8. bölüm · İmkansızdık Teoden

7. BÖLÜM: "SİSLİ PATİKA VE KAYBOLAN İZLER"

Zöhre Yılmazzz

Bölümler
1 TANITIM ✍️🩷💥 2 1. BÖLÜM: "GİRİŞ YASAĞI" 3 2. BÖLÜM: "YAN SIRA BELASI" 4 3. BÖLÜM: "SATIR ARALARI VE KANTİN SAVAŞLARI" 5 4. BÖLÜM: "ZORUNLU MÜTTEFİKLER VE KAFE SAVAŞLARI" 6 5. BÖLÜM: "GİZLİ PLANLAR VE GECE YARISI PATLAMASI" 7 6. BÖLÜM: "GECEDEN SABAHA, SALONDAN ORMANA" 8 7. BÖLÜM: "SİSLİ PATİKA VE KAYBOLAN İZLER" 9 8. BÖLÜM: "DOLUNAY, DALGALAR VE MAVİ SAVAŞLAR" 10 9. BÖLÜM: "GÖLGELER VE SESSİZ ANLAŞMA" 11 10. BÖLÜM: "İDDİANIN BEDELİ VE ALEV ALAN DUVARLAR" 12 11. BÖLÜM: "DEĞİŞEN DENGELER VE İNCE ÇİZGİ" 13 12. BÖLÜM: "GECE, KISKANÇLIK VE DUVARA SIKIŞAN AŞK" 14 13. BÖLÜM: "FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK VE TEHLİKELİ ORTAKLIK" 15 14. BÖLÜM: "TUZAK, AĞIR KIRGINLIK VE KOPAN FIRTINA" 16 15. BÖLÜM: "GECE, SIZINTI VE MASKELERİN DÜŞÜŞÜ" 17 16. BÖLÜM: "GÜNEŞLİ BODRUM, BİZİM SÖZLERİMİZ VE YENİ BİR BAŞLANGIÇ" 18 17. BÖLÜM: "BODRUM SOKAKLARI, TAYFANIN TELAŞI VE İLK TURNUVA HEYECANI" 19 18. BÖLÜM: "BODRUM SAHİLİNDE TAM KADRO, PASLAR VE BÜYÜK MAÇ ATEŞİ" 20 19. BÖLÜM: "BODRUM’DA ŞAMPİYONLUK ATEŞİ, SAHADA TER VE TUTKULU TEZAHÜRATLAR" 21 20. BÖLÜM: "ZAFERİN ARDINDAN BODRUM GECELERİ, AŞK VE GELECEK YEMİNLERİ" 22 21. BÖLÜM: "FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK, YKS MARATONU VE YAKLAŞAN GÖLGELER" 23 22. BÖLÜM: "BUZ KESEN KORİDORLAR, SAHTE MELEKLER VE SÖNMEYEN AŞK ATEŞİ" 24 Duyuru!!! 25 23. BÖLÜM: "ZEHİRLİ PLAN, ÇALINAN EMEKLER VE KOPAN DEVASA FIRTINA" 26 24. BÖLÜM: "İSTANBUL RÜZGARI, YKS KAMP BOMBASI VE SÖNMEYEN AŞK ATEŞİ" 27 25. BÖLÜM: "DEV SİMÜLASYON, KALP ÇARPINTILARI VE İSTANBUL'A İLK ADIM" 28 26. BÖLÜM: "İSTANBUL SOKAKLARI, KARAKÖY TUZAĞI VE İLK KIVILCIM" 29 27. BÖLÜM: "BOĞAZ’DA AŞK İLANI, MİMAR SİNAN HEYECANI VE UNUTULMAZ SÖZLER" 30 28. BÖLÜM: "BODRUM'A DÖNÜŞ, PATLAMAYA HAZIR DİNAMİTLER VE BEKLENMEYEN GECE" 31 29. BÖLÜM: "ALEVLERİN İÇİNDEKİ SIR, KARAKÖY HESAPLAŞMASI VE SÖZLERİN EN GÜZELİ" 32 30. BÖLÜM: "İSTANBUL’A İLK ADIM, FINDIKLI’DAKİ GİZEM VE ZERECEN SÖZLER" 33 31. BÖLÜM: "KAYIP TABLONUN BİTEZ KEHANETİ VE FINDIKLI’DA PATLAYAN SAVAŞ" 34 32. BÖLÜM: "FINDIKLI’DA SOKAK DÖVÜŞÜ, MİMAR SİNAN BASKINI VE AKKAYA MÜHRÜ" 35 33. BÖLÜM: "KANLI HARİTANIN İZİNDE, SÜLEYMANİYE MAHZENLERİ VE BÜYÜK İTİRAF" 36 34. BÖLÜM: "MİMAR SİNAN’DA TAHİRİ TEPKİ, KASETİN AÇIKLANMASI VE AKKAYA HOLDİNG’İN ÇÖKÜŞÜ" 37 35. BÖLÜM: "BOĞAZ’DA BİR KADER YEMİNİ VE DEVASA BİR DÜĞÜN" 38 36. BÖLÜM: "BİTEZ’DE MAVİ BALAYI VE BÖĞÜRTLEN KOKULU AKŞAMLAR" 39 Duyuru! 