21. bölüm / 31
Gümüş Servi19.Kaos İçinde Kaos
Bölümler 31Şu an: 19.Kaos İçinde Kaos
- 1 1.Taşınma1.787 kelime
- 2 2.Üst komşu1.682 kelime
- 3 3.Sarışın1.515 kelime
- 4 4.Kurabiye1.157 kelime
- 5 5.Konuşan gözler1.173 kelime
- 6 6.Elmalı Kurabiye Meselesi2.033 kelime
- 7 7.Tabu Eğlencesi2.801 kelime
- 8 14 Şubat Özel Bölüm874 kelime
- 9 8.Düşünceler1.844 kelime
- 10 9.Yavaş Adımlar3.197 kelime
- 11 10.Beklenmedik Baskın4.422 kelime
- 12 11.Artan Dostluk Bağı4.650 kelime
- 13 12.Anlamsız Kıskançlık4.073 kelime
- 14 13.Büyük Adımlar5.404 kelime
- 15 14.Karışık Durumlar4.098 kelime
- 16 15.Aşk5.276 kelime
- 17 16.Karışık Duygular4.843 kelime
- 18 17.Olan Var Olmayan Var Kıskanırlar5.520 kelime
- 19 23 Nisan Özel bölüm457 kelime
- 20 18.Tartışma3.496 kelime
- 21 19.Kaos İçinde Kaos6.743 kelime · Okuduğun bölüm
- 22 20.Doğum Günü6.643 kelime
- 23 21. Kış Tatili6.856 kelime
- 24 22.Aşk Vakti7.076 kelime
- 25 23.Üç Ses7.559 kelime
- 26 24. Kalpten Fırtınalar6.583 kelime
- 27 FİNAL!5.583 kelime
- 28 Özel Bölüm #11.187 kelime
- 29 Özel Bölüm #21.565 kelime
- 30 Özel Bölüm #33.161 kelime
- 31 Özel Bölüm #41.624 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sellamm!!
Nasılsınız?
Özlettik dimi sizi daha bekletmeden bölümü okumaya alalım o zaman🤭
•
YASEMİN
Üzerimi giyinip tüm suratsızlığımla kahvaltı yapıp hazırlanmıştım. Dünden sonra üzerimde saçma bir sinir vardı. Özgür'ün bir açıklaması olduğunu düşünüyordum lakin Ebrar denen kızı daha görmeden sevmemiştim. Neden bilmiyorum ama çok yılışık bir insan hissi vermişti! İsminden dolayı olduğunu düşünmüyordum çünkü kuzenimin adı Ebrar'dı ve aramızda beş yaş olmasına rağmen çok iyi anlaşırdık
Güvenlikçi Ümit abiye selam verdikten sonra kafeye doğru yürümeye başladım. Karşıdan karşıya geçip başımı kaldırınca onu gördüm. Özgür'ü...
Beni görmesiyle kafenin duvarına yaslanmayı bırakıp doğruldu ve bana doğru iki adım attı.
"Günaydın sevgilimmm."
Öpmek için boynuma eğilmesiyle ona izin vermeyerek kenara çekildim.
"Kafenin önündeyiz bir gören olacak!" Kaşları çatılırken konuştu.
"Ee görsünler sevgilim, kimden ne saklıyoruz ki?"
"Saklamak değil de... Çekiniyorum işte, hadi içeri geçelim!!" Ben kapıya doğru yönelirken belimden tutarak beni durdurdu.
"Önce konuşabilir miyiz, lütfen."
"Tamam ama içeride konuşalım kapı önünde kaldık."
Derin bir nefes vererek içeri girmiştim. Alperen'e selam vererek personel odasına geçtik. Özgür gitarını yerine yerleştirirken ben de çantamı dolaba koymuş, saçlarımı öne doğru atarak sıkı bir at kuyruğu yapma derdindeydim.
Perçemlerimi önde bırakarak arkamı dönmüş fularımı bağlarken sessiz adımlarla arkamdan gelen Özgür mavi fularımın uçlarını elimden alarak yavaşça bağladı ve ellerini belime sardı.
Başını yavaşça boynuma doğru yaklaştırarak tutkulu bir şekilde derince öptü. Islak dudaklarıyla küçük küçük öpücükler kondurmaya devam ederken elleri de sabit durmuyor belimi okşuyordu...
Şu an beni delirtmek istiyorsa kesinlikle beceriyordu çünkü boynumdaki başı, belimdeki elleri beni çıldırtıyordu...
"Ö-Özgür!"
"Sevgilimmm." Başını boynuma gömdüğü için sesi boğuk çıkmıştı.
"Konuşalım artık!" Diyerek onun kolları arasında ona doğru döndüm ama yanlış bir şey yaptığımı burun burnuna gelince fark etmiştim. Onun gözleri dudaklarıma kayarken ben nasıl bir anda beni etkisi altına alabildiğini düşünüyordum!
Geri çekilerek boğazımı temizledim ve ellerimle kendime hava yaparak arkamı döndüm. İkili koltuğa oturarak ona dönünce ayakta durmayı bırakarak önümdeki küçük sehpaya oturdu.
"Ben başlayabilir miyim?"
"Tabii." Diyerek başımı salladım. Evrim Hoca meselesini düzgünce açıklarsam bir sorun olmazdı.
"Dün Hafsa'nın bahsettiği, benim almadığım çiçekleri kim aldı?"
"Üniversiteden bir hocam geldi dün kafeye Evrim Hoca. Normalde kardeşiyle buluşacağı için almış çiçeği lakin kardeşi gelmeyince benden almamı rica etti. Ben de çiçekler solmasın diye alıp bakmak istedim."
"Anladım sevgilim, açıkladığın için teşekkür ederim. Şimdi sen istediğin ne varsa sorabilirsin."
"Ebrar kim? Yani dün konuşurken kulak misafiri oldum ve-"
"Öncelikle benim herhangi bir konuda sana açıklayamayacağım hiçbir şey yok sevgilim. Zaten dün akşam da seni bu durumu açıklamak için aramıştım, lakin sen açmayınca..."
"İşim vardı... ya da hayır, hiçbir işim yoktu. Sadece o kızın yılışık yılışık konuşmasına sinir oldum ve o sinirle seninle konuşup kalbini kırmak istemedim."
"Eski mahalleden arkadaşım. Çok eski ilkokul, ortaokul döneminden."
"Buraya geldi galiba..."
"Bodrum'da okumaya başlamış ve tatil için buraya gelmiş galiba ben de bilmiyorum sadece dün sabah site de karşılaştık ve gitmeden buluşmak istediğini söyledi. Akşam da onun için aramıştı, ben de bugün full kafede olduğum için buraya çağırmak zorunda kaldım."
"Anladım."
"Tatmin olmadığını biliyorum. Şu an ona karşı bir ön yargın var, anlıyorum ama zaten çok fazla kalmaz."
"Tamam sorun yok..." Vardı, gitsindi...
Öne doğru eğilerek iyice dibime girdi.
"Bence artık çekinmeyi bırakıp kafedekilere sevgili-"
Bir anda açılan kapıyla Özgür'ü arkaya doğru sertçe itmiştim.
"Çok pardon!"
Gözlerini kocaman açarak şaşkınlıkla konuşan Alperen'le birlikte ayağa kalkarak karşısına geçtim. Bir yandan da sol gözümü ovuşturuyordum. Farım gitti!!!
"Gözüme kirpik kaçtı da ona bakıyordu! Neyse ben lavaboya gideyim..."
"Tabii canım tabii!"
Alperen'in imalı sesiyle konuşmasını ve Özgür'ün kahkahasını umursamayarak hızlıca odadan çıktım.
•
İLAHİ BAKIŞ AÇISI~
"Napıyorsun oğlum yaa sırası mı şimdi gelmenin!!"
Yasemin'in kaçarak çıkmasının ardından kahkahaya boğulan Özgür'e gülümseyerek aynadan kendine bakmaya başladı Alperen.
"Nereden bileyim abiciğim, bir de kızın dibine girmişsin. Tıck tıck tıck!!!"
"Sevgilime nasıl yaklaşacağımı sana mı soracağım lan!" Gülerek konuştu Alperen.
"Vayy hayırlı olsun!"
"Sağ ol..."
"Seni bir kız sordu bu arada, içeride oturuyor."
"Ben bir bakayım o zaman."
Özgür odadan çıkmış Ebrar'ın yanına giderken Yasemin de az önce ovuşturmak zorunda kaldığı gözü için tekrar bir göz makyajı yapıyordu...
Cam kenarındaki bir masada tek başına oturan Ebrar'ın yanına gitti Özgür.
"Ebrar hoş geldin."
Özgür'ün sesini duyan Ebrar ayağa kalkarak Özgür'e sarıldı. Özgür yine ve yine ne yapacağını bilemeyerek Ebrar'ın sırtını pat patlarken buldu kendini.
