11. bölüm / 31
Gümüş Servi10.Beklenmedik Baskın
Bölümler 31Şu an: 10.Beklenmedik Baskın
- 1 1.Taşınma1.787 kelime
- 2 2.Üst komşu1.682 kelime
- 3 3.Sarışın1.515 kelime
- 4 4.Kurabiye1.157 kelime
- 5 5.Konuşan gözler1.173 kelime
- 6 6.Elmalı Kurabiye Meselesi2.033 kelime
- 7 7.Tabu Eğlencesi2.801 kelime
- 8 14 Şubat Özel Bölüm874 kelime
- 9 8.Düşünceler1.844 kelime
- 10 9.Yavaş Adımlar3.197 kelime
- 11 10.Beklenmedik Baskın4.422 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 11.Artan Dostluk Bağı4.650 kelime
- 13 12.Anlamsız Kıskançlık4.073 kelime
- 14 13.Büyük Adımlar5.404 kelime
- 15 14.Karışık Durumlar4.098 kelime
- 16 15.Aşk5.276 kelime
- 17 16.Karışık Duygular4.843 kelime
- 18 17.Olan Var Olmayan Var Kıskanırlar5.520 kelime
- 19 23 Nisan Özel bölüm457 kelime
- 20 18.Tartışma3.496 kelime
- 21 19.Kaos İçinde Kaos6.743 kelime
- 22 20.Doğum Günü6.643 kelime
- 23 21. Kış Tatili6.856 kelime
- 24 22.Aşk Vakti7.076 kelime
- 25 23.Üç Ses7.559 kelime
- 26 24. Kalpten Fırtınalar6.583 kelime
- 27 FİNAL!5.583 kelime
- 28 Özel Bölüm #11.187 kelime
- 29 Özel Bölüm #21.565 kelime
- 30 Özel Bölüm #33.161 kelime
- 31 Özel Bölüm #41.624 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bu bölüm şu ana kadar ki en uzun bölüm oldu...
Ve size güzel bir haberim var diğer bölüm bundan da uzun...
Her neysse sizi çok tutmadan
iyi okumalar dileriz❤️🩹
•
YASEMİN
Burnuma gelen aşina olduğum parfüm kokusuyla yatakta esneyerek gözlerimi açtım. Oturur pozisyona gelerek aralık olan perdeden dışarı bakıyordum ki, sırtıma konulan elle çığlık atarak yataktan kalkmaya çalışırken battaniyeye dolanarak yataktan aşağı düştüm.
"Ah!" Diyerek dirseğimi sıvazlarken kafamı kaldırdım ve yatakta oturarak anlamsızca bana bakan abimi gördüm. Başımı tekrardan dirseğime çevirmiş-
Abim mi?
"Abi?!"
"Yasemin!?"
"Senin ne işin var burada?"
"Kardeşimi ziyarete geldim!"
"Neden?"
"Yerden kalkmayı düşünmüyor musun?" Yerden kalkarken tekrardan "Neden?" diye sordum.
"Bir nedene mi ihtiyacım var kardeşimi ziyarete gelmek için?"
"Yokta, bir anda görünce şaşırdım. Hem abiciğim insan bir haber verir ya!"
"Sürpriz yaptım."
"Bu saatte mi? Saat daha 9.30!"
"Sürprizin saati mi olur Yasemin?"
"Yok olmaz."
"Gel de sarılayım." Diyerek kollarını açtığında hemen yatağa oturarak abime sırnaştım.
Bir anda 'sürpriz' yapmasına anlam veremesem de abimi gördüğüm için çok mutlu olmuştum. Büyük bir mutlulukla yanaklarını öperek "Hoş geldin." Dememe karşılık bana sıkıca sarılarak "Hoş buldum güzelim." Dedi.
Abimden ayrılarak "Sen nasıl girdin içeri?" Diye sordum.
"Kızlar açtı kapıyı, senin yanına gelmek isteyince de müsaade ettiler."
"E tabii bir haftadır seninle o kadar çok konuştuk ki artık alıştılar!"
"He evet bir de o konu var, unuttum sanma konuşacağız!"
"Ya abi kaç kere söyledim-"
"Yasemin!" Bağıran Hafsa'nın sesiyle "Arkadaşım çağırıyor abiciğim, ben bir bakayım." Diyerek koşarak odadan çıkmamla abimin arkamdan "Kaç bakalım nereye kadar kaçacaksın!" Demesine tepki verememiştim. Mutfağına girdiğimde her yerin dumanaltı olduğunu gördüm.
"Hafsa ne oldu?"
"Yasemin ekmek yandı!!!"
"Ne ekmeği?"
"Ya abin geldi, azıcık misafirperverlik yapayım diyerek ekmek kızartması yapacaktım ama ekmek yandı!"
Ben "Ah Hafsa ah!" Derken ağabeyim arkamdan gelerek hızlıca önce camları sonra aspiratörü açtı. Mutfak eski havasına dönerken kapının yanındaki Eflin'i gördüm. Eflin bile kargaşaya dayanamamış ve gelmişti. Öyle ki son bir haftadır ciddi bir bunalımda gibiydi özellikle iki gün önce kimseye haber vermeden evden gitmesiyle hepimizi çok korkutmuştu.
"Ben şimdi size patates ve sosis kızartayım yanına da bir güzel soğanlı menemen yapayım sonra da yeriz. Sana da bowl hazırlamamı ister misin canım?" Diyerek Eflin'e döndüm.
"Olur." Eflin mutfaktan çıkarken Hafsa "Ben de tabakları çıkartayım." Diyerek dolapları açmaya başladı.
Çekmeceden aldığım patatesleri tezgaha çıkarttığımda kenarda gördüğüm pastane poşetiyle Hafsa'ya dönerek "Aa ne aldınız?" Dedim.
