17. bölüm / 31
Gümüş Servi16.Karışık Duygular
Bölümler 31Şu an: 16.Karışık Duygular
- 1 1.Taşınma1.787 kelime
- 2 2.Üst komşu1.682 kelime
- 3 3.Sarışın1.515 kelime
- 4 4.Kurabiye1.157 kelime
- 5 5.Konuşan gözler1.173 kelime
- 6 6.Elmalı Kurabiye Meselesi2.033 kelime
- 7 7.Tabu Eğlencesi2.801 kelime
- 8 14 Şubat Özel Bölüm874 kelime
- 9 8.Düşünceler1.844 kelime
- 10 9.Yavaş Adımlar3.197 kelime
- 11 10.Beklenmedik Baskın4.422 kelime
- 12 11.Artan Dostluk Bağı4.650 kelime
- 13 12.Anlamsız Kıskançlık4.073 kelime
- 14 13.Büyük Adımlar5.404 kelime
- 15 14.Karışık Durumlar4.098 kelime
- 16 15.Aşk5.276 kelime
- 17 16.Karışık Duygular4.843 kelime · Okuduğun bölüm
- 18 17.Olan Var Olmayan Var Kıskanırlar5.520 kelime
- 19 23 Nisan Özel bölüm457 kelime
- 20 18.Tartışma3.496 kelime
- 21 19.Kaos İçinde Kaos6.743 kelime
- 22 20.Doğum Günü6.643 kelime
- 23 21. Kış Tatili6.856 kelime
- 24 22.Aşk Vakti7.076 kelime
- 25 23.Üç Ses7.559 kelime
- 26 24. Kalpten Fırtınalar6.583 kelime
- 27 FİNAL!5.583 kelime
- 28 Özel Bölüm #11.187 kelime
- 29 Özel Bölüm #21.565 kelime
- 30 Özel Bölüm #33.161 kelime
- 31 Özel Bölüm #41.624 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Selam biraz geç oldu kusura bakmayın!
İyi okumalar!
•
HAFSA
Sabah hafifi bir baş ağrısıyla uyandım. Kendime gelmek için banyoya gidip elimi yüzümü yıkadım. Dün gece ağladığım için gözlerim fazlasıyla şişmişti. Yüzümü yıkadıktan sonra salona geçtim.
Salonda koltuğa oturmuş olan Eflin, beni görünce okuduğu kitabı bir kenara koyup
"İyi misin?" diye sordu.
"İyiyim iyiyim."
"Gel hadi, kahvaltı edelim."
"Ben önce bir duşa gireyim ondan sonra yerim bir şeyler. Sen neden okula gitmedin bu arada?"
"Derslerim öğlen başlıyor. Hadi duşunu al da kahvaltı edelim."
Onaylarcasına başımı salladım ve duş almaya gittim.
•••
EFLİN
O duştayken ben de kahvaltı hazırlıyordum. Kapı çalınca, açmadan önce delikten baktım. Yavuz gelmişti, hemen kapıyı açtım. Yüzünde dünden kalan bir endişe vardı sanki. Kapıyı açar açmaz "İyi mi?" diye sordu.
Başımı sallayarak "Evet, dün geceye göre daha iyi. Bir şey mi oldu? Neden geldin?"
"Hafsa'yı çağırır mısın?"
"Şuan duşta."
"Taman o zaman. Ben onu aşağıda bekliyor olacağım, söylersin."
"Tamam söylerim."
Kapıyı kapattım ve geri kalan bir kaç kahvaltılığh masaya koydum.
•••
HAFSA
Duştan çıktıktan sonra acı kahve olan eşofman takımımı giydim. Sanırım mıdum giydiğim şeylerin rengini etkiliyordu. Islak olan saçlarıma havlu sarıp içeri gittim. Eflin kahvaltıyı çoktan hazırlamıştı.
"Ellerine sağlık."
"Bir şey yapmadım, geç otur hadi."
Kahvaltı etmeye başladığımızda Eflin de konuşmaya başladı.
"Nasıl hissediyorsun? Dün çok kötü bir haldeydin, sorup da seni boğmak istemedim."
"Daha iyi hissediyorum ama öfkeliyim."
"Haklısın, kim olsa öfkelenir o şerefsizlerin yaptığına."
"Hayır, dün olanlara asıl sebep olan kişiye öfkeliyim."
"Nasıl yani? Kime?"
"Serkan'a."
"Serkan?"
"lisedeyken gittiğim spor kulübünden arkadaşım, aynı zamanda babamın ortağının oğlu."
"Hani şu zorba çocuk. Ondan mı bahsediyorsun?"
"Evet, yani o zamanlar öyleydi."
"Ne oldu? Ne yaptı sana?"
"Alkol aldığı için ben bırakamam seni dedi. Arkadaşlarımı arıyım, onlar bıraksın seni eve dedi. Arabayı kullanan çocukta ehliyetini alkollü araç kullanmaktan kaptırmış, yolun kenari daki polisleri görünce panik yaptı.
Bana hiç sormadan 'sen burada in' falan dedi. Ben de hayır inmiyorum diye çıkılacak değildim. İndim arabadan, yürümeye başladım. Araba yanaştı yanıma sonra arabadan inip üstüme yürümeye başladı ve devamını tahmin ediyorsundur zaten. Demir olmasa ne olu-"
Devam etmeme izin vermeyip "Tamam geçti." dedi elini omzuma koyarak.
Telefonuma mesaj gelince, mesajın Demir'den geldiğini gördüm
Demir: ben az önce çıktım. Bugün sana başka biri eşlik edicek.
Siz: kimmiş bana eşlik edecek kişi?
Demir: birazdan göreceksin.
Saçımdaki havludan kurtulmaya çalışarak
"Benim okula gitmem lazım." diyip kalktım.
"Dikkat et kendine, bir şey olursa ara beni."
"Olur ararım. Arabayla gidicem zaten merak etme."
"Görüşürüz." diyerek vedalaştık. Asansöre doğru ilerlerken telefonun çaldı. Arayan Yasemin'di açtıktan sonra asonsör tuşuna basıp bir yandan beklerken, Yasemin'le konuşmaya başladık.
"Alo Hafsa nasılsın?"
"İyiyim sen?"
"Olanları duydum, nasıl oldu?"
Yasemine dün akşam olanları anlattınca yine yüzüm düşmüştü. O sırada çağırdığım asansör gelince hemen bindim. Yasemin beni sevindirmek için olsa gerek
"Sana bir sürprizim var."
