40. bölüm · İmkansızdık Teoden
37. BÖLÜM: "BODRUM SOKAKLARINDA BALAYI SÜRPRİZİ VE BİTEZ DAĞLARINDAKİ NİŞAN"
37. BÖLÜM: "BODRUM SOKAKLARINDA BALAYI SÜRPRİZİ VE BİTEZ DAĞLARINDAKİ NİŞAN"
Bitez’deki ahşap taş villanın bahçesinde gece boyunca yanan o büyük ateşin çıtırtısı sabahın ilk ışıklarıyla yerini Ege’nin mis kokulu meltemine ve cıvıl cıvıl kuş seslerine bırakmıştı.
Deniz’den esen tatlı tuz kokusu, begonvillerin kokusuyla birleşip villanın açık olan ahşap panjurlarından içeri süzülüyordu.
Teoman, villanın ikinci katındaki devasa balkona bakan odada gözlerini açtığında, sabah güneşinin altın sarısı ışıkları Deniz’in kıvırcık saçlarına vuruyordu.
Deniz, başını Teoman’ın geniş göğsüne koymuş, bir eliyle Teoman’ın tişörtünü hafifçe kavramış halde huzurla uyuyordu. Bileğindeki ahşap dalga bilekliği ve parmağındaki alyans gün ışığında parıldıyordu.
Teoman, hafifçe kıpırdayarak Deniz’i uyandırmamaya özen gösterdi.
Elini uzatıp Deniz’in yüzüne düşen o asi kıvırcık buklelerden birini nazikçe kulağının arkasına itti.
Parmak uçlarıyla Deniz’in ipek gibi yanağını okşarken dudaklarında o alışılagelmiş sert çizgisinden eser olmayan, sonsuz bir tebessüm vardı.
Deniz hafifçe kıpırdanıp göz kapaklarını araladı. Okyanus mavisi gözleri Teoman’ın koyu renk gözleriyle buluştuğu an yanakları al al oldu.
"Günaydın Kaptan..." diye fısıldadı Deniz, sesi uykudan yeni uyanmanın verdiği o tatlı mahmurlukla.
Teoman eğilip Deniz’in burnunun ucuna küçük, sevgi dolu bir öpücük kondurdu. "Günaydın Kraliçem. Bitez’de, benim yanımda uyandığın ilk sabah..."
Deniz kollarını Teoman’ın boynuna dolayarak kendini Teoman’ın sıcak göğsüne doğru çekti.
"İnsan bu uykudan hiç uyanmak istemiyor Teoman. İstanbul’un o hengamesinden sonra burası bana cennet gibi geldi."
"O zaman bu cennetin tadını çıkarmaya devam ediyoruz güzelim," dedi Teoman. "Bugün tüm gün Bodrum sokaklarındayız. Ama önce... Aşağıdaki fırtınayı durdurmamız lazım."
Deniz kaşlarını çatarak hafifçe güldü. "Yine mi Kutay?"
"Yine Kutay," dedi Teoman gülerek.
Aşağıda, villanın açık mutfağında ve verandasında ise tam anlamıyla bir sabah curcunası yaşanıyordu.
Kutay başına geçirdiği komik bir aşçı şapkası ve beline bağladığı begonvil desenli önlükle mutfakta pancar motoru gibi dönüp duruyordu.
Bir yandan tavada krep çevirmeye çalışıyor, bir yandan da hoparlörden son ses Ege havaları açmış oynuyordu.
Sıla elindeki portakal sıkacağıyla Kutay’ın tepesinde dikilmişti: "Kutay! Katil edeceksin sen beni! Sabahın sekizinde bu müzik ne?! İnsanlar balayında, balayında! Rahat bırak çocukları!"
Kutay elindeki spatulayı Sıla’da doğru salladı. "Sıla Hanım, enerji olmadan balayı mı olurmuş?! Bak ben burada kral kahvaltısı hazırlıyorum! Otlu börek yaptım, krep pişiriyorum! Hem Kaptan uyanmıştır çoktan, Teoman Akkaya erkenci adamdır!"
Barış mutfaktan içeri girip Ezgi için taze sıkılmış portakal suyunu bardağa doldururken sırıttı.
"Kutay haklı Sıla, Teoman çoktan uyanmıştır ama müziğin sesini bir tık kısarsan fen lisesi diploması adına sana minnettar kalacağım."
Ezgi de verandadaki masaya zeytin tabağını koyarken içeriye seslendi: "Kutay krepleri yakma da ne yaparsan yap!"
O sırada merdivenlerden el ele tutuşmuş halde Teoman ve Deniz indi.
Deniz’in üzerinde sarı, uçuş uçuş bir yazlık elbise, Teoman’ın üzerinde ise klasik siyah keten gömleği ve şortu vardı.
"Ooo! Çiçeği burnunda Akkaya çifti teşrif ettiler!" diye bağırdı Kutay spatulayı havaya fırlatarak. "Hoş geldiniz Kaptanım! Gelinim hoş geldin!"