"Biz değil Tuğrul abi almış." Poşetin içindeki ekmeği çıkararak kese kağıdını açtım ve içindeki tahinli ile abime dönerek "Yaa tahinli mi aldın!"
"Sen bir de kutuya bak." Demesiyle karton kutuyu açtım ve gördüğüm lotuslu kurabiyeler ile resmen gözlerimden kalpler çıkararak abime döndüm.
Hızlıca yanına gidip yanaklarını sıkarak "Ya sen bana kurabiye mi aldın!" Dedim.
"Hem de lotuslu." Ağabeyime sıkıca sarılarak teşekkür ettim.
Hızlıca kahvaltıyı hazırladık ve masaya oturduk. Eflin son bir haftadır olduğu gibi yemeğini alıp odasına giderken biz konuşmaya başlamıştık.
"Sen nasılsın Hafsa, neler yapıyorsun?"
"İyiyim Tuğrul abi, okula gidip geliyorum."
"Ne okuyorsun?"
"Ben mimarlık okuyorum, Yasemin'le aynı üniversitedeyiz."
Bir, iki dakikalık sessizlikten sonra ağabeyim sonunda ağzındaki baklayı çıkararak Hafsa'ya döndü ve imalı sesiyle konuşmaya başladı.
"Ee Hafsa, sen sever misin boza?"
Hafsa konunun bir anda değişmesiyle anlamsızca bir abime bir bana baktı ve en sonunda abime dönerek "Yani çok tercih ettiğim bir şey değil ama olursa içerim." Diyerek önüne döndü.
Ben de bir anda açılan bu konudan Hafsa'yı kurtarmak adına "Konunun seninle bir alakası yok canım, abim şu an bana takılmak için açtı bu konuyu." Diyerek kızgınlıkla abime döndüm.
"Madem konuyu açtın, konuşalım bakalım canım kardeşim."
"Ben mi açtım konuyu? Sen açtın sen, hatta hiç kapatmadın!"
"Biricik kardeşimin hayatına giren erkeklerle ilgili bilgi almak istemem en doğal şey bence."
Abim Hafsa'ya dönerek "Yeni yeni tanışıyoruz, bu yüzden beni yanlış anlamanı istemem. Ben öyle bunu giyemezsin, oraya gidemezsin, onunla görüşemezsin diyen ağabeylerden değilim. Yasemin kendisi için en doğru kararı her zaman verebilir ama bir abi olarak ister istemez görüştüğü, buluştuğu kişilerin kim olduğunu bilmek istiyorum. Devir artık çok değişti bu yüzden güvenilir kişilerle olduğunu bilmek istiyorum." Dedi.
"Haklısın Tuğrul abi, gerçekten devir değişti ama Yaso'ya güvenebilirsin. O kendini zarara uğratacak bir şey yapmaz."
"Evet abiciğim, hem Özgür öyle zarar verecek kalp kıracak bir insan değil."
"Bak vallahi buna bende şahidim Tuğrul abi!" Abim kaşları çatık bir şekilde bize bakarken dış kapının çalması ve açılması bir oldu tam abim "Lan kim bu Özgür de herkes tanıyor?!" Derken Eflin'in bana seslenmesiyle "Ah canım arkadaşım geldim." Diyerek dış kapıya koştum.
Eflin'e soran gözlerle baktığımda başıyla kapıyı işaret etti ve elindeki bitmiş olan kasesiyle mutfağa girdi. Devamlı olarak beni takip eden ağabeyimi umursamadan kapıyı açtım ve gördüğüm kişiyle geri kapattım.
Abim "Kim gelmiş?" Diye sorarken arkadan kıs kıs gülen Hafsa'nın sesi geldi "Meşhur bozacı!"
Ben kızgın bir ifadeyle Hafsa'ya bakarken abim öne atılarak kapıyı açtı ve az önce yüzünde güzel bir tebessümle bakan Özgür, abimi görmesiyle kaşlarını çattı ve abim de eksik kalmayarak ona karşılık verdi. İkisinin de aynı anda konuşup bana, ardından tekrardan birbirlerine bakmaları bir oldu.
"Yasemin?!"
"Güzelim?!"
"Ee tanıştırayım."
Kapıya yaklaştım ve "Abim." Diyerek Özgür'e dönmem üzerine yüzünde bariz bir rahatlama oluşurken elini uzatarak "Çok memnun oldum, Özgür ben. Kızların üst kat komşusuyum."
Abim Özgür'ün eline tip tip bakarken tek kaşını kaldırarak bana döndü "Bozacı bir de üst kat komşusu öyle mi?"
Özgür'ün verdiği harika bilgiyle telaşla konuşmaya başladım "Konservatuar okuyor biliyor musun, ilahi falan söylüyor arada!" Özgür'ün anlamsız bakışlarına karşılık arkadan da Hafsa'nın kahkaha atması durumu toparlayamadığımı gösteriyordu.
"Aslında-" Söze başlayan Özgür'ün lafını keserek "Kardeşi gibi sever bizi!" Dememle ağabeyim inanayım mı der gibi bakarken Özgür "Kardeşi gibi mi?" Diye sordu.
Kaşlarımı kaldırarak Özgür'e bakmamla susarak kaşlarını çattı. Burada ne olduğunu anlamaya çalışıyordu büyük ihtimalle.
"Sen niye gelmiştin?" Diye Özgür'e bakarken içimden 'Git artık!!!' diye çığlık atıyordum.
"Unuttum."
"Hatırlayınca gelirsin o zaman, görüşürüz." Diyerek kapıyı kapattım.
"Abiciğim benim kafeye gitmem gerekiyor, biraz işim var. Sen de gelmek ister misin?"
"Gelirim."
"O zaman ben üstümü değiştireyim." Odama geçtim ve arkamda ekürim gibi dolanan abime "Abiciğim üstümü giyineceğim." Dedim.