"Ne?" dedim heyecanla.
"Adı üstünde sürpriz. Ben gelince öğrenirsin." dedi beni merakta bırakarak.
Asansörden inip arabaya doğru yürürken, bir yandan çantamdan araba anahtarını çıkatmaya çalışıyordum.
Yasemin'e "Sonra görüşürüz." diyerek veda ettikten sonra arabanın önünde duran Yavuz şaşırmama neden oldu.
Bir anda onu görünce olduğum yerde öylece kala kalmıştım. O da beni fark edip bana bakınca,
"Niye orada duruyorsun? Gelsene, zaten hava soğuk." dedi.
Kendime gelmeye çalışarak başımı iki yana sallayıp ve neden burada olduğunu anlayamadığım için "Niye buradasın?" diye sordum.
"Bugün seni ben bırakıcam okula."
"Neden peki?"
"Dünkü olanlardan sonra dışarı bir süre tek çıkma, hava da karanlık şu an, o yüzden."
Yüzümde beliren tebessümü gizlemeye çalışarak, "Gerek yok, ben kendim giderdim." diyemeden elimdeki anahtarı aldı.
Arkasını dönüp arabaya doğru ilerlerken, bir yandan, "Hava buz gibi, hala konuşuyorsun." dedi ve şoför koltuğuna geçti.
Kornaya bastı, koşar adımlarla arabaya bindim. Gerçekten çok üşümüştü, hemen klimayı açtı.
Emniyet kemerimi takıp, "Yavuz, gerçekten hiç gerek yok, ben kendim giderdim." dedim.
"Yola çıktık artık, alt tarafı okula bırakacağım seni, ne var bunda?"
"Teşekkür ederim."
"Rica ederim. Dün olanlardan sonra nasıl oldun? İyisin değil mi, bir sorun yok?"
"Gece pek uyuyamadım ama iyiyim. Demir yetişmeseydi..."
"Neyse, düşünme artık bunları. Eğer dışarı çıkacaksan bana söyle, sana eşlik ederim. He, bu arada, bugünlük arabanı alıyorum, dönüşte yine seni almaya gelirim."
"Yazarsın bana, ona göre gelirim."
"Olur, görüşürüz."
"Görüşürüz. He, bir dakika." Cebinden çıkarttığı gofreti uzattı. "Al bakalım."
Gülümseyerek, "Teşekkür ederim ama yasaklamıştın." dedim.
"Benim kontrolümdesin, bundan fazla yemediğin sürece sorun yok."
"İyi peki." dedim ve kampüse doğru ilerledim.
•••
Sınıfa girdiğimde Demir çoktan gelmişti beni görünce gülmsedi ve yanına gittim.
"Neden erken çıktın beraber gelirdik."
"Bugünlük öyle oldu bir dahakine beraber geleceğiz zaten." dedi ve başımı salladım.
Son dersten bir önceki arada Demir arkadaşlarıyla dışarı çıktı ben de sınıfta oturmaya devam ettim. Otururken Mert geldi yanıma.
"Nasılsın?" diye sorunca muhabbet etmeye başladık ve konu bir şekilde dün olanlara geldi . Mert öğrenince yüzünde bir endişe hakim oldu.
Beklemediğim bir anda sarılıp "İyisin değil mi? Keşke yanında olsaydım." dedi ve bunları söylerken gerçekten çok sıkı sarılıyordu.
"İyiyim iyiyim. Teşekkür ederim." dedim ondan uzaklaşmaya çalışarak. Kötü niyetli olmadıpını biliyordum ama bu kadar da sıkı sarılmamıza gerek yoktu.
"Sen tek mi geldin? Demir geldiğinde seni görmemiştim."
"Hayır, bir arkadaşım bıraktı."
"Seni eve ben bırakabilirim."
"Teşekkür ederim ama gerke yok. Sabah beni bırakan arkadaşım almaya da gelecek."
"İyi peki. Bir şey olursa mutlaka ara beni."
Demir içeri girince "Görüşürüz." diyerek yerine geçti.
Demir yanıma geldiğinde yüzündeki öfkeyi seze biliyordum.
"Yine mi bu?!"
"Konuştuk sadece."
"Neyse." dedi Mert'e sert bakışlar atarak.
Son dersimin bitmesine yirmi dakika kalmıştı. Yavuz'a, "Dersim yirmi dakika sonra bitiyor." yazdım, o da, "Geliyorum." yazmıştı.
Yavuz geldiğinde, Mert'le kampüs dışında uzaktan veda ederek baktık birbirimize. Demir yanımda olduğu için gelemiyordu yanıma. Yola çıktığımızda Demir'in eli kolu bir türlü rahat durmuyordu sanki bir stresi var gibiydi. Yolda "İyi misin?" diye sorsamda ısrarla iyi olduğunu söyleyip hiç bir şey anlamamıştı. Yavuz da ara ara, yanındaki Demir'e ve aynadan da bana bakıyordu.
Eve vardığımızda, Demir benimle bir şey konuşmak istediğini söyledi. Yavuz buna analam verememiçesine Demir'e bakarkıyordu.
Demir'le bahçeye geçtiğimizde eli kolu yine rahat durmuyor, elini bir cebine atıyor bir saçına getörüyordu.
"Anlatıcak mısın artık?!"
"Ben Eflin'e açılıncam ama ne yapacağımı bilmiyorum." gülmeye başladım.
"Ya sen aşık mı oldun?"
"Sanki bilmiyorsun"
"Bilmez olur muyum, sarhoşken 'Efliiiin' diye bağırıyordun."
Hafif gülümsedikten sonra yine panikli bir ifade kapladı yüzünü.
"Ne yapıcam Hafsa ben?"
"Tamam sakin ol."
"Ne yapıcam ne yapıcam. Ya redderse beni? Ben ne yapıcam?" öyle paniklemişti ki beni duymuyor gibiydi, en sonunda iki elimle kollarından tutup sarstım.
"Sakin ol. Şimdi beni Eflin gibi düşün, o olsaydı karşında ne derdin?"
"Seni gördüğüm ilk andan beri senden çok hoşlanıyorum." o kadar panikti ki kendimi tutamayıp güldüm.