"Hoşbuldum, otursana."
"Oturayım." Diyerek karşısına oturdu Özgür, bir yandanda gözleri Yasemin'i arıyordu. Gelseydi ve tanıştırsaydı ya sevgilisini...
"Ee nasılsın, neler yapıyorsun, üniversite nasıl gidiyor anlat hadi!"
"Uzun zaman oldu tabi görüşmeyeli. İyiyim üni. Ev kafe arasında gidip geliyorum işte. Bu kafede işe başladım solist olarak hafta içi, hafta sonu olarak belli saatlerde şarkı söylüyorum gitar çalıyorum. Sen anlat asıl, noldu yat işi?"
"Yat işi tuttu, kazandım. Şimdi de okuyorum işte. Babamın izinden gidicem, onun gibi bir yat kaptanı olucam yani umarım!"
Sonunu şakayla karışık bir şekilde söylemesine gülmüştü Özgür.
"Melek abla nasıl bu arada, İsviçre'de mi hâlâ?"
Çocuklukta mahalle arkadaşı oldukları için bütün konuya hâkimdi Ebrar. Herkes gibi o da Özgür'e destek olmaya çalışmış, annesinin geleceğini söyleyip durmuştu. Özgür'de inanıyordu o zamanlar annesi gelecekti. Hangi anne çocuğunu bırakırdı ki...
"Evet İsviçre'de. Kanseri tekrar nüksetti ama şuan kemoterapi işe yaradığı için sabit duruyor."
Üzüntüyle bakmıştı Ebrar. Destek olmak istercesine Özgür'ün masadaki elinin üstüne elini yerleştirerek sıktı.
"Ben her zaman senin yanındayım, biliyorsun değil mi?"
Tam o sırada kasanın önünde garson önlüğünü bağlayan Yasemin camın önünde oturan ikiliyi görmüştü. O kız sevgilisinin elini mi tutuyordu?
Özgür elinin üzerine koyulan elle birlikte saniyesinde elini çekip sanki boynu kaşınmış gibi ovuşturmaya başlamıştı.
Ebrar hiç değişmemişti belli ki. Her ne kadar destek olmak için dese de Özgür'e olan ilgisi-
"Hoş geldiniz!"
Yasemin'in hiç duymadığı kadar gür çıkan sesiyle boğazını temizleyerek önce Ebrar'a sonra güzel sevgilisine bakmıştı. Kıza zarar vermezdi dimi?
"Menü için QR kodu okutabilirsiniz."
Ebrar menüye bakma derdindeyken Yasemin ateş çıkan gözlerle önce Ebrar'ı uzunca süzüyor ve sonra tekrar Özgür'e bakıyordu...
"Tanıştırayım ben sizi. Yasemin, Ebrar eski mahalle arkadaşım-"
"Aa bakma ama eski felan dediğine çok yakındık o zamanlar. Hatta ben yine o zamanlardaki gibi olacağımızı düşünüyorum..."
Ebrar yüzündeki otuz iki diş gülümsemesiyle Özgür'e bakarken Yasemin sinirle boynunu ovuşturuyordu. Özgür derince yutkunarak konuşmasına devam etti.
"Yasemin'de benim se-"
"Arkadaşıyım." dedi son harfi uzatarak.
Özgür çatık kaşlarıyla Yasemin'e bakmaya başlamıştı. Ne demekti arkadaş, ne münasebetti?
Yasemin'se içten içe söylediği şey karşısında rahatsızlık duysa da daha kafedekiler öğrenmeden Ebrar'a söylemeyi doğru bulamamıştı o an.
"Neyse ben siparişlerinizi alayım."
"Ben sıcak çikolata ve malaga alayım. Özgür sen?"
"Ben bir şey içmeyeceğim yaa."
"Aa ama olmaz öyle bana eşlik etmeyecek misin?"
"Tabi ya söyle arkadaşım. Sende iç bir şeyler!"
Yasemin'in imalı konuşmasıyla alt dudağını dişleriyle ezdi. Hadi Ebrar ısrar ediyordu lakin sevgilisi neden onu zor duruma sokuyordu?
"Americano alayım bende o zaman."
Yasemin mutfağa doğru giderken Özgür aklına gelen fikirle gülümsedi...
Ebrar'ın kafenin içini süzmesiyle fırsat bulup çapraz masadaki genç çiftle ilgilenen Alperen'e gözleriyle işaret çaktı. Birinin onu bu masadan 2 dakika da olsa kaldırması gerekiyordu. Mesajı alan Alperen ikilinin masasına yaklaşarak Özgür'e doğru eğildi.
"Abi bi personel odasına gelir misin, acil!"
"Tabi koçum."
Ayaklandıktan sonra Ebrar'a dönerek hemen geleceğim dedi ve hızlı adımlarla odaya girdi.
"Abi valla sağol ya."
"Rica ederim kardeşim ne demekte, kim o kız."
"Eski bir arkadaş, önemli değil..."
"Ben geçiyorum içeri başka bir şey ister misin."
"Yok yok sağol."
Özgür telefonunu çıkartıp son aramalardaki ilk isme yani Demir'in numarasına tıkladı. Onu anca can kardeşleri kurtarabilir di...
"Alo!"
"Alo."
"Kardeşim, Demir'im benim!"
"Noldu lan?!"
"Sana ihtiyacım var!!"
Birkaç hışırtıdan sonra kapı açılıp kapanma sesi gelmişti ve ardından Demir'in telaşlı sesi.
"Kavga mı var, sen iyi misin. Nerdesin??"
Özgür istemsizce gururlu bir şekilde gülümsemişti. Demir'in de Yavuz'un da konu kavga olunca çekinmediğini özellikle işin içinde Özgür varsa asla durmadıklarını çocukluğundan beri biliyordu. Anne babasının burda olmamasından dolayı ve mahalleye geç gelmesinden dolayı diğer çocuklar Özgür'ü ezmeye çalışırken onu nasıl savunduklarını hatırladı Özgür...
"Lan Özgürrr ses ver oğlum. İyi misin diyorum???"
"İyiyim iyiyim, sakin ol. Kavga felan yok."
"Ahh be oğlum kavga yoksa niye velveleye veriyorsun ortalığı?"
"Lan ben mi telaş yaptım, sen yaptın!"
"Yoo yapmadım."
"Lan yürü git duymadım mı koşarak aldığın anahtar sesini, kapı sesini..."
Demir'in sessiz kalmasıyla haklı olduğunu anlamış oldu Özgür...
"Kafeye gelmeniz gerek, Ebrar burda!"
"Hangi Ebrar?"
"Hangi Ebrar olucak oğlum! Eski mahalledeki işte..."
"Şu sana aşık olan!"
Cümlesini bitirir bitirmez kahkaha atmıştı Demir. Ebrar iyi kız, hoş kızdı ama Özgür'e takıntılıydı küçükken. Şuan nasıldı bilmiyordu ama görmek için sabırsızlanıyordu...
"Lan oğlum bak Yasemin bilmiyor. Sakın onun yanında ağzından kaçırayım deme eskidendi o!"
"Eskidendi?"
"Demir seni aradığıma pişman etme beni kardeşim, babamı da al gel hadi nolur..."
"Lan sırf nasıl davranacağını görmek için gelicem varya!"
•••
Özgür gergince diğer müşterilerle ilgilenen Yasemin'i izlerken Ebrar tatlısını yiyip bir yandan da konuşuyordu.
"Sence de öyle mi? Heyy Özgür!!"
Ebrar'ın gözünün önünde salladığı eliyle kendine gelebilmişti Özgür.
"E-Efendim!"
"Sen beni dinlemiyor musun?"
"Çok pardon Ebrar dalmışım bir an. Akşamki söyleyeceğim şarkıları düşünüyordum da. Sahi sen akşama kalıcak mısın?"
Kalıp kalmayacağını umursamıyor hatta biran önce gitmesini istiyordu. Demir ve Yavuz da gelmemişti zaten. 20 dakika olmuştu. Koskoca 20 dakika. Bu süre içinde Yasemin çoktan kahveleri servis etmiş. Ebrar tatlısının yarısını yemiş. Hatta Özgür'e de ikram etmiş lakin red cevabı almıştı.
"Akşama kalamam maalesef yola çıkmam gerekiyor."
"Anlıyorum."
"Selam millet!"
Özgür duyduğu sesle başını kaldırıp yanındaki sandalyeye oturan Demir'e ve Ebrar'ın yanına oturmak zorunda kalan Yavuz'a baktı. Çok şükür gelebilmişlerdi!!!
"Selam, naber ya!?"
Ebrar yüzündeki buruk gülümsemeyle kollarını önce kısaca Yavuz'a ardından Demir'e sarmıştı. Lakin bu sarılmalar Özgür'e sarıldığı gibi sıkı ve duygulu değildi. Yüzündeki buruk gülümseme de bu yüzdendi zaten. Ne güzel Özgür'le yanlızlardı...