Abim rahat bir şekilde yatağa otururken "Sen önce yirmi dakika giyeceklerini seç." Dedi, beni bu kadar iyi tanımasına bazen deli oluyordum. Oflayarak dolabın kapağını açık bıraktım, abimin yanına oturdum ve ona döndüm.
"Sor hadi."
"Kim bu Özgür? Anlat."
"Dediği gibi üst kat komşumuz aynı üniversiteye gidiyoruz, aynı zamanda kafede solistlik yapıyor."
"Başka?"
"Başka... Birkaç kere onun arkadaş grubu ve bizim kızlarla buluşup kurabiye falan yedik."
"Boza içmeyi o mu teklif etti?" Bu sorusuna utanarak gözlerimi kaçırdım.
"Ben teklif ettim, merkezde yeni bir bozacı açılmış çok severim biliyorsun. Tek gitmek istemeyince de Özgür'ü çağırdım."
Kaşını kaldırıp bana bakarken "Ama gerçekten çok tatlı, çok iyi biri. Tanısan çok seversin." Dedim.
"İyi bizi de tanıştırırsın artık!"
"Aramızda bir şey yok!"
"Yasemin?"
"Abi gerçekten aramızda bir şey yok."
"Şu anlık?"
"Bilmiyorum ama beni biliyorsun aramızda bir şey olsa ilk sana söylerim."
"Öyle olsun bakalım." Ayağa kalkarak gardırobuma yaklaştı ve eline aldığı mavi kot tulumu, siyah balıkçı yaka kazağımı ve mavi bandanamı "Al bakalım bunları giy." Diyerek bana uzattı.
Benim belki de yarım saatte yapacağım kombini iki dakikada kombinlemiş olmasıyla mutlulukla abime bakarken "Ben salona geçeyim." Diyerek odadan çıktı.
Ben de hızlıca üzerimi giyerek saçımı ve makyajımı yaptım. Çantamı da alarak salona geçtiğimde abimin telefonla konuştuğunu gördüm.
Arkasını dönüp beni görünce telefondaki kişiye "Yasemin geldi, şimdi dışarı çıkacağız. Ben akşam gelirim." diyerek telefonu kapattı.
"Asaf abinin selamı var."
"Aleykümselam, akşam onun yanına mı gideceksin?"
"Evet. Otelde kalacaktım normalde ama çok ısrar etti."
"Anladım, çıkalım mı?"
"Çıkalım güzelim." Biz kapıya çıktığımızda Hafsa'nın da ceketini giyerek odasından çıktığını gördüm.
"Biraz yürüyüş yapacağım, sıkıldım evde."
"Tamam canım, yürüyüşün bitince kafeye gel oturalım biraz." Dedim.
Bahçeye indiğimizde Hafsa sol taraftaki yürüyüş yoluna doğru gitmeye başladı.
Abimle beraber çıkışa doğru yürürken çaprazımızdan gelen Demir'in sesiyle duraksadım. Sağ tarafa baktığımda Özgür, Demir ve Yavuz'un ellerinde spor çantaları ve suları olduğunu gördüm.
"Yasemin!" Bizi durduran Demir'e bakarak "Efendim." Diyerek cevap verdim.
"Nasılsın?"
"İyiyim Demir, sen nasılsın?"
"Bende iyiyim... Eflin nasıl?" Demir'in utana sıkıla sorduğu soruyla tebessüm ederek "Önceki günlere göre bugün daha iyiydi, Hafsa da az önce yürüyüş yapmak için yürüyüş yoluna gitti." Demir'e bakarak başlattığım ve Yavuz'a bakarak bitirdiğim cümleden sonra Özgür de bana bakarak "Kafeye mi gidiyorsun?" Dedi.
"Evet." Demir ve Yavuz'un abime baktığını görünce "Abim Tuğrul, abiciğim arkadaşlar da Demir ve Yavuz. Özgür'ün arkadaşları aynı zamanda üst kat komşularımız."
"Öyle mi, memnun oldum gençler. Ama böyle ayaküstü tanışmak olmaz akşam kızlarla kafede oturucağız müsaitseniz buyurun sizde gelin."
Abim yüzündeki zafer gülümsemesiyle bize bakarken bizde birbirimize bakakalmıştık.
Ne demekti tanışmak?
HAFSA
(1 gün önce, cumartesi)
Hafta sonu olduğu için saat on birde kalkmıştım. İçeriden sesler geliyordu. Anlaşılan kızlar benden önce kalkmıştı. Mutfakta kahvaltı hazırlayan Yasemin'i görünce "Günaydın. Bu nasıl bir sofra böyle?" dedim ve hemen masaya oturdum.
"Şahanesin Yaso, ellerine sağlık."
"Afiyet olsun canım."
"Sizin bugün için bir planınız var mı?"
İkisi de başını 'Yok.' dercesine iki yana sallamıştı.
"Ben akşam üniversite yemeğine gideceğim Demir'le."
Eflin anlık olarak başını tabağından kaldırıp bana baktı. Ardından Yasemin "Eee, ne giyeceksin?" dedi.
"Bilmem, daha belli değil."
"Ne?! Sen akşam yemeğe gideceksin ama elbisen belli değil, öyle mi?!"
"Evet, ne olacak? Alt tarafı bir yemek."
"Alt tarafı bir yemek değil. Aşkın seni nerede, ne zaman bulacağını bilemezsin."
Gülerek "Ay Yasemin ya. Hayatımın aşkıyla bu yemekte mi karşılaşacağım yani?"
"Belli olmaz. Bu yemekte değilse bile bundan sonra illaki olacak. Ayrıca biraz etrafına bak. Çevrende olan erkeklerin hepsi kankan. Bunları da ben mi diyeceğim size!"
"İyi tamam, bakarım."