Demir bir an aşırı paniklediği için düzensiz olan nefesini toparlamaya çalıştı. Bense hala ona gülerek bakıyordum, tabi bir yandan da sakinleşmesini bekliyordum. Demir sakinleşmeye çalışırken Yavuz'un yanımıza doğru geldiğini gördüm yüzü o kadar garipti ki sinirli mi üzgün mü anlayamadım. Yanımıza gelip Demir'e kısa bir bakış attıktan sonra, bana dönüp öfke ve hüzün arasında bir bakışla "Anahtar." diyip araba anahtarını uzattı.
Bir şey söylememe fırsat vermeden arkasını dönüp gitti. Demir biraz sakinleşirken "Duyup yanlış analmamaıştır dimi?"
"Neyi yanlış anlıycak? Agam gibi olan kıza açıldığımı düşünecek değildir herhalde."
Bir süre duraksayıp kaldıktan sonra Demir'in "Ona böyle mi açıklıyım?" diye panikle danışmasıyla kendime geldim. Gülmeye başladım .
"Ben ikna oldum bence seni reddetmez."
Demir onu sakinleştirmeye çalışmama rağmen hala çok panikti.
"Sakince, içinden geldiği gibi konuş onunla. Tabi bu bazı şeyleri dan diye söyle anlamına gelmiyor."
Nefes verip "O karşımdayken ona onu ne kadar sevdiğimi söyliycem sonra-" dedi ve durdu hiç bir şey demeden sözünü tamamlamasını bekledim, yüzünü buruşturup "Sonra kesin beni reddedecek." deyince ofladım.
"Demir? Öyşe bir şey olmayacak. Biraz güven kendine, sakince konuş onunla. Ben sana güveniyorum yaparsıın." dedim biraz kendine gelsin diye. Aslında güvendiğim falan yok Allah bilir bu heyecanla kızın karşısında donup kalmaktan hiç bir şey söyleyemez. Off ya içimden bunlar geçerken gülmemek çok zor.
Başını salladı ve az öncekine göre daha sakin görünüyordu.
"Ben eve çıkıyorum artık."
"Tamam. Ben biraz daha hava alayım öyle çıkarım eve." başımı salladım ve binaya doğru ilerledim. Aklımda hala Yavuz'un bizi duyup duymadığı, duyduysada yanlış anlayıp anladığı fikri dönüp duruyordu.
•••
DEMİR
Eve çıktığımda Yavuz üst katta kahvesini içiyordu. Geldiğimi duyunca, anlık olarak bana baktı ve önüne döndü. Aradan biraz zaman geçince yanıma gelip
"Ben bir kaç günlüğüne başka bir yerde kalacağım, haberin olsun." dedi soğuk bir tavırla
"Nerede? Kimde kalacaksın?"
Cevap vermeden "Akşam giderim muhtemelen." dedi ve odadan çıktı.
•••
HAFSA
Eflin'le otururken kapı çaldı büyük bir heyecanla kapıya doğru gittim. Sonunda Yasemin gelmişti. Özgür yanında, onun valizlerini kapının önüne bırakıyordu. Prensese bak valizi prense taşıtıyor. dayanamayıp kapıda sarıldım.
"Seni çoook özledim."
"Ben de siziiii." dedi ve Eflin'e de sarıldı. Özgür'e de "Hoşgeldin." dedikten sonra onunla vedalaşıp kapıyı kapattım.
Yasemin üzerini değiştirmek için içerideyken Eflin
"Ben çıkayım, hem Yasemin de geldi."
"Peki sen bilirsin. dikkat et kendine." dedim ve onu kapıdan geçirdim o sırada Yasemin yanıma geldi.
"Eflin nerede?"
"O bugün gidicekti zaten senin gelmeni bekledi."
"Aaa doğru şimdi hatırladım."
Yasemin'e "Kahve içelim mi?" dedim ve hiç düşünmeden kabul etti.
kahveleri alıp masanın üzerine koydum ve Yasemin "Dur sana sürprizimi göstereyim." dedi ve odasına gitti. Geldiğinde elinde çukalata görünce gözlerim açıldı. Hayatta beni en mutlu eden şeydi herhalde.
"Yaaa çok teşekkür ederimm." diyerek sarıldım.
"Bit şey değil canım benim. Al isrediğin kadar ye." bunu söyleyince Yavuz geldi aklıma. Tatlı onun tarafından yasaklanmıştı bana. Yasemin "Balkona çıkalım mı? Bunaldım biraz."
"Olur çıkalım." dedikten sonra çikolatayı bolkonda olan küçük masanın üzerine bıraktım. Balkon korkuluklarına dirseklerimizi yaslamış dışarıyı izliyorduk. Aşağıda bir hareketlilik görünce gözlerim o yöne kaydı. Yavuz elineki seyahat çantasıyla bir arabaya binip gitmişti.
Nereye gidiyordu? Başka bir yerde mi kalacaktı. Ben içimden bunları geçirirken Yasemin, burayı ne kadar özlediğinden bahsediyordu ama Yavuz'a o kadar odaklanmıştım ki onun söylediklerine cevap bile veremedim ve telefonumu almak için içeriye gittim. Dermir'e sormaya karar verdim.
Siz: Yavuz nereye gitti?
Siz: bilmiyorum bana da söylemedi ki. Başka bir yerde kalacakmış bir süre.
Siz: ne demek başka yerde kalıcakmış!
Demir: bilmiyorum Hafso.
Acaba bizi duyduğu için miydi? Bu yüzden mi gitmişti? Bunu anlamanın tek yolu şuan aklıma gelen şeyidi. Yavuz'a, Yasemin'in bana aldığı çikolataların fotoğrafını atıp
Siz: yiyebilir miyim doktor bey?
yazmıştım.
Mesajı gördüğünde
Yavuz: neden bana soruyorsun ki?
Siz: yasaklamıştın...
Yavuz: artık karışmıyorum ne yiyiyp içtiğine. İstediğini yapmakta özgürsün. Demir düşünsünr artık bunu da.
Evet, gerçekten duymuş ve yanlış anlamıştı.
Siz: nereye gittin? Seni siteden çıkarken gördüm. Demir'e de söylememişsin nereye gittiğini.
Yavuz: niye soruyorsun çok mu umrunda?;
Siz: neredesin?
Yavuz: bu seni ilgilendirmez. Ayrıca sen düşünme bunları, düşünmen gereken başka biri var sonuçta.
Offff offf ben şimdi bu durumu nasıl toparlıyacağım.
