Gümüş Servi kitap kapağı

14. bölüm / 31

Gümüş Servi

13.Büyük Adımlar

Vaveyla Yazarı: Meyra Ayaz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 31Şu an: 13.Büyük Adımlar

Sellamm!

Çok güzel ilerlemeler oldu bölümde🤭

Kelime sayısı yavaş yavaş arttı fark ettiniz mi??!!
•

HAFSA

Sabah kalktığımda ilk iş Yasemin'in odasına gittim. Hâlâ uyuyordu, normalde bizden önce kalkar, enerjik bir şekilde kahvaltıyı hazırlardı. Ama dünkü yaşadığı şeyden sonra şu an bu hâlde olması gayet normaldi. İçeri gidip Eflin'le birlikte kahvaltıyı hazırladık. Daha sonrasında pankek yaptım, belki biraz olsun bu onu mutlu eder diye. Zaten yapabildiğim sayılı yiyeceklerden biriydi. Eflin beni pankek yaparken görünce şaşırdı, çünkü daha önce beni hiç mutfakta görmemişti.

"Sen... sen ve mutfak."

"Ne var canım?"

"Daha önce seni hiç mutfakta görmedim."

"Yani, arada yapıyorum bir şeyler."

"Doğruyu söylemek gerekirse mutfak işi sana pek yakışmıyor."

"Biliyorum, mutfakta pek iyi değilim. Yasemin için pankek hazırlamak istedim sadece. Bu arada, Yasemin'i uyandır da sofraya gelsin."

"Tamam." dedi ve gitti.

İkisi mutfağa girdiğinde, Yasemin ağlamaktan şişmiş gözleriyle sofraya oturdu.

"Ellerinize sağlık, çok güzel görünüyor sofra."

"Bak, ben yaptım. Tadına bir baksana." diyerek çikolata kreması sürdüğüm pankeki Yasemin'e uzattım. Alıp yedi ve "Gerçekten çok güzel olmuş. Kim yaptı bunu?"

"Ben yaptım."

"Sen yaptın?"

"Niye şaşırıyorsunuz ya? Evet, mutfakta pek iyi olduğum söylenemez ama pankekte iyiyimdir."

Duraksadım ve sonrasında "Nasılsın, daha iyi misin?" diye sordum. Asık ve şişmiş yüzüyle yalandan gülümseyerek "İyiyim." demekle yetindi. Üçümüz kahvaltı ederken telefonumu alıp içeri gittim. Özgür'ü aradım ama açmadı.

Özgür: Şu an müsait değilim. Seni sonra arasam olur mu?

Hafsa: Olur, sonra konuşuruz.

İçeri gidip tabağımı bitirdikten sonra masayı toplamaya başladım. Yasemin de toplamaya başladığında, "Gerek yok canım, biz hallederiz. Sen dinlen biraz."

Eflin'le masayı topladıktan sonra hazırlandık, ikimizin de dersi vardı. Beraber Yasemin'in odasına gidip, "Biz çıkıyoruz, eğer bir şey olursa hemen ara bizi."

Eflin, "Ben geç geleceğim biraz, okuldan sonra yetimhaneye gideceğim." deyince Yasemin,

"Ya keşke ben de gelebilsem ama hiç hâlim yok."

"Olsun, sizinle de gideriz bir gün."

Evden çıkıp asansöre bindiğimizde Eflin'e, "Gel seni de bırakalım okula."

"Olur aslında."

Aşağı indiğimizde, her zaman olduğu gibi arabanın önünde bekleyen Demir, Eflin'le beni görünce gözleri açıldı ve panikleyip saçını falan düzeltmeye başladı. Bu yaptığına anlam veremeyen yüz ifademle,

"Günaydın." dedim.

Demir de geçiştirircesine "Günaydın, günaydın." dedikten sonra Eflin'e dönüp,
"Sen de mi geliyorsun?" diye sorunca, Eflin de "Gelmesem burada ne işim var?"

"Doğru, ee hadi gidelim." dedi.

Arabayı ben kullanıyordum. Eflin ön, Demir arka koltuğa oturmuştu. Yoldayken kimseden ses seda çıkmıyordu. Aynadan Demir'e baktığımda nedense çok mutlu görünüyordu. Bir ara Demir'in, Eflin'in saçlarıyla oynadığını fark ettim, bir yandan da gülümsüyordu. Görmemiş gibi yaparak yola bakmaya devam ettim. Birkaç saniye sonra Eflin bunu fark edip arkasını döndü ve Demir'in eline vurdu. Demir de sessizce, "Saçların çok güzel." dedi gülerek. Sessiz söylediği için duymadığımı sanıyordu ama ikisine de dönüp baktığımda Demir, "Tamam, tamam, kıskanma, seninkiler de güzel."

"Teşekkür ederim canım."

Eflin, deminden beridir çatık olan kaşlarıyla önüne döndü. Eflin'i kampüse bırakırken Demir'in yüzü düştü. Eflin arabadan inerken, Demir "Görüşürüz." dedi ama Eflin'in pek de umurunda değildi.

Bizim kampüse doğru giderken, Demir telefonda biriyle yazışmaya başlamıştı.

YAVUZ ve DEMİR'İN mesajlaşması:

Yavuz: Demir.

Demir: Efendim, babam?

Yavuz: Neredesin?

Demir: Hafsa'yla okula geldik şimdi.

Yavuz: Güzel. Hafsa'ya "Arabanı alabilir miyim?" falan de ve bir şekilde arabayı al. Tamam mı?

Demir: İyi de niye?

Yavuz: Hanımefendi'nin sözü var bana, çıkışta ben alacağım onu motorla.

Demir: Ooo tamam. O iş bende.

Yavuz: Çaktırma sakın.

Demir: Merak etmeeee.

Kampüse girdiğimizde, Demir "Çıkışta arabanı alabilir miyim?" diye sorunca,

"Al da niye? Bir şey mi oldu?"

Duraksayıp düşünmeye başladı.

"Söylesene, neyi düşünüyorsun?"

"Gülse'ye hediye alacağım, sonra da kargoya vereceğim."

"Gülse kim?"

"Kız kardeşim. Bir ara tanıştırırım seninle."

"Olur."

"Alıyorum o zaman arabayı?"

"Al, tamam." dedim ve araba anahtarını verdim.

Demir, ders biter bitmez, "Hafsom, ben çıkıyorum, sen benim yerime imza atarsın."

"Son bir ders kaldı zaten, niye gidiyorsun?"

"Akşam arkadaşlarla buluşacağım, Gülse'ye de hediye almam lazım."

"İyi, tamam."

Bugün gerçekten bir gariplik vardı Demir'de. Neyse, yakında öğrenirim nasılsa.

Son derse girip Demir için de imza atmıştım. Ders bittikten sonra kampüs çıkışına doğru giderken, Mert geldi yanıma.

"Nasılsın? Bayağıdır konuşamıyoruz."

