Gümüş Servi kitap kapağı

26. bölüm / 31

Gümüş Servi

24. Kalpten Fırtınalar

Vaveyla Yazarı: Meyra Ayaz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 31Şu an: 24. Kalpten Fırtınalar

Sellam!!

Nasılsınız?

Medyada: Yavuz ve Hafsa var!

İyi okumalar🫰🏻
•

HAFSA

Kızlarla odalarımız dağılıp hazırlanmaya başlamıştık. Üst kattaki komşularımız yaptığımız plan için hazırlanıyorduk. Gerçi gün içinde ne yapacağımızı net bir şekilde kararlaştırmamıştık. Sadece en sevdiğim eğlenca aleti olan go karta gitmekle başlayacaktık. Daha önce go karta binmiştim ama üstünden yıllar geçti.

Kapalı ve açık pisti olan yerler de vardı ama bizim gideceğimiz yeri erkekler belirlemişti.
İçeriden,

"Ben hazırım." diyen tabii ki Yasemindi.

"Ben de hazırım." diyerek odamın kapısını açıp koridorda ilerledim. Eflin de geldiğinde tamamdık. Ben siyah kalın topuklu botlarımı giymiştim. Her ne kadar go kartta benim için bir zorluk çıkaracak olsada kombinini bozamazdım.

Arabaya binerken, onlarda gelmişti. Eflin ön, Yasemin arka koltuğa oturduğunda arabayı çalıştırdım ve klimayı açtım. Özgür lüks aracına binerken, Demir'le Yavuz motor ekipmanı ve kasklarını takmakla meşguldüler.

Nereye gideceğimizi onlar belirlediği için, arabayı çalıştırdıktan sonra biraz beklemiştik. Önden Demir ve Yavuz korna çalarak çıktıklarında, daha sonra ben ve arkamızdan Özgür de çıkmıştı.

Yavuz'la Demir, yolda ara ara bizimle yarışıyorlardı. Trafikte, Demir arabanın sağına yanaşırken Yavuz da benim olduğum sol tarafa yanaşıyordu. Yasemin de öylece arkada telefonuyla oynuyordu.

Gideceğimiz yer tahmin ettiğimden daha uzaktı ya da trafikten dolayı bana öyle geliyordu. Yol bir türlü bitmek bilmiyordu. Işıklarda durduğumuzda benim önümde bir araç vardı. Demir'le Yavuz'sa en öndeydiler. Onlara baktığımda birbirlerinin kaskına vurup, vizörlerini kapatıyorlardı.

•••

Yoğun trafikten sonra yol biraz açılmıştı. Daha doğrusu sol şeritten gidiyordum ki, bir araç sinyal vermeden önüme atlayana kadar. En azından durumu kurtarabilecek mesafedeydim. Fren yaptığımda o kadar da sarsılmamıştık. Ama yine de tehlikeliydi. Olayın gerçekleştiği sırada en önde ben, arkamda Demir ve Yavuz, en arkada ise Özgür vardı.

Demir ve Yavuz'un uyarısı ise, kask vizöründen gözükmeyen gözleriyle ölümcül bakışlar atmak ve gaz vererek tepkilerini ortaya koymak oldu.

•••

Araçları park edip go karta bineceğimiz alana gelmiştik. Herkes kasklarını taktığında yarışa hazırdık. Tabi benimkini Yavuz takmıştı. Oturup kemerimi taktıktan sonra arkamda olan Yavuz bir teklifte bulundu.

"Yerışalım mı? Ama öyle boşa yarışmam bir ödülümün olması lazım."

"Olur yarışalım."

"Geçen ki gibi olmasın yine. Yapacaklarının listesi giderek çoğalıyor. "

"Ne demek çoğalıyor? Ben o gün kaybetmiş olsam bile sen o iddiadaki hakkını kullandın. Ayrıca kaybetmeyeceğim."

"Yoo. Onu da nereden çıkardın? Ben sana bunu istiyorum dedim mi hiç?"

"Dedin ya... Asansörde." son söylediğim kelimeyi olabildiğine sessiz söylemiştim. Asansör kelimesini söylememle eş zamanlı olarak da gülümsemeye başlamıştı.