40 37. BÖLÜM: "BODRUM SOKAKLARINDA BALAYI SÜRPRİZİ VE BİTEZ DAĞLARINDAKİ NİŞAN" 41 38. BÖLÜM: "İSTANBUL’A DÖNÜŞ, CİHANGİR’DE YENİ HAYAT VE MİMAR SİNAN HEYECANI" 42 39. BÖLÜM: "CİHANGİR’DE TEKNE DÜĞÜNÜ VE ÇİFTE NİŞAN HEYECANI" 43 40. BÖLÜM: "BOĞAZ’DA GECE, TEKNE DÜĞÜNÜ VE TEHLİKELİ GÖLGELER" 44 41. BÖLÜM: "BOĞAZ’DA ÇİFTE DÜĞÜN, KUTAY’IN ŞOVU VE YENİ TEHLİKE" 45 42.BÖLÜM 46 43. BÖLÜM: "BİTEZ’E DÖNÜŞ VE KIZIL GÜN BATIMINDAKİ KUTLAMA" 47 44.BÖLÜM 48 45. BÖLÜM (DEV FİNAL) - "BİTEZ’E DÖNÜŞ VE KADERİN TEKNE İSKELESİ"

7. BÖLÜM: "SİSLİ PATİKA VE KAYBOLAN İZLER"
Kamp alanında sabahın ilk ışıkları çam ağaçlarının arasından süzülürken 12-A sınıfı için çadır hayatı tam anlamıyla bir kaosla başlamıştı.
Sabah saat 07:30’da Selim Bey’in elindeki düdüğü acımasızca öttürmesiyle herkes tulumlarından dışarı döküldü.
YKS stresi için moral kampına gelmişlerdi ama Selim Bey ortamı adeta askeri kampa çevirmekte kararlıydı.
"Ayağa kalkın bakalım gençler!" diye bağırdı Selim Bey, eşofman takımıyla çadırların arasında turlayarak.
"Güneş doğdu! Test çözmekten bükülen belinizi açmak için harika bir sabah yürüyüşü ve oryantiring yarışması yapacağız!"
Kutay, çadırın kapısından kafasını çıkarıp gözlerini ovuşturdu. Saçları darmadağınıktı.
"Hocam naptınız ya? Zaten okulda Paragraf çözmekten beynimiz sulandı, hafta sonu ormanda da mı yön bulacağız?"
Barış elindeki su şişesini Kutay’ın kafasına hafifçe fırlattı.
"Uyan Kutay, uyan! YKS senin uykunu zerre umursamıyor kardeşim. Yürü kahvaltıya."
O sırada Ezgi ve Sıla, ellerinde yüz yıkama havlularıyla çadırlarından çıktılar.
Ezgi, Barış’ın bu erkenci ve disiplinli hallerine kıkırdayarak baktı. "Barış bakıyorum da rehberlik hocası gibisin sabah sabah. Matematik netlerin kadar disiplinlisin valla."
Barış hafifçe kızararak gülümsedı, çenesini kaşıdı.
"Sana yetiştireceğiz netleri Ezgi, dert etme. Bugün yürüyüşte aynı takımda olalım da sana türev sorularının püf noktalarını anlatayım."
"Yürüyüşte bile matematik mi? İmdat!" diye sızlandı Sıla.
Leyla ise çadırın önünde Aras ile matları topluyordu.
Aras devasa boyuyla Leyla’nın ağır uyku tulumunu tek eliyle kavrayıp kılıfına sokarken, gözü sürekli kızın üzerindeydi.
"Leyla sen bırak, ben hallederim. Senin ellerin üşümüş zaten, git ateşin kenarında çay iç."
