3. bölüm · İmkansızdık Teoden
2. BÖLÜM: "YAN SIRA BELASI"
2. BÖLÜM: "YAN SIRA BELASI"
Zil çaldığında 12-A sınıfının kapısı gürültüyle açıldı.
Deniz, kızlarla birlikte sınıfa girdiğinde her zamanki gibi en arka sıradaki tekli yerine doğru yürüdü.
Kafasını dinleyebileceği, kimsenin rahatsız edemeyeceği tek yer orasıydı.
Ancak öğretmenler masasının önünde dikilen rehberlik hocası Selim Bey’in elindeki kura kutusu, hiç de hayra alamet durmuyordu.
"Evet gençler, herkes sırasına geçsin ama eşyalarını toplasın!" dedi Selim Bey, gözlüklerini burnunun ucuna kaydırarak.
"12. sınıf YKS maratonuna giriyoruz. Yıl boyunca ders konsantrasyonunuz bozulmasın diye oturma düzenini tamamen kura ile yeniliyoruz."
Sınıftan bir anda itiraz sesleri yükseldi. En çok bağıran da elbette Öykü’ydü.
"Hocam ama biz Teoman’la yan yana oturuyorduk! Nasıl kura ya?"
Selim Bey istifini bozmadı.
"İtiraz istemiyorum arkadaşlar. Sırayla gelip kutudan numara çekiyorsunuz. Aynı numarayı çekenler yan yana oturacak."
Deniz içinden "Yeter ki o zevzek gruptan biri gelmesin" diye dua ederek kutuya doğru ilerledi.
Elini daldırıp bir kâğıt çekti. Üzerinde büyük harflerle "7" yazıyordu.
Tekrar arka sırasına geçip oturdu, kâğıdı masaya bıraktı.
Tam o sırada sırasının tepesinde bir gölge belirdi.
Deniz başını kaldırdığında, elindeki kâğıdı parmaklarının arasında ukalaca sallayan Teoman’ı gördü.
Kâğıdın üzerinde kocaman bir 7 rakamı duruyordu.
Teoman o sinir bozucu gülümsemesini takınıp çantasını pat diye Deniz’in yanındaki boş sıraya attı.
"Tesadüfe bak Deniz kızı... Görünüşe göre bu yıl kaderin benim parmaklarımın arasında."
Deniz gözlerini devirmedi bile.
Aksine, bakışlarını Teoman’ın gözlerine sabitledi, yüzünde zerre kadar bıkkınlık yoktu; tamamen saf bir özgüven ve tehlikeli bir sakinlik vardı.
"Kaderim değil Akkaya, en fazla yıl sonuna kadar çekeceğim cezam olursun," dedi Deniz, sesi sınıftaki herkesin duyabileceği kadar net ve soğuktu.
"Ayrıca duvara daha yakınım, en azından senin o boş lafların sol kulağımdan girip sağ kulağımdan çıkarken duvara çarpıp sana geri döner."
Sınıfın arkalarından Barış ve Aras aynı anda "Oooo!" diye bir nida patlattı.
Kutay bile kıkırdamasını engelleyemedi.
Teoman’ın kaşları hafifçe çatıldı, ilk darbeyi survive etmeye çalışarak sandalyeyi çekip oturdu.
"Çok iddialısın Soysal. Ama yanımda otururken o deftere rahat rahat resim çizebileceğini sanıyorsan çok yanılıyorsun."
"Sen yanımda otururken o sığ beyninle beni anlayabileceğini sanıyorsan sen daha çok yanılıyorsun Akkaya," dedi .
Deniz, çantasından kalemliğini çıkarırken Teoman’a dönüp gülümsedi.
"Ben resim çizerken en azından bir işle meşgul oluyorum. Sen ise sadece nefrete sebep oluyorsun. İkimiz arasındaki fark bu."
O sırada Öykü, elinde 3 numaralı kâğıtla masanın tepesine dikildi. Yüzü kıpkırmızıydı. "Teoman! Hocaya söyleyelim değiştirsin! Ben önde Barış’la oturamam ya! Deniz, sen geç Barış’ın yanına!"
Deniz başını ağır ağır Öykü’ye doğru çevirdi. Baştan aşağı süzdü, ardından arkasına yaslandı.
"Öykücüm," dedi Deniz, sesi şeker kadar tatlı ama sözleri zehir gibiydi.m
"Burası senin özel mülkün değil, okul. Kurayı ben çekmedim, hoca çekti. Sevgilinin yanında oturmak istiyorsan gidip hocaya ağlayabilirsin ama benim oturduğum yeri bana emretme hakkını sana kimse vermedi. Şimdi o tırnaklarını üzerimden çek ve sırana git, zira ses tonun kulak zarıma zarar veriyor."
Sınıfta bir anlık sessizlik oldu. Ezgi ve Sıla birbirine bakıp bıyık altından gülerken Öykü’nün ağzı açık kaldı. "Sen... Sen bana nasıl böyle konuşursun?!"
"Bayağı, ağzımla ve Türkçe olarak," dedi Deniz, önündeki kitabı açarak. "Anlamakta zorlandıysan altyazı geçeyim mi?"
Teoman, Öykü’nün mosmor olan yüzüne ve Deniz’in tek bir lafla ortalığı darmadağın eden o umursamaz tavrına bakarken dudaklarının kenarındaki gülümsemeye engel olamadı.
Deniz’in bu boyun eğmeyen, lafı gediğine koyan asiliği... Teoman’ın içindeki o garip ateşi daha da körüklüyordu.
Öykü sinirle ayağını yere vurup ön sıradaki yerine geçerken Teoman Deniz’e doğru biraz daha eğildi.
"Bayağı dişli çıktın bakıyorum Deniz kızı," dedi Teoman, sesi alçak ama tehditkardı.
"Ama unutma, benimle laf yarışına girenler genelde masadan mağlup kalkar."
Deniz başını kitaptan kaldırmadan, sadece göz ucuyla Teoman’a baktı.
"Masadan mağlup kalkarım belki Akkaya... Ama seni o masaya gömer, öyle kalkarım. Zorlama şansını."
Teoman ilk defa verecek tek bir cevap bile bulamadı.
Çenesini sıkıp arkasına yaslandı, bakışlarını tahtaya çevirdi.
Ama içten içe biliyordu: Bu kız onun ezberlediği hiçbir kıza benzemiyordu ve bu sıra, ikisi için de tam bir savaş alanı olacaktı.
Yorum yapmayı ve beğenmeyi unutmayınnn seviliyorsunuzzzz
Fikirlerinizi yazarsanız sevinirim 🎀 🤍