Kahvaltı yapıp sofrayı hep beraber toplamıştık. Daha sonrasında yatağımı ve ders çalışırken savaş alanına dönen çalışma masamı toplamaya başlamıştım ki Yasemin yanıma gelip dolabıma bakmaya başladı. Askıdan birkaç tane elbise alıp bakarken, "Yok, bunlar olmaz. Çok... çok."
"Çok ne Yaso?"
"Çok sade. Taşlı tuşlu bir şeyin yok mu?"
"Ben pek sevmiyorum öyle elbiseleri. Ayrıca daha yemeğe saatler var. Şimdiden hazırlanmak zorunda mıyım?"
"Evet, şimdi hazırlanmak zorundasın. Daha elbiseyi seçmedik bile. Böyle şeyler son dakikaya bırakılmaz. Dur, bekle bir." dediği gibi odadan fırladı.
Geldiğinde, "Bunlardan birini seç. Ahh! Çok ağır, dur şöyle bırakayım."
Elinde bir sürü elbiseyle gelmişti.
"Hadi dene birini."
"Yasemin bunlar çok güzel ama... çok iddialı değil mi sence de?"
Elbiselere bakarak "Hiç de değil."
"Daha sade bir şey olsa."
Siyah elbiseyi eline alıp "Bak, bu nasıl?" dedi. Hiç de fena görünmüyordu aslında.
Odamdan çıktı ve elbiseyi giydim. Denediğim onca elbiseden sonra giydiğim siyah elbiseyi gerçekten çok beğenmiştim. Aralarındaki en sade ama şık elbiseydi. Aynada kendime bakarken elbiseyi gerçekten kendime çok yakıştırmıştım. Şık ve zarifti. Sadece ben böyle elbiseler giymeye alışık değildim. Yasemin kapıyı tıklatıp "Müsait misin?" dedi.
"Evet, gelebilirsin."
"Ohaaa, çok güzel olmuşsun. Dur, bekle, hemen ayakkabıyı ve çantayı da getireyim."
Ayakkabıyı getirdi ve "Çok rahatsız edeceğini sanmıyorum. Hem topuğu da çok uzun değil. Denesene bir. Bence bu elbiseye çok yakışacak."
Ayakkabıyı giyip çantayı da elime aldıktan sonra aynada kendime bakarken Yasemin, "Ayyy Hafsa, çok güzel oldun. Bu kombine yakışacak saçı, makyajı da yapacağım sana."
"Çok fazla makyaja gerek yok. Bir rimel, bir ruj yeter."
"Olmaz. Zaten az kaldı yemeğe, söylenme."
"İyi tamam. Sen ne dersen o."
Uzun bir süreden sonra sonunda makyajım bitmişti. Yaptığı makyaj tam kararındaydı.
"Ellerine sağlık Yasom."
"Rica ederim canım."
Bildirim gelen telefonuma yöneldim.
Demir: Aşağıda bekliyorum.
Hafsa: Hemen geliyorum.
Salonda kitap okuyan Eflin'e, "Nasıl olmuşum?"
"Çok güzel görünüyorsun. İyi eğlenceler."
"Teşekkür ederim. Ben hemen çıkayım, Demir aşağıda bekliyormuş. Görüşürüz."
Aşağı indiğimde siyah tişört, ceket ve pantolon kombiniyle arabanın önünde beni bekleyen Demir, "Oha kızım, çok güzel olmuşsun." dedi.
"Teşekkür ederim. Sen de çok şık görünüyorsun."
"Teşekkür ederim Hafso. Hadi gidelim, geç kalacağız."
Arabaya bindiğimizde, "Eminim hazırlanman beş dakikanı falan almıştır."
"Herhalde kızım, erkek dediğin eline gelen iki üç parça kıyafetle kombin yapar. İki dakikada hazır olur. Prenses gibi iki saat makyaj yapacak değiliz ya."
Gülerek "Bütün günümü hazırlanarak geçirdim de. Yasemin sağ olsun, hiç bırakmadı. Sabahtan beri kahvaltı hariç hiçbir şey yemedim. Aşırı açım."
Demir de gülerek "Haha, aç mı kaldın sen? Neyse, yemeğe gidiyoruz sonuçta, orada doyurursun karnını."
Otoparka arabayı park etti ve mekâna girdik. Neredeyse herkes gelmişti. Sınıftan birkaç arkadaşımla selamlaştıktan sonra Mert'i gördüm, bana dönerek, "Nasılsın? Bu arada çok güzel görünüyorsun."
"İyiyim. Teşekkür ederim, sen de çok şıksın."
O sırada Demir'in bana baktığını görünce, "Herkes masaya geçmiş, biz de geçelim mi?"
"Olur, geçelim."
Ben Demir'in yanına oturmuştum, Mert ise bizim çaprazımızda oturuyordu. Demir, "Ne yemek istersin?" diye sorduğunda "Hmm. Canım pesto soslu makarna ve ızgara tavuk çekti."
"Tamam. Ben sipariş veriyorum şimdi."
Onaylayarak başımı salladım. Sonunda yemeğim gelmişti. Büyük bir iştahla yemeğe başladım. Sanırım şu ana kadar yediklerimin en iyisiydi. Aç olduğum için böyle düşünüyor da olabilirdim tabii. Hızlıca yerken Demir, "Yavaş yesene, önünden alan mı var?"
"Öyle acıkmışım ki."
Gülerek "İyi tamam. Boğulmadığın sürece sorun yok."
Başımı sallayarak yemeğe devam ettim. Yemek faslı bittikten sonra herkes muhabbete dalmıştı. Birkaç arkadaşımla muhabbet ederken garson içkileri servis etmeye başladı. Ardından biri ortaya atılarak "Hadi fotoğraf çekilelim." dedi. Garsona telefonu verip fotoğraf çekildik.
