Gümüş Servi kitap kapağı

27. bölüm / 31

Gümüş Servi

FİNAL!

Vaveyla Yazarı: Meyra Ayaz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 31Şu an: FİNAL!

Selam!

Bu son Selam diyişimiz değil çünkü daha 3-4 tane özel bölüm gelecek!

Bizden bu kadar hızlı kurtulamazsınız dotlar;)

Umarım lgs'ye giren herkesin sınavı güzel geçmiştir.

Yks'ye girecek olan herkese de şimdiden başarılar diliyoruz. 🫶🏻

Çok güzel bir bölüm oldu umarım beğenirsiniz.🤍

İyi okumalar!
•

YASEMİN

3 YIL SONRA'
(6 Temmuz)

"Kızlaaar hadi kalkın, bakın bugün çok işimiz var daha LARVEN'e gidip elbiseleri alıcaz!!"

"Ahh tamam Yaso, sakin biraz her şey güzel olacak takma kafana bu kadar!"

Esneyerek mutfağa giren Hafsa'ya dehşet gözlerle baktım.

"Canım hani senin elbisende sorun çıktı ya en son, biz o yüzden fazla fazla provaya gittik ya! HAFSA delirtme beni, şuan senin elbisen arızalı eğer istediğimiz gibi olmadıysa yarın mezuniyette giyecek elbisen yok!!!"

Sakin kalmaya çalışıyordum ama olmuyordu!

Eflin'de yanımıza gelerek arkama geçti ve beni sandalyeye oturtarak sırtımı ovmaya başladı.

"Sakin ol Yaso, her şey hallolur merak etme. Kahvaltımızı yapalım şimdi sonra gideriz LARVEN'e hem zaten Lina bizim için her zaman en iyisini yapmadı mı? Yine yapar..."

"Off bilmiyorum çok gerildim..."

"Seni geren şey Özgür'ün seni görünce vereceği tepkidir güzelim!"

Hafsa'da doğradığım meyve tabağını alıp masaya oturmuştu.

"Evet yaa, sonuçta bizimkiler yanlışlıkla da olsa bizi gördü ama Özgür seni hiç görmedi. O geriyor seni ama gerilme o seni her halinle beğeniyor zaten!"

Çalan kapı sesiyle Hafsa ayağa kalkarken ona izin vermeyerek bende kalktım.

"Ben bakayım da kafam dağılsın, sizde başlayın yemeğe!"

Kapıyı açtığımda, tek omzuyla kapının pervazına yaslanmış sevgilimle karşılaşmıştım. Güzel tebessümüyle birlikte göz kırparak yavaşça dudaklarıma doğru eğildi. Tutkulu bir şekilde öpmesine karşılık verirken çoktan ellerimi boynuna sarmıştım. Ayrıldığımızda burnuma da küçük bir öpücük kondurmayı ihmal etmeyerek başını biraz geri çekti.

"Günaydın yavrum..."

"Günaydın sevgilim..."

Bir eli belime sarılıyken bir eli de yüzüme doğru dökülen saçlarımla oynuyordu.

"Nasılsın, nasıl hissediyorsun kendini?"

Ben daha cevap veremeden Hafsa'nın atılmasıyla Özgür beni ters döndürerek sırtımı göğsüne yasladı. Başımı köprücük kemiği ve boynu arasına rahatça yaslarken ellerini karnımın üzerinde sarmıştı.

"Gergin hissediyor nasıl hissetsin!"

Özgür'ün kaşlarını çattığını hissediyordum, bana bakmaya çalışmasıyla başımı olduğu yere daha çok bastırarak izin vermedim.

"Güzelim??"

"Hafsa abartıyor sevgilim bir şey yok!"

"Nasıl yok be, evde çatacak kızacak insan arıyorsun!"

"Kızım senin iyiliğin için söylüyorum, ortada elbise yoksa ne giyerek gelmeyi düşünüyorsun!"

"Şişşt tamam, sevgilim sen neden gerginsin söyle bana hadi..."

"Sen daha önce Yaso'yu hiç mezuniyet elbisesiyle görmedin ya, görünce nasıl büyüleneceğini kestiremiyor!"

"EFLİN!"

Benim kendisine çıkışmamı hiç umursamayarak omuzlarını silkmişti.

"Yaa siz gitsenize mutfağa niye geldiniz?"

"Aşk olsun bizi kovuyor musun?"

"Kovuyorum... Hadi!!"

İkiside tekrar mutfağa dönerken Özgür'de sabahtan beri yaptığı muhtemelen gerginliğimi azaltmak için olan karnımı okşama işlemini bitirip beni tekrar kendine çevirmişti.

Oyuncak gibiydim şuan elinde yemin ederim...

Elleri şuan belimin iki yanında durarak bu seferde orayı okşuyordu.

"Gerçekten bu yüzden mi gerginsin sevgilim? Yani tamam bende gerginim heleki bizimkilerin gün boyu elbisenin orası öyle, burası böyle demesinden daha da çok gerginim. Ne giydiğini deli gibi merak ediyorum ama zaten yarın görücem. O yüzden sakince sabrediyorum..."

"Bende sakince sabrediyorum."

"Sen sakince sabretmiyorsun sevgilim, haline bak şuan bile nasıl kasıldın!"

"Offf!"

"Bak bakayım bana, dolmasın o güzel gözlerin. Sakin ol tamam mı?"

Ellerini yanaklarıma koyarak başımı hafifçe kaldırdı.

"Tamam."

"O zaman ben şimdi gidiyorum, siz de bugün elbiseleri alacaktınız sizi bırakmamı ister misiniz?"

"Yok sevgilim, Hafsa götürücek bizi..."

"Tamam, haa unutmadan bunları size almıştım. Afiyet olsun."

Kapının kulpuna astığı pastane poşetini yeni fark ediyordum...

"Teşekkür ederiz!"

Son bir kez sıkıca sarılarak içeri geçtim.

"Ooo Yasemin Hanım yüzünüzde güller açıyor, Özgür Bey gerginliğinizi aldı galiba!"

"Hafso bak benle uğraşma, eşek sudan gelinceye kadar elimde kalırsın!"

Hafsa sözlerime gülerken Eflin elimdeki poşete bakarak konuştu.

"Özgür mü almış?"

"Evet!"

Poşetin içinden tahinli, lotuslu kurabiye, börek ve poğaçalar çıkmıştı...

Hep beraber kahvaltı yaptıktan sonra hızlıca evi toparlayarak hazırlandık ve LARVEN'e doğru yola çıkmıştık.

•

Bu üç yıl içinde birçok şey değişmişti hayatımızda. Melek Hanım ve Halil abi yıllar sonra Türkiye'ye gelmişti. İki yıl boyunca yazlarını Türkiye'de geçirirken geçen kış full burda kalmışlardı. Her ne kadar Türkiye'yi sevseler de ve Melek Hanım iyileşmiş olsa da İsviçre havasından da vazgeçemiyor ama buraya uzun ziyaretler yapıyorlardı.

Aileler hakkında önemli bir detay ise annemlerin ve Melek Hanımların tanışmış olmalarıydı...

İlk buluşmalar sadece iki arkadaşın ailelerinin tanışması gibi olsa da sonra işlerin ciddiye bindiği anlaşılınca evlilik alanında aileler birbirini tanımıştı.