"Yalnız o bir istek değil, ihityaçtı." dedi parıldayan gözlerle.

"O günki hakkını kullandın." dedim düz bir şekilde.

"Ohoo sen böyle mızıkçılık yapacaksan hiç oynamayalım."

"İyi tamam. Ama eğer ben kazanırsam sonuçlarına katlanırsın."

"Onu yarıştan sonra konuşuruz." dediğinde diğerlerinde hazırlanmış ve yarış için yerlerini almışlardı. Start verilip bayrak sallandığında ilk yaptığım Yavuz'u sollamak oldu. Direksiyonu kırıp önümde olan Özgür'ü de geçtiğimde en önde ben yer alıyordum. Ta ki Yavuz,

"O kadar kolay değil." diyerek benim bulunduğum hizaya gelene kadar. Hiç bir şey söylemeden onu geçmek için manevra yaptım. Ama beklemediğim bir anda Demir en öne geçmiş, Eflin ise benim gibi hırstan gözleri kararmış bir şekilde Demir'i geçmeye çalışıyordu.

Eflin, Demir'e çarparak arabasının durmasını sağladığında, gülerek Demir'e baktı ve ilerlemeye devam etti. Demir ise arabayı tekrardan çalıştırması için abinin gelmesini bekliyordu.

Ben ilerlerken pistin ilerisindeki dönüşte Demir'in de büyük bir hırsla yetişmeye çalıştığını gördüğüm sırada, en önde olan Eflin'i geçmiştim.

Varış noktasına geldiğimizde bayrak sallandığında yarışın sonuna gelmiştik ama ben Yavuz'dan önce varmıştım o da hemen benim arkamdan gelmişti. Sonuç olarak bu iddianın kazananı bendim.

Demir bitiş noktasına vardığında hemen kalkıp Eflin'in yanına giderken Yavuz,

"Bir tek sana yeniliyorum." dedi.

"Ne o, kaybedince durumu süslü laflarla mı kurtarmaya çalışıyorsun?"

"Yo. Ne istersen, itiraz etmeden yaparım. Sen ceza verdiğini zannetsen de 'senden' gelen her şey benim ödülüm olur."

Bu söylediklerinden sora içimdeki kelebekler yine uçuşmaya başlamıştı. Ağzı ne de güzel laf yapıyor öyle. Ama hemen de erimemek lazım.

İçimde uçuşan kelebeklere rağmen, normal bir şekilde, onun da bana önceden söylemiş olduğunu söyledim.

"Yapmanı istediğim zaman söyleyeceğim."

"İyi, peki." diyerek başını sallamıştı.

Heğimiz kasklarımızı çıkarttıktan sonra Yasemin,

"Ben sevmedim bunu başka bir şey yapalım." dediğinde neden sevmediği gayet açıktı. Muhtemelen ilk kez bindiğinden olsa gerek, çok yavaş kullanmıştı ve Özgür de ona yardımcı olmaya çalışıyordu.

"O zaman başka bir şey yapalım. Eğlence merkezine gidebiliriz." diye bir fikir ortaya atılınca yakınlardaki bir avmye gittik.

Eğlence alanı gerçekten çok büyüktü. Bir sürü makina ve yanıp sönen ışıklar dikkat çekiyordu. Herkes kart çıkardıktan sonra farklı yerlere dağılmıştık.

Yasemin ve Özgür basket alanına giderken, Demir ve Eflin de air hockey oynamaya gitmişlerdi.

Biz ise Yavuz'la motorun olduğu kısıma gittik. Hıza karşı bir ilgimiz vardı bu kesin. Çünkü her fırsatta yarışıyorduk.

"Bakalım beni yine yenebilecek misin?" dediğinde, bir bakış atıp.

"Tabiki de yeneceğim." dedim.

Ekranın önündeki motorlarda yerimizi aldıktan sonra oyun başlamıştı ve maalesef az önceki dediklerim üzerine Yavuz kazanmıştı.

"Çok da iddialıydın ama..." dedi kazanmışlığın verdiği gururla.

"Moralin bozulmasın diye. Malum, bir öncekinde de ben seni yenmiştim."