YASEMİN
Dün yaşadıklarımdan sonra bugün çok mutlu bir şekilde uyanmıştım. Özgür'le sevgili olmamız, Melek Hanım'ın ve Halil Abinin davranışları, beni ağırlayışları, dünkü gezimiz...
Melek Hanım ve Halil Abi harika bir ebeveyn ve insandılar. Özgür her ne kadar onlardan uzak olsa da ona harika bir aile olmuşlardı ve dahası beni koşulsuz şartsız misafir etmişlerdi.
Melek Hanım kısa sarı saçlı, mavi gözlü, uzun boylu, iki gündür fark ettiğim kadarıyla gayet şık, eşine ve oğluna sonsuz sevgi besleyen, saygılı, hoşgörülü, zarif bir kadındı. Hastalığı onu her ne kadar yıpratsa da çalışıp çabalayıp hayatını kazanmıştı.
Halil abi ise mavi gözlü, uzun boylu, yapılı ama gayet fit, yakışıklı, saygılı, otorite sahibi, ailesine sahip çıkan bir adamdı. Dün Özgür'den bu evin mimarının Halil Abi olduğunu öğrenmiştim ve aynı zamanda evin kapısında silahlı korumalar olacak kadar da önemli biriydi.
Günlerden cumartesiydi ve Melek Hanım özellikle kahvaltıyı geç yapmamızı, iyice dinlenmemizi söylemişti. Şimdiyse kalkmış ve hazırlanmaya başlamıştım. Üzerime bol yeşil boğazlı kazağımı ve montumu alırken altıma da kot pantolon giymiştim. Botumu da giymek için kenara ayırırken son anda gözüme çarpan şapkayı da yatağın üzerine koymuştum.
Özgür'le beraber bugün tekrardan İsviçre'yi gezecektik ve Melek Hanımın teklifiyle de yarın alışverişe çıkıp pazartesi günü öğlen dönmeye karar vermiştik. Her ne kadar burayı sevip biraz daha kalmak istesem de kafedeki izin günümüz bitiyordu ve kızlarımı özlemiştim...
Kapıdan çıkarken merdivenlere yönelen Özgür'le hızlıca ona yetiştim.
"Günaydın!"
Gülümseyerek belime sarıldı.
"Günaydın sevgilim!"
Sarılışına karşılık verirken merdivenlerden inmeye başladık.
"Rahat uyuyabildin mi?"
"Çok rahat uyudummm."
Tebessümüne karşılık verirken beraber masaya geçtik.
•••
Güzel bir kahvaltının ardından Mercedes siyah jeepe binmiştik. Özgür elindeki karton poşetinin içindekileri kucağına alıp kutuyu arka koltuğa koyup bana döndü.
"Güzelim her zamanki gibi çok güzelsin, kombinini de asla bozmak istemem ama bu şapkayı ve atkıyı takmazsan da gerçekten çok kötü tutulabilirsin..."
Elindeki şapka ve atkıya bakarken onun da dikkatle bana baktığını gördüm. Asla bu hareketine gocunmazdım çünkü bende evden çıkınca nasıl bir hata yaptığımın farkına varmıştım.
"Olur takarım."
Elindeki şapkaya uzanmamla benden önce davranıp saçlarımı narince düzeltip önce şapkayı sonra da peluş atkıyı taktı.
"Çok tatlı oldun."
Yola çıktığımızda biraz takılmak için Özgür'e döndüm.
"Aşk olsun bugün sormadın bana arabanın rengini!?"
Takılarak söylediğim şeyle Özgür'ün şaşkınca bana dönmesi bir oldu. Yüzündeki gözle görülür endişeyle ciddi olup olmadığımı sorguluyordu!
"Sevgilim-"
"Yaa şaka yaptım!!"
Gülerken bir elimle de uzanarak yanağını okşadım.
"Bugün daha yüksek yerlere çıkacağımız için jeeple daha rahat olur diye bunu aldım."
"Biliyorum sevgilim, takılıyorum. Hem gerçekten renge göre seçecek kadar arabanız var mı??"
"Pembe yok bir tek galiba... Evde kimsenin tercihi olmayınca."
"Anladım. Ee nereye gidiyoruz?"
Sağ eliyle sol elimi tutarak dudaklarına götürdü. Küçük küçük öpücük kondururken benimle konuşuyordu.
"Önce meydana inelim sonrası sürpriz!"
Gülerek önüme döndüm. Meydana geldiğimizde arabadan inip el ele yürümeye başladık.
"Akşam sana burda çok sevilen meşhur bir yemeği deneticem."
"Hmm merakla bekliyorum..."
Duyduğum müzik sesiyle etrafıma bakınmaya başladım.
"Bak ses ordan geliyor!"
Özgür'ün eliyle gösterdiği uzun meydanın ortalarında bulunan kalabalıkla gözlerim oraya döndü. Birçok insan çiftler halinde dans ediyordu.
Ayaklarımın beni oraya sürüklemesiyle Özgür'ü de peşimden çekiştirerek oraya yürümeye başladım. Diğer insanların yanına geçip dans edenleri izlerken başımı Özgür'ün omuzuna yaslamıştım.
"Çok güzel değil mi?"
Gözlerime bakarak cevap verdi.
"Evet çok güzel..."
Tekrardan heyecanla önüme döndüm. Bütün çiftler belli bir ritimle hareket ediyor ve ortaya çok hoş bir senkronizasyon çıkıyordu. Şarkının son notaları olduğunu belli eden sesle Özgür hızlıca yanımdan ayrılarak "Sevgilim hemen geliyorum." Dedi.
Nereye gittiğine bakarken büyük hoparlörün yanındaki büyük ihtimalle görevli olan adamın yanına gitmişti. Telefonunu açıp adama bir şeyler gösterirken dikkatle ona bakıyorum. İki dakikalık konuşmanın ardından yanıma gelerek elimden tuttu ve beni dans alanına çekti.
"Özgür ne yapıyorsun-"
"Hiştt müziği dinle sevgilimm."
Tam o anda çalan şarkıyla önce hoparlöre daha sonra onun gözlerine baktım.
"Endamın yeter gözlerin yeter
Uğramasın sana ne hüzün ne de keder
Kalbim senden senden vazgeçmeyecek
Korkma içimde aşkın hiç bitmeyecek
Eğer istersen bu sonsuza dek sürecek
İnan bu adam hep seni seni sevecek."