Deniz gülümseyerek Sıla’ya sarıldı. Sıla kulağına fısıldadı: "Denom valla bu Kutay’ı Bitez sahiline bağlayacağım az kaldı, kusura bakma sabah sabah yordu seni."
"Hiç yorulmadım Sıla’m," dedi Deniz neşeyle. "Her şey harika görünüyor."
Teoman masanın başındaki sandalyeyi çekip Deniz’i oturttuktan sonra kendisi de yanına geçti.
Kutay’ın getirdiği krepten bir parça alıp Deniz’e uzattı. Bitez güneşinin altında yapılan o kahvaltı, tayfanın kahkahalarıyla ve dostluk dolu takılmalarıyla devam etti.
Kahvaltının ardından Teoman, Akkaya Holding’in Bodrum’daki özel marinada duran klasik üstü açık kırmızı Mustang’ini villanın kapısına çektirdi.
"Nereye gidiyoruz Kaptan?" diye sordu Deniz, arabanın ön koltuğuna geçerken.
Teoman direksiyonun başına geçip güneş gözlüklerini taktı. "Bodrum sokaklarını fethetmeye güzelim. Tayfa arkamızdan VIP minibüsle geliyor."
Bodrum’un dar, beyaz badanalı ve begonvillerle süslü dar sokaklarında yürümek tam bir şölendi.
Bodrum esnafı Teoman’ı ve Deniz’i gördüklerinde yol boyunca tebrik yağmuruna tutuyordu.
Bodrum Lisesi’nden beri tanıdıkları bu gençlerin İstanbul’daki o devasa zaferinden ve düğününden herkes haberdardı.
Bir takı dükkanının önünde durduklarında Teoman, Deniz’i elinden tutup içeri soktu. Yaşlı usta Teoman’ı görünce ayağa kalktı.
"Hoş geldin Teoman evladım," dedi usta.
Teoman cebinden özel bir kutu çıkardı. Kutunun içinde, Deniz’in bileğindeki ahşap dalga bilekliğinin aynısının, pırlanta ve beyaz altınla işlenmiş hal hal versiyonu duruyordu!
Deniz gözlerini kocaman açtı, ellerini ağzına götürdü. "Teoman... Bu..."
"Bitez’deki o ilk gün çizdiğin dalga figürü güzelim," dedi Teoman. Yavaşça eğilip hal halı Deniz’in zarif bileğine taktı. "Ahşap bilekliğin dedemin mirasıydı, bu pırlanta hal hal ise benim sana olan sonsuz aşkımın simgesi."
Deniz gözyaşlarını tutamayarak Teoman’ın boynuna atıldı. Mağazadaki usta ve arkadan yetişen Bodrum tayfası alkış tutmaya başladı. Kutay yine dayanamayıp: "Kaptan romantizmin kitabını yazdı, biz hâlâ Sıla’ya limonata ısmarlayalım!" diye bağırdı.
Sıla gülerek Kutay’ın omzuna vurdu. "Çok konuşma da git bize dondurma al Kutay!"
Akşama doğru Teoman tüm tayfayı Bitez’in en yüksek tepesinde yer alan, tüm Bodrum ve Ege denizini ayaklar altına seren seyir terasına götürdü.
Güneş batarken sky-bar kısmında sadece tayfaya özel bir masa hazırlanmıştı.
Ancak masaya geçtiklerinde Aras aniden ceketinin iç cebinden küçük, kadife bir kutu çıkardı. Masadaki herkes donakaldı! Aras yavaşça Leyla’nın önünde diz çöktü!
Leyla şaşkınlıktan elindeki bardağı düşürüyordu: "Aras... Sen ne yapıyorsun?!"
Aras Leyla’nın ellerini tuttu, gözlerinin içine bakarak konuştu: "Leyla... Teoman’la Deniz bize aşkın ne kadar güçlü bir şey olduğunu gösterdi. Ben hayatımın geri kalan her gününü seninle, senin o güzel gülüşünle geçirmek istiyorum. Benimle evlenir misin?"
Sıla ve Ezgi çığlık atarak birbirlerine sarıldılar! Kutay masaya vurarak bağırıyordu: "EVET DE ULAN EVET DE!"
Leyla gözyaşları içinde başını salladı: "EVET! Sonsuza kadar evet Aras!"
Aras yüzüğü Leyla’nın parmağına takıp onu kucağına alarak döndürürken Teoman ve Deniz birbirlerine sarılarak bu mutlu anı izlediler. Teoman Deniz’i belinden çekip kulağına fısıldadı:
"Görüyorsun değil mi Kraliçem? Bizim açtığımız o yol, şimdi herkesin mutluluğu oluyor."
Deniz başını Teoman’ın geniş göğsüne yasladı, parmağındaki alyansa ve bileğindeki yeni hal hala baktı. "Çünkü biz sevginin ne demek olduğunu öğrendik Teoman Akkaya... Ve bu sadece başlangıç."
Yorum yapmayı ve beğenmeyi unutmayınnn seviliyorsunuzzzz 🎀 ⭐ 🩷
İyi gublerrrr