Havadan sudan ama genellikle eskilerden konuşulan konulardan sonra saat ilerlemişti. Özgür sabaha göre daha rahattı ama Yasemin'in de yanında olmasını istiyordu çünkü uzaktan göz hapsinde olmaktansa yanlarında olup en azından ne konuştuklarını bilse Ebrar'a tip tip bakmayı bırakırdı.
"Yasemin arkadaşım!"
Yasemin arkadaşım mı? Hayır hayır hayır kesinlikle böyle olamazlardı, asla ağzına bile yakışmıyordu. Doya doya sevgilim diyemediği için ve sadece arkadaşım demek istemediği için de başına ismini getirmişti ama olmamıştı...
"Efendim Özgür."
İki sevgilinin heleki böyle bir çiftin birbirine bu şekilde konuşmasıyla Demir ve Yavuz anlamsızca şaşarken Özgür de içinden 'Ya sabır' çekiyordu.
Nerden karşılaşmışlardı Ebrar'la...
"Çok yoruldun gel biraz buraya otur. Hemde seninle sohbet etmiş oluruz."
Masaya doğru ilerledi Yasemin biraz yanlarında oturabilirdi değil mi, hem sevgilisi ve arkadaşları da oradaydı. Masanın bir ucu için sandalye çekerken Demir'in yer vermesiyle Özgür'ün yanına oturdu.
"Adın Erva mıydı?"
"Ebrar'dı."
"Ahh pardon."
"Siz kafeden mi arkadaşsınız Özgür'le?"
"Hem kafe hem site. Ben ve iki arkadaşım daha Özgür'lerin alt kat komşusuyuz."
"Anladım. Bizde işte bu dörtlü bide tabi diğer arkadaşlarla beraber harika bir oyun grubuyduk. O zamanlar sürekli beraber takım olurduk, ay hatta evcilik oynarken sen baba ben anne olurduk ne güzel günlerdi!"
Burnundan nefes vererek gülmüştü Yavuz, Ebrar bugün Özgür'ü yakacaktı.
"Hatırlamadım, biz genellikle üçümüz çalım oynadığımız için aklımda sadece o anlar kaldı."
Üçümüz derken Yavuz ve Demir'i göstermiş üstüne basa basa söylemişti Özgür.
"Ben hatırlıyorum yaa, anne-babacılık derdi Ebrar. Annesinin yaptığı kekleri hep bizden önce sana verirdi. Babaydın nede olsa biz anca market, eczacı olurduk. Gerçi onu da bir kere oynadık seninle galiba..."
Demir Özgür'e takılmak isterken Özgür durumu toparlamak adına "Gülse çok oynatırdı, canım benim." Dedi.
Yasemin bu sefer de Gülse için sorgulayarak bakarken "Demir'in kardeşi!" Diyerek olayı toparlayan bu sefer Yavuz olmuştu. Dayanamamıştı Özgür'ün bu kadar kızarıp bozarmasına. Hem Yasemin'le de araları kötü olsun istemezdi.
"Bırakalım artık eski konuları yaa!"
Özgür'ün konuyu değiştirmesini fırsat olarak gören Ebrar hemen atladı.
"Ee Özgür var mı hayatında biri?"
"Olmaz olur mu güzeller güzeli bir sevgilim var..."
Konunun Yasemin'den açılmasıyla yüzünde sabahtan beri olan gergin ifade gitmiş güzel bir gülümseme gelmişti.
"Yaaa!"
Ebrar kesinlikle bunu beklemiyordu. Sabahtan beri hiç konusu geçmemişti.
"Ee adı ne, ben tanıyor muyum?"
Yasemin'de gözlerini kırpmadan sevgilisini izlemeye başlamıştı. Ne cevap vereceğini merak ediyordu.
"Tam karşında!"
"A-anlamadım!?"
Özgür bir kolunu Yasemin'in beline sararak sandalyede olabildiği kadar yakınlaşmalarını sağladı.
"Sevgilim Yasemin."
"Arkadaşım demiştin ama..."
Ebrar inanmak istemezcesine bakıyordu.
"Yeni sevgili olmadık ama hâlâ daha kafedeki arkadaşlarımıza söylemediğimiz için ben çekinmiştim lakin artık vazgeçtim herkes öğrenebilir."
Yasemin'in sözleriyle Özgür derin bir nefes vererek ayağa kalktı artık bu haberi herkesle paylaşabilirdi. Sesini yüksek tutmaya özen göstererek konuşmaya başladı.
"Herkes bir dakika beni dinleyebilir mi, biz bu kafede çalışmaya başladığımız zaman Yasemin'le çok iyi arkadaş olmuştuk lakin ilerki zaman da arkadaşlığımızın daha duygusal bir boyuta ilerlediğini fark ederek birlikte olmaya karar verdik. Biz bu karar vereli biraz zaman oluyor sadece size şuan söyleyebildik. Teşekkür ederiz."
Kafede yükselen alkış sesiyle Yasemin ayağa kalkarak mutlulukla Özgür'e sarıldı. Özgür'de sarılmasına karşılık verirken bir yandan da saçlarını öpüyordu.
Ve arkada bu anları mutlulukla izleyen Demir ve Yavuz'un aksine tüm olumsuz duygularla kafeden çıkan bir Ebrar vardı...
•
HAFSA
Uyandığımda, yatağımda kollarımı uzatarak esnedim. Yanımda duran telefonu elime aldım. Yavuzdan mesaj gelmişti.
Sevgilim 💚: Günaydın.
Günaydın mesajını gördüğüm saat her ne kadar 10.30 olsada bu saatlerde de günaydınlaşılırdı herhalde. Tek sorun bu mesajın saat 05.58'de gelmesiydi. Gerçekten bu kadar erken mi kalkıyordu? Hemde hafta sonu. Bunları düşünürken bir mesaj daha gelmişti.
Sevgilim 💚: Uykucu hâlâ uyanmadın mı?
Siz: Uyandım uyandım. Günaydınn.
Yani onun günaydın yazdığı saatle benim günaydın yazdığım saatin arasındaki farkı görmezden gelebiliriz bence.
Siz: Neden bu kadar erken kalktın?
Sevgilim 💚: Spor yaptım. Sen mışıl mışıl uyuyorken ben ter döküyordum.
Siz: Çok yoruldun mu?
Sevgilim 💚: Hayır. Hatta daha dinç hissediyorum.
Siz: Spor için sence de biraz erken değil mi?
Sevgilim 💚: Senin uyku saatinle uyumadığını biliyorum ama sporumu genelde bu saatlerde yapıyorum. Ayrıca günün geri kalanını seninle geçire bilirim.
Siz: O zaman hep sabahın köründe spora git.
Sevgilim 💚: Peki sevgilim. Bugün ne yapalım?
Siz: Bilmem aklıma bir şey gelmiyor. Sen seç bu seferlik.
Sevgilim 💚: Tamam o zaman bir saat sonra hazır ol çıkalım. Birde kahvaltı etme beraber edeceğiz.
Siz: Tamam.
Kalkıp banyoya ilerledim tam o sırada Eflin bornozuyla çıktı.
"Günaydın sıhhatler olsun."
"Günaydın. Havuza inmiştim yeni geldim."
"Ya arkadaş ne bu spor aşkı? Bir ben mi uyuyorum bu saate kadar?" dedim.
"Gerek yok zaten iyi görünüyorsun." dedi.
"Sen neden yapıyorsun o zaman? Bu kolundakiler için mi?" dedim gözlerimle kolunu işaret ederek. Bize göre kaslı kolları vardı ama havuzun kol kasıyla alakalı olduğunu sanmıyorum. Onun yerine ağırlık çalışıyor olması gerekmez mi?
"Hem onun için hem de sağlık için." diye yanıt verdi.
"Ben uykumla mutluyum. Sizi tebrik ediyorum, işiniz çok zor." dediğimde gülerek,
"Sağ ol." dedi ve yanımdan geçerek odasına ilerledi. Ben de o sırada banyoya ilerledim elimi yüzümü yıkadım ve dişlerimi fırçalayıp odama gittim.
Siyah kot pantolon ve lacivert kazağımı giydim. Saçlarımı balıksırtı yaptım ve çantamı alıp evden çıkacakken, salonda kitap okuyan Eflin'e,
"Ben Yavuz'la çıkıyorum." dedim.
"Tamam görüşürüz. Dikkat et kendine." dedi.
"Sizde." diyerek çıktım. Asansöre binip aşağı indim ve hemen arabanın yanına ilerledim.
"Günaydın." dedim sarılarak.
"Günaydın uyuyan güzel. Hadi gidelim." dedinde güldüm.