İçkiden kaynaklı olacak ki biraz sıcaklamıştım. Demir'e, "Ben terasa çıkıyorum." O da onaylayarak başını salladı. Terasa çıktıktan sonra kapı sesini duyunca arkama döndüm. Gelen Mert'ti. Yanıma geldi ve "Nasıl gidiyor? Neler yapıyorsun?"
"İyi gidiyor. Evden okula, okuldan eve gidiyorum, bazen okul çıkışı yeni açılan mekanlara gidiyorum."
"Tavsiye edebileceğin bir yer var mı?"
"Evet, daha geçenlerde gittim. Gerçi sonu pek iyi olmadı benim için ama tatlıları gerçekten çok güzeldi."
"Niye, ne oldu ki?"
"Ben tatlı yemeyi çok seviyorum. O gün de biraz fazla yedim, o yüzden karnım çok kötü ağrıdı."
"Ne kadar fazla mesela?"
"İki büyük porsiyon kadar mesela."
"Ne?! Doktora gitseydin keşke."
"Pek gerek kalmadı. Komşum doktor zaten."
"Çok şanslısın. Bu arada sürekli okula Demir'le beraber geliyorsun. Yakın mı oturuyorsunuz?"
"Evet, bir üst katımızda oturuyor."
"Anladım."
Kapı sesi duymamızla aynı anda kapıya bakarken Demir'in geldiğini gördüm. Demir, Mert'i fark edince kaşları çatılmıştı. Yanımıza doğru gelirken Mert, Demir'in ondan rahatsız olduğunu anlamış olmalı ki, "Ben içeri geçeyim." dedi. Başımı salladım.
Mert gittikten sonra Demir'in telefonu çaldı. Arayan Yavuz'du.
"Alo?"
"Eve döneceğiniz zaman arayın, gelip alayım sizi."
"Gerek yok ya, ben kullanırım."
"Sesinden belli, sarhoşsun. Bu halde mi kullanacaksın arabayı?"
"Ah doğru, olur. Ararım babam."
Sarhoş haliyle telefonu bile kapatmadan, "Artık dilimde tüy bitti Hafsa. Kaç kere dedim şu Mert'ten uzak dur diye. Bakalım ben mi haklı çıkacağım, sen mi?" dedi.
"Sen önce telefonunu kapat. Gerçekten nasıl bu kadar sarhoş olabilirsin. Hadi gel, içeri geçelim."
"Olur."
İçeride arkadaşlar ısrar edince ben de birkaç kadeh içtikten sonra tam anlamıyla sarhoş olmaya başlamıştım.
Demir bana o sarhoş haliyle "Hafsa?"
"Efendim Demir?"
"Eflin çok güzel, değil mi?"
Gülerek "Evet, Eflin çok güzel. Ama bir şey söyleyeyim mi?"
"Ne?"
"Siz beraber daha güzelsiniz."
Gülerek "Değil mi ya? Biz çok güzeliz. Böyle beraber. Ya onun o çatık kaşları var ya, onlar bile o kadar güzel ki."
Ben de sarhoşça gülümseyerek "Sen bayağı aşıksın he."
"Offf, hem de nasıl. Acaba o da bana karşı bir şeyler hissediyor mu? Onu korkutup incitmekten korktuğum için yaklaşmaya çekiniyorum."
"Yavaş yavaş o da sana alışacak merak etme."
"Gerçekten mi?"
"Gerçekten ya. Bak göreceksin."
"Hadi o zaman gidelim, ben Eflin'imi özledim. Onu görmek istiyorum. Hadi gidelim Hafsaaa."
Demir bir anda gidelim diye tutturunca Mert yanıma gelip "Gelin, sizi ben bırakayım."
"Sen içmedin mi?"
"Hayır, benim alkolle aram pek yok."
"Çok iyi olur aslında."
Demir, "Hayır ya. Bu mu bırakacak bizi? Babama ,Yavuz'a, diyeyim, gelip alsın bizi."
"Ya bir daha ne diye Yavuz'u rahatsız edesin? Mert bırakacak bizi işte. Hem bak, Eflin'e daha çabuk kavuşursun."
Memnuniyetsizce "Hmm doğru, bırak madem. Bana bak seni Haf-"
Elimle ağzını kapadım. Zaten ayakta zor duruyorduk, beraber yere düştük. Kendi kendine söylenmeye devam etti. Arabaya bindik ve Mert'e evin konumunu açtım. Biz eve vardığımızda Demir ile çoktan sızmıştık. Mert bizi uyandırıp "Geldik, hadi." dedi.
O sırada balkonda kahve içen Yavuz'u gördüm. Mert'e, Demir'i arabadan indirmek için yardım ediyordum sanki ben de sarhoş değilmişim gibi. Demir'i zar zor arabadan indirdikten sonra Mert, "Eve kadar yardımcı olayım ister misin?" dedi.
"Gerek yok. Çok teşekkür ederiz."
"Rica ederim." dedi ve gitti.
Mert gittikten sonra Demir söylenmeye başladı. "Eflin için katlandım bu lavuğa. Ayrıca seni bir daha uyarmayacağım, Hafso."
Sarhoş sesimle "Hı hı, aynen." dediğim anda kapının önünde bize hayretle bakan Yavuz'u gördüm. Yavuz koşarak yanımıza geldi. Yığılmak üzere olan Demir'in kendine gelmesi için yanağına vurdu.
Sarhoş olduğu için Demir de "Hıh, Eflin."
"Oğlum ne diye bu kadar içtin?"
Demir, Yavuz'u duymuyor gibi "Efliiin" diye bağırmaya başladı.
"Kalk oğlum." dediği sırada dengemi kaybedip düşecek gibi oldum. Yavuz, Demir'i bırakıp hemen tuttu beni.
"İyi misin?"
Sarhoş bir gülüşle, "İ-iyiyim."
"Bence pek iyi değilsiniz ama neyse. Demir, hadi içeri gir."