En sevdiğim konuysa hiç kimsenin birbirini yadırgamamasıydı. Annem ve babam, Melek Hanım ve Halil abiyle günlük hayatlarında da sürekli iletişim içindeydiler ve bazen Özgür ve benim bile haberim olmadan plan yapıp buluşuyorlardı.

Şehir dışına bile çağırılsa dükkanı bırakmam diyerek gitmeyecek olan annem, Melek Hanım'ın İsviçre teklifine resmen alıcı gözle bakarak pasaport çıkarttırmıştı.

Ve yine güzel haberlerden biriyse abim ve Füsun yengemdi. Üç yıl önce evlenmişlerdi ve Füsun abla şuan ikizlere hamileydi...

Bu haberi ilk duyduğumda mutluluktan ağlayarak deli gibi sevinmiştim çünkü bir ara dünyayı gezmeye kafalarını o kadar takmışlardı ki çocuk düşünmüyorlar diye korkmaya başlamıştık.

Bebekler şuan 7 aylıktı ve ikiside erkekti. Adlarını Deniz ve Devrim olarak karar kılmışlardı. Deniz Erden ve Devrim Erden... Allah'ım eriyordum!!!

Üç yıl içinde canla başla çalışıp yarın gastronomiden mezun oluyordum! Hâlâ La Lumiére'de çalışmaya devam etsemde hem statüm artmıştı hemde kendi yerimi tutmuştum...

Özgür'se son üç yılda stüdyoda gecelerce çalışmıştı. Nasıl kayıt alacağını, nasıl daha iyi beste yapacağını öğrendikten sonra saatlerce deneyip bozup yeniden yapmıştı. İlk şarkısını dijital platformlara yükleyip sosyal medyada paylaşmaya başladığında en büyük destekçisi hep biz olmuştuk.

İlk başta küçük bir kitle oluşmuştu etrafında. Son zamanlarda ise artık kendi tarzını bulmuştu; hem sesini hem kimliğini daha iyi tanımıştı. Şarkıları çalma listelerine girdiğinde kendi kitlesini yaratmayı başardı. Ve artık sadece müzik yapan biri değil, gerçekten bir sanatçıydı...

Kızlarım da başarılarını sürdürmeye devam ediyorlardı.

Eflin geçtiğimiz bu 3 yılda her şeyi tamamen aşmıştı, karakteri hâlâ ciddi olsada baya ilerleme katetmişti. Artık kendi isteğiyle Özgür'e ve Yavuz'a sarılabiliyor, önceki gibi erkeklerin yanında rahatsız hissetmiyordu. Bizim yanımızda da kendini daha rahat hissettiği aşikardı. Kendi ailesinden de sadece teyzesi ve onun eşiyle görüşüyordu.

Mezuniyetten sonra Demir'le beraber anlaştıkları bir şirkette stajyer olarak başlamayı planlıyorlardı. Bu durumu hepimiz desteklesekte desteklemeyenlerde vardı. Başta Savaş abi olmaksızın Aydın ailesi...

Bu ilişkiyi en başından beri destekleyen Pınar ablanın aksine diğerleri hâlâ vazgeçmelerini bekliyorlardı(!) Tabiki de Eflin'in alınmaması için işi şakaya vuruyorlardı lakin Eflin tek kelimeyle onların biricikleriydi.

Savaş abi rütbe atladığı için sürekli önemli ve riskli görevlere gidiyordu ve bu yüzden ailesi dahil hepimiz onu bu 3 yılda toplasak beş kere görmemiştik. Ara sıra arayarak iyi olduğunu belirtmesi ve hâl hatır sorması dışında ondan haber alamıyorduk.

Yiğithan abilerinin bütün zorlamasıyla İstanbul'da hukuk kazanmıştı ve İstanbul Üniversitesi'nde okuyordu.

Kuzey'se restoranı baya ilerleterek başka şehirlerde de restoran açmıştı. Gerçekten çok başarılıydı ve işinde emin adımlarla ilerliyordu.

Gülse istediği bilgisayar bölümünü kazanmıştı ve Ankara'da güzel bir üniversiteye yerleşmişti. Zaman içinde Kuzey'le flört etmeye başlamışlardı lakin Gülse'nin söylediğine göre konuşamadığı için kendini Kuzey'e layık görmüyordu...

Kızlarla her ne kadar bu konu hakkında Gülse'yle uzun uzun konuşsakta Kuzey'le konuşmadan halledebilecek gibi değildi malesef...

Eflin ve Demir, Gülse'nin bilgisayar bölümünü kazandığı haftalar Ankara'ya ona destek olmaya gittiklerinde fark etmiştik bunu aynı zamanda Eflin orda Demir'in anne ve babasıyla yani Demet abla ve Gürhan abiyle tanışmıştı.

Söylediğine göre Demet abla Demir'den daha çok Eflin'i sevmişti ve Demir buna çok şaşırmıştı çünkü Gürhan abi her şeye ayak uyduran bir tip olsa da annesinin Eflin gibi katı ve ciddi bir insan olduğunu söylemişti, Demir.

Hafsa ise babasının şirketinde onun için ayarlanmış konumda mezun olduktan sonra çalışmaya başlayacaktı.

Yavuz'da şuan intörnlük yaptığı özel hastanede çalışmak istiyordu ve bir ay içinde Hafsa ile nişan kararı almışlardı...

Hafsa'nın annesi başta ortaklarının oğlu Serkan'la birlikte olmadı diye sorun çıkarsa da, eşinin desteğini alamayınca ve Hafsa'nın vazgeçmeyen tavrını görünce zorla kabul etmişti. Yavuz'un annesi ise Hafsa'yı tanıdığı ilk andan beri sevmiş ve bu ilişkiyi onaylamıştı, babasıyla ise araları hala bozuktu.

Mert'le ise zamanla hepimiz daha da samimi olmuştuk ve şuan da bir inşaat şirketinin peyzajını yapan bir projede yer alıyordu.

3 yıl hepimizden iyi kötü bir şeyler götürmüştü ve işte en sonunda buradaydık.

•

LARVEN'e geldiğimizde hızlıca arabayı park ederek içeri girdik. Demet abla önermişti LARVEN'İ Demet Demiroğlu...

Tasarımcısı Lina Arven LARVEN'i, sadece bir marka değil; seni olduğun gibi görüp, daha da iyi hissettiren bir dost olarak tanımlıyordu. Elbiseleri gösterişli değildi ama her zaman fark edilirdi. Sessiz ama etkili...

Ona göre kızlar aynaya baktıklarında, sadece bir elbise değil, kendilerinin en güzel hâlini görüyorlardı. Belki de bu yüzden LARVEN giydiklerinde biraz daha dimdik duruyorlardı...

Tasarım mağazasından içeri girerek hızlıca üst kata çıktık. Alt katta hazır elbiseler bulunurken üst katta tasarım elbiseler bulunuyordu.

Lina Arven Makedonya göçmeni, Üsküp doğumlu, İstanbul'da büyümüş, Paris'te moda eğitimi almış bir tasarımcıydı. Onun tasarımları hem Balkan köklerini hem de Avrupa zarafetini taşıyordu.

"Добредојдовте!~(Hoş geldiniz!)"