Şoför koltuğuna doğru gidecekken,
"Anahtarı alayım." dedi elini açıp kapatarak.
Gideceğimiz yeri zaten bilmiyordum. Bu yüzden üstü kapalı şekilde kabul ettim.
"İyi olur botlarımın ucu kırılsın istemem." dedim.
"Evet o yüzden anahtarı alayım hanımefendi." değinde anahtarı verdim ve yola çıktık. Yol boyu havadan sudan konuştuk.
Sonunda kahvaltı edeceğimiz yere gelmiştik. Etrafta birsürü ağaç vardı. Kuşların ötüşüyse huzurlu hissettiriyordu.
Yavuz'la el ele mekana girdik. Garsonun bize gösterdiği masaya oturduğumuzda kahvaltıyı kurmaya başladılar.
Garson gittikten sonra Yavuz,
"Ben daha iyisini hazırlarım." dedi iddialı bir şekilde.
"İyi bir ara da sen hazırla o zaman." dedim.
"Sen yeterki iste." dedi.
Kahvaltı faslı bittikten sonra yola çıktık.
"Ee şimdi nereye gidiyoruz?" diye sordum heyecanla.
"Gidiyoruz zaten görürsün birazdan." dediğinde söylemiyeceğine anladığım için ısrar etmedim.
Vardığımızda buz patenine geldiğimizi anlamıştım. Yavuz'a dönüp kısık bir sesle,
"Yavuz." dedim.
"Efendi sevgilim?"
"Ben daha önce hiç buz pateni yapmadım."
"Olsun ben sana öğretirim. Hadi gel." diyerek elimden tuttum ve içeri geçtiğimizde önce benim patenlerimi giydirdi. Sonrada kendininkileri giydi.
Dengede durması gerçekten çok zordu. Ellerini uzattığında sıkıca tuttum.
"Yavuz düşeceğim." dedim sıkıca tutunmaya çalışırken.
"Düşmezsin tutuyorum ben seni."
"Ne yapacağım?" diye sorduğumda anlatmaya başladı ve uzun uğraşlar sonucunda, yaklaşık bir dakika kadar Yavuz'a tutunmadan ayakta durunca,
"Yavuz yapabiliyorum bak." dedim.
"Evet bak oldu işte, öğrendin." dedikten hemen sonra dengem bozuldu ve kayıp düştüm.
"Ya off." Bu halime gülüyordu, hemen gelip kaldırdı beni.
"Öğrendin zaten arada olur öyle." dedi bir yandan gülerek.
"Bırak beni ben kendim sürücem." dedim ve bir süre kendim sürmeyi denediğimde hiç düşmeden sürebilmiştim. Yavuz'un yanına gidip,
"Bak bu sefer hiç düşmedim." dedim.
"Evet gördüm. Yoruldun mu? Gidelim mi artık?"
"Olur, çok yoruldum." dedim.
"Gel gidelim." dedi elimden tutarak. Tabi aynı anda paten sürerek ilerliyorduk.
Patenlerimi çıkartıp ayakkabılarımı giydirmişti. Onu beklerken hayran gözlerle izliyordum. Ne kadar kusursuz olduğuna bakıp bir kere daha aşık oluyordum.
"Niye öyle bakıyorsun?" diye sordu haliyle.
"Hiiç" dedim uzatarak.
"Peki." dedi gülümseyerek elimi tuttuğunda.
Saat çok geç olmuştu zaman nasıl geçmişti hiç anlamadım. Tabi bir çoğu bana paten öğretmekle geçmişti.
Yavuz arabayı sürerken Mert aradığında açtım.
Alo?"
"Hafsa, nasılsın?"
"İyi, sen?"
"İyi bende. Bizim okulun oradaki mekandayım. Yarına maket ödevi teslim edilecek, ben eksik olan bir kaç şeyi hallediyorum. Eğer seninde eksiğin varsa yardımcı olabilirim."
"Sağol. Ben hallettim onu." dedim.
"Peki o zaman, yarın görüşürüz."
"Görüşürüz." diyerek telefonu kapattığımda Yavuz hemen atıldı.
"Mert'ti dimi?"
"Evet, oydu. "
"Neden hala onunla konuşuyorsun?"
"Yavuz ben tekrardan bu konu hakkında konuşmak istemiyorum." dedim çünkü yine geçen olduğu gibi olacaktı.
"Niye ya konuşalım." dediğinde, konuşmasından sinirlendiği anlaşılıyordu.
"Yavuz."
"Ne Yavuz. Söyle! Gizlediğin bir şey mi var?" dediğinde sinirlenmeye başladım.
"Yavuz ne alakası var! Anlattım ya!"
"Ben sana o gün de söyledim, o adama güvenmiyorum, konuşmanı istemiyorum diye. Hem ne için aramış seni?! "
"Yarın maket ödevimi teslim edeceğim. 'Okulun oradaki kafedeyim, eksik varsa yardım edeyim.' dedi oldu mu?!" diye çıkıştım.
"Yardım edeyim miş miş!"
"Ya Yavuz! Yardım etmek istemiş, ne var bunda?!"
"Tabi canım ne var bunda." dedi alaycı bir şekilde.
"Şimdi ne olacak biliyor musun Hafsa? Seni eve bırakacağım ve o Mert denen şerefsizle konuşmaya gideceğim."
"Yavuz yapma, gerçekten gerek yok." dedim konu daha fazla uzamasın diye.
"Haddini aşarsa konuşmakla yetinmem bunuda bil." dedi.
Çok kararlı görünüyordu.
"İyi tamam. Bende geleceğim. Ona zarar vermene izin verecek değilim."
"Bir de onu mu koruyorsun bana?!"
"Evet koruyorum tamam mı!"
"Hafsa!" dedi öfkeli bir şekilde.
"Hadi sür, gidelim." dedim yüksek sesle.
"İyi gidelim de ben şu Mert #&@ini bir güzel döveyim."
"Sadece konuşacaksın." dedim üstüne basa basa.
"Dediğim gibi, haddini aşarsa acımam." dedi.
Arabada büyük bir sessizlik hakim oldu. Gidene kadar sessiz kaldık.
Geldiğimizde öfkeyle arabadan inip kapıyı çarptım. Yavuz, ben arabadan inip kapıyı çarptığımda, kendi kendine söyleniyordu. Arabayı valeye verdiğinde kısaca birbirimize öfkeyle baktık.
Bazen onu gerçekten tanıyamıyorum. Benim sevdiğim adam tam aksine sakin, bana göre kusursuzdu ama bu hali beni tedirgin etmeye başlamıştı.
İçeri ilerlerken,
"Gel bakalım sen mi haklısın ben mi?" dedi koyulaşan gözleriyle.
"Göreceğiz." dedim aynı öfkeyle.
İçeri girdiğimizde tek başına maketiyle uğraşan Mert'in yanına gittik.
"Selam." dedim Mert'e bakarak. Yavuz anında çatık kaşı ve koyulaşan elalarıyla bana baktı.
"Sen gel bakayım şöyle." dedi Mert'e karşı.
Anında müdahale edip Mert'in karşısındaki ikili koltuğa oturttum ve ben de yanına oturdum. Yavuz hemen konuşmaya başladı.
"Sen neden benim sevgilimi arayıp duruyorsun?! Bak sevgilim diyorum, anlıyor musun?!" dedi tok sesiyle.
"Evet anlıyorum, sadece arkadaşı olarak dersle alakalı aradım. Bir sakıncası mı var?" dedi Mert.
"Evet var. Bırak arkadaş olmayı bir daha aramayacaksın, yanından geçsen gözünün ucuyla bile bakmayacaksın duydun mu beni?!" dedi öfkeyle. Mekanda dikkat çekmiştik. Etraftaki insanlar olduğumuz masaya bakıyordu.
"Yavuz sakin olur musun?" dedim onu bastırmaya çalışarak.
"Hafsa ne oluyor?" dedi Mert.
"Kusura bakma Mert." dedim mahçup bir şekilde.
Yavuz git gide artan öfkesiyle,
"Oldu olacak bir de özür dile!" dedi bana bakarak.
"Yavuz sus artık!" dedim dişlerimin arasından.
Mert araya girdi bu sefer
"Hafsa sevgilin biraz gergin galiba..." dediğinde,
"Lan!" Dedi masanın üstünden Mert'in yakasına yapışarak. Neye uğradığımı şaşırdım.
Yavuz'u kolundan tutup çekmeye çalışsamda kılı kıpırdamadı. Bağırarak 'dur' dememe rağmen duymuyordu sanki beni.
"Lan! Ben sana daha az önce gözünün ucuyla bile bakmayacaksın demedim mi?!" dedi ona yumruk atarak. Üst üste yumruk atmaya devam ediyordu, Mert'te neye uğradığını şaşırmış, daha sonrasında kendini korumaya çalışmıştı ama Yavuz'a gücü yetmiyordu.