Leyla yanakları hafifçe pembeleşerek Aras’a baktı.
"Aras saçmalama, ben yapardım. Teşekkür ederim ama... Sen hep böyle düşünceli misin?"
"Sadece sana karşı," dedi Aras, sesi anında yumuşayarak.
Ama tam o sırada yanlarından geçen Teoman ortamdaki bu romantik havayı acımasızca böldü.
Teoman, siyah kapüşonlusunun iplerini sıkmış, elinde metal kahve kupasıyla aralarından geçti.
"Aras, romantic comedy seçmelerine katılmayacaksan şu çadır kazıklarını sök de yürüyüşe geçelim brother. Romantizmin sırası değil, acıktık."
Aras gözlerini devirip doğruldu.
"Sana mı soracağız Akkaya? Git sevgilin Öykü’nün yanına, sabahtan beri tırnaklarım cips sosu oldu diye ağlıyor."
Grup bir anda gülüşmeye başladı. Gerçekten de biraz ötede Öykü, elinde ıslak mendille spor ayakkabısının üzerindeki çamurları silmeye çalışıyordu.
Evren ise onun bu hâline acıyarak bakıyordu.
"Teoman!" diye seslendi Öykü, ayağını yere vurarak.
"Şu çamurlara bak ya! Benim bu ayakkabılarım limited edition’dı, mahvoldu! Evren’e söylüyorum beni taşısın diye, gülüyor bana!"
Evren ellerini cebine sokup alaycı bir şekilde gülümsedi.
"Öykücüm bence beni değil, Teoman’ı darlık. Sevgilin o sonuçta. Hem ben birazdan Deniz’e yardım edeceğim."
Evren’in "Deniz" adını geçirmesiyle Teoman’ın kahve kupasını tutan eli sertleşti.
Gözleri anında çadırın arkasından beliren Deniz’e kaydı.
Deniz, koyu yeşil bir oversize sweatshirt, siyah tayt ve saçlarını tepeden yarım toplanmış hâliyle son derece doğal ama bir o kadar da çaba sarf etmeden mükemmel görünüyordu.
Elindeki çizim defterini çantasının yan gözüne sokarken Evren’e gülümsedi.
"Saol Evren, ben haritayı aldım. Selim Bey’in koyduğu işaretleri bulmak benim için çocuk oyuncağı."
Teoman bir adım öne atıldı. Kahvesinden bir yudum alıp Deniz’in tam yolunun üzerinde durdu.
"O kadar emin olma Deniz kızı. Şehirde laf sokmaya benzemez orman. Doğada harita okumak, deftere resim çizmeye benzemez, kaybolursun valla."
Deniz duraksadı. Başını kaldırıp Teoman’ın doğrudan gözlerinin içine baktı.
Yüzünde ne bir korku ne de bir çekince vardı; sadece saf bir meydan okuma tutuşuyordu.
"Kaybolmak mı?" dedi Deniz, alaycı bir gülüşle.
"Akkaya, ben senin o sığ zihninin labirentlerinde bile kaybolmamışım, üç beş ağacın arasında mı kaybolacağım? Sen kendi yön duygunu sorgula. Edebiyat projesinde bile Garip akımını yanlış sayfaya yazan adamdın sen."
Sınıf arka taraftan "OOOO!" diye yükseldi. Kutay elini ağzına kapatıp kahkahasını saklamaya çalıştı. Barış ile Aras ise birbirlerine bakıp sırıttılar.
Teoman’ın çene kası kasıldı ama bozuntuya vermedi. Öne doğru eğilip sesini sadece Deniz’in duyabileceği bir tona indirdi.
"O edebiyat projesindeki detayları hâlâ unutmadığına göre, zihninde bayağı büyük bir yer kaplıyorum demektir Soysal."
Deniz tek kaşını kaldırdı.
"Çöpler de evde çok yer kaplar Akkaya, ama bu onların kıymetli olduğunu göstermez. Sadece atılması gerektiğini gösterir."
Deniz, Teoman’ın omzuna bilerek ve sertçe çarparak yanından geçti. Teoman arkasından bakakaldı.
Çenesini sıktı ama dudaklarının kenarındaki o kontrol edemediği tebessüm yine belirdi.
Bu kız onu her fırsatta yerin dibine sokuyordu ama Teoman hayatında hiç bu kadar canlı hissetmemişti.
Selim Bey düdüğünü çalarak grupları dağıttı.
