28. bölüm / 31
Gümüş ServiÖzel Bölüm #1
Bölümler 31Şu an: Özel Bölüm #1
- 1 1.Taşınma1.787 kelime
- 2 2.Üst komşu1.682 kelime
- 3 3.Sarışın1.515 kelime
- 4 4.Kurabiye1.157 kelime
- 5 5.Konuşan gözler1.173 kelime
- 6 6.Elmalı Kurabiye Meselesi2.033 kelime
- 7 7.Tabu Eğlencesi2.801 kelime
- 8 14 Şubat Özel Bölüm874 kelime
- 9 8.Düşünceler1.844 kelime
- 10 9.Yavaş Adımlar3.197 kelime
- 11 10.Beklenmedik Baskın4.422 kelime
- 12 11.Artan Dostluk Bağı4.650 kelime
- 13 12.Anlamsız Kıskançlık4.073 kelime
- 14 13.Büyük Adımlar5.404 kelime
- 15 14.Karışık Durumlar4.098 kelime
- 16 15.Aşk5.276 kelime
- 17 16.Karışık Duygular4.843 kelime
- 18 17.Olan Var Olmayan Var Kıskanırlar5.520 kelime
- 19 23 Nisan Özel bölüm457 kelime
- 20 18.Tartışma3.496 kelime
- 21 19.Kaos İçinde Kaos6.743 kelime
- 22 20.Doğum Günü6.643 kelime
- 23 21. Kış Tatili6.856 kelime
- 24 22.Aşk Vakti7.076 kelime
- 25 23.Üç Ses7.559 kelime
- 26 24. Kalpten Fırtınalar6.583 kelime
- 27 FİNAL!5.583 kelime
- 28 Özel Bölüm #11.187 kelime · Okuduğun bölüm
- 29 Özel Bölüm #21.565 kelime
- 30 Özel Bölüm #33.161 kelime
- 31 Özel Bölüm #41.624 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sellamm!
3-4 tane özel bölüm gelecek merak etmeyin!!
(Ve hayır Savaş'a özel kurgu gelmeyecek...)
İyi okumalar!
•
Savaş Aydın
Gecenin karanlığı içimize çökmüş, toz bulutları siperin etrafında dans ediyordu. Sesler... Çatışmanın sesi, patlamalar, mermilerin ıslığı kulaklarımı deliyordu ama ben sadece önümdeki tek şeyi görüyordum. Çatışmanın arasında duvara yapışmış gözlerini ve kulaklarını kapatmış küçücük çocuklar. Ağlamaktan içleri çıkmışlardı. Eğer şimdi harekete geçmezsem, hepsi burada ölecekti.
Kalbim göğsümden fırlayacak gibi atıyordu, nefesimi tuttuğum anlarda bile içimde bir fırtına kopuyordu. Tetiğe sıkı sıkı sarıldım, sessizce ilerledim, her adımımda yıkılan evlerin, yanmış arabaların arasından geçiyordum. Çocukların ağlama sesi biraz daha yükseldi. Tam o an bir ses yükseldi. Bana doğru bir bomba atılmıştı. Toz ve duman içinde kaldım. Gözlerimi ovuştururken, kalbimde tarifsiz bir korku ve öfke karışımı vardı. Kimsenin masum çocukları bu hale getirmeye hakkı yoktu.
"Sakın korkmayın!" diye bağırdım, Arapça onlara. "Buradayım, sizi buradan çıkaracağım."
Dümdüz sokağın sonunda, üç dört çocuk, küçük elleriyle birbirlerine tutunmuş, gözlerinde yaşlar... Yanlarına yanaştım, hızla onları alıp sırtıma yükledim. Hafiflerdi gerçi ağır olsalardı da bir şey değişmezdi. Onlar bugün buradan kurtulacaktı. Bu çocukların hayalleri, umutları vardı ve onları öldürmeye kimsenin hakkı yoktu.
Tam geri dönerken, birkaç metre ötemde mermi patlamaları başladı. Ateş açan teröristler vardı. Çocukları birkaç askerin olduğu güvenli bir binaya bırakmalıydım.
"Komutanım!" Uğur'un bana doğru yaptığı el hareketini görünce hızlıca oraya koştum. Binaya girdiğimde rahatladım. Burası onlar için çatışma bitene kadar güvenliydi.
"Uğur, Salih'le birlikte bu çocukları korumakla görevlisiniz."
İkisi de aynı anda konuştu.
"Emredersiniz komutanım." İkisine kısa bir baş işareti yapıp kucağım da ki çocukları yere indirdim. Ancak beni bırakmıyorlardı.