"Yavuz!" dedim çığlık atar gibi
"Hafsa bırak!" dedi gözüyle tuttuğum kolunu göstererek.
Onun hayranlıkla baktığım gözlerini daha önce hiç bu kadar korkunç görmemiştim.
En son var gücümle ittirdim aynı zamanda,
"Yavuz bırak artık yeter!" diye bağırdım.
Mekandaki insanlar kalkıp gitmeye başlamıştı. Garson kenarda olayı izlerken şaşkınlıktan kala kalmış, hiç bir şey yapamıyordu.
Sonunda Mert'i bırakmıştı. Mert oturmuş kanayan burnunu eliyle tutuyordu.
Yavuz'u kolundan çekiştirirken, Yavuz'un gözleri hala Mertteydi. Onu iteklerken Mert'e
"Çok özür dilerim." dedim mahçubiyetle.
Eliyle sorun yok işareti yaptı.
Yavuz, çok özür dilerim demem üzerine saniyelik bana bakmış ve tekrar Mert'e vurmak için atak yapacaktı ki
"Dur artık! Beni korkutuyorsun." diyerek onu biraz daha Mert'ten uzaklaştırmaya çalışarak ittim.
Mekandan çıkarken, valeye arabayı getirmesini söyledim.
Arabayı beklerken,
"Bir de gelmiş konuşuyor!" dedi Yavuz. Göz devirdim.
"Sende gelmiş özür diliyorsun..." diye de ekledi. Devam edecekken araba geldi ve şöför koltuğuna oturdum.
O da bindiğinde hiç bir şey söylemeden eve doğru sürüyordum ve daha fazla tutamadım kendimi.
"Ben seni tanıyamıyorum. Aynı kişi hem beni dünyanın en mutlu insanı yaparken aynı zamanda en büyük hayal kırıklığını yaşatamaz. Ben bu Yavuz'u tanımıyorum." dedim başımı sallayarak.
"O şerefsizin hakkettiği buydu. Al işte, hak ettiğini buldu." dedi üstten bir şekilde.
"Bir de yaptığınla övünüyor musun?"
"Bana onu daha fazla savunma Hafsa!" dediğinde devam ettim.
"Yavuz farkında mısın? Biz daha çok yeni, bir ilişkiye başladık. Sen daha en başından böyle olacaksan ilerisini düşünemiyorum." dedim net bir şekilde.
Bunları söylerken anlık olarak yüzüne baktım. Az önceki öfkesi gitmiş kırgın bir ifade hakim olmuştu yüzünde.
"Hafsa." dedi sakin bir sesle .
"Ne Yavuz ne?! Sen ne yaptığının farkında mısın?!" dedim bağırarak.
"Hafsa o adam sana yaklaşmaya çalışıyordu, bunun farkında değil misin?" dedi bana dönerek.
"Bunun ne önemi var?! Ben senin yanındayken, kalbimde sen varken bunun ne önemi var?!" dedim.
Söylediklerim üzerine bir şey söylemedi, devam ettim.
"Ve en çok canımı yakan ne biliyor musun?Kalbimin sahibi olan adamı tanıyamıyorum. Mert'i döverken bakan o gözleri tanıyamıyorum." dedim bağırarak.
Sakin sesi ve asık suratıyla,
"Hafsa. Ben, seni korkutmak istemedim." dedi başı önde bir şekilde.
"Sence tek sorun bu mu? Benim korkmam mı? Mert'in ağzını burnunu kırdın seni durdurmaya çalıştım, gözün o kadar dönmüştü ki beni duymadın bile!" dedim tek nefeste.
Arabayla evin garajına girdikten sonra Yavuz elimi tutarak,
"Özür dilerim." dedi.
Elimi çektim aniden.
Yavuz "Hafsa." dedi mahçubiyetten kısık çıkan sesiyle.
"Yavuz, in!" dedim.
"Sen nereye gideceksin?" dedi sakin bir şekilde.
"O dövdüğün adamın yanına gideceğim!" dedim.
Arabadan inerken yine sinirlenerek,
"İyi git o Mertciğinin yanına!" dedi öfkeyle.
Gaza basıp giderken Mert'i aradım.
"Mert, neredesin?"
"Hastanedeyim, pansuman yaptırıyorum." dediğinde mahçubiyetten gözlerimi sıkı sıkı kapattım.
"Tamam hemen geliyorum." dedim.
Hastaneye vardığımda, hastanenin önündeki banklarda oturan Mert'in yanına ilerledim.
Yanına geldiğimde ayağa kalktı. Kaşında bant, yüzü morarmıştı ve bunu sevdiğim adam yapmıştı.
"Mert ben çok üzgünüm, çok özür dilerim." dedim başım önde bir şekilde.
"Sorun değil. Senin yapabileceğin bir şey yoktu." dedi başını iki yana sallayarak.
"Çok canın acıyor mu?" dedim yüzündeki yaralara bakarak.
"Hayır, sen düşünme beni." dedi banka oturarak. Bende yanına oturup ona doğru döndüm.
"Senin bana yaklaşmaya çalıştığını, benden hoşlandığını düşünüyor kendince." dedim.
"Hafsa."dedi başı önde bir şekilde.
"Efendim?"
"Sevgilin için haksız diyemem ama seni arayıp sormam aslında senden hoşlandığımdan değil... Sen, sen benim kız kardeşime benziyorsun." dediğinde,
"Anlamadım?" dedim.
"Ben çok kısa bir süre önce, kız kardeşimi trafik kazasında kaybettim." dedi kısık bir sesle.
"Başın sağ olsun."
"O kadar çok benziyorsunuz ki, seni ilk gördüğüm an inanamadım. Ben kardeşimi çok ihmal ettim ve şuan onun pişmanlığını yaşıyorum." bu söyledikleriyle sesi titrerken gözleri de dolmaya başladı ve devam etti.
"Hep benimle bir şeyler yapmak isterdi. 'Çocuk musun?' diyerek reddederdim, keşke onunla daha fazla zaman geçirseydim. Ben onu çok ihmal ettim." dedi gözünden yaşlar süzülürken.
Telefonunu çıkartıp bir fotoğraf gösterdi bana "Bak. Defne'm de aynı senin gibi." dedi burukça.
Gerçekten de bana çok benziyordu ona acısını hatırlatıyor olmam beni üzmüştü.
"Ben çok üzgünüm." dedim mahçubiyetimi belirterek.
"Zamanında kardeşime gösteremediğim ilgiyi sana göstermek, seni korumak istedim. Çünkü ben onu o kazada koruyamadım, ben hastaneden sapa sağlam çıkarken o-" dedi ve gözünden akan yaşları sildi.
"Ben gerçekten ne diyeceğimi bilemiyorum. Nasıl özür dilesem, ne desem bilemiyorum. Tekrardan çok özür dilerim." dedim.
"Sorun yok üzme kendini." dedi hafifçe gülümseyerek.
Hastaneden eve gittiğimde saat zaten yeterince geç olmuş, hava çoktan kararmıştı. Arabayı park ederken, çardakların ordan kapüşonlu ve üzerinde siyah montu olan Yavuz yanıma doğru geldi. Arabadan indiğimde önümü kesti.
"Hafsa konuşalım." dediğinde yüzüne dahi bakmadım.
"Yavuz çekil!"
"Bu kadar zaman ne konuştun onunla?" dediğinde öfkeli gözlerimi gözlerine diktim.
"Ne konuştunuz dedim!" diyerek daha sert bir tavır takındı.
"Hala ne bu sinir?! Neyin hesabını soruyorsun sen?!" dedim.
"Hafsa!"
"İyi, anlatayım belki biraz olsun kendine gelirsin. O dövdüğün Mert, kısa bir süre önce kız kardeşini kaybetmiş ve zamanında onunla ilgilenmediği için büyük pişmanlık duyuyor. Beni de kız kardeşine benzettiği için içindeki pişmanlığı benimle 'yani kız kardeşinin yerine koyduğu benimle' ilgilenip, koruyup kollayarak gidermeye çalışıyor anladın mı?! Ben ona, kardeşine benzediğim ve bu yüzden acısını ona hatırlattığım için rahatsızlık duyarken, senin yaptığına ne demeli?!" dedim.
Hiç bir şey söyleyememişti, çünkü o da hatasının farkındaydı. Yüzüne son kez bakıp gidecekken kolumdan tutup yüzümü ellerinin arasına aldı.
"Özür dilerim. Mertten de özür dinleyeceğim tamam mı?" dedi sakin bir sesle.
Bir şey söylemedim ve sessizliğimi sürdürdüm.
"Kim olsa aynısı yapardı. Davranışlarından ne anlamamı bekliyordun?!" dedi
"Yavuz, bırak!" dedim.
"Hayır, gitme." dedi beni kendine çekip sarılarak.
