını açtılar.
Hulusi Bey, cipin kapısına tutunup Teoman’a doğru döndü. Yüzünde tüyler ürpertici, buz gibi ve kibirli bir tebessüm vardı.
"Bugünlük bu kadar yeter Teoman," dedi yaşlı adam. "Ama o tablo yarın sabah Akkaya Holding’in elinde olacak. Ve o kız... Deniz Soysal denilen o yetim... Bu şehirde, Mimar Sinan’ın koridorlarında asla huzur bulamayacak, göreceksin."
Cipler büyük bir lastik gürültüsüyle, Cihangir yokuşuna doğru hızla uzaklaşırken, Fındıklı merdivenlerinde derin, nefes kesen bir sessizlik hakim oldu. Rüzgar deniz kokusunu merdivenlere taşırken tayfa nefes nefeseydi.
Deniz koşarak Teoman’ın yanına geldi. Teoman’ın parmak boğumlarındaki sıyrıkları, alnından süzülen ter damlalarını ve rüzgarda dağılan siyah saçlarını görünce ellerini Teoman’ın sıcak yüzüne koydu.
"Teoman... İyisin değil mi? Bir yerin acıyor mu Kaptan?" dedi Deniz. Gözleri yaşlıydı ama o yaşların arkasında devasa bir gurur ve aşk parıldıyordu.
Teoman, Deniz’in belini sıkıca sarıp onu anında kendi geniş göğsüne çekti. Onu dünyadaki tüm tehlikelerden korumak istercesine sarmaladı. Bakışlarını Deniz’in endişeli gözlerine sabitledi.
"Ben iyiyim güzelim," dedi Teoman, sesi fısıltıya dönüşürken. "Sana ve senin hayallerine tek bir leke sürdürmem. Bu şehir kimin olursa olsun, Akkaya ailesi ne kadar büyük olursa olsun... Sen benim Kraliçem’sin."
Sıla ve Ezgi derin bir nefes alarak taş basamaklara oturdular. Kutay elindeki ahşap kalas parçasını kenara atıp üstünü başını düzeltti, derin bir "uh" çekti.
"Abla bu İstanbul bizi ilk günden harcadı valla!" dedi Kutay, nefes nefese. "Bodrum’da Öykü belasıyla uğraştık, arabalar patladı; buraya geldik Akkaya Holding’in mafya dedesi çıktı! Biz ders okumaya mı geldik, aksiyon filmine mi belli değil!"
Sıla gözlerini devirip Kutay’ın kolunu sıktı. "Şebeklik yapma Kutay! Adamlar az kalsın bizi biçiyordu, hâlâ makara yapıyorsun. Ama... Aferin, iyi dövüştün."
Kutay sırıtarak göğsünü kabarttı. "Ne sandın kızım, pasörün var karşında!"
Barış, Ezgi’nin elini sımsıkı tutarak Teoman’a döndü. "Teoman, o tabloyu bu akademide bırakamayız. Hulusi Akkaya bu gece bile o depoya ya da okula adam sokabilir. Güvenlik riski çok büyük."
Teoman başını kararlı bir şekilde salladı. "Haklısın Barış. O tabloyu bu gece Cihangir’deki evimize taşıyoruz. Hikayenin başladığı o resmi kendi gözümüzün önünden bir an olsun ayırmayacağız."
Gece yarısına doğru Cihangir’deki ahşap kokulu, yüksek tavanlı dairenin salonunda devasa bir sessizlik hakimdi. Mimar Sinan’dan akademisyenlerin özel izniyle çıkarılan 1976 tarihli o dev karakalem tablosu, salonun en geniş, en ışık alan duvarına asılmıştı.
Salonul loş lambası altında; tablodaki 1976 model Teoman ve Deniz ile, tam karşılarında duran günümüzdeki Teoman ve Deniz birbirlerinin adeta aynası gibi duruyorlardı.
Tayfa günün yorgunluğuyla odalarına çekildiğinde, salonda sadece Teoman ve Deniz kaldı. Teoman, Cihangir balkonundan esen tatlı Ege rüzgarına karşı durmuş, Boğaz’ın parıldayan ışıklarını ve köprünün süzülen renklerini izliyordu.
