29. bölüm · İmkansızdık Teoden
27. BÖLÜM: "BOĞAZ’DA AŞK İLANI, MİMAR SİNAN HEYECANI VE UNUTULMAZ SÖZLER"
27. BÖLÜM: "BOĞAZ’DA AŞK İLANI, MİMAR SİNAN HEYECANI VE UNUTULMAZ SÖZLER"
İstanbul’da dün gece Karaköy sokaklarında yaşanan amansız kovalamacanın ve Öykü’nün son kumpasının da çökertilmesinin ardından, pazartesi sabahına Boğaz’ın pırıl pırıl, erguvan kokulu güneşi uyandı.
Fındıklı semtinde, tam deniz kenarında kurulan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin tarihi taş binası, sabahın erken saatlerinden itibaren Türkiye’nin dört bir yanından gelen yetenekli gençlerle dolup taşmıştı.
Tarihi kampus kapısının önünde Bodrum Lisesi tayfası tam kadro toplanmıştı.
Avludaki asırlık çınar ağaçlarının altından Boğaz’a doğru vuran dalga sesleri, sınav stresiyle birleşerek herkesin kalbini güm güm attırıyordu.
Deniz, elinde özenle korunan siyah portfolyo dosyasıyla avlunun ortasında duruyordu.
Üzerindeki açık mavi keten gömleği, altındaki rahat pantolonu ve bileğindeki ahşap dalga bilekliğiyle pırıl pırıl görünüyordu.
Sıla, heyecandan bir oraya bir buraya yürüyen Denom’un yanına varıp koluna girdi.
"Denom! Kızım sakin ol valla benim tansiyonum düştü senin yerine! Şuranın manzarasına bak, senin o efsanevi çizimlerin buraya öyle bir yakışacak ki!"
Deniz derin bir nefes alıp gülümsede. "Sıla’m, heyecandan elim ayağım titriyor. Dünkü olaydan sonra çizimlerimin buradaki jüriye ulaşması bile mucize gibi geliyor bana."
Leyla, Aras’ın elini sımsıkı tutmuş halde Deniz’e yaklaştı.
"Canım Denom benim... O kumpaslar senin yeteneğinin önüne geçemez. Bak Teoman senin için canını ortaya koydu. O dosyadan çıkan her resim senin zaferin olacak!"
Aras başıyla onayladı. "Leyla’m haklı Denom. İçerideki hocalara sadece resimlerini değil, kalbini de göstereceksin."
Kutay elindeki poğaçayı çiğnerken araya girdi.
"Valla Denom ben senin yerinde olsam jürinin önüne geçer geçer 'Ben Bodrum’un efsane çizeriyim' derdim! Sen bu işi çoktan bitirdin!"
Sıla Kutay’ın sırtına vurdu. "Kutay! Ciddiyetini koru iki dakika! Çocuk jüriye giriyor burada!"
O sırada tayfanın biraz gerisinde duran Barış ve Ezgi dikkat çekiyordu. Ezgi elindeki sınav giriş belgesini stresten katlayıp açıyor, gözlüğünü sürekli burnunun üstüne itiyordu.
Barış ise bir an olsun Ezgi’nin yanından ayrılmıyor, elindeki küçük su şişesini ona uzatıyordu.
"Ezgi..." dedi Barış. Sesi öylesine yumuşak ve şefkat doluydu ki.
"Lütfen bu kadar germe kendini. Sen fen lisesi seviyesinde bir zekaya ve harika bir kalbe sahipsin. Bu sınav senin için sadece küçük bir basamak."
Ezgi utangaçça başını kaldırdı, yanakları al al oldu.
"Barış... Yanımda olduğun için kendimi çok şanslı hissediyorum. Sen olmasan ben bu heyecanla kapıdan içeri bile giremezdim."
Barış’ın gözlerinin içi parıldadı. "Ben senin her zaman yanında olacağım Ezgi. Sınavdan sonra sana Boğaz’a karşı çok özel bir şey söyleyeceğim..."
Ezgi şaşkınlıkla gözlerini açtı. "Özel bir şey mi?"
Barış tatlı bir tebessümle göz kırptı. "Sadece sınavına odaklan, gerisini bana bırak."
Tam o sırada avlunun kalabalığı arasından Teoman göründü. Siyah ceketi, dik duruşu ve o sarsılmaz aura'sıyla yürürken çevredeki diğer adayların bakışları yine ona kayıyordu. Ancak Teoman’ın gözleri sadece tek bir kişiye kilitlenmişti: Deniz’e.
Teoman adımlarını hızlandırıp Deniz’in arkasında durdu. Yaklaşma başladığı an avludaki tüm o gürültü Deniz için bıçak gibi kesildi. Teoman ellerini Deniz’in beline yerleştirip onu yavaşça kendine doğru çekti.
Teoman başını eğip dudaklarını Deniz’in kulağına bastırdı. Gözü Deniz’in sabah güneşinde parıldayan gözlerine, al al olmuş yanaklarına ve heyecandan hafifçe titreyen dudaklarına kaydı ve sırıttı.
