16. bölüm · İmkansızdık Teoden
15. BÖLÜM: "GECE, SIZINTI VE MASKELERİN DÜŞÜŞÜ"
15. BÖLÜM: "GECE, SIZINTI VE MASKELERİN DÜŞÜŞÜ"
Bodrum’un üzerine çöken o ağır yağmur bulutları, günlerdir geçmek bilmeyen o kasveti 12-A sınıfının üzerine adeta zift gibi döküyordu.
Pazartesi günkü o yıkıcı krizin ardından Deniz, okulda ve dershanede adeta bir hayalet gibi dolaşmaya başlamıştı.
Bileğinde aylardır taşımaktan gurur duyduğu o ahşap dalga bilekliğinin yokluğu, teninde soğuk bir boşluk yaratıyordu.
Resim derslerinde tuvalinin başına geçse de fırçası sürekli karanlık, hırçın dalgalara kayıyor; gözlerinden süzülen tek bir damla yaş kurumuş boyalara karışıyordu.
Diğer tarafta ise Teoman için zaman durmuştu.
Disiplin kuruluna sevk edilmiş olması, okuldan atılma riskiyle burun buruna gelmesi umrunda bile değildi.
Onun tek bir derdi vardı: Deniz’in gözlerindeki o kırgınlığı, o "sana güvenmiştim" bakışını silmek.
Salı gecesi Bodrum sahilindeki küçük bir tamirhanede Aras ile Teoman kafa kafaya vermişti.
Masanın üzerinde okulun bilgi işlem sistemine ait log kayıtları, Selim Hoca’nın eline tutuşturulan sahte ekran görüntüleri ve Öykü’nün sosyal medya hareketleri duruyordu.
Aras, dizüstü bilgisayarın ekranına odaklanmışken şakaklarını ovdu. "Teoman, bak bu ekran görüntülerindeki yazı tipine. WhatsApp’ın orijinal fontu değil bu. Photoshop veya sahte mesaj üretme uygulamalarıyla yapılmış.
Ayrıca Selim Hoca’ya mailin atıldığı IP adresi okulun kütüphanesinden, ders saatinde alınmış."
Teoman yumruğunu masaya vurdu. "O saatte ben sınıftaydım! Selim Hoca’nın dersindeydim!"
"Biliyorum kardeşim," dedi Aras, bakışlarını Teoman’a çevirerek.
"Ama bunu idareye kanıtlamak yetmez. Deniz’in gözünün önünde o iki tilkinin maskesini düşürmemiz lazım. Leyla ile konuştum. Deniz mahvolmuş durumda. Yemeden içmeden kesilmiş. Eğer bu kumpası onların yüzüne çarpmazsak Deniz bir daha asla sana elini uzatmaz."
Teoman gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Zihninde hâlâ Deniz’in onu duvara sıkıştırdığı o an, dudaklarının sıcaklığı ve hemen ardından bilekliği avucuna fırlatıp gittiği o yıkım sahnesi dönüyordu.
"O bileklik benim şerefimdir Aras," dedi Teoman boğuk bir sesle.
"O kumpası kuranları Bodrum’a rezil etmeden, Deniz’in ayağına o bileklikle dönmeyeceğim."
Çarşamba günü okul çıkışı, YKS deneme sınavının değerlendirilmesi ve disiplin soruşturması için tüm 12. sınıflar konferans salonuna toplanmıştı.
Selim Hoca ve okul müdürü sahnede duruyor, salondaki ağır gerilim herkesin nefesini kesiyordu.
Deniz en arka sırada, Leyla’nın yanında oturuyordu.
Yüzü solgundu. Gözleri salona giren Teoman’a kaydı.
Teoman, siyah ceketinin kollarını kıvırmış, dimdik bir duruşla salona adımlıyordu.
Bakışlarında en ufak bir suçluluk ya da korku yoktu; aksine, bir avcının tehlikeli kararlılığı vardı.