"Neyse ki iki bir öndeyim."

"Daha bitmedi ki. Bir sürü oyun var."

Dediğimde oyunları yeni bitmiş Demir ve Eflin yerine biz air hockey oynamaya başlamıştık. Refleksleri benden daha iyiydi. Ama fena bir rakip sayılmam bence.

Bu oyundan sonra da kaybedince hevesim kaçtı. Yavuz'un ısrarları sonucu bir kaç makinada daha oyun oynamıştım ki acımasız, hepsinde yenmişti beni.

Bir şekilde üste çıkmam gerekiyordu.

"İyi ama bu haksızlık. Senin elin kolun uzun, dev gibisin. Senin yanında küçücük kalıyorum, tabi kaybederim."

" 'Dev gibisin' iltifatın için teşekkür ederim ama mızıkçılık yapma. Sende şirinlik yaparak... Beni öperek dikkatimi dağıtmayacaktın."

Ne var canım, bir kaç sayıyı onu öperek, daha doğrusu dediği gibi dikkatini dağıtarak kazandıysam. Onun vücudu yapılıysa bu da benim hakkım.

"Rahatsız mı oldun?" dedim ciddiyetsizce tek kaşımı kaldırırken.

"Yo yo. Hadi bir daha öp." dedi yanağını uzatıp, yüz hizama eğilirken.

"Çok beklersin." diyerek, Demri ve Eflin'in önünde durduğu boks makinasının olduğu yere ilerledim. Yavuz'sa arkamdan söylenerek geliyordu.

Tam yanlarına geldiğim esnada Eflin'in attığı sert yumruk karşısında ağzım açık kaldı. Gerçekten çok güçlü bir şekilde vurmuştu.
Galiba ağzı açık kalan bir ben değildim çünkü Demir de hayret içinde Eflin'e bakıyordu.

"Bir şey hatırlatmak istiyorum Demir'e şiddete hayır"

Demir'in bu söylediğine gülmeden edemedim ve bende ekledim.

"Eflin sinirlendiğin zaman haber ver de, Demir de ona göre can güvenliğini alsın."

Bunun üstüne Eflin,

"Beni sinirlendirecek bir şey mi yapacaksın?" dedi Demir'e karşı.

Başını iki yana sallayan Demir,

"A-asla. Ben hiç öyle şey yapar mıyım?" demesi üzerine Eflin'le aralarında ufak bir bakışma geçiyordu. O sırada da Özgür'le Yasemin gelmişti.

Yavuz'un, Demir'e

"Hadi. Sıra sende." demesi üzerine Demir de

"Yok ben almıyım. Malum böyle şeylere karşıyım."

Yavuz gülerek bana döndü ve eliyle makineye işaret etti.

Çok iyi olmasada kendimce sağlam bir şekilde vurmuştum. Tabi Eflin' in yanından geçemezdi.

Sıra Yavuz'a geldiğinde, o da vuruşunu yaptı ve Demir'le Özgür'den,

"Oooo." diye bir ses yükseldi.

Özgür ve Yasemin de vuruşlarını yaptıktan sonra acıktığımı hissettim.

"Ben çok acıktım, bir şeyler mi yesek?"

Yasemin de bana katılarak,

"Ben de çok acıktım. Hiç enerjim kalmadı."

Bu sefer Demir ortaya atılarak, yakınlarda olan iyi bir yerin olduğunu söyleyince oraya gittik.

Öyle acıkmıştım ki nefessiz yiyordum yemeği. Yanımda oturan Yavuz'sa, yemeğini bırakmış, bu iştahlı halimi gülerek izliyordu.

"Ya öyle bakmasana, yiyemiyorum."

"Nasıl bakıyorum ki?"

"Böyle işte."

"İyi tamam." diyerek yemeğinden bir lokma aldı ve öksürmeye başladı.

"Ya bana da az kalsın böyle oluyordu." dedim. Meğersem numara yaptığı için öksüryormuş. Çünkü bu söylediğimin üstüne hemen öksürmeyi bıraktı ve

"Nefesimi kesiyorsun o yüzden öksürüyorum."

Elimle yüzümü kapatıp,

"Yavuz kızlar burda. Yapma şöyle."

