41. bölüm · İmkansızdık Teoden
38. BÖLÜM: "İSTANBUL’A DÖNÜŞ, CİHANGİR’DE YENİ HAYAT VE MİMAR SİNAN HEYECANI"
38. BÖLÜM: "İSTANBUL’A DÖNÜŞ, CİHANGİR’DE YENİ HAYAT VE MİMAR SİNAN HEYECANI"
Bitez’in begonvil kokulu sokaklarında geçirilen o masal gibi balayının, Aras ile Leyla’nın unutulmaz nişan kutlamasının ve Ege’nin dingin kucağında tazelenen ruhların ardından, tayfa için artık rotayı yeniden İstanbul’a çevirme vakti gelmişti.
Bitez sahilinde, villanın bahçesinde valizler araca yüklenirken havadaki duygu yoğunluğu bambaşkaydı. Deniz, Bitez koyuna bakıp bileğindeki ahşap dalga bilekliğine dokundu. Buradan bir kez daha ayrılıyordu ama bu defa yanında fırtınaları birlikte aştığı adam, Akkaya soyadını gururla taşıdığı eşi Teoman vardı.
Teoman, arkadan yaklaşıp Deniz’in omzuna hafif bir öpücük kondurdu. "Bitez hep burada güzelim. İstediğimiz her an, fırtınadan kaçıp sığınacağımız limanımız olarak bizi bekliyor olacak."
Deniz gülümsedi. "Biliyorum Kaptan... Ama şimdi İstanbul’da tamamlamamız gereken büyüleyici projeler var."
İstanbul’a döndüklerinde hayat onlar için yepyeni bir evreye evrilmişti. Teoman ve Deniz, Cihangir’in tarihi dokusunu yansıtan, yüksek tavanlı, Boğaz’ı tepeden gören muazzam bir daireye taşınmışlardı. Dairenin geniş bir odası tamamen Deniz için resim atölyesine dönüştürülmüştü. Bir yanda şövaleler, tüller ve boya tüpleri; diğer yanda Teoman’ın Akkaya Holding projelerini incelediği ahşap çalışma masası...
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde yeni akademik dönem başlamak üzereydi. Türkiye 1.'si olarak akademiye giren Deniz Soysal Akkaya için üniversite yönetimi özel bir açılış sergisi düzenleme kararı almıştı. Sergi, hem Deniz’in Bitez’den İstanbul’a uzanan o derin sanat yolculuğunu hem de Karahan-Akkaya ailelerinin yarım kalan 50 yıllık tablosunun hikayesini dünyaya duyuracaktı.
Cihangir’deki evde sergi öncesi hummalı bir çalışma vardı.
Sıla elinde koca bir ajandayla salonda bir o yana bir bu yana koşturuyordu: "Denom! Basın bültenleri hazır, Mimar Sinan’ın ana salonundaki aydınlatmaları Barış kontrol etti, davetiyeler de dağıtıldı! Ama en önemlisi... Ana tablo hazır mı?!"
Deniz, atölyenin ortasındaki devasa tuvalin önünde, üzerinde boya lekeleri olan önlüğüyle duruyordu. Tuvalde; Bitez’in masmavi suları ile Boğaz’ın erguvan renklerinin birbirine karıştığı, merkezinde ise ahşap bir pusula ile iki aşığın gölgesinin yer aldığı büyüleyici bir şaheser yükseliyordu.
"Hazır Sıla’m..." dedi Deniz, derin bir nefes alarak. "Hayatımın en anlamlı fırça darbeleri bu tabloda."
O sırada atölyeden içeri giren Teoman, takım elbisesinin ceketini çıkarıp bir kenara bıraktı. Deniz’in arkasına geçip beline sarıldı. Bakışları dev tuvalde gezindi.
"Bu tablo sadece bir sanat eseri değil Deniz," dedi Teoman, sesi gurur ve derin bir aşkla kısılarak. "Bu tablo bizim direnişimizin, 50 yıllık bir zaferin resmi."
Büyük gün gelip çattığında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin tarihi salonu tıklım tıklımdı. Sanat eleştirmenleri, ünlü ressamlar, akademisyenler, basın mensupları ve elbette tüm Bodrum tayfası salondaki yerini almıştı.
Kutay yine jilet gibi bir takım elbise giymiş, yakasına taktığı mendille salonda bir sosyete mensubu gibi süzülüyordu: "Sıla bak söylemedi deme, bu sergiden sonra Deniz’in tabloları milyon dolarlara satılacak. Ben şimdiden tablo kapatsam mı?"
Sıla gözlerini devirdi: "Kutay sus Allah aşkına, adamlar sanata bakıyor sen ticarete vuruyorsun işi!"
Ezgi ile Barış, Aras ile Leyla masaların arasında neşeyle dolaşırken, salonun ışıkları hafifçe karardı.
Kürsüye çıkan Mimar Sinan Rektörü kısa bir açılış konuşması yaptıktan sonra mikrofonu Deniz Soysal Akkaya’ya bıraktı. Alkış tufanı koparken Deniz, büyüleyici zarafetiyle sahneye adımladı.
Deniz mikrofona yaklaştı. Gözleri salondaki kalabalıkta gezindikten sonra en önde, kendisine gurur dolu bakışlarla bakan kocası Teoman Akkaya’da durdu.
"Sanat... Sadece renkleri tuvale sürmek değildir," dedi Deniz. Sesi salonda billur gibi çınlıyordu. "Sanat, fırtınaların içinde bile umudu kaybetmemektir. Bitez sahilinde bir başıma resim çizerken, hayatımın bu kadar büyük bir aşka ve zafere dönüşeceğini bilmiyordum. Bu sergiyi, karanlığa karşı ışığı seçenlere ve kalbimin pusulası olan adama, Teoman’a ithaf ediyorum."
Salonda devasa bir alkış patladı! Özel örtü kaldırılarak ana tablo sergilendiğinde tüm akademisyenler ve sanatseverler hayranlıkla ayağa kalktı.
Teoman sahneye adımlayıp Deniz’in elini tuttu.
İki aşık, basının patlayan flaşları ve dostlarının tezahüratları arasında birbirlerinin gözlerinin içine baktılar. İstanbul, artık tamamen onların zaferine şahitlik ediyordu.
Ancak serginin en arka sırasından, siyah şapkalı gizemli bir adam cebindeki telefonu çıkardı.
Sergi salonundaki Teoman ve Deniz’in fotoğrafını çekip mesaj attı:
"İstanbul’daki sergi tamamlandı. Hedefler zirvede...büyük tuzağı kurmak için emirlerinizi bekliyoruz."
Yorum yapmayı ve beğenmeyi unutmayınnn seviliyorsunuzzzz 🎀 🤍 🎀 🤍
İyi gublerrrr