"İyi, bir değişiklik yok. Sen?"

"İyi, benden de. Demir yok galiba."

"Evet, bir işi vardı, onun için çıktı. Araba da onda, metroyla eve gideceğim."

"E, gel ben bırakayım seni."

Kampüsün çıkışında durup Mert'e döndüm ve, "Gerek yok gerçekten. Sağ ol yine de."

Mert, arkamda bir şeye bakıyordu. Anlam veremediğim için kaşlarım çatıldı ve arkamı döndüğümde, siyah bir motora yaslanmış, sertçe bize bakan Yavuz'u görünce şaşkınlıktan gözlerim açıldı.

Mert, "Görüşürüz o zaman." deyince ona dönerek,
"Görüşürüz." dedim.

Mert arabasına doğru giderken, ben Yavuz'un yanına doğru gidiyordum.

"Yine ne işin var burada?"

"Rahatsız oluyorsun herhâlde etrafında olmamdan."

"Ne alakası var? Normal bir şekilde 'Neden buradasın?' diye sordum sadece."

"Bana olan tatlı borcunu öde diye geldim seni almaya."

"Beni almaya geldin? İyi de çıkış saatimi nereden biliyorsun?"

"Demir'le aynı sınıftasınız ya hani, oradan biliyorum. İstemiyorsan gitmeyelim."

"Motorla mı gideceğiz?"

"Evet."

Yanına iyice yaklaştığımda kaskı uzattı. Motorlara bayılırdım ama daha önce hiç binmemiştim, o yüzden biraz gergin hissediyordum. Bu da yüzüme yansımış olmalı ki, "Pek memnun değilsin hâlinden. O olsa daha iyi olurdu tabii." dedi, Mert'i gördüğünden beri çatık olan kaşlarıyla.

Sinirlenmeye başlamıştım, kaşlarımı çatarak,

"İlk kez motora bineceğim, bu yüzden gerginim tamam mı? Yoksa hâlimden gayet memnunum."

Elimdeki kaskı alıp taktı, bense onu izliyordum.

Sakinleşip, "Nasıl bineceğim?"

Benim aksime hâlâ sinirli görünüyordu. Kaşları çatık, ela gözleri sinirli baksa bile buna rağmen çok karizmatik görünüyordu.

Ayaklığı açıp, "Buna bas, omzumdan güç alarak otur." dedi.

Dediği gibi yaptım ve motora bindim. Okulun garajından çıkarken, gaz fren yapınca beline sarıldım.

"Sıkı tutun." dedi.

Yolda giderken depodan tutunmaya başladım. Hiçbir şey söylemeden hız yapınca, refleks olarak yine beline sarılmak zorunda kaldım.

Hiç konuşmadan mekâna vardığımızda, önce kendi kaskını sonra benimkini çıkarttı. İçeri geçip oturduğumuzda daha sakin görünüyordu.

Garson menüyü getirdiğinde,

"Bugün istediğini yiyebilirsin."

"Hani yasaktı?"

"Benim yanımdayken yiyebilirsin."

Hiçbir şey söylemeden başımı salladım.

"Sen geçen ne yemiştin burada?"

"Tiramisu yemiştim."

Garson geldiğinde, "Ben bir sufle alabilir miyim?" dedim.

"Ben de bir tiramisu alayım." deyince, anlık olarak Yavuz'a baktım.

Tatlıların gelmesini beklerken Yavuz'a,

"Okuldayken neden öyle davrandın?"

"Nasıl davranmışım?"

"Sinirli."

"Yo, sinirli falan değildim."

"Hadi diyelim sinirli değildin. 'O olsa daha iyi olurdu tabii.' falan dedin. Ne ima etmeye çalışıyorsun?"

"Malum, bayağı yakınsınız onunla. Ondan öyle söyledim."

"Bayağıdır konuşmuyorduk. Çıkışa kadar sohbet ettik sadece, o kadar."

"Ne zaman seni görsem yanında, nasıl oluyor da konuşmuyorsunuz?!"

Bunu söylerken yüz ifadesinden rahatsız olduğunu anlamak zor değildi.

"Her neyse! Nasıl oluyor da konu sürekli Mert'e geliyor, anlamıyorum."

"Bence de konuyu kapatalım."

Tatlılarımız gelmişti. Tam yiyecekken,

"Yiyebilir miyim, doktor bey?"

"Yiyebilirsiniz, Hafsa Hanım."

Tatlılarımızı yerken, mekânın önüne bir sürü motorcu geldi. Ben de hayran hayran motorlara bakarken, Yavuz,

"Seviyorsun herhâlde?"

"Evet, motorları seviyorum. Seni daha önce hiç motorla görmedim bu arada."

"Bir arkadaşımdan kısa bir süreliğine aldım."

"Hmm, anladım."

Mekânda küçük bir erkek çocuğu yanımıza gelince, "Merhaba." dedim.

"Senin adın ne?"

"Hafsa. Senin adın ne?"

"Ege benim adım. Bu kim?"

"Arkadaşım."

"Benim de bir kız arkadaşım var. Senin gibi güzel saçları var."

"Teşekkür ederim."

Annesi yanımıza gelip, Ege'yi kucağına alarak, "Oğlum, rahatsız etme ablayı."

"Sorun değil."

"Biz gidelim, ablası."

"Görüşürüz, Ege." diyerek el salladım.

Yavuz'a döndüğümde, sakince bana bakıyordu.

"Ege'ye katılıyorum."

"Nasıl yani?"

"Saçların çok güzel."

Yavuz'dan böyle bir iltifat beklemiyordum.

"Iıı... Teşekkür ederim."

Konuyu dağıtmaya çalışarak,

"Bu arada maket için de tekrardan teşekkür ederim."

"Doğru, elin nasıl oldu bu arada?"

Parmağımı göstererek, "Gayet iyi."

"Sevindim. Bu arada tatlı seçimin fena değil."

"Tatlı konusunda gurme sayılırım. Fena değil derken?"

Gülmeye başladı.

"Tamam, bir şey demedim."

Telefonum çaldı.

"Bir saniye." diyerek masadan kalktım, arayan Özgür'dü.

"Alo?"

"Beni aramıştın, Hafsa. Bir sorun mu var?"

"Yasemin'in ne halde olduğundan haberin var mı?! Dünden beridir doğru düzgün bir şey de yemiyor. Arayıp bir 'Nasılsın?' demek bu kadar mı zor?! Anlıyorum, senin de haklı olduğun yerler var ama ben arkadaşımı bu halde görmeye dayanamıyorum, tamam mı?"

Sessizce durdu, hiçbir şey söylemedi.

"Özgür?"

"Tamam, ben halledeceğim, merak etme."

"İyi, tamam."

Masaya döndüğümde Yavuz, "Kimdi?" diye sordu.

"Özgür. Geçen Yasemin'le tartışmışlar da."

"Evet, biliyorum."

"Ben de bir arayıp konuşsun istedim, Yasemin pek iyi değil çünkü."