"Lina! Hoş bulduk."

"Buyrun böyle geçin."

Lina bizi her zamanki gülümsemesi ile karşılarken koltuklara oturmuştuk.

"Kahvé söylüyorum kızlarım, Nur sendé elbiseleri getir lütfén."

Lina'nın Türkçesi pürüzsüzdü ama melodisi farklıydı sanki kelimeleri uzaktan, bir başka yerden getirip bırakıyordu cümleye...

Yardımcısının getirdiği kıyafetlerle birlikte bizimde kahvelerimiz gelmişti. Ayağa kalkarak Hafsa'nın elbisesinin yanına ilerledi.

"Bel kısmındaki potluğu ikinci ölçüleré göre düzelttik ve fermuarı yeniledik, tekrar dené lütfén canım."

Hafsa'da elbiseye yaklaşarak eline aldı ve yardımcı kadınla birlikte kabine doğru ilerledi.

"Yasémin'cim senin elbisénin de istediğin gibi yaptım!"

"Anlamadım, ben bir şey istemedim ki!"

"Hanî demiştin ya askıları yanâ alsak mı diye."

"Evet ama modelin onu kaldırmayacağını söylemiştin!"

"Sén çok istediğin için risk alarak denedim ve çok güzel oldu, kesinlikle Ќе се воодушевиш!! (Bayılacaksın!!)"

Lina'nın elbiseyi askıdan alarak bana doğru getirmesiyle ayağa kalkarak resmen gözlerimden kalpler çıkararak ona baktım.

Elbise gerçekten çok güzel olmuştu!

"Lina inanmıyorum, bu... Bu çok güzel olmuş!!!"

"Hadi sendé dené, bakalım üstündé nasıl durucâk!"

Elbiseyi alarak kabine girdiğimde içim içime sığmıyordu. Hızlıca elbiseyi üstüme geçirerek aynadan kendine bakmıştım, gerçekten çok güzel olmuştu...

Kabinden çıktığımda Lina Eflin'le konuşuyordu.

"Astarınî istediğîn gibi uzattım canîm."

"Teşekkür ederim Lina!"

Hafsa da aynı sırada kabinden çıktığında hepimiz birbirimize bakmıştık. Eflin'de hızlıca son kez elbisesini denemeye giderken biz Lina'nın övgüleri eşliğinde fotoğraf çekinmeye başlamıştık bile...

(Lina'nın kızlara tasarladığı elbiselerin çizimi)

❗️Çizim bana aittir lütfen başka yerde kullanmayız❗️

•

Elimizde kıyafetlerle beraber eve girdiğimizde hepimiz gerçekten çok yorulmuştuk çünkü LARVEN'den çıkmıştık lakin ondan sonra girdiğimiz makyaj mağazasından çıkamamıştık. Akşam yemeğini de geç olduğu için dışarda yemiştik ve şuan sadece uyumak istiyorduk.

Odalara dağılırken aklıma gelen şeyle acı bir tebessüm ettim. Biz elbise, topuklu ayakkabı, makyaj malzemesi, çanta, saç derken bir sürü mağazaya girip rengini, boyunu, süsünü, dekorunu seçerken erkekler sadece ilk girdikleri tasarım bir mağazadan takım elbise yaptırıp sadece bir kez provaya gitmişlerdi...

Biz son gün bile provaya giderken onlar bir takımla günü bitiriyorlardı...

•••

7 Temmuz~ MEZUNİYET

Sabah hepimiz erkenden kalkıp hazırlanmaya başlamıştık ve bize asıl sürpriz kapımızı çalan makyöz ve kuafördü...

Söylediklerine göre kendilerini Melek Hanım göndermişti ve bizi gerçekten büyük bir yükten kurtarmıştı!

2 makyöz ve 2 kuaför olmak üzere 4 kişiydiler. Birimiz duşa girerken diğeri makyajını yaptırıyor, biri saçını yaptırırken diğeri makyajını yaptırıyordu saat 11:30 olduğunda benim her şeyim tam olarak bitmişti ve elbisemi giymiştim.

Giydiğim abiye gümüş, düşük kol, pul payet, düz yaka, yırtmaçlı bir abiyeydi. En çok yırtmacına bayılmıştım...

Saçlarımı dalgasını hiç bozmadan arkamda kalacak şekilde açık bıraktırmıştım, makyajımı gümüş ışıltılı elbisemle uyumlu, ışıltılı gri tonlarda dumanlı göz makyajı ve soft pembe tonlarda mat dudaklar yaptırırken, gümüş ince bantlı topuklu ayakkabı tercih etmiştim. Çantamı da elime alarak kızlara göstermek için salona doğru giderken çalan kapıyla oraya doğru ilerledim.

Kapıyı açtığımda karşımda üzerinde gri eşofmanı ve beyaz badisiyle bir Özgür kesinlikle beklemiyordum...

Onun gözleri gözlerimden başlayarak tüm bedenimi sürerken benim kaşlarım git gide çatılıyordu.

"Güzelim, çok... Çok güzel olmuşsun!!"

"Özgür hazırlanmamışsın!!!"

Bir anda duraksamasıyla kendine gelerek dikleşti.

"Yavrum... Daha vakit var!?"

"Özgür 14:00'te orda olmamız gerekiyor, ne demek vakit var! Kesin Yavuz ve Demir de hazırlanmamıştır değil mi??"

"Yok..." Dedi çekine çekine.

"Off ama sevgilim yaa!"

"Yaa sen baksana bir bana, güzelliğin karşısında büyülenmişim sen bana hazır değilsin diyorsun..."

"Ama canım-"

"Hiştt, 2 dakikada hazırlanırız biz sen merak etme. Gel bir sarılayım."

Belimden tutarak kendine çekmesiyle ellerimi boynuna sararak sıkıca sarıldım.

"Bak bakayım bana!"

Geri çekilerek beni süzmesiyle kaşları yavaş yavaş çatılmaya başlamıştı. Yırtmaç...

"Yırtmacı-"

"Bende çok bayıldım yaa!"

"Ya yaa(!)"

"Zaten bütün gece beraber olacağız değil mi?"

"Kesinlikle!"

Başka bir ihtimal yok der gibi söylemişti!

"O zaman lütfen git ve hazırlan sevgilim lütfen..."

"Tamam, bunu size almıştım bu arada."

Dünkü gibi kapının kulpuna astığı pastane poşetini gösterdi.

"Özgür sen pastaneden mi geliyorsun??"

"Evet kahvaltı yapmadık daha anca kalktık."

Dehşetle açılan gözlerimle inanamazcasına konuştum.

"Gerçekten siz erkeklerin rahatlığından istiyorum yemin ederim!!"

Gülerek dudaklarıma eğildi ve ufacık bir öpücük vererek geri çekildi.

"ÖZGÜR!! Rujum bozulucak!"

"Ne yani ben seni hiç öpemeyecek miyim?"

"Bu gecenin sonuna kadar evet!"

"Yavrummm..."

"Hayırrr!"

"Gecenin sonu ama bak söz ver!"

"Söz."

•

Saat 13:00 olunca hepimiz hazırdık. Makyöz ve kuaförler giderken biz de yukarı çıkmaya karar vermiştik.

"Hadi çıkalım!"