"Günaydın güzelim," dedi Teoman. Sesi boğuk, pürüzsüz ve sadece Deniz’in kalbini yerinden fırlatacak kadar yakıcıydı. "Kraliçem bugün tarihi yazmaya hazır mı?"
Deniz arkasına dönüp ellerini Teoman’ın geniş göğsüne koydu. Teoman’ın elindeki dünden kalan küçük pansumanı görünce gözleri buğulandı. "Sana her baktığımda o anı hatırlıyorum Kaptan... Eğer o çizimler elimdeyse senin sayende."
Teoman eğildi, avludaki yüzlerce insana aldırış etmeden Deniz’in dudaklarına derin, kor gibi yakıcı bir öpücük kondurdu. "Senin hayallerin benim namusum bebeğim. Şimdi git ve o jüriye resim sanatının ne olduğunu göster. Ben kapıda seni bekliyor olacağım."
Deniz’in yanakları alev aldı, göğsü gururla kabardı. "Başaracağım güzelim..."
Teoman sırıtarak Deniz’in belini sıktı. "Aferin benim kraliçeme."
Anons yapıldığında Deniz ve diğer adaylar Mimar Sinan’ın o yüksek tavanlı, tarihi jüri salonuna davet edildiler. Deniz kapıdan içeri girmeden önce son kez arkasına dönüp Teoman’a baktı; Teoman eliyle kalbinin üzerini işaret ederek ona güç verdi.
Saatler süren zorlu jüri mülakatı, portfolyo sunumları ve canlı çizim değerlendirmelerinin ardından öğleden sonra saat üçte yetenek sınavı maratonu sona erdi.
Salondan çıkan adayların yüzünde yorgunluk vardı ama Deniz kapıdan dışarı adımı attığında yüzünde kocaman, pırıl pırıl bir tebessüm parıldıyordu.
Sıla koşarak öne atıldı. "Denom! Noluuuur söyle, nasıl geçti?!"
Deniz Sıla’ya sarıldı. "Sıla’m! Jüri başkanı çizimlerime baktı, özellikle Bitez sahilindeki dalga çizimimi ve Teoman’ın portresini incelerken 'Bu çocukta duygu patlaması var' dedi! Sonuçlar harika olacak!"
Leyla ve Aras sevinçle çığlık attı. Kutay ise havaya zıpladı: "Helal olsun Denom! Mimar Sinan’ın yeni yıldızı geliyor!"
Teoman kalabalığı yararak Deniz’in yanına geldi. Hiçbir şey söylemeden Deniz’i belinden tutup havaya kaldırdı ve kendi etrafında döndürdü! Deniz’in kahkahaları tarihi kampus avlusunda yankılandı.
Teoman Deniz’i yere indirdiğinde ellerini onun yüzüne koydu. "Sana inanıyordum bebeğim. Senin başaramayacağın hiçbir şey yok."
Deniz Teoman’ın ellerinin üzerine kendi ellerini koydu. "Biz başardık Kaptan."
Sınavın ardından tayfa, kutlama yapmak ve İstanbul’un tadını çıkarmak için Ortaköy sahiline doğru geçti. Ortaköy Camii’nin heybetli gölgesi altında, Boğaz Köprüsü’nün tam karşısındaki ahşap banklarda çaylar ve kumpirler söylenmişti.
Güneş yavaş yavaş Boğaz’ın serin sularına batarken, gökyüzü kızıl ve mor renklere büründü.
Barış, derin bir nefes alarak oturduğu yerden ayağa kalktı. Ezgi’nin yanına yaklaşıp elini hafifçe uzattı. "Ezgi... Benimle biraz sahilde yürür müsün?"
Ezgi şaşkınlıkla gözlüğünü düzeltti, yanakları anında pembeleşti. "Şey... Tabii Barış, yürüyelim."
Tayfanın geri kalanı kendi arasında sohbet ederken, Barış ve Ezgi Ortaköy iskelesinin en uç noktasına, dalgaların ahşap kazıklara vurduğu o sessiz yere doğru yürüdüler. Köprünün ışıkları deniz üstünde altın sarısı yakamozlar oluşturuyordu.
Barış durdu. Rüzgar Ezgi’nin saçlarını hafifçe savururken, Barış tamamen Ezgi’ye doğru döndü. Cebinden küçük, kadife bir kutu çıkardı. Kutunun içinde zarif, gümüş bir sonsuzluk sembolü kolyeydi.
Ezgi’nin nefesi boğazında tıkandı. "Barış... Bu..."
Barış, Ezgi’nin elini tuttu. Parmakları hafifçe titriyordu ama gözlerinde dağ gibi sarsılmaz bir kararlılık vardı.
"Ezgi..." dedi Barış. Sesi Boğaz’ın tatlı rüzgarında fısıltı gibi ama derin bir duyguyla çınladı. "Seni ilk gördüğüm günden beri, o formüllerin ve ders notlarının arkasındaki o güzel, masum kalbini izliyorum. Sen benim hayatıma girdiğin günden beri benim bütün dünyam değişti. Ben geometriyi, matematiği severdim ama senin gözlerine bakarken hayatın en güzel denklemini buldum."