"Yasemin haksız, Özgür doğru olanı yapmış."

"Haksız mı?!"

"Evet, haksız. Ya düşünsene, biri sana sarkıntılık yapacak, ben de izleyeceğim, öyle mi?!"

Benim üstümden örnek verince kendimi bir garip hissettim ve bir an içten içe haklı olduğunu düşündüm ama Yasemin'in de haklılık payı vardı.

"İyi de neden o kadar ileri gidiyor, hem Yasemin'i de zor duruma sokuyor?"

"Diğer konu için bir şey diyemem, ben de olsam ben de kıskanırdım ama o adamı dövme konusunda az bile yapmış."

"Adamı neredeyse hastanelik etti. Ayrıca Yasemin, Özgür'ün başına bir şey gelmesinden korktuğu için öyle davrandı, tamam mı? Hem insan bir gelir, konuşur, aramadı bile."

"Gelemez şu an, ailevi bir durum var."

"Her neyse ya, kalkalım mı artık?"

"Olur, kalkalım."

Garsonu çağırıp hesabı istedim. Ben hesabı öderken garson kız Yavuz'un önüne bir kâğıt uzattı.

"Bu size."

Yavuz, kâğıdı okuyup başka bir masaya baktı. Ödeme işini halledince ben de Yavuz'un baktığı yere, arka çaprazıma baktığımda bir kız flörtözce Yavuz'a bakıyordu. Bunu fark edince, niye bilmiyorum ama, çok sinirlendim. Yavuz'u beklemeden hızlıca masadan kalktım. Motorun olduğu yere gittim. Yavuz da peşimden gelmişti.

"Ya Hafsa, dursana."

"Aldın mı o kâğıdı?!"

Bunu büyük bir sinirle söylemiştim ama Yavuz'un yüzü gülüyordu.

"Evet, aldım."

"Ne demek aldım ya...!"

"Tamam, tamam, sakin ol, şakaydı."

Gülmeye başlamıştı.

"Ne gülüyorsun ya?!"

"Hoşuma gitti."

"Hoşuna giden ne?"

"Bu sinirli, kıskanç halin."

"Bunun kıskançlıkla alakası yok. Hem ayrıca ben seni onun gibi bir kızdan mı kıskanacağım?"

"Nasıl yani, sen şimdi kıskanmadın, öyle mi? O zaman neden bu kadar sinirlendin? Ayrıca kıskanmadım dediğin halin buysa kıskandığın halini merak ediyorum."

"Ya ben seninle oturmuşum. Kız, senin yanında ben olmama rağmen sana yürüyor. Bu çok iğrenç."

"Yalnız yürümüyordu, sadece oturuyordu."

"Yavuuuuz!" diyerek vurmaya başladım.

"Tamam, dur, vurma."

"Sadece oturuyormuşmuş. Çok komik!"

Ben, sebebini bilmediğim sinirimle konuşuyorken onun bu halime mutlu bir şekilde bakıp gülmesi beni çileden çıkarıyordu. Hem ya gerçekten sevgilisi olsaydım, ben o kızı var ya... Bir dakika, bir dakika! Ben neden böyle bir kıskançlık duyuyorum? Yavuz'la biz neyiz ki onu kıskanıyorum?

İç çekip, "Artık gidebilir miyiz?"

Gülmemek için kendini tutarak, "Tamam, gidelim artık."

Ben kaskı takmaya çalışıyordum ama beceremeyince, az önce sinir patlaması yaşamamışım gibi sakin bir sesle,

"Yavuz, şunu takar mısın?"

"Takarım. Gel bakalım."

Kaskımı taktığında motora bindik ve yol boyunca ona sarıldım. Eve vardığımızda,

"Bugün için teşekkür ederim. Sadece bir tatlı yiyecektik, bu kadar keyifli olacağını tahmin etmiyordum."

"Rica ederim. Ben pek aynı şeyi söyleyemeyeceğim, malum." dedim, imalı bir şekilde.

"Evet, tahmin edebiliyorum. Bana keyif veren yönü de buydu zaten."

EFLİN

Çantamı ve siyah montumu askılığa asarak odama ilerledim. Bir dersimin iptal edilmesiyle okuldan erken çıkmıştım. Üniversitesinin bu yanını seviyordum. Dersin bir anda iptal edilmesi ve eve gidip uyumanın güzelliği bambaşkaydı. Tabi ben bugün uyumayacaktım. Ziyaret etmek gereken birkaç minik vardı. Onların enerjisiyle enerjim yerine geliyordu artık.

Odama geçerek siyah sweatshirt takımımdan kurtuldum. Dolabımdan kısa kollu siyah bir body ve kısa gri ceketimi aldım. Altıma ise yine gri renk kumaş pantolon gitmiştim. Sıra saçlarıma geldiğinde ön kısmı ikiye ayırarak yarısını örmüştüm. Güzel bir model olmuştu, siyah saçlarım çok tatlı duruyordu.

Saçlarıma bakarken aklıma bu sabah Demir'in iltifatı geldi.

"Saçların çok güzel." Nedensizce çok hoşuma gitmişti ama belli etmemiştim.

"Eflin?" Yasemin'in sesiyle gözlerimi aynadan ona çevirdim. Yüzü ağlamaktan kıp kırmızı olmuştu.

"Yasemin iyi misin sen?" Yanına doğru ilerleyerek zorla onu, odamdaki sandalyeye oturttum.

"Çok güzel olmuşsun." Dediğinde küçük bir tebessüm ettim, tabi bu tebessümüm yüzümde kısa bir an belirmişti.

"Bırak şimdi benim güzel olmamı. Ne bu senin halin? Hani daha ağlamayacaktın?" Omuz silkti çocukça. "Böyle anlaşmamıştık ama." Dediğimde iç çekti.

"Çok pişmanım ama Eflin." Dikilmekten vazgeçerek oturduğu sandalyenin önüne çömeldim. Ellerini tuttuğumda eğdiği başını bana çevirdi.

"Tamam da tek senin suçun yok ki. İkinizin de hataları var. Aradın mı onu, ya da o aradı mı seni?" Başını iki yana salladı.

"Aramadı bende arayamadım. Ne kadar elim telefona gitse de bilmiyorum, yapamadım."

"Benim aramamı ister misin?" Anında reddetti bu teklifimi.

"Gerek yok. E hadi geç kalacaksın yetimhaneye git artık sen." Güldüm aklında lafı değiştiriyordu.

"İyi gidiyorum sonra Eflin gel diye ağlama ama."

Diyerek ayaklandım.

"Ya o anlamda demedim ben, geç kalırsın diye dedim."

Başımı aynen dercesine salladım.

"Ya Eflin!" Gülerek kapıya ilerledim.

Ben askılıktan çantamı ve montumu alırken o ellerini birleştirmiş, çatık kaşlarıyla beni takip ediyordu. Kapıyı açarak ayakkabımı giydiğimde bir anda onun yanağını mıncırdım.