Asansöre doğru ilerlerken Eflin'in sesiyle arkamıza döndük.

"Pınar abla arıyor ben konuşup geliyorum."

"Ayy bende babamı arayayım, neredelermiş!?"

Hafsa'nın da geri dönmesiyle konuştum.

"Ben kimi arayayım?!"

Gülerek cevap verdi.

"Sen çık canımmm!"

Onlara dönüp elimi sallarken Hafsa'nın konuşmasıyla dikkat kesildim.

"Yasemin yüzüğün nerde?"

"Yüzük... Burda!"

Sağ elimi kaldırıp yüzük parmağımı gösterdiğimde yüzüğümün olmadığını yeni fark etmiştim.

"Akıllı seni, hemen tak yüzüğünü. Bak geçen gün maçtan sonra bir ton laf ettin çocuğa yüzüğün nerde diye meğer sen kolyene takmışsın yüzüğü şimdi de sen unutma!"

"Ayy iyi hatırlattın valla, hemen takayım. Hem o gün iyilik yaptım ona!"

"Sonra da kızdın ama onu napıcaz?"

"Kızlar gökten meteor düşmüş gibi bakıyorlardı nişanlıma ne yapsaydımm?!"

Hızlıca odama girerek makyaj masamın üzerindeki nişan yüzüğümü alarak taktım. Özgür'le 4 ay önce nişanlanmıştık. Bizim isteğimiz ve ailelerimizin de izni olunca harika bir nişan yapmıştık ve yakın zamanda da nikah planlıyorduk.

Şuanlık kendi sitemizde binamızın hemen yanındaki binanın 5. Katının boş olmasıyla orayı satın almıştık. Aynı şekilde satın aldığımız dükkan da iki arka sokağımızda kalıyordu. Açılış için düğünden sonrasını beklerken şuan hem kafenin hemde evin gerekli tadilatını yaptırıyorduk.

•

Yukarı çıktığımda kapıyı Demir açmıştı. Ben içeri girerken göz ucuyla elbisemi süzerek göz kırptı.

"Vayy Yaso çok güzel olmuşsun!"

"Teşekkür ederim, sende çok yakışıklı olmuşsun yaa. Saçlar felan ve takımınızı da giymişsiniz inşallah??"

"Giydik giydik ama sen bir yukarı çıkta sevgilini kurtar Yavuz'un elinden!"

"Neden-"

"Ya oğlum bir yürü git!"

Yukarıdan gelen Özgür'ün sesiyle kaşlarımı çatarak Demir'e baktım.

"Ben karışamam sen bak..."

Merdivenlere adımlayıp en üst basamakta durduğumda evin ortasında koşturan Özgür ve Yavuz'a baktım.

"Babam ben takmayacağım kravat yaa! Beni boğuyor bilmiyor musun!!!"

"Oğlum mezuniyet lan bu, kravatsız olur mu??"

"OLUR, olur yaa! Arkadaş kim demiş kravatsız mezuniyet olmaz diye böyle bir kural mı var ya??"

"Özgür, oğlum bir dur yerinde takayım şu kravatı orda birkaç saat geçince çıkarırsın!"

"Birkaç saat, ölümü gör yinede takmam!"

"Lan saçma sapan konuşma! Gel buraya!!!"

Yavuz üzerinde takım elbisesi elindeki kravatla takımını giymiş lakin yakası açık olan Özgür'ün peşinde koşturuyordu.

"Demir de takmadı kravat, git onu zorla!"

"Oğlum Demir'i bilmiyor musun onun adı çıkmış dokuza inmez sekize, takım elbise giydiğine şükrediyorum ben! Hem sana yakışıyor!!"

"Babam, bak babam diyorum anlıyorum şık görünmemizi istiyorsun ama ölürüm ben onun içinde..."

"Yasemin'i düşün, kızcağız şimdi gül gibi hazırlandı ama sevgilisi bir kravat takmak istemiyorrr!"

Ben olduğum yerde beni fark etmeyen ikiliyi gülerek izlerken Özgür Yavuz'u takmayarak tekrar konuştu.

"Gül gibi değil Yasemin gibi..."

"Ne?"

"Gül değil benim nişanlım Yasemin çiçeği gibi, zarif."

"Lan seni varya!!"

Yavuz tam sinirle ellerini Özgür'ün yakasına sarmışken ileri atılarak aralarına girdim.

"Tamam tamam bir durun ya!"

Özgür hızlıca ellerine belime sarıp başını boynuma koyarken çantamdan Özgür için aldığım papyonu çıkardım.

"Ben nişanlıma papyon aldım zaten. Gerek yok bu kadar curcunaya!"

Özgür kaşlarını çatarak elimdeki papyona bakarken Yavuz gülmeye başlamgöreyimgöreyim

"Hadi şimdi o papyonu taktırmada göreyim!"

Bu 3 yıl içinde öğrenmiştim ki Özgür kravattan nefret ediyordu, papyonuda çok sevdiği söylenemezdi lakin onun için kravattan iyi olduğu aşikardı.

Ben arkamı dönerek sevgilimin tüm üzgün bakışlarına rağmen papyonu takarken Yavuz iyice kahkaha atmaya başlamıştı.

"Lan iyice hanım köylü oldun hee!"

Özgür kaşlarını çatarken bu sefer ben gülerek Yavuz'a döndüm.

"Çok erken konuştun Yavuz'cum!"

Yavuz'un olayı anlamasına kalmadan Hafsa'nın sesi gelmişti.

"Sevgilimmm bak sana ne aldım!"

Hafsa elindeki ördekli kravatı sallarken Yavuz'un kaşları anlamazca çatılmıştı.

Hafsa hemen gelerek Yavuz'un boynundaki kravatı çıkartırken bir yandan da konuşuyordu.

"Çok tatlı değil mi yaa, ördekli hemde! Takarsın dimi?"

Soru soruyor lakin bir yandan da dinlemeyerek kravatını çıkartıyordu.

Yavuz ördekli kravattan kurtulmak ister gibi bize bakarken Özgür ve ben sadece gülüyorduk.

"Beğendin mi?"

"Bayıldım sevgilim(!)"

Hafsa Yavuz'un gözlerine bakarak derince gülümsüyor Yavuz'da zoraki bir tebessüm gönderiyordu.

Hafsa daha fazla dayanamamış olacak ki karnını tutarak kahkaha atmaya başladı. Hemen ardından bende gülerken Yavuz kaşlarını çatmış bize bakıyordu.

"Noldu Yavuz Bey, bana diyordunuz hanımcı diye ördekli kravat takmayı biliyorsunuz!"

Özgür'ün konuşmasıyla ördekli kravatı çıkarmaya yeltenen Yavuz'u Hafsa gülerek durdurdu.

"Allah aşkına şunun bir resmini çekeyim!"

"Yaa sevgilim. Gerçekten korktum yani mezuniyete şununla gelmek zorunda kalıcam diye!"

"Oyy kıyamam sana!"

Hafsa'nın Yavuz'un yanağını önce sıkıp sonra öpmesiyle gülerek önümüze dönmüştük.

Derken gelen şarkı sesiyle hepimizin başı merdivenlere dönerken Eflin'i ve Eflin'in beline sarılmış bir elinde de Jbl hoparlör taşıyan Demir'i görmüştük.