"Evet çocuklar! Dörderli gruplar halindesiniz. Haritadaki 4 farklı kontrol noktasındaki damgaları basıp ilk geri dönen grup, dönüşteki YKS deneme sınavı kampından muaf olacak!"
"Deneme sınavından muaf mı?!" dedi Kutay gözleri parlayarak.
"Beyler, kızlar, ölmek var dönmek yok! O damgaları basacağız!"
Gruplar kuruldu. Aras, Leyla, Barış ve Ezgi ilk grubu oluşturdu.
Aras ve Leyla önden yürürken Barış ile Ezgi arkadan ders ve gelecek planları hakkında tatlı tatlı atışarak onları takip ediyordu.
Sıla, Kutay, Öykü ve Evren ikinci gruptaydı.
Öykü sürekli topuklu ayakkabı giymediği için lanetler okuyor, Kutay onu sakinleştirmeye çalışırken Sıla ile Evren haritayı inceleyerek ilerliyordu.
Ve elbette... Son gruba kura sonucunda Deniz, Teoman ve Selim Bey’in "Grup liderleri sizsiniz" diyerek yanlarına eklediği iki alt sınıf öğrencisi düşmüştü.
Ancak yürüyüşün ilk yarım saatinde alt sınıftaki çocuklar gruptan kopup Selim Bey’in yanına kaçınca, patikada sadece Deniz ve Teoman baş başa kaldı.
Ormanın derinliklerine doğru ilerledikçe hava birden ağırlaştı.
Bodrum’un çam ormanları tepelerde yerini sisli ve nemli bir havaya bırakmıştı. Rüzgar ağaç dallarını çatırdatarak esmeye başladı.
Deniz elindeki haritayı düzeltip etrafına baktı. "3. kontrol noktası şu kayalığın arkasında olmalıydı ama patika burada ikiye ayrılıyor."
Teoman hemen arkasında, elleri cebinde yürüyordu. "Sağdan gideceğiz."
Deniz başını çevirdi. "Soldan gidiyoruz Akkaya. Sağ taraf uçuruma çıkıyor, haritada kırmızı çizgiyle işaretlenmiş."
"Haritayı ters tutuyorsun Deniz kızı," dedi Teoman alaycı bir sesle, yaklaşıp haritanın ucundan tuttu. "Bak, kuzey oku aşağıda kalmış."
"Haritayı ben tutuyorum, sen de boş yapıyorsun," dedi Deniz sertçe haritayı geri çekerek. "Bana yön öğretmeye kalkma. Kendini pusula sanıyorsun ama sadece ibren bozuk."
"İbrem gayet sağlam Soysal," dedi Teoman, aralarındaki mesafeyi sıfırlayarak. "Ayrıca sağ tarafta çam ağaçlarındaki işaretleri gördüm. Beni dinlemezsen ormanda geceyi geçiririz."
Deniz gözlerini devirdi. "Seninle ormanda gece geçirmektense ayılarla akşam yemeği yemeyi tercih ederim."
Deniz soldaki patikaya doğru kararlı adımlarla yürümeye başladı. Teoman arkasından söylenerek onu takip etti. "İnatçı... Tam bir baş belasısın."
Ancak yaklaşık yirmi dakika yürüdükten sonra patika tamamen kayboldu. Ağaçlar sıklaştı ve sis öyle bir çöktü ki görüş mesafesi birkaç metreye kadar düştü. Üstelik gürleyen gök gürültüsüyle birlikte ilk yağmur damlaları yapraklara vurmaya başladı.
Deniz duraksadı. Etrafına baktı. Ne bir işaret vardı ne de tanıdık bir kayalık.
"Tebrikler Deniz kızı," dedi Teoman, arkasında durup kollarını göğsünde birleştirerek.
Sesi alaycıydı ama gözlerinde hafif bir endişe belirmişti. "Soldan gidiyoruz dedin, bizi resmen fırtınanın göbeğine getirdin."
Deniz arkasına döndü. Yüzündeki gururlu ifadeyi bozmamak için direniyordu ama kaybolduklarını o da anlamıştı.
Yine de Teoman’a koz vermeye hiç niyeti yoktu.
"Sen çok biliyordun madem, arkamdan tıpış tıpış gelmeseydin Akkaya!" dedi Deniz, sesi yükselerek.
"Beni takip etmek yerine sağa gitseydin ya! Ama yok, sırf bana laf yetiştireceksin diye peşimden geldin!"
"Seni bu sisin içinde yalnız bırakıp kaybolmana izin mi verseydim?" dedi Teoman, bir anda sesi ciddileşerek. Bir adım öne attı.