"Çok pişmanım tamam mı? Seni korkuttuğum, hayal kırıklığına uğrattığım için çok pişmanım. Yapma böyle ne olur." dediğinde kalbim onu çoktan affetmişti. Ses tonundaki sakinlik, sarılması bana her şeyi unutturacak kadar etkiliyordu kalbimi. Bu hissimden uzaklaşarak bir şey demeden sarılmasına izin verdim ama sarılmadım da.
Gözlerime bakarak "Affettin mi beni?" dedi.
Beni tuttuğu kollarından sıyrılıp bir şey demeden eve çıktım ve üstümü değiştirerek yatağıma uzandım kızlar her ne kadar 'ne oldu?' diye sorsa da 'sonra anlatırım' diyerek geçiştirmiştim.
Bir kaç saat sonra kapı çaldığında kızlardan biri kapıyı açtı. Odamda olduğum için sadece zil sesini duymuştum. Daha sonra Yasemin'in
"Hafsa." diye bana seslenmesi üzerine yanına gittiğimde elinde gofretlerden oluşan bir demet duruyordu.
(bu şekil düşünebilirsiniz;)
"Bu ne?" diye sordum yüzümde oluşan gülümsemeyle.
"Kapıya bırakmış biri, üstünde de Hafsa'ma yazıyor. Acaba kimden?" dedi imalı bir şekilde.
Elinden aldığım gibi odama götürdüm. Notu açıp okudum.
NOT
Haklıydın ve tekrardan seni üzdüğüm, kırdığım için özür dilerim Sevgilim. Mert'le konuşup, özür diledim. Dövdüğüm adam bile senden önce affetti beni. Umarım o güzel gözlerin hep bu sabahki gibi bakar bana. Seni seviyorum.
Notu okurken gülmeden edemiyordum. Evet, çok öfkelenmiştim ama hatasının farkına varıp özür dilemesi beni mutlu etmişti. Ben bu adamla nasıl küs kalacağım? Nasıl trip atacağım?
•
EFLİN
Teknik Çizim Perspektif dersi biteli baya olmuştu ama ben hala sınıftan çıkmamıştım. Nedeni ise çizim defterime çizmeye başladığım resmin bitmemesiydi. Derste yapmam gerekenler bittikten sonra canım sıkıldığı için kendi defterime bir şeyler çizmeye başlamıştım.
"Oha! Eflin bu çok gerçekçi olmuş." Selin'in sesiyle kalem tutan elim durdu. Onun derste arkamda oturduğunu biliyordum ama gittiğini düşünmüştüm. Göz ucuyla arkamı yarım dönerek resmime bakan yüzünü inceledim. Resmimi cidden beğenmiş duruyordu.
"Sağol Selin." Diye mırıldanıp örümceğin kalan diğer bacaklarını çizmeye devam ettim.
Ben resmimi bitirirken oda eşyalarını topluyordu. Bunu çıkardığı seslerden anlayabiliyordum. Resmimin son çizgilerini atarken masamın yanında dikilmeye başladı. Anlamsızca ona bir bakış attığımda kocaman sırıttı.
"Bir şey mi oldu?" Utandığı belli olan yanaklarıyla defterimi gösterdi. Bu kızın duygularını asla anlayamıyordum. Duygudan duyguya anında geçiyordu.
"Resim defterine bakabilir miyim diyecektim?" Sorusu beni afallattı. "Genelde seni çizerken izliyorum ve resimlerin cidden çok iyi." Benden çekindiği için yavaş ve tane tane konuşuyordu. Umursamazca omuz silktim.
"Bakabilirsin sorun yok." Dışarıya derin bir nefes verip gülümseyerek defterime uzandı.
"Teşekkür ederim." O hayranlıkla sayfaları çevirirken bende masa da ki eşyalarımı toplamaya başladım. "Bu zambaklar çok güzel." Dedikten sonra bir sayfa daha çevirdi. "Ya kaplan bu çok tatlı!" O her sayfayı incelerken bende onun tepkilerini izliyordum.
Defterim baya eski olduğu için bitmesine dört, beş sayfa falan kalmıştı. Selin kitabın ilk sayfalarına doğru gittikçe yüzü kasılıyordu. İlk sayfalarda her şey siyahtı. Çizdiğim şeyler ise korkutucu, insanın içinin ürperten şeylerdi.
Ben bile bazen bakarken kendimi kötü hissediyordum. Ama insan dönem dönem farklı duyguların içinde olurdu ve nasıl hissediyorsa çizimini de ona göre şekillendirirdi. Mesela eski Eflin şu anki renkli çizimlerimi görse çok şaşırırdı. Gerçi ben çizerken bile hala kendime çok şaşırıyordum. Yavaş yavaş değişmeye başlamış gibiydim. Tabi bu değişim iyi anlamda bir değişimdi...
(Eflin'in çizimleri bu şekilde⤵️)
"Bayıldım defterine gösterdiğin için sağol. Ben otobüse geç kalmadan gitsem iyi olur." İlk sayfaların yarısına bile bakmadığına emindim. Selin defteri yavaşça masaya bırakıp hızlıca sınıftan çıkmıştı.
"Rica ederim." Boş odada yankılanmıştı sesim. Bu durumu umursamamaya çalışarak defterimi de çantama atıp ayaklandım.
Sabahtan beri hiçbir şey yememiştim ve çok açtım. Kafeteryaya girdiğim uzun bir sıra beni karşıladı. Alt tarafı bir sandviç ve kahve alacaktım. Önüm de ki kızlar dersleri hakkında konuşmaya başlayınca can sıkıntısıyla telefonuma bakmaya başladım. Yasemin'den akşam kafeye gelmemi söylediği bir mesaj vardı. Ona bana tiramisu ayırırsa geleceğimi yazarak telefonumu tekrar cebime attım.
O sırada önüm de ki kızlardan biri kendi önün de ki çocukla konuşmaya başlamıştı. Çocuk kızla konuşmak için yan döndüğünde o kişinin Demir olduğunu gördüm.
"Seni de hiç anlamıyorum Demir. Takılmışsın bir meymenetsiz bir kıza gidiyorsun?" Ne anlatıyordu bu kız?
Demir de benim gibi anlamış olmalıydı ki kaşları çatılmıştı.
"Meymenetsiz kız?"
"Evet hani şu peşinden ayrılmadığın siyah saçlı kız işte." Ben kız Hafsa'ya laf atıyor sanarken konu aslında benmişim ya lan!
"Eflin'den mi bahsediyorsun?" Kız ismimi duyduğu an yüzünü buruşturdu. Yalnız bende buradayım haberin olsun. Önüm de ki arkadaşları yüzünden beni görmüyorlardı. Kısa olmanın yararları olduğunu ilk defa görüyordum.
"İsmini bilmem. Somurtkan, kendi kendine bir havalarda olan gıcık kız işte." Dudaklarım şokla aralandı. Ben kızı bile tanımazken o bana kurulmuştu. "Ne buluyorsun o tipsiz de anlamadım." Artık dayanamayarak ilerleyecektim ki Demir'in dedikleri beni durdu.
"Asıl sen ne saçmalıyorsun Burcu. Tanımadığın bir kişi hakkında böyle konuşacaksın ve bende susacağım öyle mi? Önce kendine bakmalısın." Kız şaşkın gözlerle Demir'e bakıyordu.
"Ay sende ne aşık çıktın Efnan'ına." Demir'in yüzünün kızardığını gördüm. Çok kızgın duruyordu. Kızın bilerek ismimi yanlış söylediğini anlamıştım.
"Bak Burcu anladım benden hoşlanmışsın. Ama bunu bana hemcinsini kötüleyerek gösteremezsin. Bu hareketinle zaten bana nasıl iğrenç bir karakterin olduğunu gösterdin."
Kızdan hiçbir ses çıkmıyordu. "Ayrıca Eflin'in-" İsmimi özellikle bastırarak söylemişti. "İyi özelliklerini saymayacağım sana şimdi. Zaten anlamayacağın oldukça belli. Şimdi yürü git kendimi zor tutuyorum."
Kızın arkadaşı, Burcu denen kızın bu duruma düşmesinden rahatsız olmuştu. Bu kızın gerilen sırtından bile belliydi. Burcu'nun kolundan tutuğu gibi konuşmasına bile izin vermeden, sıradan ve aynı zamanda kafeteryadan da çıkardı onu.
Gözlerim tekrar Demir'i buldu. Kızlar gittiği için aramızda kimse kalmamıştı. Yavaş adımlarla ona yaklaştım. Arkası dönük önün de ki kişinin siparişini vermesini bekliyordu.
Şu an ona aşırı sarılasım vardı. Benim olmadığım yerde beni harika korumuştu. Hafsa haklı olabilir miydi? Demir bana aşık mıydı?
