Gümüş Servi kitap kapağı

15. bölüm / 31

Gümüş Servi

14.Karışık Durumlar

Vaveyla Yazarı: Meyra Ayaz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 31Şu an: 14.Karışık Durumlar

Selamm!!

Nasılsınız, neler yapıyorsunuzzz?

Bakalım bu bölüm neler olmuş🤭

•

YASEMİN

Uzun bir yolculuk sonunda uçaktan inmiştim ve şu an ilk bulduğum taksiye binip, Yavuz'un verdiği adres kâğıdı ile Özgür'ün evine gitmeye çalışıyordum. Taksici abi ile benim ingilizcem sayesinde az çok anlaşabiliyorduk. Yaz tatilinde ağabeyim ve Füsun ablayla beraber, abimin işi dolayısıyla Fransa'ya gittiğimiz için vizem vardı. Bu yüzden bu kadar rahat gelebilmiştim.

Yol boyunca düşünüp durmuştum. Ben neden İsviçre'ye gidiyordum? Özgür için... Peki, Özgür kimdi? Ben ona nasıl bir önem verip İstanbul'dan İsviçre'ye gidiyordum? Arkadaşlarının yapmadığını yapıp onun yanına gidiyordum.

Ve anlamıştım en sonunda. Ben Özgür'ü seviyordum...

Arkadaş gibi değil, herkes gibi hiç değil...

Daha içten bir sevgiydi bu, daha candan. Şimdiyse bizi birbirimize bağlayan pamuk ipliğini sıkı sıkı tutmak ve bir daha bırakmamak için gidiyordum.

Duran taksiyle birlikte etrafıma bakınırken ücreti ödedim ve taksicinin bagajdan çıkardığı küçük valizimle taksiden inip önümdeki kocaman kapıya baktım. Doğru yerde miyim diye düşünürken, kapının yanındaki mermer üzerine kazınmış yazıyı gördüm "MAİSON VURAL" büyük harflerle Fransızca yazılmıştı. Bir hafta Fransa'da kalmam sebebiyle biraz okuyor ve bazı kelimelerin anlamlarını biliyordum.

Garaj kapısı olduğu belli olan kapının önünden çekilip, kenarındaki demir kapıya yaklaştım. Yan tarafta gördüğüm zile basarak beklemeye başladım. Etrafta bir sürü ışık olması sebebiyle rahatça hareket edebiliyordum. Demir kapının açılmasıyla önümde uzun boylu, takım elbiseli, gayet ciddi duruşlu bir adam belirdi. Nedensizce gerilmiştim.

İsviçre deyince aklıma gelen kırlarda koşan Heidi'nin, Alp Dağları ve sıcak küçük yuvasıydı. Evet, burada da dağlar vardı ama karşımda izbandut gibi duran adamla sıcak ve küçük bir yuva hissetmiyordum.

"İyi akşamlar."

Konuşmayarak bana bakan adamla devam etmem gerektiğini fark ettim. İngilizce konuşmayı sürdürerek "Ben Yasemin. Özgür'ün arkadaşıyım. Rica etsem onunla görüşebilir miyim?" Dedim.

İsmimi duyduğu anda gözleri irice açıldı ve panik havasına girdi.

"Kimliğinizi alabilir miyim?"

Evet, tanımadığım bir adama öylece kimliğimi uzatamazdım ama belli ki burası öyle boş bir yer değildi ve kimliğimden bir doğrulama yapması gerekiyordu. Kısaca uzattığım kimliğe göz gezdirdikten sonra tekrar bana uzatarak bir adım geri çekildi.

"Halil Bey'e haber verin. Yasemin Hanım geldi."

Elini kulaklığına bastırarak konuşmuştu. Bir dakika- Türk müydü yani? Gözünü seveyim abiciğim, neden en başından demiyorsun?

Tekrar bana dönerek kapıyı sonuna kadar açtı ve eliyle bahçeyi göstererek "Buyurun, Yasemin Hanım." Dedi.

Hanım mı? Estağfurullah...

Yavaşça içeri adımladım. Bahçe kapısından içeri girdiğimde tekrar duraksamak zorunda kalmıştım çünkü burası gerçekten harikaydı.

Karşımda gayet lüks, çiçeklerle süslenmiş, iki katlı bir ev- pardon villa vardı. Hemen sağında garaj olduğunu tahmin ettiğim bir alan ve tam solumda ise uzaktan bile iç ışıklandırması sayesinde harika görünen bir sera bulunuyordu.

"Ben valizi alayım, efendim."

Yanımdaki Türk abi bir anda valizime uzanıp sağ eline aldı. Etrafı incelemeyi bırakıp ona döndüm.

"Gerek yoktu-"

"Yasemin Hanım!"

Duyduğum sesle başımı çevirip önümdeki evin kapısından bize doğru aceleci adımlarla yaklaşan adama baktım.

"Hoş geldiniz, efendim."

"Hoş buldum."

Hayır, ortama kolayca uyum sağlamamıştım. Aksine içten içe 'Yasemin Hanım', 'Efendim' gibi kelimeleri sorguluyordum.

Az önce sen dedin Yaso burası öyle bir yer değil diye!? Evet, burası öyle bir yer değildi ama o zaman burası nasıl bir yerdi?