Deniz arkasından sessizce yaklaşıp kollarını Teoman’ın ince beline doladı. Başını Teoman’ın geniş göğsüne yasladı, kalbinin o ritmik atışlarını dinledi.
"Ne düşünüyorsun Kaptan?" diye sordu Deniz, sesi gecenin sessizliğinde yumuşacık yankılanarak.
Teoman elini uzatıp Deniz’in kıvırcık saçlarının arasında parmaklarını gezdirdi. Eğilip Deniz’in şakğına derin, huzur dolu bir öpücük kondurdu.
"50 yıl önce bu şehirde yarım kalan o resmi sonuna kadar tamamlayacağımızı düşünüyorum güzelim," dedi Teoman. "Akkaya ailesi ne kadar güçlü olursa olsun, benim sana olan sevgimden daha büyük olamazlar. Yarın o Mimar Sinan’ın kapısından başın dik, Türkiye birincisi olarak gireceksin."
Deniz başını kaldırıp Teoman’ın koyu renk gözlerinin içine baktı. "Sen yanımda olduğun sürece, ben bütün dünyaya meydan okurum Teoman Akkaya."
Teoman Deniz’i kendine çekip başını onun omzuna koyacakken... Aniden salonun tüm ışıkları pat diye söndü!
Cihangir’deki daire bir anda kapkaranlık bir zindana dönüştü. Dışarıdan gelen Boğaz ışıkları bile sanki bıçakla kesilmiş gibi yok olmuştu.
"Teoman!" diye fısıldadı Deniz, korkuyla Teoman’ın tişörtüne yapışarak. "Elektrikler mi gitti?"
Teoman’ın vücudu bir anda yay gibi gerildi. Sesi ölümcül bir ciddiyete büründü: "Elektrik gitmedi Deniz... Şalteri dışarıdan indirdiler."
O sırada salonun Boğaz manzaralı dev camı büyük bir gürültüyle TUZ BUZ OLDU! İçeriye atılan iki adet siyah gaz bombası salonda yoğun bir duman tabakası oluşturmaya başladı!
"Öksürmeyin! Ağzınızı kapatın!" diye bağırdı Teoman, Deniz’i göğsüne bastırarak. Tayfa odalarından çığlıklarla salona koştu!
Dumanların arasından, gece görüş gözlüklü, tepeden tırnağa siyahlar giymiş üç adam salona daldı. Adamlardan biri doğrudan duvarda asılı duran 1976 tarihli o dev tabloya hamle yapıp özel bir bıçakla tuvalin tam ortasını YIRTMAYA BAŞLADI!
Teoman dumanın içinde adama doğru fırladı ama diğer iki adam Teoman’ın üzerine atıldı. Boğuşma sesleri salonu kaplarken, tablonun üzerindeki o 50 yıllık tuval bezi yırtıldı ve tuvalin ahşap kasasının arkasından... Kanlı bir harita ve gümüş bir anahtar yere düştü!
Maskeli adamlar tabloyu yok etmek için değil, tablonun arkasına gizlenmiş olan o kanlı haritayı çalmak için gelmişlerdi!
Adam gümüş anahtarı ve haritayı yerden kaptığı an pencereden aşağıya sarkıtılan halatlara tutunarak dışarı kaçtı!
Teoman dumanın içinden doğrulup duvardaki parçalanmış tabloya ve yerdeki kan izlerine baktı. Yüzündeki ifade dehşet vericiydi.
Deniz elindeki feneri parçalanmış tuvale tuttuğunda, tablonun tahta kasasında kurutulmuş kanla yazılmış şu son cümleyi gördü:
"Akkaya hazinesi ve büyük cinayetin sırrı o anahtardadır... 1976."
Teoman ve Deniz göz göze geldiler. Hulusi Akkaya’nın asıl korkusu tablo değil, 50 yıldır tablonun arkasında saklanan o büyük cinayet sırrıydı! Ve o sır, bu gece Cihangir’deki evlerinden çalınmıştı!
İyi akşamlarrrrr
Yorum yapmayı ve beğenmeyi unutmayınnn seviliyorsunuzzzz