Sıra Demir'e geldiğinde yan döndüğü için beni fark etmişti.
"Eflin?" Olayları bildiğimi bilmesin istediğim için kocaman gülümsedim.
"Selam." Bana cevap vereceği sıra sipariş alan kişi ne istediğini sormuştu.
"Bir çay bir de sandviç lütfen." Sonra bana döndü.
"Sen ne alacaksın?"
"Kahve ve sandviç alacağım bende." Beni onaylayıp çalışana döndü.
"Sandviçi iki yapar mısınız? Bir de çayın yanına yumuşak içim kahve."
"Tabi hemen." Şaşkınca Demir'e baktım.
"Ne gerek vardı? Ben alırdım." Tepsiyi alırken bana kısa bir bakış atmıştı.
"Çok konuşuyorsun küçük panda. Bize yer bulda oturalım." Sorumu geçiştirmesini anlasam da bir şey demedim. Dop dolu olan kafeterya da yer bulmamız biraz zor olacaktı.
"Bahçede mi yesek?"
"Dışarda kar soğuğu var Eflin."
"Ne yapalım yere mi oturalım?"
"Üst katta puflar var orda oturalım." Onu onayladığımda tepsiden kahvemi ve onun çayını aldım. O da tepsiyi yerine koyup sandviçlerimizle geri geldi. Birlikte üst kata çıkıp puflara yerleştik. Ayakta kısa bir an sandviçlerimizi çekip hikayeme atmıştım.
(Eflin'in hikayesi)
"Hafsa nerede bu arada?" Demir sandviçini yerken koltuklarda Mert'le sohbet eden Hafsa'yı işaret etti.
"Şu cacıkla konuşuyor." Mert'e cacık demesiyle kahkaha attım.
"Ne kötülüğünü gördün de çocuğu sevmiyorsun?" Çayını içerken omuz silkti.
"Çocuğun şu anlık bir kötülüğünü görmedim ama bu görmeyeceğim anlamına gelmez. Onda farklı bir enerji var." Fikrini değiştiremeyeceğim için daha fazla üstüne gitmedim. Birlikte sandviçlerimizi yiyip sohbet etmiştik.
"Spora hangi günler gidiyorsun?"
"Genelde çarşamba ve cuma gitmeye çalışıyorum. Sen hangi günler gidiyorsun?"
"Ben genelde salı ve cumartesi gidiyorum. Tabi bir de pazar günleri yüzüyorum." Yüzdüğümü duyduğunda kaşları havalanmıştı.
"Bende iki hafta önce Yavuz'la gitmiştim. Ama denk gelmedik demek ki."
"Olabilir ben genelde kimse olmasın diye açıldığı saate yüzüyorum." Sabahın altısında yüzmek gerçekten insan işi değildi ama beni rahatlatıyordu.
"Anladım, bu hafta sana katılırım o zaman."
"Olur haberleşiriz." Beni onayladığı sıra Hafsa geldi. İmalı gözlerle bakmıştı ikimize. İyi ki o sırada Demir telefona bakıyordu.
"Selam gençler ve görüşürüz Eflin." Şaşkınca Hafsa'ya baktım. "Ders başlayacakta." Anladım... Demir gidiyordu yani. Benim daha dersim olmadığı için buradan ikinci evime yani internet kafeye geçecektim.
"Bana imza atsana." Hafsa şaşırdı.
"Turan hocanın dersine gelmeyecek misin? En sevdiğin derse?"
Cıkladı bir yandan telefonuyla ilgileniyordu. "Yok bu seferlik gelemeyeceğim işim var."
"Tamam sen bilirsin atarım imzanı." Demir ayaklandığı sıra Hafsa bana döndü. "Bitti mi derslerin?"
"Evet sonunda bugün baya dersim vardı." Gülümsedi.
"Bizimde bu son ders neyse o zaman dikkatli git." duraksadı. "Pardon gidin eve."
"Ederim sende dikkat et, iyi dersler." Beni onaylayıp hızla dersinin olduğu sınıfa ilerledi. Demir neden derse girmemişti? Hafsa'nın deyişiyle en sevdiği derse?
"E internet kafeye gidiyor muyuz?" Soruyu sorarken benim attığım hikayeyi beğenip alıntılamıştı.
"İnternet kafeye mi?" Diye sorduğumda başını telefondan kaldırıp bana döndü.
"Evet gitmeyecek miydin?" Gidecektim ama bunu o nasıl tahmin etmişti? Bunun için mi dersi ekmişti gerçekten? Benimle internet kafeye gelmek için.
"Çok düşünmede kalk hadi. Bir saate dolar yerler. Hızlı olalım."
•••
"Yes be! Kazandık!" Demir tepkimle kahkaha attı.
"Tabi kazanacaktık Kızgınpanda." Bana oyunda zorla koydurttuğu ismimle seslenmişti. Bende aynısını ona yaptım.
"Haklısınız egoistşovalye." Evet ona zorla bu ismi koydurtmuştum bende.
Birlikte uzun zaman önce oynadığım oyunu oynamıştık. Aylar önce beni kazanmanın eşiğinde olduğum zaman öldürdüğü oyunu. Ve şimdi takım olup birlikte kazanmıştık. (Oynadıkları oyun pubg bu arada) Dört saattir buradaydık ve artık gözlerim ağrımaya başlamıştı.
(Oynadıkları yeri böyle düşünebilirsiniz:)
"Eflin akşama kadar başka bir işin yoksa yetimhaneye gidelim mi?" Gözlerim şaşkınlıkla büyüdü. Saat beşe geliyor ama gitsekte çocukları çok göremeyiz.
"Çocukları görmeye değil Ümran Hanımı görmek amaçlı gideceğiz zaten."
"O neden?"
"Yine çok soru sormaya başladın. İşin yoksa gidelim orda öğrenirsin neden gittiğimizi." Her cevaplamak istemediği şeyde bana çok soru soruyorsun diyerek laf atıyordu.
"Tamam gidelim." Kısa sürede toparlanıp internet kafeden çıkmıştık. Demir taksi çağırmıştı. Şimdi ikimizde sessizce yolu izliyorduk.
"Burası mı gençler."
"Aynen abi çok sağol." Demir benden önce parayı ödeyip kapımı açmıştı. "Hadi."
"Kolay gelsin abi." Diyerek indim taksiden.
Taksi gittiğinde Demir'le yetimhanenin önünde dikilmeye başlamıştık. Hava çok soğuktu! Yetimhanenin kapısı Ümran anne tarafından bir anda açıldı.
"Hoş geldiniz!" Ümran anne bana sıkı sıkı sarıldıktan sonra Demir'e dönmüştü.
"Oğlum ne iyi ettin de benim deliyi alıp geldin." Ona da sıkı sıkı sarılınca şaşırdım. Ne oluyor lan?
"Deli olduk iyi mi." Diye homurdandığımda Ümran anne gülümseyerek beni kolunun altına aldı.
"Sen hep deliydin ya kızım." Haklıydı da neyse.
Demir'in arkamızdan geldiğini bildiği için kısık sesle sorumu Ümran anneye yönelttim.
"Neden geldik biz? Sen çağırdın değil mi?"
"Tabi ki ben çağırdım seni arasam beni hep geçiştiriyorsun." Konunun ailem olduğunu o an anladım. Konuyu onlara getirdiği için geçiştiriyordum. Bu aralar buraya gelmeme sebebim de buydu. Ümran anne onlardan bir iz bulduğunu söylemişti ve bende bunu geçiştiriyordum.
Odasına girdiğimizde masasına geçerek çekmecesinden bir kağıt çıkardı. Demir ve ben ayakta yan yana onu izliyorduk. Kağıdı bana uzattığında almadım daha doğrusu alamadım.
Demir alamayacağımı anladığında kendi aldı. Üstünde gördüğüm üzere bir adres yazıyordu.
"Buraya iki saat uzaklıkta." Yutkundum. Akrabam olan kimseyi görme isteğim yoktu.
"Babamın akrabaları mı?" Annemin ailesinden çok Babamın akrabalarının olmasını daha çok isterdim. Çünkü anneannemlerin annem evlendiği için onu evlatlıktan reddettiğini biliyordum.
"Üzgünüm kızım onlar vefat edeli baya olmuş."
Nefes alamadım. Mezarları.
"Adana'da kızım. Dedenin de babannenin de." Sadece başımı salladım. Konuşabileceğimi hissetmiyordum.
"B-bu adres peki, kimin evi?"
Ümran anne nefeslendi.
"Şey aile binası." Gülmemek için kendimi zor tuttum. Bir de aile binasında mı kalıyorlardı! Aileleri batsındı.
"Gitmek ister misin Eflin?" Demir'in sorusuyla ne diyeceğimi bilemedim. "Bende seninle geleceğim. Bugün gitmezsen başka hiçbir zaman gitmek istemeyeceğini biliyorum." Bilmiyordum. Onun dediği gibi bugün gitmezsem bir daha hiçbir zaman onları görmek istemezdim.