Burası nasıl bir yerdi de şu an yanımdaki iki adamın ve bahçedeki yeni fark ettiğim korumaların bellerinde silah vardı? Şu an gerçekten arkama bakmadan kaçmak istiyordum! Özgür, sen beni nerelere getirdin!?

"Halil Bey sizi içeride bekliyor. Önden buyurun efendim."

Anlayışla başımı salladığımda izbandut adam arkamızda kalırken, ondan daha rütbeli olduğunu anladığım bu adamla beraber evin içine girdik.

Kapıda bizi yardımcı olduğunu anladığım orta yaşlı bir kadın karşılamıştı. Beni görünce saygıyla baş selam verip "Hoş geldiniz efendim." Dedi. Ben de aynı şekilde karşılık verdim. Eve girince fark etmiştim ki dışarıdaki hava fazlasıyla soğuktu.

"Montunuzu alabilir miyim?"

Yardımcı kadına "Hayır, teşekkür ederim." Dedim. Ânın heyecanıyla fark etmesem de dışarıda üşümüştüm ve şu anki sıcaklığımı korumak için montuma ihtiyacım vardı.

Yanımdaki adam valizimi kadına uzatırken "Bu taraftan efendim." Diyerek eliyle salon olarak tahmin ettiğim tarafı gösterdi.

"Bana efendim demenize gerek yok, abim yaşındasınız. Lütfen söylemeyin."

"Olur mu öyle efendim, estağfurullah lütfen."

"Olur olur gerçekten, hiç gerek yok!"

"Efendim saygıdan dolayı-"

"Deme güzel abim deme. Ben öyle önemli bir insan değilim. Yasemin'im ben düz Yasemin!"

"Salih!!"

İçeriden gelen gür sesle susmak zorunda kalmıştık.

"Yasemin hanım lütfen içeri buyrun efendim, bu konuyu sonra konuşuruz."

İsminin Salih olduğunu öğrendiğim abi gerçekten konuşmayacakmışız da beni kandırıyormuş gibi hissediyordum. Lakin şu an bunu sorgulayacak vaktim yoktu!

Salona girdiğimde geniş üçlü koltuğun ortasında başı kapıya çevrili olan adamla göz göze gelmiştim. Beni görünce yüzündeki babacan gülümsemeyle ayağa kalkarak bana yaklaşmaya başladı.

"Çıkabilirsin Salih."

"İyi akşamlar Halil Bey."

Salih abinin çıkmasıyla karşımdaki adam "Hoş geldin Yasemin. Ben Halil Vural, Özgür'ün babasıyım." Diyerek tokalaşmak için elini uzattı.

"Hoş buldum Halil Bey. Bende Özgür'ün arkadaşıyım."
Elini sıkarak konuşmamla Halil Bey burnundan nefes vererek gülmüştü.

"Bana Halil abi de lütfen Bey demene gerek yok."

Başımla onayladığım sırada duyduğum topuklu sesiyle sağ tarafıma dönmüştüm. Salon kapısından giren orta yaşlı güzel bir kadındı. Beni görünce şaşırarak konuşmaya başladı.

"Hayatım misafirimiz gelmiş söylemiyorsun!"

"Gel karıcım, zaten yeni geldi Yasemin de. Şimdi sana haber vermelerini isteyecektim."

Halil abi kadının yanına gidip kolunu beline sararken söylemişti bunları.

Evet bu kadın Melek Vural'dı. Özgür'ün annesi...

"Yasemin hoş geldin kızım, nasılsın?"

Melek Hanımın kollarını açmasına sarılarak karşılık verdim.

"Hoş buldum Melek hanım, iyiyim. Siz nasılsınız asıl, haberinizi aldım daha iyi misiniz?"

"İyiyim Yasemin'cim bir şeyim kalmadı çok şükür."

Hâlâ ayakta olduğumuzu yeni farketmiş gibi "Oturalım lütfen ya da dinlenmek mi istersin, saat de geç oldu yol yorgunusundur zaten!?" Sonlara doğru Halil abiye dönerek doğrulamasını ister gibi konuşmuştu.

"Evet kızım, hiçbir şeyden çekinme burası seninde evin sayılır. Şimdi de istersen yukarı çıkabilirsin odan hazır."

"Sen bakma bizim bu hallerimize konuşacak çok konumuz var ama seni de ilk günden yormak istemiyoruz. Ben şimdi sana odanı göstereyim, istersen bir duş al hatta sonra rahatça uyursun."

Melek Hanımın ve Halil abinin heyecanlı sesiyle onlara derince gülümseyerek baktım. Gerçekten çok güzel bir çiftlerdi.

Onları kırmamak ve dinlenmek için odaya çıkmayı kabul etmiştim. Şimdiyse Melek Hanımla beraber merdivenlerden çıkıyorduk. Halil abi daha merdivene attığımız ilk adımda Melek Hanıma dikkatli olması gerektiğini söyleyerek ayağında topuklu olduğunu hatırlatmıştı.

Melek Hanımın ayağında kendi yaşına uygun hafif topuklu bir ayakkabı vardı ve kıyafetinden de dikkat ettiğim üzere zevkli bir kadındı. Kısa, ince telli, biraz gür olan sarı saçları ve mavi gözleri vardı. İnce uzun fiziğiyle birlikte güzel bir kadındı Melek Hanım. İsminin hakkını veriyordu...