"Eflin!" Gülerek hızlıca asansöre koştum.

"Bende seni çok seviyorum Yaso!"

"Eve gelmeyi düşünme!" Asansör kapanmadan önce duyduklarımla gülümsedim. En azından birkaç dakika da olsa onun kafasını dağıtmıştım.

Asansör durduğunda montumu ilikleyerek binadan çıktım. Aralık aynının yaklaştığı havanın soğumaya başlamasından bile belli oluyordu.

Sitenin kapısına kadar hızlı hızlı yürüdüm.

Site güvenliğinden taksi çağırmasını isteyecektim.

Sitenin kapısına geldiğimde camdan Ümit abiyle göz göze geldik. Ümit abi sitenin güvenlik görevlilerindendi. Güvenlik kulübesinin kapısını açtığımda, Ümit abi kameralara bakmayı bırakarak bana döndü.

"Taksi çağırabilir misin Ümit abi?"

"Tabi kızım." Bana taksi çağırmaktan bıkmaması şaşırtıcıydı.

"Gerek yok abi." Yanımdan gelen sesle irkildim.

"O Demir'im nasılsın?" Demir arkamda duruyordu. Nefes sesi çok yakındı.

"İyiyim abi. Sen nasılsın? Yoktun bir haftadır." Ümit abi gülerek başını salladı.

"He onu diyorsun. Sana demiştim ya benim kızı."

"Pelin mi, abi?" Pelin kimdi?

"Evet bizim kız, doğum yaptı işte. Biraz zor bir doğum olduğu için onunla kaldım.

"Anladım abi. Neyse abim sana kolay gelsin. Taksiye de gerek yok." Ümit abi ikimize de baktıktan sonra başını sallayarak önüne döndü.

Geriye doğru bir adım attığımda sırtım Demir'e çarpmıştı. Demir'se bunu hiç takmadan kulübe kapısını kapattı. Kolu omzuma çarpmıştı.

"Hadi gel seni bırakayım." Bana bakmadan ilerlediğinde olduğum yerde durdum.

"E hadi gelmiyor musun?"

"Sen bana sordun mu, benim götürmemi ister misin diye?" Yediği haltı anladığı an gözlerini kocaman açtı.

"Sormadım ama sor bakıyım neden sormadım."

Merakla sordum.

"Neden?"

"Çünkü sorsam istemezdin." Başımı iki yana salladım. Bende salak gibi nedenini soruyordum.

"Şimdi gidebilir miyiz pandacık?"

"Pandacık?"

Sorumu umursamadan yanıma gelerek arkama geçti. Beni arabaya doğru ilerletiyordu. Bense hiçbir şey demeden ona ayak uydurdum.

Kapımı açtığında tebessüm ederek arabaya bindim. Ne yaşadığımız hakkında hiçbir fikrim yoktu. Kapımı kapatıp, o da kendi yerine geçtiğinde araba hareket etmişti.

"Nereye bırakacağım seni?" Demek ve dememek arasında kaldım. Yetimhaneye gideceğimi söylesem bana sorular soracaktı. Bende söylememeye karar verdim.

"Yarım saat uzak buraya gideceğim yer. Ben sana tarif ederim."

Sorgulamadı.

"Tamam ama önce bende bir kargoya uğrasam senin için sorun olur mu?"

"Olmaz."

Arabayı bir kargo şirketinin önünde durduğunda arka koltuklara dönerek bir paket aldı.

Baya büyük bir paketti.

"Ben bunu bırakıp geleceğim, kısa sürer işim."

Başımı salladım sadece. Elindeki kutuyla hızlı hızlı yürüdü. Kısa sürede dönmüştü. Kargo kutusu kimeydi ya da içinde ne vardı bilmiyordum ama kutuyu baya süslemişti.

Demir arabaya bindiğinde telefonu çaldı.

"Efendim?"

"Demir, Gülce seni görüntülü aramak istiyor müsait misin?"

Telefon arabaya bağlanmıştı. Demir'se bunu hiç dert ediyor gibi değildi. Arabayı çalıştırırken karşıdaki kişiyi cevapladı.

"Şu an araba kullanıyorum baba. Ona kırmızı kod dersen nedenini anlar."

Gülse? Kırmızı kod? Hiçbir şey anlamıyordum.

"A tamam evlat o zaman görüşürüz."

"Görüşürüz baba."

Telefon kapandığında Demir bana döndü.

"Kardeşim Gülse." Dediğinde ağzımdan istemsizce bir "hah?" sesi çıktı.

"Sormadım ki." Güldü.

"Gözlerin çok şey söylüyor ama neyse. Artık söyleyecek misin nereye gittiğini?"

Yutkundum.

"Yetimhaneye gideceğim." Araba anlık sarsıldı.

"Ne? Yani neden?"

"Orda büyüdüm ben. Şimdi de oradaki çocukları ziyaret edeceğim." Dedim umursamaz bir tavır takınarak. Aslında içten içe tedirgindim. İnsanlar yetimhanede büyüyen insanlara karşı çok ön yargılıydı. Gerçi insanlar neye ön yargılı değildi ki?

"Saçmalama böyle mi gideceksin yetimhaneye?"

"Anlamadım?" Giydiğim kıyafete baktım. "Normal giyinmiştim."

"Elin boş gitmeyi düşünmüyorsun herhalde?"

Şaşırdım. Bu yüzüme de yansımış olmalı ki Demir'in yüzünde küçük bir tebessüm belirdi.

Başını iki yana sallayarak yeşil yanan ışıkla yolumuzu değiştirdi.

"Çocuklar oyuncak sever pandacık." Kısa bir an göz kırptığında hala şaşkındım. Boğazımı temizleyerek başımı cama doğru çevirdim.

Yolun devamında ikimizde konuşmamıştık. Demir genelde konuşkandı ama bana ayak uydurmuştu.

Bir mahallenin oyuncak dükkanının önünde durduğumuzda Demir'e döndüm.

"İn ama dikkat et, yol tarafında kaldı kapın."

İki tarafa da bakarak indim arabadan. Birlikte dükkana girdiğimizde genç bir çocuk karşıladı bizi.

"Abi! Hoş geldin." Onun saçlarını karıştırıp güldü.

"Hoş buldum abicim. Bir sürü araba ve bebek lazım bize."

Hızlıca ekledim. "Çok küçük olmasınlar."

"Tamam abla o iş bende." O gidince beni izleyen Demir'e döndüm.

"Küçük çocuklarda var." Başını sallayarak etrafı incelemeye başladı. Peşine takılarak bende raflara bakındım. Bir sürü peluş oyuncak vardı üst raflarda.

"Getirdim abi." Çocuğun elindeki beş koca paketle ağzımdan istemsizce bir "Yuh!" çıkmıştı.

"Bu çok fazla." Dediğimde Demir beni dinlemeden çocuğa döndü.

"Aynı ibana atarım Can."