Şaşkınlığımdan faydalanarak önce benim ellerimi kendi boynuna daha sonra da ellerini belime sardı.
"Kendini bana bırak, müziğe bırak..."
"Herkes bize bakıyor!"
"Bırak baksınlar, iki güzel sevgilinin aşkına şahit olsunlar..."
Beni biraz daha kendine çekerek burunlarımızı birbirine sürttü.
Şarkı kendini tekrarlarken biz yerimizde durmayıp yavaşça dans ediyorduk ve Özgür de gözlerime bakarak şarkıya eşlik ediyordu.
"Hiç bir zaman kalbim senden vazgeçmeyecek sevgilim..."
Fısıltıyla söylediğim cümleye karşılık derince gülümseyerek "İnan bu adam hep seni seni sevecek." Devam etti.
Mutlulukla başımı arkaya atarak kahkaha atmamla Özgür hiç beklemediğim bir şekilde başını boynuma gömüp soluyarak derince öptü. Bu hareketiyle gıdıklanıp daha çok gülerken şarkının bitip insanların bizi alkışlamaya başlamasıyla beni kaldırıp sarılması bir oldu.
Sarılışına karşılık verirken onu hakedecek ne yaptığımı düşünüyordum?
•••
Meydandaki birçok dükkanı gezip saati öğlen etmiştik ve şimdi sürprize doğru gidiyorduk.
Dükkanlardan kızlara çok beğenecekleri hediyeler almıştım. Eflin için içinde Alp dağları olan büyük bir kar küresi ve Hafsa içinse bir müzik kutusu...
Burda çok güzel hediyelik mağazalar ve kafeler vardı, özellikle çikolataları harikaydı. Sırf Hafsa için eve ayrı bir kutu çikolata almıştım. Buna kesinlikle bayılacaktı.
İki saatlik yolun sonunda geleceğimiz yere varmıştık.
"Montunun önünü sıkı kapat atkıyı da iyice sar sevgilim."
Özgür'ün uyarısıyla dediklerini yaparak peşinden indim.
Dağlık bir bölgede olduğumuz için meydandakinden daha fazla kar vardı. Karların arasında bata çıka ilerlerken "Nereye gidiyoruz?" Dedim.
"Sabret sevgilim, az kaldı."
Özgür elimi daha sıkı kavrayarak emin adımlarla ilerlemeye devam etti.
En sonunda gördüğümüz yapıyla duraksadık. Duvarları camdan örülmüş sağlam ve kaliteli bir malzemesi olduğu belli olan büyük çadır şeklinde bir yapıydı.
Burası buz pateni pistiydi...
Özgür bizi buz patenine getirmişti.
"Benimle buz pateni yapmaya var mısın güzelim?"
"Varımmm!"
Beraber içeri girip patenleri ayağımıza giydik. Sırasıyla buza çıkmamızla Özgür bana dönerek "Bildiğini tahmin etmemiştim, benim aklımda sana öğretmek vardı!" Diyerek güldü.
Onun gibi gülerken "Çocukken öğrenmiştim!" Dedim.
"Madem biliyorsun o zaman gel bakalım."
Pist alanı büyüktü ve şansımıza bugün çok az kişi vardı. İnsanlar büyük ihtimalle havanın daha güzel olduğu bir zaman buraya geliyorlardı. Özgür beni boş olan sol tarafa doğru yönlendirirken yanımızdan geçen küçük kızıl saçlı kıza gülümsedim. Hayran hayran bize bakıyordu.
Bir buçuk saat beraber buz pateni yaptıktan sonra Özgür'ün patenimin iplerini bağladığı gibi açmasıyla çıkmıştık.
"Sıcak salep ve kurabiye ister misin sevgilim?"
"Salep olur ama şuan kurabiye istemiyorum zaten meydanda birçok tatlı denedik onlar beni kesti."
"Nasıl istersen güzelim sen arabaya geç ben hemen geliyorum."
Arabaya bindiğimde hemen çalıştırıp klimayı açmıştım. Dağlık bölgede olduğumuz için hava ayrıyeten soğuktu.
Yaklaşık beş dakika sonra gelen Özgür'le beraber salepimi aldım ve yola çıktık.
•••
İsviçre Ulusal Müzesi, Lindenhof ve Grossmünster'i de gezdikten sonra lüks bir restorana gelmiştik.
Özgür yemek olarak Zürcher Geschnetzeltes, rösti ve makarna yanına da şarap söylemişti. Tatlarını beğenmeyi umuyordum çünkü bunlar İsviçre'nin meşhur yemekleriydi ve belli ki Özgür de seviyordu...
Yemekleri gerçekten beğenmiştim ve şimdi eve gelmiştik. Saat geç olduğundan ve iyice yorulduğumuzdan odalara çekilirken abimi arayarak olanları anlatmaya başladım.
•••
Sabah Özgür'ün yanağıma kondurduğu öpücükle uyanıp önce mutlu olup daha sonra hemen odadan kovmuştum. Ben her ne kadar Melek Hanımların görüp yanlış anlamamasını isterken o sanki bilmiyorlar diyerek beni hiç takmıyordu.
Evet Halil abiler sevgili olduğumuzu öğrenmişlerdi hem de daha o akşamdan! Özgür'ün akşam yemeğinde 'asla bilerek yapmayarak' "Sevgilim tuzu uzatır mısın?" Demesiyle masada bir sessizlik hakim olmuş ve ben öksürük krizine girmiştim. Halil Abi ve Melek Hanım her ne kadar bizim için çok mutlu olsalarda insanların evlerinde sevgilimle çok fazla yakın olmak istemiyordum.
Ve açıkçası dün öğrendiğim son dakika haberiyle utançtan Melek Hanımın yüzüne nasıl bakacağımı bilmiyordum. Meğer Melek Hanım o hastane odasında Özgür'ü ilk gördüğü zaman canının sıkkın olması ve kaşındaki yarığı fark ederek ne olduğunu sormuş lakin ikimiz arasında olduğunu öğrenince hiç karışmamış...
Bugünse Melek Hanımla beraber alışverişe gidecektik. Aslında ihtiyacım olan bir şey yoktu ve alacağım hediyelikleri de dün almıştım lakin Melek Hanımı kırmak istemiyordum.
Dünkü gibi geç kalktıktan sonra Melek Hanımla beraber önce evde takılmıştık. Bana serasını gezdirmiş, hobi odasını göstermiş ve Özgür'ün de dahil olmasıyla garajı gezmiştik. Gerçi buraya oto galeri de diyebilirdik çünkü binbir farklı arabanın binbir farklı rengi ve şekli vardı...