Merdivenlerden çıkarken fark ettiğim detayla gülümsedim. Her yerde Özgür'ün fotoğrafı vardı!

(Özgür'ün çocukluk fotoğrafı)

Özellikle küçüklük fotoğraflarını görünce gülmeden edememiştim. Çok tatlıydı!!

Sahi Özgür neredeydi?!

Salih abiyle bile tanışmış ama Özgür'ü görememiştim. Hiç lafı da geçmemişti. Burdan da mı gitmişti acaba?

İkinci kata geldiğimizde Melek Hanımı takip ederek bir odaya girmiştim. Bu oda da salon hatta genel olarak tüm ev gibi geniş ve ferahtı.

"Çarşaflar ve banyo temiz, odayı sen gelmeden önce havalandırıp klimayı açtık, dolapları ve makyaj masasını da dilediğin gibi kullanabilirsin Yasemin'cim. Klimayı da sıcak soğuk istediğin gibi ayarlarsın zaten. Kapının arkasında kilidi var. Bir sorun olursa sakın yanıma gelmekten çekinme ben aşağıdayım zaten canım."

Şaşkın bir şekilde Melek Hanıma bakarken o bana tebessümle bakıyordu. Bütün hayatı boyunca bunu beklemiş gibi bir ifadesi vardı. Açıkçası ben Özgür'le yaşadığımız şeyden dolayı bana karşı tavır alırlar diye beklemiştim lakin şuan fark ediyordum ki galiba haberleri yoktu.

"Çok teşekkür ederim Melek Hanım gerçekten iyiki varsınız."

"Ne demek Yasemin'cim. Asıl biz teşekkür ederiz buralara kadar geldin bizi memnun ettin."

"Benim geleceğimden haberiniz vardı dimi?!" Kaşlarım çatık meraklı bir şekilde sormamla gülerek "Yavuz oğlum arayıp haber verdi sağolsun." Dedi.

"Ama merak etme, söylediğin gibi Özgür'e haber vermedik."

Devam etmesini Özgür'le ilgimi bir şeyler daha söylemesini beklerken Melek Hanım susmuştu.

"Özgür nerede acaba, hiç göremedim onu!?"

"Odasında uyuyor."

"Haa..."

"Kaç gündür hastanede benim başımda beklemek için bir saniye ayrılmadı bir yere. Hiç dinlenmedi, bugün sabah hastaneden çıkınca da durmadı yine yerinde beş saat oldu galiba zorla gönderdim artık dinlensin diye. Şu an senin burda olduğunu bilse bir dakikda yerinde durmaz ama..."

"Yarın konuşuruz!"

Dinlenmesi çok daha önemliydi. Ben buradaydım, konuşurduk.

"Sizin gibi bir anne babaya sahip olduğu için çok şanslı."

"Aksine biz onun gibi bir evlada sahip olduğumuz için çok şanslıyız. Çünkü Özgür gerçekten çok olgun, anlayışlı ve sevgi dolu biridir. Yanlış anlama bunları oğlumu övmek için söylemiyorum ama daha ilkokula giderken benim hastalığım sebebiyle ayrı kaldığımızda fark ettim bunu. Daha sonra Halil'e karşı olan davranışlarında gördüm sevgisini onu baba olarak benimsemesinde fark ettim saygısını..."

"Anlamadım nasıl yani?"

Kaşlarımı çatarak iyice Melek Hanıma dönmüştüm.

"Haberin yok muydu?"

"Neyden haberim yoktu anlamdım?!"

"Halil Özgür'ün üvey babası, benim ikinci eşim yani. Gerçi o adama eş denilmez. Eş dediğin insan seni yalnız bırakmaz terk etmez. Eş dediğin insanın diğer yarısıdır canından candır, yuvandır."

"Ben bilmiyordum çok özür dilerim."

Melek Hanıma mahçupca bakarken o derince tebessüm etti.

"Özür dilenecek bir şey yok güzel kızım. Ben çok mutluyum o adamdan kurtulduğuma."

"Özel değilse neden ayrıldığınızı sorabilirmiyim. Terk etti dediniz ama ortada bir çocuk varken neden terk ederki bir adam karısını?"

"Baba sevgisi görmeyen bir kız çocuğu ona ilk gülümseyene kanar çünkü... Benim annem erken yaşta vefat etti. Annemin yokluğuna üzülen babam da kendini sürekli işine verdi, gözü hiçbir şeyi görmedi. En çok da beni. Sadece başarılı olunca fark etti beni."

Acılı bir tebessümle döndü bana bu sefer.

"Edebiyat öğretmeniyim ben. Tabi mesleğimi yapamıyorum artık ama o zamanlar üniversite diplomamdan çok övünmüştü babam. Üniversite de tanıştık onunla da güya çok aşıktık birbirimize lakin benim babam yeni mezun olduğum için çalışmam gerektiğini söyleyerek onun ailesi de beni kendilerine layık görmeyerek evlenmemize izin vermediler. Ama biz evlendik biliyor musun?"

Alayla güldü bu sefer.