Demir yakası açık gömleğiyle birlikte takım elbisesini giymişken Eflin boyundan bağlamalı kırmızı, straplez bir elbise giymişti.

"Fincan kahvem hatrına saydım
Bir yudumluk aşkım deli sarhoş
Komplo ordularının gardiyanları
Neyim var ki Rap'ten gayri?"

Hoparlörden Neyim Var Ki çalarken bir yandan eşlik ediyor bir yandan da el hareketleriyle dans ediyorlardı.

Hepimiz gülerken Özgür'ün şarkıya eşlik etmesiyle Eflin'le beraber söylemeye başladılar...

"Akarsular bu bahçelerde
Kurtulur zebanilerden
Akmayan suyu bile çölde
Çeşmeler var her bi' yerde bul
Olmaya çalış bi' kul
İstediğimiz yekti sulh
Olmasın altında çul
Olmasın paran ve pul
Gene de gül bir kez be bi' kere gül ve senede bir de olsa gül
Bu çölde yeşerir elbet
Savaş biter ve biz de sınırın ortasında kaybolur gider de sözlerimizi
Ve Rap'imizi miras bırakırız yeter!"

•

Hepimizin arabalara yerleşmesiyle mezuniyet alanına doğru yola çıkmıştık. Hafsa ve Yavuz tek giderken bir dörtlü de Özgür'ün arabasına binerek alana varmıştık...

•••

EFLİN

Demir arabadan hızlıca inip, benim tarafıma yöneldi. Kapımı açarken yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.

"Buyurun hanımefendi." Uzattığı eline bir de ona baktım gülerek. Deliydi.

Elbisemin eteğine dikkat ederek elini tuttum ve nazikçe arabadan indim. İçimdeki heyecanı belli etmemeye çalışıyordum. Sonunda mezun oluyordum! Bu an için canla başla çalışmış ve başarmıştım. Aslında sadece ben değil, hepimiz başarmıştık.

"Biz annemleri karşılamaya geçiyoruz!"
Arabayı kilitleyip bize seslenen Özgür'ü, Demir'le aynı anda onayladık.

Simsiyah bir takım giymişti Özgür. Hatta içine giydiği gömlek bile siyahtı. Bu renk ona inanılmaz yakışmıştı; şık ve klas görünüyordu.

Hele Yasemin'le yan yana durduklarında... Off! Gözlerim Yasemin'e takıldı. Parıltılı elbisesiyle Özgür'ün yanında adeta bir güneş gibi ışıldıyordu.

"Güzelim?"

Demir'in sesiyle onlardan gözlerimi alabildim.

"Efendim?" Elimi büyük avucunun içine alıp kendine çekti.

"Ben varken neden başkalarına bakıyorsun? Yanındaki yakışıklıyı kaparlarsa görürsün!"
Kaşlarımı çattım ve ona alaycı bir bakış attım.

"Yanımdaki yakışıklının gidesi varsa zaten gider," dedim soğukkanlılıkla.

Demir şaşkınca baktı yüzüme.

"Yavrum, ben seni rahatlatmaya çalışıyorum; sen niye geriyorsun ortamı?"

Ofladım. Gergindim, hem de öyle böyle değil. Bölümü birincilikle bitirmiştim ve topluluğun önünde bir konuşma yapmam gerekiyordu. Ona yaklaştım ve alnımı göğsüne yasladım.

"Gerginim Demir, hem de çok," dedim boğuk bir sesle. Demir elini saçlarıma götürerek yavaşça okşadı.

"Eflin, güzelim. Bak, bunun için çok çalıştın. Yazdığın konuşmayı ezbere bildiğine eminim. Buradaki insanları bir daha hayatın boyunca görmeyeceksin bile. Oraya çık, konuşmanı yap, her şey yolunda gidecek. Ben sana güveniyorum."

Biliyordum. Söylediği her şey doğruydu. Ama işte... geriliyordum. Ne yapabilirdim ki?

Tam bir cevap vermeye hazırlanırken, Demir beni nazikçe kendine çekti. Gözlerimin içine bakıp hafifçe gülümsedi.

"Bak şimdi. Eğlenme zamanımız geldi. Bir anlığına unut o konuşmayı ve bugünün tadını çıkar. Çünkü bugünü bir kez yaşayacağız güzelim."

Haklıydı bir konuşma için kendimi germemeliydim. Yapardım ben, alt tarafı bir konuşmaydı yani.

Tam o sırada Hafsa'nın neşeli sesi kulağımıza geldi.

"Eflin, hadi gelin!"

Demir başıyla Hafsa'yı işaret etti

"Tamam," dedim, Demir'in elini sıkıca tutarak. "O zaman eğlence vakti geldi!"

Demir kahkaha atarak başını salladı. Beraber Hafsa ve Yavuz'un yanına ilerledik.

İkisi de inanılmaz uyumluydu. Hafsa, lacivert, göğüs dekolteli ve etekleri yere kadar uzanan, yırtmaçlı bir elbise giymişti. Zarifliğiyle göz kamaştırıyordu.

Yavuz ise onunla tam bir uyum içindeydi. Lacivert bir takım elbise, beyaz gömlek ve dikkatle seçilmiş bir kravat takmıştı.

Demir mi o tabi ki de kravat takmamıştı. Siyah bir takımıyla oldukça sade ve tarzdı. Gözüme aşırı yakışıklı geliyordu.

Beyaz gömleğine kırmızı rujumun dediğini fark ettim. Kesinlikle bu az önce ona yaslandığımda olmuş olmalıydı.

"Demir, gömleğine rujum bulaşmış," dedim, sesimde hafif bir telaşla.

Başını eğip ruj lekesine baktı. Dudaklarını hafifçe büzdü, gözlerini bana kaldırarak oldukça ciddi bir şekilde konuştu.

"Tam değmemiş ki. Gel, tam öp bari."

"Ne?!" dedim şaşkınlıkla. Ama o, gayet ciddi görünüyordu.

"Kızım, bu yüzden neden üzüleyim ki? Senden bir iz taşıyorum işte."

Yavuz ve Hafsa bu konuşmamıza kahkahalarla karşılık verdiler.

"Bu gitmiş sana kolay gelsin," dedi Hafsa ve ardından Yavuz'un koluna girip onu Mert'in yanına doğru çekiştirmeye başladı.

Gözlerimi devirerek Demir'in gömleğinde ki izi elimle çıkarmaya çalıştım ama olmadı.

"Kalıcı iz demek ki güzelim, senin gibi." Demir sırıtarak konuşunca yüzümde istemeden de olsa bir gülümseme oluştu.

"Hmm diyorsun."

"Hı hı diyorum." Dudaklarıma yapışıp beni kendine çekince parmak ucunda durmama gerek kalmadı çünkü tek koluyla beni gayette taşıyabiliyordu.

"Biz geldik!" Yasemin'in sesiyle Demir'i kendimden hızlıca ittim. Arkamı döndüğümde kimsenin bize bakmıyordu. Ya da bakmıyor gibi yapıyorlardı.

Tuğrul abi ve Füsun abla gelmişti. Ve evet Füsun ablanın karnı burnundaydı. Bir insan hamileyken bile çok güzel olabilir miydi ya?

"A hoşgeldiniz!"