"Eflin?"
"Gidelim."
"Ne!" Ümran anne şokla bana bakıyordu.
"Onlara hesap sormam gerekiyor. En azından içim rahat edecek."
"Aynen öyle kızım. Hadi daha geç olmadan gidin." Ümran anne yanıma gelip bana sıkı sıkı sarıldı.
"Dikkat et tamam mı kızım. Sakın ağlama dik dur onların karşısında." Gözlerimi dolmaması için çok zorladım. Ağlamayacaktım. Onlar buna bile değmezdi.
"Görüşürüz Ümran Hanım. Ben sizi haberdar ederim."
"Sağ olasın oğlum. Dikkat edin emi."
Yetimhaneden çıkarken de taksinin içindeyken de tek kelime etmemiştim.
"Sağ taraf da durur musun abi."
"Tabi kardeşim." Bu sefer Demir'den önce parayı ben uzatmıştım. Demir inince onun arkasından bende indim. Turuncu eski olduğu belli olan üç katlı binanın önündeydik.
İlerleyeceğim sırada Demir elimi tuttu.
"Eflin, ben buradayım tamam mı? Eğer rahatsız olursan elimi sık. Ne olursa olsun seni bu yerden çıkarırım. Anlaştık mı?"
"Anlaştık." Elini çekecekken daha sıkı tuttum.
Birlikte kararmaya başlayan havada emin adımlarla ilerliyorduk. Alt katın ışığı yanmadığı için yandaki merdivenden üst kata çıktık. Boştaki elimle zile bir kere bastım. Nefesimi tutmuş kapının açılmasını bekliyordum.
"Geliyorum!" Duyduğumuz ses bir kadına aitti.
Kapı açıldığında Demir'in elini tutan elim gevşedi. Dudaklarım şokla aralanmıştı.
"Anne?" Karşım da ki siyah saçlı, yeşil gözlü kadın bana anlamayarak baktı.
"Kimsiniz?" Konuşamıyordum.
Kim gelmiş hayatım. Arkasından sarışın orta yaşlı bir adam gelmişti. Bu babam değildi. Bende olan resimde babam koyu kahve saçlara sahipti.
"Anlamadım ki."
"Ceylan Hanım değilsiniz?" Demir'in sorusu kadını afallattı.
"Siz Ceylanı nerden tanıyorsunuz."
Konuşmayı başardım.
"Annem." Kadın şokla sendeledi.
"Sen osun. Sen kardeşimin kızısın. Ne kadar büyümüşsün." Kadında bende birbirimizi dikkatlice inceliyorduk.
"Üzgünüm, annen benim ikizimdi. Buradan gideli yıllar oldu. Sadece bana bir kere senin resmini atmıştı. Bir daha ondan bir haber alamadım. Nerde şimdi bilmiyorum?"
"On yedi yıl önce vefat etti çünkü." Kadın şok olmuştu. Ciddi bana da.
"Eyşan, hayattım?"
"Ne, Nasıl?"
"Babamla şehit oldular aynı gün."
Yandan başka bir çığlık geldi. Yaşlı bir kadın yanın da ki yaşlı adamla şokla bana bakıyordu.
"Ceylan'ım öldü mü?"
"Anne." Eyşan hanımın sesiyle bu kadının anneannem olduğunu doğruladım.
"Pardon? Bir de soruyor musunuz? Kızını evlatlıktan reddettikten sonra bir de üzülüyor musun?!" Yanında ki adam bana kızgınlıkla baktı.
"Karımla doğru konuş! Annen istemediğimiz bir adamla evlenmeseydi o zaman." Hep atalıydı hem de üste çıkıyordu.
"Annem sevmiş ve evlenmiş bu sizi asla alakadar etmez!"Adam konuşacağı sıra Eyşan Hanım lafa girdi.
"Baba yeter hadi annemi al ve eve geçin."
Adam yerinden hareket bile etmemişti.
"Eflin." Anneannem olan kadının konuşmasıyla herkes ona döndü.
"Sen nasıl büyüdün tek başına kızım?"
Güldüm hatta kahkaha attım.
"Nasıl mı büyüdüm? Nasıl mı büyüdüm!" Demir'in elini bırakmış merdivenlerden yavaşça onlara doğru iniyordum. "Anlatayım size nasıl büyüdüğümü. Siz iğrenç insanlar annemi evlatlıktan reddettiğiniz için onlar defnedildiği an yetimhaneye gönderildim!" Kadın titrediği için kocası ona destek olmuştu. İkisinin de önüne gelerek konuşmaya devam ettim. "Siz burada evinizde mışıl mışıl uyurken, ben orda yedi yaşımda her gece taciz edildim!" Kadın şokla ağlamaya başlarken dedem denen adam bana şaşkınca bakıyordu.
"Sizin yüzünüzden tek başıma her gece ağladım ben! Tek başıma lan, tek başıma! Allah sizin belanızı versin anladınız mı?" Arkama koca bir gölge düştü. Ardından ise bu gölge bana sıkı sıkıya sarıldı.
"Sakin ol güzelim. Titriyorsun." Arkamı dönerek Demir'e sarıldım.
Sinir krizi geçirmiştim. Eyşan Hanımla göz göze geldiğimizde ağladığını gördüm. Gözlerimi yumarak Demir'in elini tuttum. Gözlerim kapanmadan önce tek yaptığım şey onun elini sıkmak olmuştu.
•
DEMİR
Eflin'nin dudaklarından çıkan kelimler beni şoka uğratmıştı. Ben ona dokunmaya kıyamıyorum oysa. Ona neler yaşatmışlardı? Titrediğini görünce daha fazla dayanamayarak merdivenlerden inmeye başladım.
Gölgem küçük bedenin üstüne düştüğünde ona sıkıca sarıldım. Sarılmamla oda bana doğru döndü. Eli elime doğru ilerliyordu. Daha elimi tutmadan kalbimi tutuşması normal miydi? Elimi tutup sıktığında verdiği mesajı anladım. Onu buradan çıkarmamı istiyordu.
Tam o an küçük bedeni bana doğru yığıldı. Bayılmış mıydı? Şaşkınlıkla onu kucakladım. Yaşlı kadın ve adam kucağımda ki kadına şaşkınca bakıyorlardı. Onları umursamadan geldiğim yolu geri yürümeye başladım.
Hastaneye mi gitmeliydim? Yok, yok taksi çağırmalıydım. O an ne yapıp edip bir şekilde Özgür'ü aramıştım.
Gelmesi uzun süreceği için yakında ki bir otobüs durağına ilerledim.
Oturduğum da Eflin'i daha sıkı tuttum. Bu yüzdendi demek mesafesi. İnsanlara olan bakışı. O gözlerinde ki acıyı hep görüyordum ama asla böyle bir şey olduğunu düşünmemiştim.
"Demir?" Eflin'in kısık sesiyle bakışlarımı yoldan çektim. Nerde olduğunu anlamaya çalışıyordu.
"Buradayım sakin ol." Etrafa bakındı teyzesinin evinde olmadığımızı görünce rahat bir nefes verdi.
"Şey neden kucağındayım?" Gülümsedim şu an ona soru sormak istemiyordum. Sadece kafasını başka şeylere yormasını sağlamalıydım.
"Bayılmadın ya sen, ben keyfimden kucakladım seni." Tepkimle yüzünde küçük bir gülümseme oldu ama kısa bu gülüş kısa sürmüştü.
"Demir?"
"Efendim küçük panda?" Bir bana birde etrafa bakıyordu.
"Benim hakkımda-"
"Sakın Eflin. Küçücükmüşsün kızım. Senin hakkında asla kötü bir şey düşünmedim, düşünmemde." Gözleri dolu doluydu. Bana bakmıyordu.
"Eflin bundan sonra kimse sana bir şey yapamaz biliyorsun dimi. Buna izin vermem. Artık ben varım." Ekledim. "Kızlar var. Tamam mı pandacık?"
"Tamam Demir adam. Şimdi beni bırak." Gülerek onunla birlikte ayaklandım. Ayakları yere değdiği an bana sıkı sıkı sarıldı.
"İyi ki varsın Demir. Gerçekten." Kalbim çok hızlı atmaya başlamıştı. Tam o an bir araba kornası çaldı. Özgür gelmişti. Tam da bu anı mı bulmuştu?! Ne güzel sarılıyorduk. Eflin benden ayrılınca yüzüm düştü.
•
Bölüm nasıldı?
Hoşunuza gitmeyen ya da sinir olduğunuz bir kısım var mı?😐
Hafsa-Yavuz?
Eflin-Demir?
Yasemin-Özgür?
Diğer bölümde görüşmek üzere 🤍✨💋
Bölüm etkileşimi