"Ailemizi karşımıza alarak evlendik ama sonra ona hamile olduğumu söylediğimde boşanmak istedi. Bir çocuğun sorumluluğunu alamazmış! Aldırtmam için para bile verdi, sonra da arkasını dönerek kaçarak gitti."

Bir annenin canından bir canı aldırtması için para vermişti?

"Yapmadım asla da yapmazdım evladımın canına kıyamazdım ben. Çok acı çektim belki ilk zamanlar evet. Babam beni kucağımda yeni doğmuş bebeğimle istemedi, kapı dışarı attı ama direndim sonra kanser oldum yine direndim oğlumdan ayrı kaldım yine direndim Halil geldi sonra hayatıma bir olduk bu sefer beraber direndik..."

"Ve sonunda kazandınız."

"Kazandım. Hayatımı, oğlumu, eşimi... Bazı insanlar bu hikayeyi duyunca bana kızıyorlar babana karşı çıkmasaydın, o adama güvenmeseydin diye ama ben sadece sevilmek istedim. Babamdan alamadığım sevgiyi başka birinden bir nebze olsun almak istedim. Ama pişman olması sonuçta bu hikaye bana en değerlilerimi verdi."

İkimizde göz yaşlarımızı silerken Melek Hanım oturduğumuz yataktan kalkarak "Neyse çok konuştuk ben gideyim sende dinlen artık." Diyerek kapıya doğru yol aldı.

Tam kapıdan çıkacakken arkasını dönüp "Özgür tam karşı odanda istersen bir gidip bak. İyi geceler Yasemin'cim." Dedi ve gitti.

Melek Hanımın çıkmasıyla hızlıca valizimi açtım ve kapıyı kitleyerek üzerime peluş pijama takımımı giymeye başladım. Biran önce Özgür'ün yanına gitmeliydim.

Hazır olunca çok ses yapmamaya çalışarak parmak ucumda koştum ve karşı kapıyı açarak odaya girdim. Karanlık odada birkaç saniye gözlerimi alıştırmak için bekledikten sonra odanın ortasındaki büyük yatağa yaklaştım.

Yavaşça yatağın kenarına oturduğumda yüzünü görebilmek için komodinin üzerindeki lambayı yaktım. Işıkla beraber aydınlanan yorgun yüzüne baktığımda tebessüm etmiştim. Yüzüne gelen saçlarını yavaşça kenara çekerken uyku mahmurluğuyla yavaşça gözlerini açmıştı.

Beni görünce hiç şaşırmayarak en güzel gülümsemesini sundu. Yastığına düşmüş olan elimi alıp tekrardan saçlarına koydu.

"Biraz saçlarımı okşar mısın, hmm. En azından rüyamda yan yana olalım. Hiç ayrılmayalım. Hiç kavga etmeyelim. Hiç birbirimizden gitmeyelim..."

Rüya olduğumu düşünüyordu. Gerçi bende öyle düşünüyordum. Rüya gibiydi her şey...

"Ayrılmayalım, kavga etmeyelim, birbirimizden hiç gitmeyelim, tamam."

Saçlarını okşamamla gözlerini tekrar yumdu. Çok tatlı görünüyordu, çok masum. Dayanamarak eğilip saçlarının üstünden öptüm usulca.

İşte bu yüzden gelmiştim buraya. Bu adam için, sadece bu adam için...

HAFSA

Sabah kalkıp banyodaki rutin işlerimi hallettikten sonra, gelen mesaj sesiyle telefonuma yöneldim. Bugün ki derslerim iptal edilmişti çok da fazla ders yoktu aslında ama iptal olduğu iyi oldu üç gün tatildi. Demir de mesajı görmüş olucak ki

Demir: Başka bir şey isteseymişim olacakmış.

Mesajına gülen emoji attıktan sonra içeri, mutfağa doğru gittiğimde Eflin hazırlanmış

"Ben çıkıyorum. Geç gelirim biraz, hadi görüşürüz." dedi

Tam kapıya doğru ilerlemişti ki

"Kahvaltı etmiycek misin?" diye sordum.

"Okulda yerim bir şeyler. Ben çıktım." dedi.

Eflin aceleyle çıktıktan sonra 'bütün günü nasıl tek başıma evde geçiricem?' diye düşünürken bile içim sıkılmıştı gerçekten.

Önce kahvaltı adip, sonra bir süre telefona girmiştim. Telefona girmekten canım sıkılınca, en azından ev için bir şeyler yapayım diye düşündüm. Ortalığı toplamaya başlamadan önce saçlarımı dağınık topuz yapıp, hoparlörden şarkı açtıktan sonra işlere başladığımda çoktan kendimi kaptırmışım. Şarkı eşliğinde birşeyler yapmak bana en keyif veren şeydi.

Mutfağı, salonu ve odaları topladıktan sonra yapıcak bir şeyim kalmamıştı. Vakit öldürmek için bir de temizlik yapayım dedim. Evde tek başına gerçekten vakit hiç geçmiyordu. Yine müzik eşliğinde temizlik yaparken, arada bir kaç bir şeyi devirdiğim de oluyordu. Arada olabilir öyle şeyler. Ne var bunda.