"Hoşbulduk Eflin'cim."

Ben Füsun ablayla konuşurken Demir'in Özgür'le konuşmasını duydum.

"Annemler geçmişler oturacakları yere. Pınar ablalarda ordaymış." Demir gerildi.

Savaş abimden ve Orhan amcadan hala çekiniyordu. Tamam onlarda az değillerdi bilerek sevgilime sert davranıyorlardı. Beni sevdikleri için bunu yaptıklarını bildiğimden aralarına pek girmiyordum.

•

Demir'in gözlerine bakarak sahnede adımladım. Konuşma yapma zamanım gelmişti.

Kürsüye geçerek mikrofona parmağımla dokundum. Herkes pür dikkat beni izliyordu. Bense sadece Demir'e bakıyordum. Böyle anlaşmıştık. O bana bende sadece ona bakacaktım. Ancak böyle gerginliğim geçiyordu. Kendimi toparlayarak mikrofona eğildim.

"Bugün burada durup sizlere seslenmek benim için sadece bir onur değil, aynı zamanda hayatta geldiğim noktayı kutlama fırsatı. Bu sahneye çıkmak kolay olmadı. Hayatım boyunca pek çok zorlukla yüzleştim, ama her bir zorluk beni bugün olduğum kişi haline getirdi."

Çok hızlı bir giriş yapmıştım ama bir an önce bitsin gitsin istiyordum.

"Küçük yaşta yaşadığım kayıplar dünyamı tamamen değiştirdi. Hayatın bana sunduğu tek şey, kendi yolumu bulmaktı. Tek başıma büyümek, bana dayanıklılığı ve hayatta kalmanın gücünü öğretti. Ancak bu sahnede durabiliyorsam, yalnız olmadığım içindir. Yanımda bana inanmış insanlar vardı."

Gözlerim Pınar abladan başlayarak beni izleyen Aydın ailesini taradı.

"Sevgili Aydın ailesi-"

Ardından Yasemin ve Hafsa'ya baktım.

"ve en yakın iki arkadaşım... Yasemin ve Hafsa. Siz bana sadece arkadaşlığı değil, gerçek sevgiyi, koşulsuz desteği ve bir ailenin ne demek olduğunu gösterdiniz."

Nefeslendim.

"Sadece ev arkadaşlarım değil, aynı zamanda benim kız kardeşlerim oldunuz. Hayatımın en zor anlarında beni güldürenler, birlikte sabahlayıp hayallerimizi paylaştıklarımız ve her zaman yanımda olduğunuzu hissettirenler sizdiniz. Bu yüzden size sonsuz teşekkür ediyorum."

Yasemin'in gözleri dolarken Hafsa bana kocaman bir tebessümle bakıyordu. Sonra tekrar Demir'e döndüm.

"Ve Demir... Sen. Bana karanlık anlarımda bile ışığın varlığını hissettirdin.Yalnız olduğumu sandığım her anda, senin yanında olmanın bana verdiği gücü ve huzuru fark ettim. Bugün buraya çıkarken bile beni desteklemen, cesaretlendirmen ve her zaman yanımda olman... Tüm bunlar için sana sonsuz teşekkür ederim, sevgilim. İyi ki varsın."

Demir bana kocaman gülümsedi ardından ona çatık kaşlarla bakan Orhan amcayla göz göze geldiler. Gülmemek için kendimi zor tuttum. Konuşmam çok uzamıştı. Boğazımı temizleyerek konuşmaya devam ettim.

"Grafik tasarım, bir ifade biçimi. Bu bölümde geçirdiğim dört yıl boyunca sadece hayallerimi değil, aynı zamanda hikayemi tasarımlarıma yansıttım. Sanatla büyümeyi, yaratmayı ve ilham vermeyi öğrendim. Saygı değer hocalarıma bana ve arkadaşlarıma verdikleri emekler için teşekkür ediyor ve konuşmamı sonlandırıyorum."

Büyük bir alkış tufanı koparken kalbimi tutarak hızla inmiştim merdivenlerden.

Kalabalığın arasında bizimkilerin yanına ilerlerken biri tarafından başka yöne çekildim.

"Demir?" Elinde tuttuğu kırmızı güllerle bana bakıyordu. Gözlerim kocaman açıldı.

"Bunları n-ne ara aldın?" Kocaman gülleri bana uzattığında hızlıca kucakladım.

"Sen zambak seversin biliyorum ama bugün gül almak istedim. Hem sana kırmızı çok yakışıyor."

Göz kırpmasıyla başımı yana eğip güldüm. Şu an giydiğim elbisemde bordoydu. Boynumdaki şal detayı, klasik bir zarafeti modern bir dokunuşla birleştiriyordu elbiseyle. Kumaşı vücudumu kusursuzca sararken uzun eteği, her adımımda nazikçe dalgalanıyordu. Bu elbiseyi giymek, sanki her şeyin benim etrafımda dönmesini sağlıyormuş gibi hissettiriyordu.

Ve şimdi, kollarımda bu kocaman güllerle, gecenin gerçekten bana ait olduğunu düşündüm.

Ardından dayanamayarak başını kendime çekip yanağını kocaman öptüm. Geri çekilirken bugüne özel sürdüğüm kırmızı rujumdan kalan izi de yanağından silmeyi ihmal etmedim. Kürsüye çıkmadan önce sürmüştüm ruju çünkü dana önce sürsem bozulacağından emindim.

Elinde olan çantamı açıp gülleri ona verdim.

"Benimde sana bir hediyem var."

"Gerçekten mi?" Çantamdan çıkardığım kutuyu ona uzattım.

"Küçük biraz ama-" beni umursamadan paketi açtı.

"Siktir, siktir, siktir! Kızım bu harika!" İnsanların bize baktığını görünce omzuna vurdum.

"Sessiz ol." Ona ne mi almıştım. Şimşek Mcqueen arabalı bir anahtarlık. Kendime de Sally'li almıştım.

Elinde ki buketi ve benim elimde ki çantamı alarak yandaki sandalyeye koydu. Ben ne olduğunu daha anlamadan beni kucağına alıp etrafında döndürmeye başladı.

Kahkahalarım okul bahçesine yayıldı.

"Demir. Sevgilim indir beni Allah aşkına!" Bunu derken bile hala gülüyordum. Küçücük bir şey almam bile onun için bu kadar değerliydi...

"Seni nerde buldum ben ya?" Şakayla karışık sorusuna güldüm.

"Spor salonunda." Kahkaha attığımda bana eşlik etti. Sonra ise kaşları çatıldı. Keltoş adam aklına gelmiş olmalıydı. Cidden ben o adamı neden bir daha görmemiştim?

Beni yere bıraktığında işaret parmağımı ona doğrultarak konuşmaya başladım.

"Demir sen o adamı cidden öldürmedin dimi? Ben neden bir daha görmedim o adamı?"

Omuzlarını kaldırıp indirdi.

"Çünkü o keltoş Hasan'ı siteden attırdım."

"Ne?" Adamın ismi Hasan mıydı? İsminde bile hayır yoktu...

"Bir kızı taciz ederek büyük bir hata etmişti zaten. Hak etti yani."

"Hasan boka basan." Dediğimde Demir cidden baya yüksek bir sesle kahkaha attı. Artık kürsüde konuşma yapan çocuk bile bize bakıyordu. Utanarak eşyalarımı alıp onu çekiştirdim.