Yavuz için ikimizi birden ayakta tutmak zor olmuş olmalıydı. Asansöre bindiğimizde Yavuz beni tutuyordu. Demir ise Yavuz'a, "Beni niye tutmuyorsun?" diye sordu.
"Eşek kadar adamsın, görmüyor musun kızın halini? Gerçi önünü gördüğünden de emin değilim, şu haline bak."
"Hah, doğru. Kızlar beni bu halde görürlerse büyük azar işiteceğim, ne yapsam?"
Demir, "Bize gel, bana Eflin ne yapıyor, onu anlatırsın."
Yavuz, "Allah'ım ya. Hafsa, sen bize gel. Ben size bir kahve yapayım, kendinize gelirsiniz."
"Olur."
Eve geldiğimizde kapıyı Özgür açtı. Elinde tabletle üçümüzü görünce hayrete düşmüştü, Yavuz kızarak, "Oğlum bırak oyunu da yardım et." dedi. Özgür zorlanarak hemen Demir'i içeri götürdü. Yavuz ise ayakkabılarımı çıkartıp, omzuna koyduğum elimi tuttu ve beni belimden kavradı.
Yavuz mutfağa girip Demir'le benim için kahve hazırladı. Demir salonda kahvesini içerken ben elimdeki fincanı bile zor tutuyordum. Yavuz bunu fark edince fincanı elimden aldı ve bana içirdi. Daha sonra fincanı masaya bırakıp, "Hafsa, gel bir yüzünü yıkayalım. Özgür, sen de Demir'i yatağına yatır."
Beni yine belimden tutarak banyoya götürdü. Soğuk suya soktuğu elini yüzüme sürdü. Elleri çok soğuktu, başımı salladım.
"Dur. Yanakların kıpkırmızı olmuş. Ayrıca soğuk su seni kendine getirir. Daha iyi misin?"
"Hı hı." diyerek başımı salladım. Yüzümü Yavuz'a doğru çevirdiğimde, "Gözlerin ne kadar güzel."
Afalladı.
"Biliyor musun? Saçlarının kumrallığını da çok beğeniyorum."
"Gel içeri geç, otur biraz istersen."
"Olur, geçeyim."
"Dur bekle, sana çantanı getireyim."
Yavuz'u kolundan tuttum. "Otursana."
"İyi peki, oturayım."
"Saçların ve gözlerin çok güzel biliyor musun? Tam benim istediğim gibi."
"Biliyorum, bunu az önce söyledin ama tam benim istediğim gibi derken?"
"Renkli gözlü ve kumralsın yani tam benim tipimsin."
İçten bir gülümsemeyle bana baktı. "Öyle mi?"
"Evet, hem bana gofret bile aldın. He, bu arada sana olan borcumu ödeyeceğim, bana IBAN'ını atar mısın?" Yüzündeki gülümseme kaybolmamıştı.
"Hayır, atmam." dedi.
"Neyse, ben bir şekilde hallederim nasıl olsa. Ben gideyim artık." diyemeden dengem bozuldu ve yine beni yakaladı. Şu an gerçekten çok yakındık. Sadece bir süre birbirimize baktık. İçerden Demir'in "Eflin." diye bağırışını duydum ve geri çekildim.
"Ben artık gideyim, çok teşekkür ederim."
"Rica ederim. Gerçekten kendin gidebilecek misin?"
"Giderim ya, asansöre bineceğim zaten. Hadi görüşürüz."
Aşağı indiğimde anahtarla kapıyı açmaya çalışırken bir anda Yasemin açtı kapıyı.
EFLİN
Sepete attığım son çikolatayla gülümsedim. Nedensizce bugün gülümsemeden duramıyordum. Bu beni şaşırtıyordu...
Bugün yine yetimhaneye gidecektim. Tabi bu sefer kızlara haber vermiştim. Gittiğim yeri bilmiyorlardı tabi, gerçi merak etselerde ben söylemeden sormazlardı.
Aldığım iki poşet çikolatayla yetimhaneye doğru ilerledim. Neyse ki poşetlerin ağır olacağını akıl edip yakın bir marketten almıştım çikolataları.
Cüneyt abi beni gördüğü gibi güvenlik kulübesinden çıkmıştı.
"Yardım ediyim kızım." Gerek yok dememe bile izin vermeden elimde ki poşetlerden birini almıştı. Birlikte bahçeye girdiğimizde anda tüm çocuklar bize doğru koşamaya başladı.
Kısa bir kargaşanın ardından herkese çikolatalarını almıştı.
"Neden zahmet ettin kızım bu kadar?" Ümran annenin sorusuyla gülümsedim.
"Benim için bu bir zahmet değil ki." Gülümseyerek sırtımı okşadı.
"Seni kim yetiştirmişse güzel yetiştirmiş." Güldüm hatta kahkaha attım.
"Kendini de övdün. Fark etmedim sanma."
İkimizde gülerken bir anda koşturan çocuklardan biri yere düştü. Gülüşüm anında solarken hızlıca onun yanına gittim.
Elleri toz toprak olmuştu. Ümran anne onu kaldırıp ellerini sirkeledi hızlıca.
"İyisin değil mi oğlum?" Küçük çocuk anında başını salladı. Gözleri dolsada etrafta ona bakan insanlardan çekindiği için ağlamıyordu.
"Ellerine krem sürelim mi?" Dediğimde dolan mavi gözleri bana dönmüştü.
"Gerek yok." Diyerek üstünü sirkeledi. Bir anda sanki hiç bir şey olmamış gibi kalkmıştı. Dizlerini sirkelediğinde ben hala ona bakıyordum.
"Şey adım Ömer." Utanarak kaldırdığı eliyle gülümsedim.
"Tanıştığımıza sevindim Ömer. Ben de Eflin."