Evi yıkmadan temizliği bitirdiğimde, biraz dinlenmek için koltuğa uzanıp telefonda gezinirken karşıma pizza çıkınca acıktığımı hissetmiştim. Dışarıdan söyleye bilirdim ama hâlâ çok fazla boş vaktim vardı. Evet, mutfakta iyi değilim ama bence denemekten bir zarar gelmez.

Baktığım pizza tarifindeki malzemeleri tezgaha koyduğumda ilk iş hamuru yapmaya başlıyacaktım. Her ne kadar pizza hamuruna şeker konulduğuna anlam veremesem de tarifin dışına çıkmıyordum.

Un, su, şeker, maya, tuz ve yağı ekledikten sonra yoğurmaya başlamam gerekiyordu. Bir an için içimden acaba bu işe hiç başlamasa mıydım? Diye düşünürken aç olan karnımı doyurmam gerektiği geldi aklıma. Yoğurmaya başladığımda yapış yapış olunca, elimde kalan azıcık unu da ilave etmeme rağmen pek bir şey değişmemişti. Ne yapıcam diye düşünürken bir an Demirler geldi aklıma onlardan alabilirdim.

Ellerime yapışan hamuru temizledikten sonra bir kase alıp un almak için yukarı çıktığımda kapıyı çaldım. Kapıyı açanın Yavuz olduğumu gördüğümde afallamıştım.

Kaseyi uzatarak "Biraz un verebilir misin?"

Kaseyi bıyık altından gülerek elimden alıp içeri gittiğinde, un dolu kaseyle geri gelmişti.

"Teşekkür ederim ama neden gülüyorsun?"

"Yüzünde un kalmış."

Hemen elimle yüzümü temizlemeye çalışırken

"Neyse, sağ ol tekrardan." diyerek eve geri dönmüştüm.

Hamuru istenilen kıvama getirdikten sonra dinlendirmek için kenara aldığımda, telefonum çalmaya başlamıştı. Pizza yaparken baktığım, tezgahın üzerinde duran telefonumu elime aldığımda arayanın annem olduğunu görünce yüzüm asıldı. Bir de görüntülü arıyordu. Telefonu açtığımda

"Nasılsın hayatım?"

"İyiyim anne sen?"

"Bir dakika bir dakika senin bu halin ne böyle?!"

"Ne var anne halimde?"

"Nerdesin bakayım sen?"

"Evdeyim, bugün ki derslerim iptal edildi. Bende kendime bir şeyler hazırlıyordum."

"Kızım sen niye hazırlıyorsun? Çıkıp dışarıda yesene. Niye böyle işlerle uğraşıyorsun?!"

"Canım sıkıldı. Temizlik yapıp yemek hazırlamak hoşuma gitti."

"Ne?! Sen bir de temizlik mi yaptın?!".

"Evet anne ne var bunda?"

"Benim kızım böyle şeylerle uğraşamaz. Ben seni evde temizlik yap diye yetiştirmedim. Tut bir hizmetçi o yapsın."

"Evimiz o kadar da büyük değil. Hem bu masrafı karşılayamaya biliriz."

"Karşılayamaya biliriz derken?"

Bir an duraksadı ve hatırlayınca

"Ayy doğru. Sen o ucuz kızlarla aynı evde kalıyordun değil mi?"

"Ne ucuzu ya. Arkadaşlarım hakkında böyle konuşamazsın!"

Şikayetini devam ettirerek

"Ben sana dedim. Gel Serkan'ların okulunda oku dedim dinlemedin. İnadın yüzünden bu haldesin."

"Ne varmış halimde ben halimden gayet memnunum."

"Neyse bu konu hakkında daha fazla konuşmak istemiyorum."

"Ben de!"

Bir süre sessiz kaldıktan sonra, annem sessizliği bozarak

"Sen hâlâ Serkan'la konuşuyor musun? Babası yeni otel açılışı için bizi de davet ediyor. Sen de geliyorsun."

"Ben gelmek istemiyorum."

"Ne demek gelmek istemiyorum. Hem bak Serkan da orda olucak, belki eskisi gibi..."

Sözünü bölüp sinirle

"Ne eskisi gibi! Ben senin amacını biliyorum öyle bir şey gelsem de olmıycak anne anladın mı?!"

"Belli olmaz." dedi gülerek.

Yaptığı ima sinirlenmeme sebep olunca

"İşim var benim kapatıyorum."

"Sakın ev işleriyle uğraşıcam deme bana."

Dediğini umursamayarak

"Görüşürüz anneeee." dedim ve telefonu kapattım.

Hamur biraz daha dinlenirken bende üstüne koyacağım malzemeleri kesmeye başlamıştım. Mantar sucuk vesayre derken biberleri keserken parmağımı da kesmiştim. Permağıma yarabandı takıp hamura sosunu sordükten sonra malzemeleri de koyup fırına vermiştim. Tarife göre yarım saat pişmesi gerekiyordu unutmamak için alarm kurmuştum.

Pizza pişene kadar biraz telefonda takılayım derken alarm çalmıştı gidip baktığımda tam pişmemiş gibi göründüğü için aynı zamanda olmayan mutfak bilgime dayanarak bir kaç dakika daha pişse iyi olur diye içimden geçirip telefonda takılmaya devam etmiştim.