Evren salonun ön taraflarında, Öykü’nün yanında oturuyordu.
Evren’in elleri hafifçe titriyor, vicdan azabı yüzünden Teoman ile göz göze gelmekten kaçınıyordu.
Öykü ise zafer kazanmış bir edayla arkasına yaslanmıştı.
Selim Hoca mikrofona doğru eğildi.
"Evet gençler. Bildiğiniz üzere okulumuzda yaşanan hoş olmayan iddialar ve bilgi işlem güvenliği ihlali üzerine bir inceleme başlattık. Teoman Akkaya hakkındaki iddialar-"
"Hakkımdaki iddiaların hepsi birer paçavradan ibaret Selim Hocam!"
Teoman’ın gür sesi konferans salonunda yankılandı. Herkes bir anda arkasına döndü.
Teoman sahneye doğru kendinden emin adımlarla yürüdü. Yanında Aras, elinde bir flash bellek tutuyordu.
"Teoman, oturt yerine! Disiplin kurulu kararını verecek!" diye uyardı Müdür.
"Kararı vermeden önce bu salondaki herkesin gerçekte kimin hilekar, kimin sahtekar olduğunu görmeye hakkı var!" dedi Teoman.
Aras’a bir işaret yaptı. Aras, elindeki belleği proprojeksiyon cihazına bağlı olan bilgisayara taktı.
Salondaki dev ekrana bir anda kamera görüntüleri ve IP log kayıtları yansıtıldı.
Deniz oturduğu yerde doğruldu. Kalbi boğazında atmaya başladı.
Teoman sahnenin ortasında durup parmağıyla ekranı işaret etti.
"Pazartesi günü saat 11.20. Selim Hoca’ya sahte kumpas mailinin atıldığı an. Kamera kayıtlarına bakın bakalım... Kütüphanedeki bilgisayarın başında kim oturuyor?"
Ekranda zoom yapılan görüntüde, Öykü’nün kütüphanedeki bilgisayarda hararetle bir şeyler yazdığı, hemen arkasında ise Evren’in etrafı kollayarak nöbet tuttuğu net bir şekilde ortaya çıktı! Salonda devasa bir uğultu ve şok dalgası koptu.
"Ooo! Şerefsizlere bak be!" diye bağırdı Kutay en arka sıradan. "Resmen adama iftira atmışlar!"
Barış oturduğu yerden fırladı. "Evren! Ulan sana güvendik be! Yazıklar olsun!"
Öykü’nün yüzündeki o kibirli tebessüm bir anda dona kaldı. Yüzü kağıt gibi bembeyaz oldu. Evren ise başını ellerinin arasına alıp oturduğu yere gömüldü.
Teoman adımlarını Öykü ve Evren’in durduğu sıraya doğru attı. Sesi bir bıçak kadar keskindi.
"Sahte mesaj ekran görüntülerini hazırladığınız uygulamanın lisans kodu Öykü’nün kişisel bilgisayarına ait. Log kayıtları da Evren’in okul şifresiyle sisteme sızılmaya çalışıldığını gösteriyor. Şimdi söyleyin bakalım... Kimmiş hilekar? Kimmiş iddiayı kazanmak için alçalan?"
Selim Hoca öfkeyle kürsüye vurdu. "Öykü! Evren! Derhal müdür odasına!"
Öykü gözyaşları içinde çantasını alıp salondan kaçarken, Evren yavaşça ayağa kalktı.
Gözleri son bir kez Deniz’e kaydı. Deniz’in bakışlarında nefret ve iğrenme vardı.
Evren, kendi kazdığı kuyuya düşmenin ve Deniz’i sonsuza dek kaybetmenin verdiği o ağır utançla başı öne eğik şekilde salondan çıktı.
Konferans salonundaki kaos yavaş yavaş dağılırken, Teoman sahnenin önünde durmuş, bakışlarını doğrudan en arka sırada tek başına duran Deniz’e dikmişti.