"Tamam rezil olduk gel hadi!" Hala gülüyordu.

"Kızım. Sen." Çocuğun ayarları bozmuştum.

"Of Eflin bunu senden asla beklemezdim gülmekten ölücem şimdi."

"Dediğime pişman etme de yürü!" Hala beni dinlemediğinde sinsice sırıttım.

"Ah Orhan amca bizde şimdi geliyorduk."

"Ne Orhan amca mı?" Demir anında susup etrafa bakınmaya başlamıştı. Artık kahkaha atan bendim.

"Korkak gel hadi cidden baya uzun durduk burada."

"Komik miydi güzelim. Acımla dalga geçiyorsun resmen!"

•

Hava hafif esiyor, güneş batmak üzereydi. Konuşmalar yapılmıştı. Sadece kep atma törenimiz kalmıştı. Etraf rengarenk balonlar, çiçekler ve neşeli kahkahalarla doluydu. Herkes siyah cüppeleri ve kep başlıklarıyla son hazırlıklarını yapıyordu. Hafsa'yla ben kepini yamuk takan Demir'e gülmekle meşguldük.

"Of Demir! Ver şunu yapıyım." Yavuz gerçek bir baba edasıyla Demir'e kepini düzgünce taktı.

O sırada Yasemin'de Özgür'ün saçlarını düzelttiyordu. Bir Hafsa'yla ben rahattık.

Tam o esnada müzik çalmaya başladı. Kalabalık yavaş yavaş sahneye odaklanırken, hepimiz birbirimize heyecanla baktık.

Sonunda kep atma zamanı gelmişti. Sunucu mikrofonu aldı ve bize doğru seslendi.

"Hazır mıyız mezunlar?"

Hep birlikte, coşkulu bir şekilde bağırdık. Herkes kollarını keplerle havaya kaldırdı.

"3... 2... 1!"

Kepler gökyüzüne fırladı, havada süzülerek yukarı çıkıp yeniden aşağı düştü. Kahkahalar, bağırışlar ve mutluluk çığlıkları arasında kızlarla sıkı sıkı sarıldık.

Özgür hemen telefonunu çıkarıp bize döndü.

"Hadi anı kalsın!" Hafsa Yavuz'un koluna girerken Demir beni kendine çekmişti. Yasemin ise Kollarını arkadan seldi çeken Özgür'e sarmalamıştı.

•••

HAFSA

Sabahtan beridir gözleri hep üzerimdeydi. Elbisemin yırtmacı ve göğüs dekoltesi için her ne kadar söylense de, geri dönüşü olmadığını bildiğinden dolayı durumu kabul etmek zorunda kalmıştı. Mezuniyete geldiğimizden beri, etrafımda olan karşı cinslerime karşı öldürücü bakışlar atıp, bana bakan birileri var mı diye kontrol ettiği için her an tetikte duruyordu.

Kep atma töreni esnasında, onun bana derin bakışlar atan gözlerine baktım. Bir başka bakıyordu. Sanki 'seninle gurur duyuyorum' bakışı gibiydi.

Yanıma geldiğinde beni kendine çekip, belimden tuttuğunda Özgür'ün bu anı ölümsüzleştirmek istemesi üzerine fotoğraf çekildik.

İlerleyen dakikalarda sınıftan bir kaç arkadaşımla sohbet ederek geçirmiştim. Tabiki Yavuz her saniyesinde yanımdaydı. Eli belimde, sanki bıraksa uçup gidecekmişim gibi bir hali vardı. Bunun sebebi giydiğim elbise olsa gerek.

Sınıf arkadaşlarımın çoğu kızdı ve dikkatimi çeken şeylerden bir tanesi, ben kızlarla konuşurken Yavuz'un en başında olduğu gibi tetikte olmasıydı. Umarım bir sorun çıkmadan bu akşamı bitierebiliriz.

Bizimkilerin yanına gittiğimizde, Yavuz'un

"Hadi yemeğe." demesi üzerine Demir de

"Harbiden bu mezuniyet acıktırdı beni." Eflin, Demir'e bakışlar atarken Demir tabiki de sessiz kalmadı.

"Ne yapayım? Acıkmak suç mu? Hem daha ne yapacağız burada? Kazık gibi dikildik buraya." demedi üzerine kıkırdadım.

Şoför koltuğuna oturan Yavuz'dan sonra ben de ön koltuğa oturmuştum. Diğer dörtlü ise Özgür'ün aracındaydı. Biz önden giderken Özgür'ler ise arkadaydı.

Yavuz arabayı sürerken sık sık bana bakıyordu. Bakışlarının nedenini öğrenmek için aramızdaki sessizliği bozdum.

Gülerek çıkan sesimle "Neden bakıp duruyorsun?" dedim.

Rahatsızca bir soluk verdikten sonra "Elbisen dikilirken aceleye geldi herhalde. Bakıyorum da yarısı yok."

Bu söylediğine gülmemek için yanağımı ısırdım.

"Yok aceleye gelmedi ben 'özellikle!' seçtim bu elbiseyi. Beğenmedin mi?" söylediklerimle bakışları sertleşiyordu ama bir yönüyle de Yavuz'un beni kıskanması ve onunla atışmak hoşuma gidiyordu.

"Bak sen. Özellikle he. Ne dedin ben açık saçık giyineyim ,Yavuz'un aklı başından gitsin. Bana bakanları parçalasın mı?"

Bu söylediğine gülmemek için kendimi zor tuttum.

"Kabul et çok güzel oldum."

"Sence benim gözümde kötü görünme ihtimalin var mı? Çuval da giysen gözümde dünyanın en etkileyici kadınısın."

Bu söylediğinle beraber içimde kelebekler uçuştu ve devam etti.

"Sadece benim seni göreceğim yerlerde böyle giyine bilirsin. Aksi taktirde katil olacağım."

Başımı 'sen iflah olmazsın' dercesine salladım. Haklıydı, biraz fazla açıktı ama çok güzeldi.

"Asıl sen bu yakışıklılığının hesabını ver. Madem ben açık giyinemiyorum sen de bu kadar yakışıklı ve şık giyinemezsin."

"Sana ayak uydurmaya çalışıyorum."

Nasıl yani? Benim için mi bu kadar güzel giyinmişti?

"Nasıl bir adamsın hiç anlamıyorum. Bir insaneşofman takımıyka bile nasıl karizmatik olabilir ben seni nasıl koruyacağım?"

Doğruyu söylemek gerekirse, bu kadar açık sözlü olmayı ben de beklemiyordum. Bir anda ağzımdan dökülü verdi ve ne zaman böyle şeyler söylesem Yavuz sinsi bir gülüşle bana bakmaya başlıyordu.

Kaşını kaldırdı ve dudağında bahsettiğim o sinsi ve nir o kadar da çapkın olan gülümseme belirdi.

"Demek öyle."

Arabayı sağa çekti ve eş zamanlı olarak Özgür aradı.

"Bir sorun mu var?" diyen Özgür'e

"Siz devam edin. Geliyoruz birazdan."

Özgür, muzip sesiyle konuştu.

"Anlaşıldı, anlaşıldı." Bu şeklide demesi bile yanaklarımın kızarmasına yetmişti.