Hafif bir yanık kokusu alınca tepsiyi hemen fırından çıkardım. Çıkartmamla duman dedektörünün ötmesi bir olmuştu. Tepsiyi kenara koyup koltuğun üstündeki örtüyle dedektörü durdurmaya çalışıyordum. Nihayet durmuştu.

Kapı çaldığında ilerledim. Karşımda panik olmuş Yavuz'u görünce şaşırdım.

"İyi misin bir şeyin var mı?"

"İyiyim ne oldu ki?"

"Alarmı duyunca korktum."

"Ah evet ya. Ama hallettim sorun yok."

"Niye öttü ki?"

"Pizza yapayım dedim fırında unutmuşum."

"Ya sana bir şey olsaydı."

"Bir sorun yok dedim ya hallettim."

"Dikkat et kendine."

"Ederim. Sağ ol geldiğin için."

"Eğer bir şey olursa evdeyim, beni araya bilirsin."

"Olur, tamam."

Aç karnımı doyurmak için pizzanın tadına baktığımda gayet beğenmiştim. Kenarlarının yanması dışında pek bir kusuru yoktu bence. Beni kontrol etmeye gelen Yavuz'a da pizza götürmemek ayıp olurdu diye düşünerek, bir tabak hazırlayıp yukarı çıkmıştım. Kapıyı açtığında

"Genelde mutfakta pek iyi değilimdir ama pizza fena olmadı sana da getireyim dedim."

"Demek uğruna evi yaktığın pizza bu he."

Gülerek "Kenarları birazcık yanmış olabilir ama sana verdiklerimde yanık yok."

"Önemli değil. İyi o zaman ver de bir tadına bakıyım."

Tabağı uzatıp bir ısırık aldıktan sonra heyecanla tepkisini beklemeye başladım.

"Nasıl olmuş?" sorundan sonra cevap vermeden az önce ısırdığı pizza dilimi bitirdikten sonra öksürdü ve

"Ihı, on üzerinden dört falan." dedi gülerek

"O ne demek ya?! Neyini beğenmedin?!"

"Yani, pek olmamış gibi."

"İyi, geri ver o zaman!" dedim elinde tuttuğu tabağı çekiştirerek.

"Verilen şey geri alınmaz."

"Bal gibi de alırım, madem beğenmedin! "

"Dur dur şakaydı."

"Beğendin mi yani?"

"İlk kez mi pizza yaptın?"

"Evet, yine dalga geçiceksin dimi?"

"Hayır hayır. İlk seferine göre gayet iyi, ama kötü olsaydı da yerdim."

Sorarca baktığımda

"Sen yaptığın için." dedi.

Elimle saçımı kulağımın arkasına iterken kesmiş olduğum parmağımı görüp

"Parmağını mı kestin?"dedi panikle

"Ha bir şey yok."

"Nasıl bir şey yok, çok derin mi?"

"Yavuz alt tarafı ufak bir kesik amma abarttın."

"Yerinde duramıyorsun dimi?! Sürekli bir yerinde bir yara, bir iz?!"

"Önemli değiill. Hadi sen muhteşem ötesi olan pizzanı ye."

Bu söylediğime gülerek "Az sonra hepsini yiycem."

Gülümseyerek "Biliyorum her zaman böyle güzel pizza yiyemiyorsun."

"Sen yapınca bir başka güzel olmuş."

"Biliyorum. Hadi görüşürüz."

"Görüşürüz."

Eve indiğimde ise gün boyu bir şeylerle uğraşmaktan yorgun düştüğüm için koltukta uyuya kalmıştım.

(Hafsa'nın pizzası✨)

EFLİN

Başımı asansöre yaslayarak gözlerimi kapattım. Tam bir dakika sonra asansörün durmasıya gözlerimi tekrar açmak zorunda kalmıştım. Tüm gün bir sürü derse girip,çıkmak zorunda kalmıştım. Pertim çıkmıştı resmen. Evin kapısının önüne gelerek zile bastım.

"Geldim!" Hafsa'nın geldim sesine rağmen elim zile basmaya devam ediyordu. Elimi çekecek halde bile değildim...

Kapı açıldığında parmağım hala zildeydi. Hafsa'nın elime yavaşça vurmasıyla olduğum yerde sarsıldım.

"Kızım dursana, açtım işte kapıyı!" Boş gözlerle ona baktım. "İyi misin sen?" Başımı iki yana salladım, o kadar ağır çekimde sallamıştım ki anladığını sanmıyordum. "Tamam hadi ayakkabılarını çıkar, git uyu."

Onaylar şekilde mırıldandıktan sonra ayakkabılarımı çıkarıp içeri girdim. Odama girdiğimde tam kapıyı kapatacağım sıra bana seslendi.

"Haberin olsun Eflin, iki saat sonra uyandıracağım seni!" Bir şey diyemeden kıyafetlerimi çıkarıp hızlıca pijamalarımı giydiğim gibi kendimi yatağa attım. Anında derin bir uykuya dalmıştım zaten.

•

"Olabilir canım. Haftaya değil mi zaten? Aynen."

Gözlerimi kırpıştırarak etrafa bakındım. Odamın kapısı açıktı ve içerden Hafsa'nın sesleri geliyordu.

"Hayır ya saçmalama!"