Gözleri parladı resmen. "Vay canına çok güzel bir ismin var. Anlamı ne?" Sarsıldım. Ben, ben ismimin anlamını bilmiyordum ki. Daha önce hiç araştırma gereği duymamıştım.
"Cennete açılan kapı demek, Eflin." Beni kurtaran Güneş'le gözlerimi kocaman açıldı.
"Sen bunu nerden biliyorsun bakalım?" Dediğimde Güneş gülümsedi.
"Ümran anneye sormuştum." Utana, çekine kurduğu cümle beni güldürdü. Bugün çok gülüyordum cidden. Bu hiç normal değildi.
"Vay canına Eflin abla, senin ismin harika!" Ömer'in başını okşayarak teşekkür ettim.
"E hadi ama çocuklar! Eflin ablanıza çikolata için teşekkür edin bakalım." Herkes aynı anda teşekkür etti.
"Rica ederim. Bir daha ki gelişimde istediğiniz bir şey varsa Ümran anneye söylemeniz yeter. O bana söyler tamam mı?"
Hepsi aynı ağızdan 'tamam' deyince tekrardan yanımda beni izleyen Güneş'e döndüm. Eğilerek onun boyuna yetiştim. "Söyle bakalım arkadaş edinmeye başladın mı?"
Yüzünü asarak başını iki yana salladı.
"Hepsi zaten arkadaş, kimse benimle arkadaş olmak istemiyor." Omuz silkerek söyledikleri ,onu çok tatlı göstermişti.
"Hmm. Peki bunu onlara sordun mu?" Başını iki yana salladı. Elini tutarak ayaklandım. Onun bu çekingenliğini bugün kıracaktım.
"Hadi o zaman! Önce biraz saklambaç oynayalım sonra da resim yaparız olur mu?"
"Olur!" Etrafta koşturan çocuklara dönerek konuştum.
"Kim saklambaç oynamak ister?!" Neşeli sesimle herkes anında bana döndü.
"Ben!"
"Ben!"
"Ben!"
"Ben" sesleri çoğalırken kocaman bir grup olmuştuk.
•••
Oturduğum sandalyeye yayılarak rahat bir pozisyon aldım. Bir saat çocuklarla saklambaç oynamıştık ve şimdi ise onların a4 kağıdı olmuştum. Evet doğru duydunuz a4 kağıdı. Yarım saattir koluma keçeli kalemle boya yapıyorlardı. Asla bundan rahatsız değildim ama bunu eğer Ümran anne görürse hepimizi paralayabilirdi.
"Çiçek çizdim bak Eflin abla." Deniz'in sesiyle gülümsedim. Deniz, Güneş'in buradaki ilk arkadaşıydı. Mavi bir çiçek çizmişti elime.
"Çok güzel olmuş Deniz."
"Benim ki de güzel değil mi Eflin abla?" Ömer'in koluma çizdiği kırmızı arabaya baktım.
"Evet çok güzel Ömer." Yaptığı işi bittiren Güneş heyecanla bana döndü.
"Bakın bende eline güneş çizdim." Güneş'in çizdiği güneşe baktım. Cidden güzel çizmişti güneşi. "Baktıkça beni hatırlarsın." Gülümsedim.
Elime baktıkça hepinizi hatırlayacağım kesindi.
"Ne oluyor burada?"
"Ayy!" Hepsi kaçışırken sandalyede oturan ben kalmıştım. Ümran anne elimi gördüğünde ellerini dudaklarına kapattı.
"Siz ne yaptınız böyle!" Onları kovalamaya başladığında hepsi odadan kaçtı. Onların gitmesiyle odada sadece ikimiz kalmıştık. Üstümde ki kazağın kolunu çekerek kolumu kapattım.
"Neden izin veriyorsun kızım. Bak alerji olup kaşınırsın sonra." Beni düşünmesine gülümsedim.
"Bir şey olmaz annem" Annem dememle gözleri doldu. Ona her anne dediğimde dolardı gözleri.
"Eflin seni üzmek istemediğim için dün geldiğinde konuyu açmadım." Elimi kaldırarak anında devam etmemesi için onu durdurdum.
"Konumuz o a-adama gelecekse konuşmayalım annem." Nefes almaya çalıştım. O, adam denmeyi bile hak etmiyordu.
"Yok kızım sakin ol, onu demeyeceğim." Ne diyecekse yine hoşuma gitmeyecek gibiydi.
"Akrabalarını araştırmayacak mısın? Hala mı merak etmiyorsun onları?"
"Onlar annemi istememiş bile! Evlatlıktan reddetmişler! Onları aramama değer mi sence?" Ne yaptığımı fark ederek gözlerim kocaman açıldı.
"Özür dilerim. Özür dilerim bağırmak istememiştim." Ümran anne anlayışla başını salladı.
"Sorun değil güzel kızım. Bana değil olan duruma sinirlendiğini biliyorum." Başımla onayladım onu. "Bu arada Pınar aradı beni. Seni soruyor. Özlemiş seni." Yüzümde kocaman bir gülümseme oldu.
Pınar ablanın eşi askerdi. Aynı anne ve babam gibi. Rıfat abiyi babamlarla aynı timde olduğu için tanıyordum. Annem, babam ve Rıfat abi görevdeyken beni Pınar ablaya emanet etmişlerdi.
Onlar şehit olduğunda da beni evlat edinmeye de çalışmışlardı. Ama maalesef bu istekleri üç oğulları olduğu için reddedilmiş. Her ne kadar onlar beni yetiştirmeselerde ellerini asla üstümden de çekmemişlerdi.
"Onları da görsem iyi olacak." Dedim ayaklanarak. Beni kendine çekip sıkı sıkı sarılmasıyla tebessüm ettim. Artık cidden gülümsemeyi garipsemeye başlamıştım. En kötü şeyleri yaşadığım yerde bu kadar gülmem normal miydi?