"Yavuz ne yapıyorsun? Neden durduk?"

Kemerini çözüp, üstüme eğilirken konuştu.

"Çünkü şuan seni öpmem gerek. Bu güzelliğin karşısında fazla sabrettiğimi düşünüyorum."

"O zaman biraz daha sabret. Çünkü yemeğe gideceğiz ve bizi bekliyorlar."

"Beklesinler." dedi dudaklarıma bakarken. Gerim gerim gerilmiştim. Geri dönüşü yok gibiydi. Ben de belki kurtulurum diye düşünerek boynundan öptüm. Sürdüğüm glos boşnunda iz bırakıp hafif patlarken, iz umursamadım bile.

"Birincisi bu bana yetmez..." duraksadı ve dudaklarımda olan bakışları yoğunlaştı.

"İkincisi?" diye sordum.

"İkincisi, beni boynumdan öpmen, seni daha çok öpmek istememe neden oluyor." diyerek dudaklarıma kapandı.

Öptüğü anda sanki ilk kez öpüşüyormuşuz gibi başta afalladım. Halbuki öpeceğin biliyordum ama hissettirdiği duygu başkaydı.

O beni öperken, ben de ona karşılık verdim ve ellerimi boynuna götürdüm. Bir süre sonra saçlarıyla oynamaya başladım.

Geri çekilmesi için hafifçe omuzlarından ittiğimde, sadece kıvrılmış dudaklarıyla dudaklarıma bakıyordu.

"Tamam. Hadi geç kalacağız."

"Yetmedi ama neyse." diyerek arabayı çalıştırdığında devam etti.

"Rujunun tadı güzelmiş."

Torpidodan çıkardığım mendille dudaklarını silmek için uzandığımda elimi ittirdi.

"Hayır, kalsın." dedi.

"Saçmalama Yavuz! Kızların diline düşersem asla kurtulamam." diyerek dudağındaki rujumu silmeye başladım.

...

Mekana vardığımızda onlar çoktan oturmuştu bile. Kuzey'in mekanına gelmiştik. Masa çoktan yemeklerle dolup taşmıştı.

Yavuz oturmam için sandalyemi çektiğinde, o da hemen yanıma oturdu. Özgür'ün muzip bakışlarını görmezden gelmeye çalışıyordum. Çünkü her an biber gibi kızarabilirdim.

Kuzey masanın başında, ayakta durup

"Bir eksik yok değil mi?" diye sorduğunda Yavuz cevap verdi.

"Her şey çok güzel. Eyvallah kardeşim." dediğinde, Özgür de ekledi.

"Her şey şahane valla."

"Afiyet olsun..." sanki bir şey söylemek istiyormuş söyleyemiyorum gib bir hali vardı. Devam ettiğinde, bana ve kızlara kısa bir bakış atarak şunları söyledi.

"Iııı Gülse nasıl?" sesi az öncekine nazaran daha alçaktı. Tabiki Demirden dolayıydı ama çoktan duymuştu.

Tatsızlık çıkmaması için sessizce,

"İyi, iyi." dedim.

Demir'e baktığımda Eflin bir tatsızlık çıkmaması için onu sakinleştiriyordu. Ama bu Demir'in kaşlarının çatılmayacağı anlamına gelmiyordu. Kuzey'in dayak yemesine ramk kalmıştı ki gitti. Kaçtı da diyebiliriz.

Yemek son derece keyifli geçerken, hâlâ üstümde olan muzip bakışları hissediyordum.

"Off ayaklarım çok ağrıyor." diyerek kısık sesle söylenmem üzerine Yavuz bunu duymuştu.

"Çıkar ayakkabılarını."

"Yok." diyerek onu reddettiğimde önüne döndü.

...

Bir kaç saat daha oturduktan sonra artık eve dönecektik. Ayağa kalktığımda, Yavuz beni belimden kavrayarak destek oldu. Gerçekten çok yorulmuştum.

Tam çıkışa doğru ilerlerken Yavuz'un beni kucağına alması üzerine ufak bir çığlık attım. Dörtlü grup ise bu halimi gülerek izliyordu.

"Yavuz ne yapıyorsun? İndir beni."

"Olmaz yavrum. Sen demedin mi ayaklarım ağrıyor diye. Arabaya kadar götüreceğim işte."

Diyerek ilerlediğinde yüzümü kızların ve Demir'le Özgür'ün bakışlarına maruz kalmamak için boynuna gömdüm. Yavuz'un şuan keyifle güldüğüne emindim.

...

ERTESİ GÜN

Sabah kahvaltımızı yaparken telefonuma gelen mesaj üstüne gözlerim fal taşı gibi açıldı.

Yavuz: canım seni çekti.

Kızların bakışları üstümdeyken cevapladım.

"Yo-yok bir şey." dedim. Tabiki inanmamışlardı.

Siz: dün yeterli gelmiştir diye düşünüyordum.

Yavuz: sana doymam mümkün değil.

Siz: o zaman doyama.

Açıkçası bu kadar cesurca cevap vermeyi ben de beklemiyordum.

Yavuz: tehlikeli sularda yüzüyorsun.

Siz: biraz sabırlı ol.

Yavuz: olamıyorum. Ne yapacağız?

Siz: iyi. Olma

Demem üstüne telefonu kapattım. Yasemin heyecanla konuştu. Zaten kalktığımızda beridir yerinde duramıyordu.

"Nikah tarihi alacağız bugün ya inanamıyorum."

Yasemin ve Özgür daha öncesinde başvurularını yaptıkları için bugün sadece nikah tarihini ve saatini almak kalmıştı.

"Aaa doğru o bugüneydi değil mi?" demem üstüne

"Sen de gelsene hem tek kalmamış olurum."

Eflin'e bunu teklif ettiğinde kesin bir şekilde reddettiği için bende şansını deniyordu.

Biraz düşündükten sonra başımı salladım.

"Olur, gelirim."

Yasemin telefondan birşeyler yazdığında gülerek kahvaltısını geri döndü.

Aşağı indiğimizde Yavuz'un da geleceğinden haberim olmadığı için şaşırdım.

Bu şaşkınlığımı far etmiş olacak ki,

"Sen nereye ben oraya." dedi.

Özgür'ün arabasına bindiğimizde, Yasemin'le arkaya oturmuştuk. Yavuz da öndeydi.

Yasemin yol boyu heyecanla bir sürü şey anlattı ama ben aynadan beni kesen Yavuz'un çapkın bakışları altındayken ne anlattığına pek kulak veremedim.

...

Belediye dairesine girdiğimizde tarih için tartışmaya başladık. En uygun tarihi seçmeye çalışıyorduk. En son 26 eylül de karar kılmışlardı.

Yavuz kulağıma eğilip,

"Biz de mi tarih alsak?" dediğinde Yasemin in koluna girip onu çıkışa doğru sürükledim. Bu hareketime anlam vermese de hiç bir şey sormamıştı. Acaba duymuş muydu?

•
Bölüm nasıldı?

En çok neyi sevdiniz?

Sizce özel bölümlerde neler olacak?

Yazım hataları varsa kusura bakmayın biraz hızlı yazdık:)

Özel bölümlerde görülmek üzere💋🤍

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

439okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18