Komidinin üzerinde ki saate kaydı gözlerim. Dört saat uyumuştum. Güya beni iki saat önce kaldıracaktı Hafsa. 'Kıyamamış' dedi iç sesim. Bu düşünce yüzümde kocaman bir tebessüm oluşturmuştu. Ayağa kalkarak odamdan çıktım.

"Sanmıyorum güzel oldu benimki."

Salona girdiğimde koltukta telefonla konuşan Hafsa'yla göz göze geldik. Beni gördüğünde oturduğu koltuktan dikleşti. Beni süzüyordu. Süzmekte haklıydı, üzerimde Yasemin'in geçen gün hediye olarak aldığı pandalı pijama tulumum vardı.

(Eflin'in giydiği pandalı tulum🤭)

"Ya Demir şuna bak!" Şokla Hafsa'ya baktım.

Lan! O Demir'le mi görüntülü konuşuyordu. Kamerayı çevirmiş olmalı ki Demir'in iltifatlarını duydum. Hafsa'nun kulağında kulaklık olduğu için sadece "çok tatlı lan!" dediğini duyabilmiştim.
Ellerimle yüzümü kapatarak arkamı döndüm.

"Ne yapıyorsun Hafsa ya!" Anında hızlı adımlarla odama geri döndüm. Kapıyı çarptığımda Hafsa'nın kahkaha sesleri yükseldi. Utanç içinde odamda dolanırken, yatağımın kenarında duran pandalı peluşumla aklıma yine Demir geldi. Oflayarak küçük bir çığlık attım bu sefer. Rezil olmuştum ya!

Kapattığım kapı açılınca çatık kaşlarımla gelen kişiye döndüm. Hafsa telefonu kaptmış anında yanıma gelmişti. Bana tatlı olduğunu düşündüğü bir bakış atıyordu. İşaret parmağımı kaldırarak ona salladım.

"Ben senin ayılı pijamanla atıyım da Demir'e gör!"

(Hafsa'nın ayılı tulumu:)

Gülerek omuz silkti. Kaşlarımı alayla kaldırdım.

"Yalnız Demir onu Yavuz'a da gösterir haberin olsun." Göz bebekleri kocaman olurken ağzı şok içinde aralanmıştı.

"S-saçmalama." Sesi resmen titremişti. Üzerine doğru bir adım attığımda geriledi.

"Lan o zaman benim bu halimi niye gösteriyorsun Demir'e?!" Şirince gülümsedi.

"Şakaydı?"

"Şaka?"

"Hı hım, şaka." Gözlerimi devirdim.

"Gece kapını iyi kitle Hafsa."

"Ne?" Onu arkamda bırakarak yanından geçip lavaboya girdim. "O ne demek? Eflin korkutma beni!" Gülerek işlerimi hallettikten sonra lavabodan çıktım. Hafsa hala bıraktığım yerde beni izliyordu. Odama girip üstümde ki tulumu çıkarıp, normal kalın siyah pijamalarımı giydim.

"Hamburger sipariş edersen yaptıklarını unutabilirim!" Dediğimde anında salona koştuğunu duydum.

"Hemen söylüyorum, istemediğiniz bir şey var mı Eflin hazretleri?!" Kahkaha attım.

"Turşu ve cheddar peyniri olmasın köle!" Dedim içeri doğru. Salona girdiğimde ikimizde kahkaha atıyorduk.

"Ay gülmekten ölücem." Gülmekten gözünden yaş gelen Hafsa'ya tebessüm ettim.

"Yalnız hamburgerin yanına bir tane de yat isterim."

"Yat mı?"

"Az mı oldu? Tamam o zaman bir özel uçak ve bir yalıya da hayır demem." Hafsa başını iki yana sallayarak mutfağa ilerledi.

"Patlamış mısır patlatayım mı?"

Büyük koltuğa yayıldım.

"Yemekten sonra olabilir! Hem film de izleriz."

"Tamam!"

Hafsa'ya hamburgerler gelene kadar bugün yaptıklarımız hakkında konuşmuştuk. Hanımefendi bugün evi cillop yapmıştı.

Kapı çaldığında hamburgerleri alarak içeri geçtim. Zaten beş saniye sonra Hafsa parayı ödeyip gelecekti. Hamburgerleri sehpaya koyduğumda Hafsa'nın sert sesini işittim.

"Ne diyorsun be?"

"Ya kızım anlamadım sanki beni beğendiğini."

Bu cümleyi duyduğum an kendimi, adamın yanında bulmuştum.

Sinirle göğsünden ittim adamı. "Hayırdır kardeş?"dediğimde güldü.

"Sana hayırdır kızım? Ne bu güven sanırsın boksör." Eğildiğinden dolayı, o pis nefesi yüzüme vurmuştu. Sinirle güldüm.

"Boksörde iyiymiş de ama yok. Ben boksör değilim." Pis pis sırıttım. "Adanalıyım." Adamın ensesinden tuttuğum gibi kafamı burnuna geçirdim.

"Lan!" Adam geriye doğru düştüğünde içeri girdim. "Şimdi yürü git yoksa polisi arayacağım!"Kapıyı sertçe kapattığımda bana şaşkınca bakan Hafsa'yla karşılaştım.

"Eflin sen ne yaptın?!"

"Ne yaptım?"