Ezgi’nin gözlerinden bir damla yaş süzüldü. "Barış..."
Barış kolyeyi çıkarıp Ezgi’nin boynuna özenle taktı. Ardından Ezgi’nin iki elini de kendi ellerinin arasına aldı.
"Ben senin sadece ders çalışma arkadaşın değil, ömrünün sonuna kadar arkanda duran, seni koruyan, seni her şeyden çok seven adam olmak istiyorum," dedi Barış. Gözlerinin içi parıldıyordu.
"Benimle sevgili olur musun Ezgi? Benim hayatımın en güzel anlamı olur musun?"
Ezgi daha fazla dayanamadı, gözyaşları içinde Barış’ın boynuna sarıldı! "Evet Barış! Bilyorum ki ben de seni çok seviyorum! Evet, bin kere evet!"
Barış coşkuyla Ezgi’yi kollarının arasına alıp sıkıca sarıldı. Ezgi’nin alnına derin, sevgi dolu bir öpücük kondurdu.
Ağaçların altından onları gizlice izleyen Sıla ve Kutay bir anda ortaya fırladı!
Kutay elindeki çay bardağını havaya kaldırdı: "En sonunda be! Kralsın Barış! Helal olsun!"
Sıla gözyaşlarını silerek Denom’a sarıldı. "Denom! Bak bizim utangaçlar en sonunda sevgili oldu! Ay ben ağlayacağım şimdi!"
Deniz gülerek Sıla’ya sarıldı. "Çok mutlu oldum Sıla’m... Birbirlerine o kadar çok yakışıyorlar ki!"
Aras ve Leyla da el ele yanlarına geldiler. Leyla, Ezgi’ye sarıldı: "Canım benim, çok mutlu olun!"
Gece Ortaköy’de kutlamalar ve kahkahalarla devam ederken, Teoman Deniz’in elini sımsıkı tutarak gruptan hafifçe uzaklaştırdı.
İkisi Ortaköy Camii’nin hemen yanındaki sessiz, denize sıfır banka oturdular.
Boğaz’ın serin rüzgarı Deniz’in kıvırcık saçlarını savururken, Teoman üzerindeki siyah deri ceketi çıkarıp Deniz’in omuzlarına örttü. Deniz’i kendi göğsüne çekip kollarıyla onu sımsıkı sardı.
"Çok güzel bir gündü bebeğim..." dedi Deniz. Başını Teoman’ın geniş göğsüne koymuş, onun düzenli kalp atışlarını dinliyordu. "Barış ve Ezgi için de çok mutlu oldum."
Teoman çenesini Deniz’in başının üzerine koydu. Yaklaşma başladığı an ikisinin arasındaki o tutkulu, derin ve yakıcı bağ tüm İstanbul gecesini kapladı.
"Bizim tayfa tamamlanıyor güzelim..." dedi Teoman. Sesi boğuk, mermer kadar sağlam ve aşk doluydu. "Ama benim tek gerçeğim, benim tek dünyam sensin. O Mimar Sinan sınavını geçtin, biliyorum. Artık İstanbul bizim evimiz olacak."
Deniz başını kaldırıp Teoman’ın o keskin, aşık gözlerine baktı. Elini Teoman’ın yanağına koydu.
"Sen yanımda olmasaydın bu hayallerin hiçbiri gerçek olamazdı Teoman. Beni hep korudun, hep inandın."
Teoman eğilip Deniz’in dudaklarının kenarına tatlı bir öpücük kondurdu. "Ben sana tapıyorum bebeğim. Sen benim sadece sevgilim değil, aldığı nefessin."
Deniz Teoman’ın ensesindeki saçlara parmaklarını doladı. Bileğindeki ahşap bileklik Boğaz ışıklarında parıldadı. "Seni çok seviyorum Kaptan..."
Teoman’ın bakışlarında karanlık ve tutkulu bir ateş yandı. "Ben seni her şeyden, kendi canımdan bile çok seviyorum güzelim."
Teoman daha fazla beklemedi. Deniz’in belini sımsıkı kavrayıp onu kendine doğru çekti ve sertçe, tutkuyla, tüm Boğaz Köprüsü’nü ve Ortaköy gecesini şahit tutarak Deniz’in dudaklarına yapıştı!
Deniz öpücüğe aynı tutku ve sonsuz bir güvenle karşılık verdi. Boğaz’dan geçen gemilerin düdükleri gecede yankılanırken, dalgalar kıyıya vururken iki aşık tek bir beden gibi kenetlendi.
Mimar Sinan zaferi kazanılmış, Barış ve Ezgi aşkı resmileşmiş ve İstanbul, Bodrum tayfasına unutulmaz bir gece armağan etmişti...
İyi gecelerrrrrr
Yorum yapmayı ve beğenmeyi unutmayınnn seviliyorsunuzzzz 🎀 🤍 🎀 🤍