Şimdiyse son derece lüks olduğunu daha binanın yapısından anladığım bir AVM'ye gelmiştik. Melek Hanım gireceği mağazalar belliymiş gibi tek bir yere odaklanıyor, oraya gidiyordu ve tabi Özgür'le bizde arkasından.
Melek Hanım çok meşhur olan ve son zamanlarda özellikle adı çıkmış bir çanta mağazasının içine girdi. Görevli kız hemen yanına gelip ona selam verirken Fransızca bir şekilde kızla konuşmaya başladı.
"Ne konuşuyorlar?"
Özgür'e dönüp konuşmamla etrafa göz gezdirmeyi bırakıp bana döndü.
"Size hediye çanta alacakmış."
"Bize?"
"Sana, Eflin'e ve Hafsa'ya."
"Neee!!!!"
Özgür'e iyice yaklaşıp kulağına fısıldadım.
"Özgür burası çok pahalı, biz buraya bir servet yatırırız ne hediyesi!"
"Ben karışmam sevgilim, hem sende karşıma bak çok güzel çantalar var seç birini!"
"Yasemin'cim!"
Melek Hanımın sesiyle önüme döndüm.
"Buyrun Melek Hanım."
"Ben sana ve arkadaşlarına güzel bir hediye almak istiyorum da, seçmemde yardımcı olur musun. Kızlar hangi rengi, modeli sever?"
"Melek Hanım çok hoşsunuz ama biz bunu kabul edemeyiz..."
"Aa lütfen ama rica ediyorum."
"Yok, gerçekten yani hiç gerek yok!"
"Bak ben kafama koydum burdan illaki size hediye alıcam ama almışken en azından seveceğiniz bir şey olsun istiyorum."
"Kızlar bana çok kızacaklar ama..."
Ben endişeyle Melek Hanıma bakarken o mutlulukla bakıyordu.
"Kızmazlar, kızmazlar!"
Uzun uğraşlar sonucu çanta seçimi yapmıştım ve kesinlikle kızlar bayılacaklardı!!!
•••
Uçağımızın sürekli yaptığı rötarlarla havaalanına sıkışıp kalmıştık. Şuan bulduğumuz ilk boş yere oturup üç valizi önümüze dizmiştik! Evet üç, birer valizle gidip üç valizle dönüyorduk çünkü Melek Hanım'ın aldığı hediyeler sığmamıştı...
Dünkü alışverişimiz çanta alınca bitti sanıyorken meğer yeni başlıyormuş! Çantacıdan çıkınca Melek Hanım'ın bir anda ayakkabıcıya girerek bana harika bir topuklu alması bir olmuştu!
Ve bunların sığmamasıyla da yeni bir valiz gerekmişti...
Şimdiyse saat 11.00 de olan uçağımıza binmek için erkenden buraya gelmiş ama rötara yakalanmış yolcular olarak bekliyorduk.
En sonunda saat 14.30 da olan uçağa binebilmiştik ve ben tüm yolculuk boyu Hafsa'yı düşünmüştüm. Dün neler yaşadığını Eflin, uçağı beklerken anlatmıştı ve bende sonra Hafsa'yla konuşmuştum. İyiyim diyordu ama onu görmeden inanamazdım.
Saat farkı dolayısıyla akşam yedi de uçaktan anca inebilmiştik. Demir'in bizi almasıyla arabaya binip rahat bir nefes aldık. Uçağın kalabalığından dolayı Özgür'e sorduğum 'Özel uçağınız yok mu?' sorusuna uçaklarının olmadığını ama Business class ta uçmayı tercih ettiklerini söylemişti. Lakin biz bileti en erken uçağa almaya çalıştığımız için ekonomi bölümüne denk gelmiştik...
Demir'le beraber İsviçre anıları hakkında konuşurken sürekli konuyu benim İsviçre'ye gitmeme çeviriyordu. Önceden olsa utanırdım ama şuan sadece sevgilisini görmeye giden genç kız rolünü oynuyordum. Her ne kadar o zaman sevgili olmasakta...
"Yeter lan bırak sevgilimi utandırmayı!"
Özgür'ün Demir'e çıkışmasıyla Demir'in arabayı bir anda durdurması bir oldu.
"NE?!"
Özgür ön koltuktan uzanarak elimi tuttu ve dudaklarına götürdü.
"Siz sevgili mi oldunuz! Ne ara lan?"
"Öyle işte kardeşim. Bizi engelleyen bu ortammış İsviçre'nin sakin havasında fark ettik."
Şuan dalga geçiyordu lakin Demir onu ciddiye almış gibi dikkatle dinleyip büyük ihtimalle kafasında bir şeyler kuruyordu!
"İşin olayı uzakta olmak diyorsun yani!"
Özgür'ün Demir'e sırıtan yüzüne hafifçe vurarak "Ya Demir dalga geçiyor yaa, hadi sür arabayı gidelim."
"İyi bakalım. Tebrik ederim yenge!"
Ben gözlerimi açarak "Yok artık!!" Derken Özgür ve Demir kahkaha atıyorlardı.
•••
Eve geldiğimde kapıyı Hafsa açmıştı. Hızlıca öne doğru atılarak sarıldım.
Kahveleri ve hediye aldığım çikolataları alıp karşılıklı oturduğumuzda Hafsa olanları anlatmaya başladı. Neler yaşamıştı bir günde...
Ama şuan iyiyim diyerek, İsviçre anılarımı anlatmamı isteyerek konuyu bana çevirmişti. Gece yarısına kadar da havadan sudan konuştuktan sonra uyumaya geçmiştik.
•••
"Görünce aşık oldum
O güzel gözlerine
Başkasını istemem
Benim gözüm sende"
Esma ablayla beraber mutfakta çalışırken bir yandan da açtığı şarkıyı dinliyordum. Ben yaptığım tiramisunun son katını yerleştirirken Esma abla hem yüksek sesle şarkı söylüyor hemde açma hamurunu yoğuruyordu. Biraz da kaytarıyor olabilirdi çünkü şarkının gazına gelip ara sıra kollarını kaldırarak mutfakta salınıyor, bana da göz kırpmayı ihmal etmiyordu.
"Abla normalde her ortamda beni enerjik bilirlerdi, sen beni de geçiyorsun maşallah!"