"Alnın kıp kırmızı oldu." Bizim adamı umursama seviyesi. Elim alnıma gitti anında.

"Acıyor da." Diyerek güldüm.

"Kızım sen manyak mısın?"

"Omuz silktim. Kardeşimle saçma sapan konuşmayacaktı. Piç!" Omzuma geçirilen sert yumrukla yüzümü ekşittim. Kardeş dediğimden dolayı anlık da olsa gülümsediğini görmüştüm.

"Pis pis konuşma. Hadi acıktım, hamburgerler soğudu."

Salona geçtiğimizde Hafsa, Yasemin'i görüntülü aramış, olan bitteni anlatıyordu.

"Ay sonra da bu adama kafa attı."

"Ne?! Eflin iyi mi?"

Ekrana girerek konuştum.

"İyiyim Yaso ama sence bu Hafsa ne yaptı?"

"Oha ama ya! O ne yaptı?" Kız bir gündür yoktu ve olaylar olaylar, güldüm kendi kendime.

"Senin geçen hepimize aldığın pijamalar vardı ya. Onu giyiyordum." Yasemin hepimize anlık bir gazla pijama tulumları almıştı. Bana pandalı, Hafsa'ya ayılı ve kendine ise pembe tavşanlı almıştı.

(Yasemin'in tavşanlı tulumu;)

"Evet?" Merakla ne diyeceğimi bekliyordu.

"Ben onu giyerken bu hanımefendi Demir'le konuşuyordu. O halimi Demir'e gösterdi!"

"Ne?!" Yasemin'in kahkaha atarken içerden Özgür'ün sesi duyuldu. "Şey ben gideyim. Öptüm sizi, bensiz sakın eğlenmeyin."

Hafsa "tamam" derken, ben "acaba lunaparka mı gitsek" diye saçma sapan bir sürü fikir atıyordum ortaya. Yasemin'i sinir etmek en sevdiğim şeydi.

Kapanan telefonla ortam sesizleşti.

"E şimdi ne yapıyoruz?"

"Patlamış mısır?" Elimi alnıma vurdum.

"Tamam Hafsa yapıcam sana patlamış mısırını. Seç filmi geliyorum." Başımı iki yana sallayarak mutfağa girdim. Ben patlamış mısırları patlatırken oda film seçiyordu. Gelen mırıldanmalarında. Kararsız kaldığını anlamıştım.

"Hızlı ve öfkeli izledin mi sen?" Mısırları tencereye dökerken yanıma gelen Hafsa dikkatimi dağıttı.

"Hayır o ne?" Gözlerim kocaman açıldı.

"Ne demek o ne? Sen daha önce hızlı ve öfkeli izlemedin mi yani?"

"İlk defa senden duyuyorum."

"Oha ama." Bir anda kahkaha attınca anlamsızca ona baktım.

"Saçmalama kızım tabiki de biliyorum ama izlemedim." Rahatça sesli bir nefes aldım.

"Ay!"

O sırada bir anda dışarıya doğru patlayan bir mısırla ikimizde geri çekildik. Hızlıca tencere kapağını kapattım.

"Hem senin hemde bu patlamış mısırların, bana garezi var galiba."

"Aynen neyse ben hızlı ve öfkelimizi açıyorum o zaman. Sende gelirsin."

"Tamam." Hafsa filmi açarken bende patlamış mısırları beklemeye başladım. Kısa sürede hazır olan patlamış mısırla, filmin başına geçmiştik.

"Yalnız bu Brian çok havalıymış he."

Yeni mi fark ediyorsun bakışı attım Hafsa'ya.

"Anlamana sevindim. Adam yürüyün karizma ya! Sevdiğim nadir sarışınlardan. Vefat etti ama oyuncu."

"Aa! Genç mi öldü?"

"Aynen kırk yaşında falandı öldüğünde." Daha fazla konuşmama kararı alarak filme odaklandık.

Film bittiğinde kumandayı alarak ikinci filme geçtim.

"Saçmalama demeyeceğim çünkü aşırı sardı ama bu ne heyecan kızım. Hepsini izlememe rağmen benden daha heyecanlısın!"

"Vallaha o kadar güzel ki her izlediğimde tutamıyorum kendimi. Elli kere falan izlemiş olabilirim tüm seriyi."

Hafsa'nın şaşkın bakışlarına gülümsedim.

"Yakında on birinci film gelecek."

"Oha hala mı devam ediyor?"

"Hı hım. Odama girip çıkıyorsun hiç mi görmedin dvdleri mi?"

"Görüyordum da hiç dikkat etmemiştim ne olduklarına."

"Anahtarlıkları da var. Arabalardan kendim yaptım." Hafsa bana deliymişim gibi baktı.
"Ya tamam hadi devam edelim."

Tüm gece seriye izlemeye devam etmiştik. Ben dördüncü filme geçecekken Hafsa'nın zorlamaları üzerine odama gönderilmiştim. Odamda tüm gece filmleri izlediğimden habersiz o rahat rahat uyumuştu.

(Eflin'in cuma günü özeti⭐️)

•
Bölüm nasıldı?

En sevdiğiniz an?

Gelecek bölümlerde olsun dediğiniz olaylar var mı?! (Biraz fikir alış verişi yapalım🦭)

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

437okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18