Çocuk poşetleri ona verirken başka bir ses geldi kasa tarafından.

"Hele bir atma evini basarım çocuk." Demir kahkaha attı.

"Ayıp oluyor abi kızın yanında çocuk mocuk."

"Sus lan! Abiye laf denmez. Kızım bu seni zorla mı tutuyor yanında?" Şaşkınca ikisini izlerken bana laf atılınca konuşan abiye döndüm.

"Evet zorla tutuyor." Hepsi bir anda kahkaha atınca bende gülümsedim.

"Sevdim bu kızı ben evlat." Sonra bana döndü.

İstediğin zaman gel, çocuklar benim kırmızı çizgimdir güzel kızım."

"Teşekkür ederim."

"Konuşmasa bana yardım et." Şaşkınca Demir'e döndüm. Şaka yaptığı yüzünden belliydi.

Hadi abi Allaha emanet.

Beni önüne alınca arabaya doğru ilerlemeye başladık. Yardım ederek arabanın bagajını açtım.

Birkaç poşetin içini görünce kocaman gülümsedim.

"Çok güzel bunlar."

"Evet senin gibi." Küçük bir mırıltı duyunca ona döndüm.

"Efendim?"

"Yok bir şey, hadi dikkatlice bin arabaya." O bagajı kapatırken bende arabaya bindim.

Yetimhaneye trafik olmadığı için kısa sürede varmıştık.

Demir poşetleri alırken bende önden yürüyordum. Ne kadar ısrar etsem de poşetleri taşımama izin vermemişti.

Cüneyt abi bize kapıyı açınca yanımda gördüğü Demir'e garip bakışlar attı. Hava soğuk olduğu için çocuklar bahçede değildi. Demir'le birlikte ilerledik. Demir etrafı inceliyordu.

"Soğuk muydu?"

"Ne?"

"Yatağın?" Burada ki zamanlarımı soruyordu.

"Hayır ama burası benim içimi soğuttu." Benden böyle bir cümle beklemiyor olmalı ki şaşırdı. İçeri girdiğimizde Ümran anneyle göz göze geldik. Yine bir çocuğu uyarıyordu.

"Kızım?"

Koşarak bana sarılınca bende sıkı sıkı ona sarıldım. Bana ve Demir'e baktıktan sonra gözleri poşetlere takıldı.

"Niye zahmet ettiniz? Bak sana geçende dedim. Çikolatalar tamam da oyuncaklara ne gerek vardı kızım?"

•

DEMİR

Eflin karşısındaki kadına bir şekilde oyuncakların ne kadar gerekliği olduğuna ikna etmeyi başarmıştı. Bana burada büyüdüğünü söyleyince çok şaşırmıştım. Onun bu sert görünümünün nedenini az da olsa anlamıştım. Kolay bir hayat yaşamamıştı.

"Aa!" Duyduğum çocuk çığlıklarıyla oturduğum sandalyede dikleştim. Bir sürü çocuk masalara koyduğumuz oyuncaklara koşuyordu.

"Herkes bir tane alsın çocuklar." Ümran hanımın sesiyle çocukların hepsi sırayla oyuncakları almaya başladı. Sarışın bir kız aldığı peluş oyuncakla anında Eflin'in yanıma gitmişti.

Eflinin bacaklarına sarılmış tatlı tatlı konuşuyordu. Eflin beni işaret edince bana merakla bakan küçük kıza döndüm. Bana kısa bir bakış attıktan sonra kıkırdayarak Eflin'e bir şeyler demişti. Eflin'in yüzü kızarmaya başladığında benimle ilgili bir şeyler dediğini anlayabilmiştim.

Yanıma geldiğinde küçük elini bana doğru uzatmıştı.

"Merhaba ben Güneş." Küçük elini dikkatlice sıktım.

"Tanıştığımıza memnun oldum Güneş, bende Demir."

"Ne sen Demir adam mısın?" Yandan bir çocuğun attığı fikirle tüm gözler bana dönmüştü.

Herkes İron man olduğuma inanmış gibiydi.

"Üzgünüm değilim."

Hepsi oyuncaklarıyla oynamaya geri dönmüştü.

"İron man'den daha iyisin merak etme."

"Sağol güzellik. Söyle bakalım az önce Eflin ablana ne dedin?" Sormasam içimde kalacaktı.

"Oyuncakları sordum."

"O kadar mı?"

"Evet." Anında arkasını dönerek kaçtı. Utanmıştı.

Birkaç saat daha çocuklarla oyun oynayıp eğlendikten sonra gitme vaktimiz gelmişti.

"Her şey için teşekkür ederiz çocuklar."

"Bizim için zevkti."

"Seninle tanıştığıma sevindim." Eflin Güneş'e görüşürüz derken Ümran Hanım kısıkça ekledi. "Kızıma iyi bak olur mu? O kendine çok dikkat etmez."

"Bakarım siz merak etmeyin."

"Hadi gidelim."

Güneş'le de vedalaştıktan sonra yetimhaneden çıkmıştık.

"Güzel bir gündü." Arabayı çalıştırırken yüzündeki gülümsemesi hala silinmemiş olan Eflin'i izledim. Gülmek ona gerçekten yakışıyordu.

"Evet bence de." Yarım saattin ardından siteye varmıştık. Arabayı park ettiğimde Eflin'e döndüm. Kemerini açıyordu.

"Bir saniye bekler misin." Arka koltuğa uzanarak koyduğum poşeti aldım.

"Al bakalım."

Merakla bir poşete bir de bana baktı.

"Bu ne?"

"Açmadan bilemezsin."

Merakla hediye poşetini açmaya başladı.

•

EFLİN

Açtığım paketten çıkan pandayla kalakaldım.

"Bu. Bu çok güzel."

"Beğenmene sevindim."

Bir anda ona sarıldım.

"Teşekkür ederim." Sonra ne yaptığımın farkına vararak geri çekildim. "Pardon."

"Sorun yok."

"Ben gideyim." Hızlıca arabadan inerek binaya ilerledim. Bugün cidden her şeye rağmen güzel geçmişti.

Demir yetimhaneyi hiç garipsememişti. Tamam şaşırmıştı ama umursamamıştı. Ona karanlığımı göstermiştim ama o bana hala güneşmişim gibi bakıyordu ve bakmaya devam edecekmiş gibi duruyordu.

YASEMİN

Narin yaşlarla bindiğim taksiden hüngür hüngür ağlayarak inmiştim. Neden böyle olmuştu? En başından beri her şey çok güzel giderken bir anda her şey yıkılmış gibi hissediyordum.

Kapıya geldiğimde çantamda anahtarımı aramaya başladım. Ağzına kadar dolu olan çantamda anahtarımı bulamayınca sinirle art arda zile bastım. Kapıyı açan Eflin "Hoş geldin." Derken hızlıca öne doğru atılarak boynuna sarıldım.

"E-Eflin..."

"Yasemin, ne oldu?" Yavaşça iki eliyle sırtımı pat patlarken ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.

