47. bölüm · İmkansızdık Teoden
44.BÖLÜM
44.BÖLÜM
Cihangir’deki o tarihi, yüksek tavanlı. dairenin cumbalı penceresinden süzülen sabah güneşi, Boğaz’ın masmavi sularını aydınlatıyordu.
Bitez’deki o unutulmaz kutlama haftasının ve 50 yıllık fırtınanın tamamen dindirilmesinin üzerinden aylar geçmişti.
İstanbul artık Karahan ve Akkaya aileleri için bir mücadele alanı değil, huzurla nefes aldıkları bir yuva haline gelmişti.
Deniz’in atölyeye dönüştürülen geniş odasında hummalı ama son derece keyifli bir çalışma vardı.
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin öncülüğünde hazırlanan ve Deniz Soysal Akkaya’nın imzasını taşıyan "Bitez’den Boğaz’a: Zamanın İzi" başlıklı resim sergisi, Paris ve Floransa’daki sanat galerilerinden davet almıştı.
Deniz, tuvalin önünde durmuş, Bitez dalgalarını işlediği son fırça darbelerini tamamlıyordu.
O sırada atölyenin kapısı açıldı. Elindeki taze kruvasanlar ve taze sıkılmış portakal suyu tepsisiyle içeriye Teoman girdi.
Siyah keten gömleğinin kollarını katlamış, gözlerindeki o eski sert bakışların yerini sonsuz bir dinginlik ve gurur almıştı.
Teoman tepsiyi ahşap masaya bırakıp yavaşça Deniz’in arkasına geçti. Kollarını Deniz’in beline dolayarak başını boyun girintisine gömdü.
"Yine fırçanın büyüsüne kaptırdın kendini Kraliçem," dedi Teoman. Sesi derinden ve kadife gibi yumuşak geliyordu.
Deniz arkasına yaslanıp Teoman’ın sakallı yanağını okşadı.
"Paris sergisi için son rötuşlar Teoman... Hâlâ inanamıyorum. Bitez kumsalında tek başıma çizdiğim o karakalem taslaklar şimdi dünyayı gezecek."
"Hak ettiğin yerdesin güzelim," dedi Teoman, Deniz’in bileğindeki ahşap dalga bilekliğe dokunarak. "Sen sadece tuvale çizmedin, bizim kaderimizi yeniden yazdın."
Öğleden sonra Cihangir dairesinin geniş salonu ve terası her zamanki gibi tayfanın neşeli bağırışlarıyla dolup taşmaya başladı.
Kutay ve Sıla, Cihangir’in alt caddesinde açtıkları *"Bitez Sanat & Tasarım Atölyesi"*nin ilk broşürlerini masaya saçtılar. Kutay elindeki tasarımı göstererek bağırdı:
"Açılın ulan! Cihangir’in yeni sanat patronu geldi! Sıla Hanım’la dükkanı açtık, ilk siparişi de Barış Hoca’ya kitledim!"
Sıla gülerek Kutay’ın omzuna vurdu: "Kutay adama zorla ahşap tablo sattın, rahat bırak Barış’ı!"
Barış ve Ezgi masada oturmuş, Mimar Sinan’daki yeni restorasyon projesinin çizimlerini inceliyorlardı. Barış gülümsedi: "Sıkıntı yok Sıla, Kutay’ın enerjisi olmasa bu atölye yürümez zaten. Ayrıca Ezgi’yle Mimar Sinan’daki arşiv odasının restorasyonunu tamamladık."
Aras ile Leyla ise terastaki koltukta el ele oturmuş, yakında çıkacakları İtalya tatilinin rotasını planlıyorlardı. Aras kadehini kaldırarak konuştu:
"Beyler, hanımlar... Hayatımızda ilk defa arkamıza bakmadan, tehlikesiz, sadece mutluluk dolu bir döneme girdik."
Ancak masadaki bu tatlı sohbetin ortasında Deniz aniden elindeki çay kupasını masaya bırakıp hafifçe sendeleyerek elini karnına götürdü. Yüzü bir anda sarardı.
Teoman bir kaplan edasıyla anında ayağa kalkıp Deniz’in yanına ulaştı. Belinden tutup onu sandalyeye oturturken gözlerinde büyük bir endişe belirdi.
"Deniz! Güzelim ne oldu?!" dedi Teoman, sesi titreyerek. "İyi misin? Doktoru arıyorum hemen!"
Tüm tayfa masanın etrafında toplandı. Sıla endişiyle Deniz’in elini tuttu: "Denom neren ağrıyor? Yüzün soldu bir anda!"
Deniz gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
Ardından yavaşça gözlerini açtı. Bakışları, etrafında pervane olan kocasının, Teoman’ın gözleriyle buluştu. Deniz’in dudaklarında gözyaşlarıyla karışık, büyüleyici bir tebessüm belirdi.
Cebinden çıkardığı küçük, beyaz kadife kutuyu Teoman’ın avucuna bıraktı.
Teoman kaşlarını çatarak kutuyu açtı. Kutunun içinde, ultrasound görüntüsü ve minik, ahşaptan oyulmuş bebek patikleri duruyordu.
Patiklerin üzerine Bitez dalgası figürü işlenmişti.
Salonda bir an için zaman tamamen durdu. Çıt çıkmıyordu.
Teoman ellerindeki patiklere ve kağıda baktı. O sarsılmaz, hiçbir tehlikeden korkmayan Teoman Akkaya’nın elleri ilk defa titremeye başladı. Gözlerinden tek bir damla yaş süzüldü.
"Deniz..." dedi Teoman, sesi boğazında düğümlenerek. "Bu... Bu gerçek mi?"
Deniz başını salladı, sevinç gözyaşları yanaklarından akıyordu: "Gerçek Kaptan... Biz üç kişi oluyoruz. Küçük bir Akkaya geliyor."
Sıla bir çığlık atarak Ezgi ve Leyla’ya sarıldı! "TEYZE OLUYORUZ ULAN!"
Kutay masanın üzerine fırlayıp bağırmaya başladı: "KAPTANIM BABA OLUYOR! BİTEZ’E BİR PRENS YA DA PRENSES GELİYOR!"
Barış ve Aras Teoman’a sarılıp sırtını yumruklarken, Teoman dünya üzerindeki hiçbir şeyi umursamadan Deniz’i kucağına aldı. Onu etrafında döndürürken alnına, yanaklarına, dudaklarına öpücükler yağdırdı.
"Seni çok seviyorum Deniz Akkaya..." diye fısıldadı Teoman, göğsü gurur ve aşkla kabararak. "Sana ve çocuğumuza ömrümün sonuna kadar siper olacağım."
Son 1 Bölümm
Yorum yapmayı ve beğenmeyi unutmayınnn seviliyorsunuzzzz
İyi akşamlarrr