Yüzündeki o gevşek gülümseme tamamen kaybolmuştu.
Deniz bu ani ciddiyet karşısında bir an afalladı.
Teoman’ın gözlerindeki o karanlık ve korumacı ifade, kalbinin ritmini bir anlığına bozdu. Ama hemen kendini topladı.
"Beni korumana ihtiyacım yok," dedi Deniz, göğsünü dikleştirerek. "Ben kendimi koruyabilirim."
"Görüyoruz ne kadar koruduğunu," dedi Teoman, üzerindeki siyah kapüşonlu hırkayı hışımla çıkararak.
Yağmur şiddetlenmişti ve Deniz’in saçları ıslanmaya başlamıştı. Teoman hırkayı hiç sormadan Deniz’in omuzlarına bıraktı.
Deniz hırkayı üzerinden atmak için hamle yaptı. "İstemez, al şunu."
Teoman sertçe Deniz’in bileğini yakaladı.
Çok sıkmıyordu ama kaçmasına da izin vermiyordu.
Aralarındaki mesafe o kadar azaldı ki, ikisi de birbirinin nefesini yüzünde hissedebiliyordu. Yağmur damlaları ikisinin de yüzünden süzülüyordu.
"Uzatma Soysal," dedi Teoman, sesi fısıltı kadar kısık ama emir verir gibiydi. "Hasta olacaksın. O gururunu iki dakikalığına kenara bırak da şu hırkayı giy."
Deniz, Teoman’ın elinin bileğindeki sıcaklığına ve gözlerindeki o derin, karmaşık duyguya baktı.
Hayatında ilk defa Teoman’a söyleyecek sert bir laf bulamadı. Yutkundu.
Bakışlarını Teoman’ın dudaklarına, sonra tekrar gözlerine çıkardı.
"Bileğimi bırak," dedi Deniz, sesi ilk defa bu kadar alçak çıkmıştı.
Teoman yavaşça bileğini bıraktı ama gözlerini bir an bile ayırmadı.
"Şimdi beni dinleyeceksin. İleride eski bir ahşap avcı kulübesi gördüm. Yağmur dinene kadar oraya geçiyoruz. İtiraz istemiyorum."
Deniz hafifçe başını salladı. Teoman’ın hırkasının kokusu burnuna dolmuştu; çam kokusu ve o tanıdık, ağır parfüm...
O sırada kamp alanında tam bir kriz yaşanıyordu.
Yağmur bastırınca tüm gruplar kamp alanına dönmüştü. Aras ve Barış çadırların önünde durmuş, endişeyle orman girişine bakıyordu. Leyla elinde battaniyeyle sürekli etrafta dönüp duruyordu.
"Gelmeyen kim kaldı?" diye bağırdı Selim Bey, listeyi kontrol ederek.
"Hocam, Deniz ve Teoman yok!" dedi Evren, hışımla Selim Bey’in yanına gelerek. Yüzü endişeden bembeyaz olmuştu.
"3. kontrol noktasından sonra gruptan kopmuşlar. Yağmur çok bastırdı, aramaya çıkmamız lazım!"
Öykü tırnaklarını yiyerek feryat etti. "Teoman nerede ya?! O kızın yüzünden kesin başı belaya girdi! Hocam bir şey yapın!"
Aras montunun zipini çekti. "Ben gidiyorum aramaya. Barış gel benimle."
Barış anında öne atıldı. "Geliyorum. Kutay sen kızların yanında kal."
Leyla, Aras’ın kolunu tuttu. "Aras dikkatli olun lütfen! Sis çok yoğun, siz de kaybolmayın!"
Aras, Leyla’nın elini tutup hafifçe sıktı. Yüzünde ilk defa o kadar ciddi bir ifade vardı. "Merak etme Leyla. İkisini de bulup getireceğiz."
Evren de Aras ve Barış’ın peşine takıldı. "Ben de geliyorum. Deniz’i o durumda bırakamam."
Üç erkek, el fenerlerini alıp fırtınalı ormanın içine doğru koşmaya başladılar.
Ormanın derinliklerindeki ahşap kulübenin içi karanlık ve serindi ama dışarıdaki fırtınaya kıyasla bir sığınaktı. Ahşap çatının üzerine vuran yağmur damlalarının sesi kulübenin içinde çınlıyordu.