"Yasemin! İyi misin canım?!" Ağlama sesimle yanımıza gelen Hafsa, Eflin'e sardığım kollarımı tutarak yüzüme bakmaya çalışıyordu.

"Hafsa..." Kızları görünce nedense daha çok ağlamaya başlamıştım.

"Gel, gel canım. Odana geçelim. Bir sakinleş, sonra konuşuruz."

Odama geçip yatağa oturduğumda Hafsa montumu çıkarmama yardım ederken Eflin de bana su ve peçete getirmişti. Hıçkırıklarımın arasında suyumu içerken Eflin, yüzüme gelen saçlarımı kenara çekmeye başladı.

"Yüzünü yıkamak ister misin?"

Hafsa'nın teklifine başımı iki yana sallayarak karşılık verdim. Hiçbir şey yapmak istemiyordum.

"Anlatmak ister misin peki?"

Hafsa'nın sorusuna karşılık veremeden Eflin "Biri bir şey mi yaptı?" Diyerek endişeyle sordu.

"Hayır, hayır! Yani... Özgür'le..."

"Kavga mı ettiniz?"

"Uyarmak yetmemiş anlaşılan!"

İkisinin de bir anda çıkışması ve Eflin'in söylediği şeyle Hafsa'nın "Ne?" Demesi üzerine ben de "Nasıl yani?" Diyerek Eflin'e döndüm.

"Bir şey yok." Diyerek gözlerini kaçıran Eflin'e, Hafsa pek takılmayarak bana döndü.

"Anlat hadi!"

Kızlara başından sonuna kadar her şeyi anlatmıştım. Her cümlemden sonra araya girmek isteyen Hafsa, Eflin tarafından susturulmuş ve ben devam ettirilmiştim...

"Şimdi, öncelikle seni düşündüğü için atıştırmalık getirmesi senin için kafeye gelmesi çok hoştu, yalan yok. O adamı dövmesi de iyi olmuş. Elini tutması falan, filan... Havada aşk kokusu var, o çok belli. Senden şikayetçi olmanı istemesi de, umrunda olanın sadece sen olduğunu söylemesi de..."

"Hatta Melek Hanım'ın direkt annesi olduğunu söylemesi de lafı dolandırmadığı için hoş bir şey."

"Yani burada maalesef ki sen haksız oluyorsun be, güzelim."

"Of ama ya..."

Tekrardan ağlamaya başlamam üzerine Hafsa, "Ağlama Yasom! Çözersiniz siz, hem Özgür'ü bilmiyor musun? O senden uzak durabilir mi?" Dedi.

"Çok kötü oldu ama! Hafsa bir anda 'Melek kim?' diye çıkışınca yüzünün halini görmeliydin. Off, Özgür bunu hiç hak etmedi."

"Melek kim diye sorman o ânın rehavetiyle biraz kötü olmuş ama buradaki asıl olay, senin o adamı şikayet etmeyeceğini söylemenden çıkmış belli ki."

"Ama ben ne yapabilirim, Eflin. Siz söyleyin! Adamı resmen komalık etti diyorum! Ben o adam için en fazla uzaklaştırma alırım ama Özgür nezarete bile atılabilir!"

"Bak, siz bu konuyu sakince ama bak, sakince tekrar konuşun. Hatta belki tanıdık bir memur aracılığıyla olaylar daha kolay çözülebilir. Hem demek ki sen de içten içe çok kıskanıyormuşsun Özgür'ü, hayır içinden neler geçiriyormuşsun yani. Tıck tıck tıck..."

Muzip sesiyle konuşan Hafsa'ya "Ne?!" Diyerek şaşkınca sordum.

"Sen demiştin ya, demek ki Yavuz da içinden böyle geçiriyormuş diye Yavuz beni kıskanıyorsa sen de Özgür'ü kıskanıyorsun o zaman?"

"Hafsaaa!"

Elimdeki yastığı yüzüne atmakla kıkırdayarak Eflin'e döndü "Haklı değil miyim?"

"Haklısın."

"Eflin sen de mi ya?"

"Arkadaşım, sizin bu aranızdaki ilişki çok ileride yani. Siz kendinizi açtınız."

"Evet, bu kıskanmalar küçük detaylar."

Onlar gülüşürken ben "Tabi aramızda hâlâ bir detay kaldıysa!" Dedim.

Üzgünce söylememle Hafsa "Ya saçmalama Yaso." Diyerek bana sarıldı.

Eflin de bir eliyle sırtımı sıvazlarken "Hadi, sen şimdi biraz dinlen." Diyerek odadan çıktılar.

Reglim yaklaşıyordu galiba, aksi halde bu kadar duygu değişiminin bir açıklaması olamazdı. Hem günün hem de ağlamanın getirdiği yorgunlukla yorganın altına girip uyumak için gözlerimi kapattım.

Perşembe~

"Yasom, hadi uyan canım." Hafsa'nın sesiyle gözlerimi açtığımda üzerimden tır geçmiş gibi hissediyordum. Günlerden perşembeydi ve ben salı gününden sonra kendimi toparlayamamıştım.

Kızlarla konuşmak biraz içimi rahatlatsa da salı günü gece 03.00'te Özgür'ün arabasına binip gitmesi ve dün de hiç arayıp mesaj atmamasıyla iyice umudum tükenmişti. Ben de çekindiğimden ve telefonda ne diyeceğimi bilemediğim için arayamamıştım.

Sabah 08.00'de baktığımda arabası kapıdaydı ama cesaret edememiştim işte. Fikret Bey o olaydan sonra bana iki gün izin vermişti. İyiki vermişti yoksa bu ruhsuzlukla ne yapacağımı bilmiyordum.

"Bak, bugün senin için gözleme yaptım. Peynirli ve patatesli."

"Hiç canım istemiyor Hafsa, siz yiyin."

"Aa öyle olmaz ama bak Tuğrul abiye söylerim hee, zaten dün iki kere aradı. İkisinde de ben konuştum. İşkilleniyor adam!"

"Teşekkür ederim."

"Teşekkür et tabii. Beni ateşlere at, sonra teşekkür et!"

Şakayla söylendikten sonra yanıma gelip yanaklarımı sıkarak "Hadi gel!" Diyerek gitti. İstemeye istemeye yataktan kalkarak önce lavaboya, sonra sofraya geçtim. Hafsa salatalık ve domates tabağını masaya bırakırken Eflin çayları dolduruyordu.

"Günaydın."

"Günaydın."

Hep birlikte masaya oturduk ve yemeğe başladık. Bir gözleme, yarım bardak çay, biraz salatalık ve domates yedikten sonra kalkmak için hazırlanırken "Reçel yemedin Yasom." Diyen Hafsa'ya "Eline sağlık canım, her şey çok güzeldi ama doydum." Diyerek karşılık verdim.

"Dün akşam yemeği yemedin-"

"Hafsa tamam, zorlamayalım. İstediği kadar yesin."