"Vallahi asıl ben sana şaşıyorum! İsviçre'den geldikten sonra bir durgunluk geldi sana. Hayrolsun yüzün felan da aydınlanmış, İsviçre dağları yaradı galiba!" İsviçre'de ki anılarımızı hatırlayınca yüzümde şapşal bir gülümseme oluştu.
"Bak yine gülüyor! Sabahtan beri Özgür ve senin durup durup birbirinize gülmenizi de anlamış değilim doğrusu!"
Daldığım düşüncelerden çıkarak "Ya abla yaa! Bir şey yok diyorum." dedim.
Dolaba kaldırdığım tiramisu ile şu anlık işim bitmişti. Ardından hızlıca bulaşıkları da makineye yerleştirdim. Kenarda sıcağı çıkan kruvasanlardan birini alıp içini açtım ve krema koyup kapatırken üzerini çikolata sosu, pudra şekeri ve çilek ile süsledim. Çok fazla şekerli olmaması için yanına iki limonata alarak personel odasına doğru yol aldım.
Aralık kapıdan gördüğüm kadarıyla Özgür akşamki performansı için prova yapıyordu. Biraz dinlemeye karar vererek sessizce kapının kenarında durdum.
"Ah, yok mu şu caziben?
Sabahı gece eden o
Andaki ifaden
Susuzluğun tasviri yok."
Üzerine yeşil kazak ve siyah kumaş pantolon giymişti, iyice uzamış olan saçlarıyla da her zamanki gibi çok yakışıklı ve çekici görünüyordu.
"Ayyaş gönlüm
Sana ayyaş gönlüm
Deli gönlüm"
Şarkıyı bitirmesi üzerine ayağımla kapıyı iterek içeri girdim ve gülerek "Üstüme alınıyorum!" dememle o da gülerek "Sevgilim..." dedi.
EFLİN
"Saçmalama Yiğithan menemen soğanlı olur!"
"Saçmalık, tabi ki de soğansız olur."
Kuzey'in yaptığı soğanlı menemene ekmek bandırırken, Yiğithan'a yargılayıcı bakışlar attım.
Dün akşam Pınar ablaya verdiğim sözü tutarak onlarda kalmıştım.
Yiğithan okul gezisine katılmadığı için evdeydi. Ben hala gezi olmadığını ve yalan söylediğini düşünüyordum ama neyse. Onun dışında şansıma bugün Pınar ablanın arkadaşının günü vardı. O yüzden, o da erkenden arkadaşına yardım etmeye gitmişti. Orhan amca ise az önce kahvehaneye gitmişti. Bu devirde kahvehaneye giden nadir insanlardandı.
"İkinizde susun! Ben yaptıysam her şekil güzeldir." Kuzey'in sözüyle tüm masa kahkaha attı.
"Kapayın çenenizi ve yemeğinizi yiyin." Savaş abi ikisininde ensesine vurunca, ikiside anında sus pus olmuştu. Öğrendiğim üzere Savaş abi özel bir göreve gideceği için dört,beş günlüğüne izinliydi.
Onunda burada olması beni çok mutlu etmişti. Ev halkı bile onu nadir görüyordu bu yüzden şanslıydım.
"Abi vur vur ensem çürüdü ya!" Savaş abi ona sert bir bakış atınca hızlıca önüne dönüp menemeni tırtıklamaya başladı.
"Hani kötüydü lan!" Savaş abinin laf atmasıyla omuz silkti Yiğithan.
"Aç mı kalayım abi?"
"Kal." Savaş abinin cevabına Kuzey'le birbirimize vurarak gülmeye başladık. Bu şekilde Savaş abinin ciddi bakışları bize döndü.
"Hayırdır komik olan ne?" Kuzey boğazını temizleyip ciddileşirken ben hâlâ kıkırdıyordum.
Bana asla laf etmiyordu ben vip üyeydim.
"Lan gülmesene." Kuzey'in fısıldamasıyla kıkırtım kahkahaya döndü.
Savaş abiyle göz göze geldiğimde, yüzünde küçük bir gülümseme görmüştüm. Bana göz kırpınca gülümseyerek yemeğe devam ettim. Kahvaltımız bittince hep birlikte masayı toparlayıp dışarı çıkmak için hazırlanmaya başladık.
Üzerime deri siyah kot, içime siyah body ve üstüme de deri trençkot giymiştim.
"Galan da!" Savaş abinin adana şivesi yapmasıyla güldüm. Koridorda Yiğithan'la denk geldiğimizde Savaş abinin ne dediğini anlamaya çalıştığını fark ettim.
"Çevirisi 'hadi da' diyor bilgisiz." Kuzey'in bir anda lafa atlamasıyla güldük. Evden zar zor da olsa çıkmayı başarmıştık.
Arabaya bindiğimizde Savaş abi ve Yiğithan yine öne, bizde Kuzey'le arkaya geçmiştik. Nereye mi gidiyorduk? Tabi ki de en sevdiğim yer olan internet kafeye! Hep birlikte fifa oynayacaktık.
Telefonuma bildirim gelince Kuzey'le göz göze geldik.
Hayırdır dercesine kafa sallayınca, göz devirdim.
"Sevgilim yazdı belki Kuzey sanane!"
"Ne?"
"Kim?"
"Nasıl?"
Aynı anda gelen farklı tepkilerle sabır çektim. Hepsi bana şok içinde bakıyordu hala.
"Önüne dön Yiğithan şakaydı." Yiğithan'on kafasını ittirerek telefonumdan gelen mesaja baktım. Mesaj Demir'dendi.
"Metalşövalye mi? Metalşövalye kim?"
Kuzey'i omzumla ittirip sağ cama yapışıp telefonu kendime yaklaştırdım. Bowling gün şans eseri beni pandacık olarak kaydettiğini görüp onu böyle kaydetmeye karar vermiştim.
Metalşövalye: Evde yoksun, okulda da?
Siz: Evet, kaçtım evden.
Metalşövalye: Ha?"
Siz: Ha mı?
Metalşövalye: Kime kaçtın?
Siz: Sevgilime.
Tepkisini merak ediyordum, ne yapayım?
Metalşövalye: NE! NASIL?
Siz: Şakaydı...
Metalşövalye: He anladım.
Metalşövalye: Niye kaçtın o zaman evden pandacık?
Siz: Sözüm vardı abilerime. Lafı geçmişti ya hani.