"Sakin olun. Bu iki askerler benim dostum. Sizi ben gelene kadar koruyacaklar. Tamam mı?" Hiçbirinden bir ses çıkmamıştı sadece beni bırakarak geri çekilmişlerdi. Onlara gülümseyip geriye doğru bir adım attım.
"Komutanım?" Arkamı dönmeden sadece kafamı çevirdim Uğur'a. Uğur benim can dostum, sırdaşım, her şeyimdi.
"Allah'a emanet olun." Sırıttım kocaman. Salih'le onu işaret ettim.
"Sizde kardeşim, sizde." Bunu dedikten sonra oradan nasıl çıktığımı bile hatırlamıyordum. Kendimi anında çatışmanın içinde bulmuştum. Gözüm kararmış önüme her gelen teröristi olması gerektiği yere gönderiyordum. Leşlerin üstlerine basa basa ilerledim.
"Komutanım hepsiyle baş edemeyiz ormanlık alanlardan gelen araçlar var!" Kulaklığıma dokunarak sesimi açtım.
"Geri çekiliyoruz o zaman Şahin. Tim beni duydunuz büyük bir savaşa girecek durumda değiliz. Tekrar ediyorum geri çekiliyoruz." Her ne kadar hepsinin adını bu hayattan silmek istesem de şu an bunu yapacak hazırlıkta değildik. Güvenli tutmamız gereken çocuklar vardı.
"Uğur ve Salih çocuklarla birlikte Şule'nin yanına gidin. Orası güvenli."
"Emredersiniz komutanım!"
"Efsun? Ne taraftasın?" Kalbim bir an yerinden çıkacak gibi atıyordu. Sadece onun sesini duymak istiyordum. Kulaklığımdan bir cızırtı geldi, ardından onun yorgun ama güçlü sesi.
"Sağ yamaca yakın bir sokaktayız, Şahin'leyiz. Köşeyi tutmuşlar, ilerleyemiyoruz."
Sesi kararlılıkla titriyordu, ama endişesini bastırmak zorunda kaldığı belliydi.
"Dayanın, geliyorum," dedim hızlıca. Önümdeki engelleri aşarken sadece onu düşünüyordum. Bir insanın sesi nasıl bu kadar umut olabilir, nasıl bu kadar güç verebilir? Ona bir şey olamazdı. İzin veremezdim.
Sağ yamaca vardığımda durumun vahameti anında gözlerimin önüne serildi. Efsun ve Şahin, yıkık bir binanın duvarına siper almış, yoğun ateş altında kalmıştı. Karşılarında ise en az bir düzine düşman vardı. Her biri kusursuz bir koordinasyonla hareket ediyordu, ama tek bir hataları vardı. Efsun'un karşısındaydılar. Tabi bir de Şahin'in...
Bir fırsat kollayıp hızla ileri atıldım. Mermilerin ıslığını duyarak arka tarafta uygun bir pozisyon aldım ve ateş etmeye başladım. Amacım sadece dikkatlerini dağıtmaktı. Birkaçını etkisiz hale getirdim. Çatışma giderek şiddetlendi.
"Efsun!" diye bağırdım, onun bana doğru döndüğünü gördüm. Göz göze geldiğimiz anda içimdeki tüm korku, endişe yerini tarifsiz bir güvene bıraktı.
"Savaş, ne yapıyorsun burada?!" dedi sinirli ama endişeli bir tonla.
"Görevimi yapıyorum," Kısa ve net.
Tam o anda düşmanlardan biri onu hedef aldı. Nefesim kesildi, zaman yavaşladı. Gözüm merminin rotasını takip ederken sadece bir refleksle hareket ettim. Bütün gücümle ileri atıldım ve Efsun'u yere düşürdüm. O anda vücuduma saplanacak bir acı bekliyordum ama sadece merminin duvara çarpma sesini duydum.
Nefes nefese, gözlerimizi açtığımızda Efsun'la aramızdaki mesafeden daha fazlası erimişti. O derin, kahverengi gözlerinde hayatımı görebiliyordum. O an sanki dünya durmuştu; savaş, ölüm, kaos her şey buharlaşmış gibiydi.
"Teşekkür etme," dedim hafifçe gülümseyerek, hâlâ üzerindeydim.
"Teşekkür mü?" dedi, sesindeki sertlik mizahi bir inceleme gibi. "Deli misin sen?"
Sadece bir an sustuk. Nefeslerimiz birbirine karıştı. Ardından bir patlama sesiyle gerçeklik geri döndü.
"Geri çekiliyoruz," dedim ve ona elimi uzattım. "Birlikte çıkacağız, tamam mı?"
"Savaş omzun!" Omzuma baktım.
"Sıyırmış bir şey olmaz." Kaşları çatılsa da şu an bir şey yapamadığı için sustu.