"Dikkat et tamam mı güzel kızım? Burayı da aksatma çocuklar sana iyi geliyor. E tabi sende onlara."
"Ederim,sende et. Çocuklara iyi bak." Beni onayladığında eşyalarımı alarak yetimhaneden çıktım. Demir kapıdan çıktığımda çocukların hepsine el sallamıştım. Taksiye bindiğimde kızlara biraz daha geç kalacağımı haber verdim.
Eflin: Ben bir yere daha uğrayacağım. Beni merak etmeyin.
Yasemin: Merak etme desende edeceğimizi biliyorsun.
Hafsa: Haklı.
Eflin: Üf tamam be abartmayın. Yarım saate kafede olurum.
Yasemin: Sana tiramisu ayırdım merak etme.
Hafsa: Bana??
Yasemin: Sorman bile hatta. Sana da ayırdım tabi ki!!!
Telefonu kapatarak taksiciye söylediğim konuma yaklaştığımı fark ettim. Telefonuma hala bildirimler geliyordu ama şu an onlara bakamazdım. Taksi durduğunda parayı ödedim ve indim. Geldiğim yer çok güzel bir mahalleydi. Tam olarak o eski havasını kaybetmemişti hala. Yolda oynayan çocuklar. İlerde ki kahvehanede ki amcalar ve gelen siparişler için balkondan sarkan sepetler. Her şey aynıydı.
"Eflin abla!" Yiğithan'ın sesiyle etrafı incelemeyi bıraktım.
"Yiğithan?!" Yiğit, pınar ablanın en küçük çocuğuydu. Baya büyümüştü.
"Sen buralara gelir miydin ya?"
"Ee herkes elbet eve döner." Savaş abinin sesiyle resmen olduğum yere mıhlandım. Gözlerimin kocaman açıldığına emindim. O bir askerdi. Evet babasının yolundan gitmişti.
"Küçük?" Kollarını açtığında hızlıca ona sarıldım.
"Sen ne arıyorsun burada?"
"Yeni bitti görevim, bende yeni geldim senin gibi."
Anladığımı belirtircesine mırıldandım.
"Bende çok kalmayacağım maalesef ama bir dahakine daha uzun gelirim merak etmeyin."
İkiside üzülsede belli etmediler.
"Babam evde değil bu arada." Başımı salladım hep birlikte evlerinin bahçesine girerken. Pınar abla ve Kuzey bahçede sohbet ediyorlardı. Beni ilk gören Kuzey oldu çünkü yüzü direkt bu tarafa dönüktü.
"Eflin!" Çığlığı ile Pınar ablayı da bana döndürmüştü.
"Eflin'im güzel kızım." Bana sarılan Kuzey'i bir tutuşla kenara atarak kendisine yer açtı. "Ne kadar özlemişim ya! E hadi otur da bir çay iç."
Geri çekilerek başımı iki yana salladım. "Üzgünüm. Arkadaşlarıma söz verdim gitmem gerekiyor. Ama bir dahakine çok uzun kalacağım ve benden bıkacaksınız." Hepsinin yüzü düşsede belli etmemeye çalıştılar.
"Olsun kızım sen tut sözünü. Ama unutma artık bize de bir sözün var. En kısa zamanda bekliyoruz." Gülümseyerek onayladım onu. Bende bu kadar kısa kalmak istemiyordum ama baya yorulmuştum. Çocuklar beni baya yormuştu. Hem sözümde vardı Yasemin'e olmazdı yani.
"İyi o zaman hadi bırakalım seni gideceğin yere."
Savaş abiyi anında reddettim.
"Gerek yok abi. Ben giderim taksiyle." Hepsi bana sence biz buna izin verir miyiz bakışı atıyordu.
"Off tamam hadi gidelim." Yiğithan ellerini çırparak hızlıca arabaya ilerledi. Pınar ablaya dönerek son kez sarıldım.
"Tekrar gelicem merak etme. Orhan amcaya da selam söyle."
"Tamam kızım haber et bana." Ona el sallayarak arabaya geçtim. Savaş abi ve Yiğitcan önde biz Kuzey'le arkadaydık.
"E o zaman bir şarkı patlatalım!" Tam onda arabada İsmail Yk Bas gaza çalmaya başladı.
Savaş abinin sesi arabayı doldurdu.
"Sıfır kilometre yeni bir araba alırım."
Yiğithan ondan sözü çalarak camı açtı ve devam etti.
"Mahallede kızlara ben havamı atarım."
Kahkaha attım. Kuzey devam etti.
"Sağ çek, sol çek, bir caka atarım." Çantamdan gözlüğümü alarak taktım ve şarkı sırası bana geldi.
"Gözlüğümü takar, birden gaza basarım."
Gülerek hep birlikte söylemeye başladık.
"(Vın) ver anam ben anasını satarım."
"Amman, her yeri toz dumana katarım."
"Yollar tıklım olsa ne yazar?"
"Söyle yavrum, bemi kim tutar?"
🎶
Kısa süren çok eğlenceli bir yolun ardından kafeye gelmiştik. Arabadan inerek onlara döndüm. Hepsi bana hüzünle bakıyordu.
"Tamam ağlamayın en kısa zamanda yine geleceğim." Onlarında beni onaylamasıyla kafeye doğru ilerledim.
•
Wow! Bölüm nasıldı? En sevdiğiniz yer neresi oldu?
•Eflin'in bu kadar mutlu olması hayra alamet mi?
(bu arada Eflin'in geçmişine yavaş yavaş yaklaşıyoruz duygularınızı alalım???)
•Hafsa'nın sarhoşluğu... (çok tatlı değil miydi ama??)
•Yasemin'in abisi Tuğrul hakkında düşüncelerinizi alalım????
Diğer bölümde görüşürüz💋🫶🏻
Bölüm etkileşimi