Metalşövalye: İki erkeğin olduğu eve mi kalmaya gittin?
Siz: üç erkeğin, ayrıca istediğim yerde kalırım.
Metalşövalye: Tabi istediğin yerde kalırsın da. Kalmasan daha iyiydi.
Kaşlarım çatıldı. Bunun sorunu neydi?
Siz: Ne ima ediyorsun sen?
Metalşövalye: Yanlış anlıyorsun beni pandacık.
Metalşövalye: Seni göremeyince merak ettim.
Metalşövalye: Ayrıca tabi ki de istediğin yerde, istediğin kişiyle kalırsın.
Siz: Aynen öyle, adam olursun böyle kfhdjsgs.
Metalşövalye: Sen şaka mı yapıyordun?
Siz: Evet sen ne sandın? Gerçekten öyle düşündüğünü düşünmedim ya.
Metalşövalye: Ödümü patlattın kızım ya.
"Geldik." Kuzey'in sesiyle internet kafeye geldiğimizi fark ettim.
Siz: İnternet kafeye geldik. Sonra konuşuruz ya da istersen gel ve en sevdiğim insanlarla tanış.
Metalşövalye: Gerçekten mi?
Siz: Şaka yapıyor gibi bir halim mi var?
Metalşövalye: Tamam geliyorum. Her zamanki kafe dimi.
Siz: Evet.
Telefonu kapatarak arabadan inmemi bekleyen Aydın kardeşlere baktım.
"Arkadaşımı çağırdım." Hepsi başını olumluca salladı. "Erkek olan bir arkadaşımı." Diyince hepsinin suratındaki ifade değişti. "Sormadım ama."
"Sorun yok küçük hanım. İn artık da arkadaşın gelmeden bir el atalım." Hızlıca arabadan inerek hep birlikte kafeye girdik.
•••
"Yürü be hadi!"
"Hayır Eflin sağdan gelecek!"
Maça başlayalı baya olmuştu. Demir hala gelmemişti. Belkide vazgeçmişti bilmiyorum.
Fifa da ben ve Savaş abi takım olmuştuk. Savaş abi "ben bu iki salakla da olmam" deyip benimle takım olmak istemişti. Kuzey'le Yiğithan'sa hiç umursamamış ve hemen birbirlerini benimsemişlerdi.
"Ve gol!" Savaş abiye sarıldığım an bizi izleyen Demir'in kahveleriyle karşılaştım.
"Demir?"
Herkesin bakışı ona dönünce Demir kısa bir an gerilir gibi olmuştu.
"selamünaleyküm" Demir'in bir anda imana bağlamasıyla gülmemeye çalıştım. Bugünde yüzüm bir hayli gülüyordu. Hadi hayırlısı.
"Ve aleykümselam kardeş hoşgeldin." Kuzey'in kalkıp Demir'le tokalaşmasıyla şaşırdım.
Kuzey sanırım Demir'in gerginliğini fark ederek iyi abi rolüne girmişti. Bunun tek kötü bir yanı vardı. Savaş abiye ciddi abi rolü kalıyordu ve bu da felaketti.
Demir, Kuzey'den ayrılıp Savaş abiye ellimi uzattınca. Savaş abim bir onun eline bir de yüzüne baktı iki kez. Onu germeye çalışıyordu ve başarıyordu da.
"İyi otur. Geldin diye madalya mı takalım?"
Demir'in yüzü düşerken, Kuzey ve Yiğithan alttan alttan gülüyordu. Daha fazla dayanamayarak Demir'e bir anda sarıldım.
"Hoş geldin."
Demir anlık olarak şaşırıp bir tepki verememişti. Sonra bunun bir daha olmayacağını düşünmüş olmalı ki hızlıca sarılmama karşılık verdi.
"Sarıla sarıla abilerinin yanında mı sarılıyorsun?"
Fısıldamasıyla güldüm.
"Ne yapıyım? Seni bilerek germeğe çalışıyorlardı."
Benim de fısıldamamla gülümsedi.
O sırada bize garip garip bakan Aydın kardeşlerle karşılaştık. Bir erkeğe bu kadar yakın davranmamı garipsemişlerdi. Haklılardı ama Demir diğer erkeklere kıyasla farklıydı. Beni rahatsız edecek hiç bir hareketi ya da düşüncesi yoktu. Bunu gözlerinden anlayabiliyordum.
"Oynamayalım mı artık?"
"Ben bilgisayarlara geçiyorum. Siz oynayın sıkıldım." Yiğithanı'n gitmesiyle hepimiz arkasından baka kaldık.
"Ergen!" Kuzey'in, Yiğithan'nın arkasından bağırmasıyla herkes bize bakmıştı.
"Hadi oynayacaksanız oynayalım işim var bir saat sonra. Zamanım yok." Savaş abinin sözüyle hepimiz anında puflara yerleştik. Ben yine Savaş abiyle takımdım. Demir, Kuzey'le takım olmaktan rahatsız gözükmüyordu.
Maç bittiğinde Demir'ler kazanmıştı.
"Gençler benim kalkmam gerekiyor. Sizi bırakacaksam artık kalkalım."
Kuzey'de onu onaylayınca hep birlikte ayaklanmıştık.
"Eflin seni bırakalım mı yoksa bu lavukla mı gideceksin?" Savaş abi Demir'e garip bakışlar atsada Demir gülümsüyordu.
"Benimle gelecek abi aynı yere gidiyoruz zaten."
"Aynı yere mi gidiyorsunu?"
"Üst komşum."
"He iyi o zaman biz artık gidelim. Hadi abi."
Kuzey, Savaş abiyi çekiştire çekiştire götürmeye başlayınca kafamı çevirip Demir'e baktım. Gülerek hala Savaş abiye bakıyordu. Sinsice gülümsedim.
"Belanı arıyorsun galiba?"
"O niye pandacık?"
Gülümsedim kocaman.
"Çünkü Savaş abi asker." Gülümsemesi solarken gözleri kocaman açıldı.
"Ne? Bunu neden baştan söylemiyorsun! Ölmem dimi?" Kahkaha attım.
"Yok şanslıysan ölmezsin." Derin bir nefes verdiğinde ekledim. "Belki yaralanırsın ama."
"Hayır ya!"
•
En sevdiğiniz kısım?
Bölüm nasıldı?
Haftaya daha uzun bir bölümle görüşmek üzere🤭
Bölüm etkileşimi