Sağlam olan elimden tuttu ve ayağa kalktı. Şahin'i de alarak birlikte hızlıca geri çekildik. Koşarken Efsun'un gidince o omzuna pansuman yapacağım dediğini duymuştum. İtiraz etsem de yapacağını biliyordum.
Güvenli bölgeye vardığımızda timin geri kalanıyla buluştuk. Uğur ve Salih, çocukları sıkı sıkıya korumuş, güvenli bir şekilde buraya getirmişlerdi. Çocukların hâlâ korkudan büyük gözlerle etrafa baktığını görünce içim sıkıştı ama buradan sonra güvende olacaklarını biliyordum.
"Tamamdır, herkes burada," dedim, omzumdaki hafif sızıyı görmezden gelerek. "Herkes arabalara! Çocukları koruma altına alıyoruz ve hemen sınıra ilerliyoruz."
Uğur, küçük bir kızı kucağına alıp bana yaklaştı. "Komutanım, şu ufaklık beni bırakmıyor," dedi gülümseyerek.
"Kız kör olabilir mi?" Hepimiz Şule'ye anlamsızca baktık. Yine bizi ne bekliyordu acaba? "Hayır yani bu Uğurböceğinde ne bulmuş olabilir anlamıyorum." Uğur da ona laf ederken ikisini bıkınca izledim. Neyse ki Şahin bu duruma bir el atmıştı.
Efsun yanıma geldiğinde anında ona döndüm. Omzuma kısa bir bakış atmıştı. Yaram olduğunu biliyordu ama durumu değerlendirecek zamanı yoktu.
"Arabalar hazır, çocuklar tamam. Sınırdan geçmek için tam bir saatimiz var. Hızlı hareket etmeliyiz." Salih'i onaylayarak Şahin'e döndüm.
"Şahin, öncü araç. Biz arkadan geliyoruz. Dikkatli olun, hala düşman hareketliliği olabilir."
Araçlara hızlıca bindik. Çocuklar kucaklarımızda ya da güvenli köşelerde oturuyordu. Yorgunluktan bitap düşmüş ama en azından güvende olduklarını bilmenin rahatlığı içindeydiler. Motorun sesiyle birlikte Suriye'nin karanlık yollarından sınıra doğru yola çıktık.
Yol boyunca kimse konuşmadı. Herkes tetikteydi. Çocukların sessiz hıçkırıkları dışında hiçbir ses duyulmuyordu. Ama ne zaman bir çocuk annesi için ağlasa, birimiz onu teselli etmek için elinden geleni yapıyordu.
"Bitti," dedi Efsun sessizce, yanımda otururken. Bakışları yola dikilmişti, ama sesi içindeki fırtınayı bastırmaya çalışıyordu. "Bu çocuklar artık güvende."
"Henüz değil," dedim. "Sınırdan geçene kadar hiçbir şey bitmiş sayılmaz."
Ardımızdan hiçbir takip olmadan sınıra yaklaştığımızda, hepimiz derin bir nefes aldık. Türk bayrağının dalgalandığını görmek, bu karanlığın içinde bir umut ışığı gibiydi.
"Sonunda," dedi Şahin, telsizden. "Eve dönüyoruz."
Sınır kapısından geçerken araçların durmasını söyledim. Çocukları güvenle askerlerden oluşan bir ekibe teslim ederken içimde bir rahatlama hissettim. Çocukların bazıları gözyaşları içinde bize sarıldı. O an, bu cehennemin içinde yaptığımız her şeyin bir anlamı olduğunu hissettim.
"Teşekkür ederim," dedi içlerinden biri, titrek bir Türkçe ile. Küçük bir kızdı. O an Efsun'un gözlerim doldu ama hiçbir şey demeden gülümsedi ve onun elini tuttu.
Arabaya tekrar bindiğimizde, ekip artık daha rahattı.
"Bu iş de bitti, komutanım," dedi Salih, sırtını araca yaslayarak.
"Hayır, Salih," dedim, yola bakarak. "Bu bir savaşın küçük bir parçasıydı. Ama bizim görevimiz, her seferinde bir hayat daha kurtarmak."
Efsun, sessizce yaralı olmayan omzuma bir elini koydu.
"Savaş, eve dönüyoruz." Gözlerime bakarak.
O an ona baktım. "Evet, dönüyoruz," dedim, ama aslında ikimizin de ne demek istediğini ikimizden başka kimse anlamazdı. Savaş bitmemişti, ama bu küçük zafer, içimizdeki gücü yeniden ateşlemişti.
Ve biz, bu çocuklar için savaşmaya devam edecektik.
•
Bölüm nasıldı?
Bölümler çarşambaları değil karışık zamanlarda gelecek:) (süreyi kısa tutmaya çalışacağız merak etmeyin!)
Hepinizi öptük😘
Bölüm etkileşimi