Teoman kenardaki kuru odun parçalarını bir araya getirip cebindeki çakmakla küçük bir ateş yaktı. Ateşin turuncu ışığı kulübenin ahşap duvarlarını aydınlatırken, Deniz köşedeki tahta tahtanın üzerine oturmuş, ellerini ateşe doğru uzatıyordu. Üzerinde hâlâ Teoman’ın büyük gelen siyah hırkası vardı.
Teoman ateşin karşısına çömeldi. Yüzüne vuran ateş ışığıyla birlikte hatları daha da keskin görünüyordu.
"Daha iyi misin?" diye sordu Teoman, sesi ilk defa bu kadar çabasız ve sakindi.
Deniz ellerine baktı. "İyiyim. İnat ettiğim için... Şey... Kulübeyi fark ettiğin için saol."
Teoman şaşkınlıkla tek kaşını kaldırdı. Dudaklarında o tanıdık, gıcık tebessüm belirdi. "Ben mi yanlış duydum yoksa Deniz kızı bana teşekkür mü etti? Tarihe geçsin bu an, hemen kaydedelim."
Deniz anında gözlerini devirip eski asiliğine geri döndü. "Lafımı geri alıyorum Akkaya. Odunluğuna kaldığın yerden devam edebilirsin."
"Ben odunsam, sen de yangınsın Soysal," dedi Teoman öne doğru eğilip gözlerinin içine bakarak. "Nereye gitsen ortalığı yakıp yıkıyorsun."
Deniz göğsünü dikleştirdi, geri adım atmadı. "Beni yakmaya kalkışan kendi yanar Akkaya. Sınırlarını bil."
"Peki ya yanmak istiyorsam?" dedi Teoman, sesi fısıltıya dönüştü. Aralarındaki elektrik o kadar yüksekti ki, kulübedeki fırtına bile dışarıdaki yağmuru bastırıyordu.
Deniz tam bir şey söyleyecekken kulübenin kapısı gürültüyle açıldı!
"DENİZ! TEOMAN!"
İçeriye fenerlerin ışığıyla birlikte sırılsıklam olmuş Aras, Barış ve Evren döküldü.
Evren ilk olarak Deniz’i, üzerinde Teoman’ın hırkasıyla ateşin başında görünce adımları dondu.
Gözleri bir anlığına Teoman’a, sonra Deniz’e kaydı. Yüzündeki endişe yerini garip bir kırgınlık ve öfkeye bıraktı.
Aras derin bir nefes verdi. "Ulan Akkaya! Kafayı yedirttiniz bize! İyi misiniz?"
Barış kapıya yaslandı. "Hoca kampı ayağa kaldırdı. Şükür iyisiniz."
Teoman yavaşça ayağa kalktı. Yüzündeki o sakin ifade anında kapandı, tekrar soğuk ve mesafeli tavrına büründü. "İyiyiz. Yağmurun dinmesini bekliyorduk."
Evren, Deniz’in yanına adımladı. "Deniz... Çok korktuk senin için. İyi misin gerçekten?"
Deniz ayağa kalkıp Evren’e gülümsedi. "İyiyim Evren, sadece sığınacak bir yer bulduk. Teşekkür ederim geldiğiniz için."
Evren’in bakışları Deniz’in omuzlarındaki Teoman’ın hırkasına takıldı. Teoman ise ellerini cebine sokmuş, Evren’in bu bakışını alaycı ve gururlu bir tebessümle izliyordu. Aralarındaki görünmez savaş, kulübenin içinde bile devam ediyordu.
Aras kapıyı işaret etti. "Fırtına hafifledi, yürüyün kamp alanına dönüyoruz. Selim Bey’e hesap vereceksiniz daha."
Deniz hırkayı omuzlarından çıkarıp Teoman’a uzattı. "Al hırkanı Akkaya. Borçlu kalmayı sevmem."
Teoman hırkayı alırken parmakları Deniz’in parmaklarına temas etti. Eğilip kulağına doğru fısıldadı: "Borçlu kalmadın Deniz kızı... Sadece hesabımıza bir çizik daha attık."
Deniz, Teoman’a son bir asi bakış atarak kulübeden çıktı.
Arkasından gelen Teoman, koca ormanda ve fırtınada bile Deniz’in onun etrafında nasıl bir çekim alanı yarattığını artık kabullenmek zorundaydı.
Yorum yapmayı ve beğenmeyi unutmayınnn seviliyorsunuzzzz
Ne kadar çok etkileşim okadar fazla bölümmm
İyi gecelerrr 🩷 🤍