Odama geçerek yatağıma uzandığımda çalan telefonla hızla doğrulup elime aldım. Abim arıyordu. Özgür değil, abim.

Telefonu açtığımda abim "Şükürler olsun ya, görüntülü arıyorum. Hemen açıyorsun, güzelim." Diyerek görüntülü arama başlattı "Güzelim, nasılsın?"

Kızarmış gözlerim, dağınık saçlarım ve ruhsuz yüzümü gören abim endişeyle "Yasemin, iyi misin abicim ne oldu!?" Diye sordu.

"İyiyim abi, bir şeyim yok."

"Abiciğim, ben senin yalan söyleyip söylemediğini anlamayacak mıyım sence. Söyle bakalım, ne oldu? Niye kızardı o gözler?"

"Tartıştık biraz..."

"Kızlarla mı?"

"Hayır, Özgür'le."

Abim şaşkınlıkla "Siz! Özgür'le siz... Tartıştınız mı?" Dedi.

"Evet abi."

"Anlat bakayım, ne oldu?"

"Salı günü ben kafede çalışırken Özgür geldi, kafe yoğundu o gün ben de garsonluk yapmıştım. Karnım aç diye bana atıştırmalık falan getirdi hatta-"

"Yasemin, nasılsın güzelim? Ne yapıyorsun?" Bir anda kadraja giren Füsun ablayla hafifçe gülerek "İyiyim Füsun abla, sen nasılsın?" Diye sordum.

"Bende iyiyim..."

Ortamda bir anda oluşan sessizlikle Füsun abla farkındalıkla "Ay çok pardon ben bir anda daldım konuşmanıza!"

"Yok yok Füsun abla, kal lütfen. Hatta bana bir akıl ver!" Füsun abla abime dönerek kısıkça "Konu ne?" Derken abim "Bir anlasam!" Diyerek bana döndü.

"Sen devam et güzelim."

"Bir şeyler atıştırdıktan sonra tekrar içeri geçtik beraber, sonra masanın birinde oturan dörtlü arkadaş grubundan biri saçma sapan konuşmaya başladı."

"Sana karşı!!" Başımı sallayarak onayladım.

"Ne dedi?" Kaşlarını çatarak soran abime "Numaramı falan istedi, sarkıntılık yaptı işte." Diyerek cevap verdim.

"Beyinsiz!"

"Heh, Özgür de böyle dedi işte. Sonra adamın üstüne çullandı yumruk, tekme derken iyice dövdü adamı. Kendisi de yara aldı ama..."

Abim öfkeyle "Oh, iyi yapmış. Benim için de vursaymış birkaç tane!" Dedi.

"Aşkım, bir dur. Anlatsın Yasemin."

"Kafeden çıkıp sahile gittik. Ben kaşına pansuman yaptım. Daha sonra şikayetçi olma konusu açıldı, o adam hakkında..."

"Nasıl yani?"

"Ben adamdan şikayetçi olmak isetmiyorum ama Özgür bu konuda diretiyor."

Abim kaşlarını çatarak olayı aklında oturtmaya çalışırken Füsun abla "Sen neden şikayetçi olmayacaksın peki güzelim, rahatsız etmiş o adam seni sonuçta?" Diye sordu.
"Ben o adamı şikayet etsem en fazla uzaklaştırma alırım ama o adam Özgür'ü şikayet etse bu olay çok uzar. Adam komalık oldu resmen yüzü gözü hep kan içinde kalmıştı."

"Elleri dert görmesin, tebrik ettiğimi söylersin."

"Abi..."

"Yasemin, aklını başına al kardeşim. Özgür haklı! Eğer sen o adamdan şikayetçi olmazsan, şu an sana yaptığını bundan cesaret alarak sonra başka birine de yapar!!" Dedi.

"Evet Yasemin. Sen de haklısın arkadaşının zarar görmesini istemiyorsun ama bu şekilde de sen zarar görebilirsin güzelim."

Kaslarım çatılmıştı. Arkadaş... Neden öyle düşünmüştü ki?

"Arkadaş mı acaba?!"

"Abiii!"

"Aa, çok pardon, bilmiyordum." Füsun ablanın imalı sesiyle konuşmasının ardından gülmesiyle "Füsun abla, hayır ya! Yok öyle bir şey." Dedim.

"Tamam canım, bir şey demedim..."

"Ya bide sonra bir yanlış anlaşılma oldu."

"Ne oldu?"

"Annesi telefonunda 'Meleğim' diye kayıtlıymış ve sırtında da melek dövmesi var. Daha önce görmüştüm. Tartışma anında telefon üst üste çalınca o sandım, yani annesi olduğunu bilmeden. O kişiye karşı çıkıştım biraz. Özgür de sonra açıkladı 'Annem' diye. Bir de üstüne 'Benim umurumda olan sendin.' deyince..."

"Ah be güzelim ya..."

"Abi, ben ne yapacağımı bilmiyorum. O beni o kadar korudu, benim için hep en iyisini düşündü ama ben her şeyi berbat ettim!"

"Hişt tamam, sil bakayım o gözlerindeki yaşları. Sakin ol öncelikle... Ama maalesef sen haksızsın güzelim. Bu yüzden erdemli bir şekilde önce seni koruduğu için teşekkür etmen, sonra da özür dilemen gerekir."

"Yaa özür dilerim ama nasıl yapacağımı bilmiyorum."

"Bu arkadaş tatlı sever mi acaba? Eğer seviyorsa bir tatlı eşliğinde evine gidip özrünü dileyebilirsin canım." Füsun ablanın verdiği akılla abime dönüp fikrini almak isterken abim hafifçe omzunu silkti
"Yani, şimdi tatlıya gerek var mı bilemedim."

"Var, var! Hadi Yasemin, daha da geç kalmadan güzel bir tatlı yap." Dedi Füsun abla.

"Teşekkür ederim Füsun abla, abi. Çok sağolun!"

"Rica ederiz güzelim, ne demek."

Telefonu kapattıktan sonra canlanmaya karar vermiştim. Erdemli bir şekilde gidip özür dileyecektim. Önce hızlı bir duşa girip sonra üzerimi giyindim ve enerjik bir şekilde mutfağa girip browni yapmak için malzemeleri çıkarmaya başladım.

"Yasemin, ne bu enerji ya, hayırdır?" Hafsa'ya dönerek "Özgür'e gideceğim, özür dilemeye." Dedim.

"Yanında da tatlı götüreceksin galiba?"

"Evet, browni yapacağım."

Gözleri kocaman açılan Hafsa, şakacı bir şekilde "Eflin koş! Pastacımız elden gidiyor!" Diye bağırdı.

Tatlı tatlı gülümseyerek "Ben size yine yaparım." Dedim ve işime devam ettim.