Salondaki diğer öğrenciler dışarı çıkarken zaman ikisi için yeniden durmuştu.
Deniz’in gözlerinden sicim gibi yaşlar süzülüyordu.
İçindeki o devasa pişmanlık, Teoman’a attığı o ağır laflar, ona inanmayıp bilekliği avucuna tutuşturduğu an zihninde bir balyoz gibi patladı.
Teoman’a ne kadar büyük bir haksızlık yaptığını, onun gururunu nasıl çiğnediğini iliklerine kadar hissetti.
Teoman, ağır ve kararlı adımlarla Deniz’e doğru yürümeye başladı.
Yaklaşma başladığı an aralarındaki o günler süren soğuk mesafe eriyip gitti. Teoman, Deniz’in tam önünde durdu.
Cebinden o ahşap dalga bilekliğini çıkardı.
"Bana inanmadın Deniz kızı," dedi Teoman. Sesi boğuk, kırgın ama bir o kadar da tutku doluydu.
"Beni o iddiaların, o hilelerin arkasına saklanan bir alçak sandın. Bilekliğimi geri verdin..."
Deniz hıçkırığını tutamadı. Handsini Teoman’ın göğsüne koydu. Parmakları Teoman’ın ceketini sımsıkı kavradı.
"Özür dilerim..." diye fısıldadı Deniz, sesi titreyerek.
"Özür dilerim... Kendimden nefret ediyorum. Sana inanmadığım için, o gururuma yenildiğim için... Beni affet."
Teoman’ın gözü Deniz’in ağlamaktan kızarmış gözlerine, ardından özür dilerken titreyen alt dudağına kaydı ve sırıttı.
Yüzündeki o sert ifade yerini aylardır Deniz’e sakladığı o derin aşka bıraktı.
"Seni affetmemin tek bir şartı var deniz," dedi Teoman, sesi fısıltının da ötesinde yakıcı bir ton alarak.
"Ne... Ne şartı?" dedi Deniz, gözyaşlarının arasından Teoman’a bakarak.
Teoman eğildi, nefesi Deniz’in dudaklarına çarptı.
"Bir daha o bilekliği bileğinden çıkarmayacaksın. Ve bir daha asla benden kaçmaya çalışmayacaksın."
Teoman bilekliği yeniden Deniz’in bileğine taktı. Ve daha fazla beklemedi; ellerini Deniz’in beline dolayarak onu kendine çekti ve sertçe Deniz’in dudağına yapıştı!
Konferans salonunun sessizliğinde, Bodrum’un dışarıda şakır şakır yağan yağmuru altında patlayan bu öpücük; tüm iftiraların, kırgınlıkların ve pişmanlıkların sonu oldu.
Deniz, Teoman’ın boynuna sarılarak ona aynı tutkuyla karşılık verdi.
İkisi de aralarındaki o yangının artık hiçbir tuzakla söndürülemeyeceğini anladı.
Teoman yavaşça geri çekildiğinde, alınlarını birbirine dayadı. "Şimdi söyle bakalım Deniz Soysal... Hâlâ sevgili değil miyiz?"
Deniz gülümseyerek gözyaşlarını sildi. "Sevgiliyiz Akkaya... Sonsuza kadar sevgiliyiz."
Ertesi gün Bodrum’da güneş yeniden açtığında, 12-A sınıfının kapısından Teoman ve Deniz el ele girdi.
Bilekteki ahşap bileklik güneşin altında parıldıyor, aralarındaki o bozulmaz bağ herkese ilan ediliyordu.
Aras ve Leyla yan yana durup dostlarına gülümserken, Bodrum’da fırtına dinmiş, yerini aşka ve YKS maratonundaki o omuz omuza mücadeleye bırakmıştı...
İyi gecelerrrr
Yorum yapmayı ve beğenmeyi unutmayınnn seviliyorsunuzzzz