Browniyi yapıp güzelce giyindikten sonra hazırdım. Crocslarımı giyip asansöre bindim. Aynada saçlarımı düzeltirken kapı açıldı ve dışarı çıktım. Derin bir nefes alarak kapıyı çaldım. Birkaç saniye sonra kapıyı Yavuz açmıştı

"Yasemin hoş geldin!" Yüzünde samimi ama biraz mesafeli bir ifade vardı.

"Hoş buldum Yavuz."

"Gel, içeri buyur."

"Sen Özgür'ü çağırsan, sana zahmet olmazsa?"

"Özgür mü? Özgür gitti."

"Nereye?"

"İsviçre'ye!"

"İsviçre'ye mi? Nasıl yani, Yavuz ciddi misin?"

"Yasemin sen iyi görünmüyorsun içeri gel lütfen, oturup konuşalım."

İçeri girdiğimde merdivenlerden yukarı çıkarak koltuğa oturdum. Hâlâ elimde üzeri örtülmüş olan browni tabağını masanın üzerine bıraktım. O sırada terastan çıkan Demir, beni görünce şaşırarak "Hoş geldin Yasemin." Diyerek selam verdi.

"Hoş buldum."

Sabırsızca Yavuz'a bakarken Demir "Ne içersin?" diye sordu.

"Teşekkür ederim Demir, canım bir şey istemiyor."

"Ben bir kahve yapayım yine de-"

"Demir, bir otur konuşalım."

"Bir şey mi oldu?"

"Özgür-"

"Durumu kötüye mi gidiyor?"

"Hayır, hayır. Az önce konuştum, gayet iyi dedi."

"Oh, çok şükür." Diyerek büyük bir rahatlıkla yanıma oturan Demir'e kaşlarımı iyice çatarak baktım.

"Özgür'e bir şey mi oldu?"

"Hayır, hayır. Özgür iyi."

Gözlerim dolmuştu. "Yavuz, lütfen burada ne olduğunu anlatır mısınız? Ben hiçbir şey anlamıyorum şuan."

"En başından başlayalım o hâlde. Özgür o akşam eve geldiğinde bayağı kötü bir hâldeydi. Aranızda bir yanlış anlaşılma olmuş galiba, biraz anlattı."

"Kaşı patlamıştı hatta." Demir, bu durumdan oldukça rahatsız olmuş gibi yüzünü buruşturmuştu. O halini hatırlamamla rahatsızca yerimde kıpırdanırken Yavuz "Ben pansuman yaptım merak etme." Diyerek karşılık verdi.

Kısık sesle "Çok sağ ol." Dedim.

"Bak aranızdaki olay bizi ilgilendirmez ama benim tek bildiğim, Özgür hiçbir zaman boş yere bir kavgaya girmez!"

"Yavuz haklı, Özgür oldum olası kimseye sataşan bulaşan biri olmadı. Yani biriyle dövüşecekse çok ciddi bir sebebi olmalı."

Mahçupca başımı önüme eğmemle Yavuz "Her neyse, sonrasında akşam Halil abi aradı. Özgür'ün babası yani. Saat gece 01.00'di. Melek teyze rahatsızlanmış. Acil gel diye çağırdı."

"Ciddi bir şey yok değil mi?"

"Kemik iliği kanseri Melek teyze."

"Ne!!!"

"Yıllar önce ameliyat olmuştu ama tekrardan nüksetti. Gerçi durumu iyi gidiyordu, sadece kontrol amaçlı belli zamanlarda kemoterapi alıyordu. Ama o gün bir anda rahatsızlandı..."

"Sonra tabi, Özgür apar topar gitti. Az önce konuştum tekrar, durumu iyiymiş Melek teyzenin. Merak etme."

"Tek başına mı gitti? Yavuz çok kötü olmuştur haberi alınca..."

"Biz de yanında olmak istedik ama önce kendisi gidip ordaki ortama bakmak istedi."

"Yalan söyleme lan! Ben Özgür'e 'Seninle geliyorum.' derken, sen yükseklik korkundan dolayı 'Ben eve sahip çıkarım.' diyordun."

Sinir bozukluğuyla gülerken Demir, Yavuz'a sırrını ifşa etmiş gibi kızgın bakıyordu.

"Sesi falan iyi geliyordu, değil mi?"

Tereddüt ve utançla sorduğum soruyla Demir atılarak "Yani, bize ne kadar iyi gelebilirse... Ama sen ararsan bülbül olur." Deyip sırıtırken Yavuz'da başını görmememi ister gibi yana çevirip gülmüştü. Bense kızarmakla meşguldüm...

"O zaman ben gideyim, madem Özgür de yok."

Ayağa kalktığımda, son anda fark ettiğim browni tabağını elime alıp Demir'e uzattım.

"Bunu da Özgür'e- Yani size yapmıştım. Afiyet olsun."

"Allah'tan Özgür yok varya, olsa bir dilimi ikimiz bölüşmek zorunda kalırdık." Yavuz'la ikisini gösteren Demir'e küçük bir tebessümle baktım.

"Hayır, işin tuhafı Özgür yemek olsun, tatlı olsun normalde çok yiyen bir insan değil. Ne hikmetse, sen getirince bir şey oluyor çocuğa."

Gülerek konuşan Yavuz'un ilk baştaki mesafesi yok olmuştu, zaten mesafesi de büyük ihtimalle arkadaşı içindi.

Aşağı indiğimde vakit kaybetmeden Füsun ablayı aradım. Bana şu an sadece o yardım edebilirdi. Füsun ablayla konuşurken bir yandan da kendime küçük bir valiz hazırlıyordum. Bütün işlerimi halledince yukarı çıkıp art arda kapıyı çaldım.

Kapıyı açan Demir "Yasemin-" Derken lafını bölerek "İsviçre'deki evin konumunu verir misin?" Dedim.

"Ne?"

"Demir, lütfen. Yalvarırım ver ve lütfen ama lütfen ben oraya varmadan Özgür'e haber vermeyin."

"İsviçre'ye mi gidiyorsun?"

Arkadan gelen Yavuz'un sorgulayıcı sesiyle ona bakarken başımı salladım. Hızlıca içeri giderek, elinde bir adet adres kartıyla geri döndü. Kargo kağıdından kopartılmış gibi duruyordu.

"Teşekkür ederim."

Hızlıca arkamı dönmüş gidiyordum ki arkamdan Demir'in sesi geldi "Yasemin, aşağıda bekle beni. Ben seni götürürüm."

Normalde istemezdim ama şu an uçağa yetişmem gerekiyordu.

"Tamam."

Yaklaşık on dakika sonra Demir'le beraber Özgür'ün arabasındaydık. Havaalanına gelmiştik ve yolda giderken öğrenmiştim ki o gün Özgür'ü de Yavuz bırakmıştı.

Sonunda uçağa binip Özgür'e gidiyordum. Çünkü almam gereken bir kalp vardı...

✈️

Bölüm nasıldı?

En beğendiğiniz an?

Diğer bölümde görüşmek üzere!
🤍✨💋

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

434okunma 7beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 144

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıkaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikapsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18