Her ne kadar sessiz konuşsakta, duymaları durumunda dillerinden düşmeyeceğim için endişelenmiştim.

•••

YASEMİN

Yemekten sonra bizimkilerin önerisiyle bilardo oynamaya gelmiştik ve içeri girince fark etmiştik ki bunu daha önce planlayıp vip bölüm için rezervasyon yaptırmışlardı. Bizim 'Ne ara planladınız' sorularımızı es geçerek alana ilerledik.

Avrupa Yakası'nın en prestijli alışveriş merkezlerinden birinin içinde, diğerlerinden ayrılmış, özel ve lüks bir VIP bilardo alanı vardı.

Ortada, üstü spot ışıklarla dikkatlice aydınlatılmış 3 profesyonel bilardo masası yer alıyordu. Masaların çevresi, koyu renk deri koltuklar ve rahat bar tabureleriyle çevriliydi. Duvarlarda klasik bilardo temalı sanat eserleri, altın çerçeveli aynalar ve loş, şık ışıklandırmalar atmosferi tamamlıyordu.

VIP alan, kalabalık ve gürültüden uzak, sakin bir ortam sunuyor; arka planda hafif caz müzikleri ve özel ses sistemi ile ortam destekleniyordu. Küçük ama zengin donanımlı bir minibar köşesi, özel içecekler ve kokteyllerle doluydu. İçecek servisi ve ekstra konfor hizmetleri alanın seçkin havasını pekiştiriyordu.

"Herkes oynamayı biliyor mu?" Yavuz'un sorusuyla birbirimize baktık. Abim sağ olsun birçok oyunu ve spor dalını biliyordum.

"İsterseniz öğretebiliriz." Eflin kaşlarını hafifçe çatarak takılırcasına Özgür'e doğru konuştu.

"Çok eminsin bakıyorum?!"

"Eminim tâbi, hatta hepimiz eminiz!"

"Allah Allah!"

Hafsa da konuşurken Demir lafa atıldı "Bilardo bizden sorulur kızım. Kaç kere oynadık biz şu oyunu, müdavimi olmuştuk bir ara!"

"Ee herkes biliyorsa başlayalım o zaman." İstekanın birini eline alıp inceleyen Yavuz'a Hafsa cevap vermişti.

"Nasıl oynayacağız ki sevgilim, altı kişiyiz. Sıra sıra mı oynasak?"

"Yok yok bence madem ilk dakikadan şöyle güzelce gerildik, devam ettirelim bunu. Kızlar erkekler olarak grup olalım kendi içimizde de sıra sıra oynarız. Ne dersiniz?"

Eflin ve Hafsa bana hak verip hızlıca yanıma geçerken Özgür çatık kaşlarıyla bana bakıyordu.

"Gerilmedik ya ne gerilmesi. Güzel güzel ikili takım olalım işte!"

"Yok yok böyle güzel oldu hem iddiaya da gireriz!"

"Olur sevgilim, nesine!"

Eflin bize dönerken Demir'de Yavuz ve Özgür'e dönmüştü lakin Özgür hâlâ bu fikirden memnun değildi.

"Lan durun yaa, ben sevgilimle takım olmak istiyorum!"

Özgür tam öne atılıp belime sarılmaya yeltenmişken kızların beni çekmesiyle durmak zorunda kaldı.

"Alışverişine!"

"Ne?"

"Alışverişine Özgür Bey ama derseniz ki ben para ödemem şimdiden çekilebilirsiniz!"

"Hafsaaa!"

"Kabul mü değil mi hadi!"

"Nasıl yani kaybeden takım kazanan takımın alışveriş parasını mı ödeyecek?" Demir'in sorusuna cevap verdim.

"Evet."

"Tamam hadi, başlayalım. Hanımlar önden!"

"Öyle olmaz, sonra yenilince biz geç başladık felan dersiniz!"

"Emin misiniz Yaso Hanım?"

"Eminim eminim Demir Bey, sevgiliniz burada diye centilmenlik yapmanıza gerek yok zar atarak karar verebiliriz."

"Ben zaten centilmen bir erkeğim..."

Yavuz'un zar atmasıyla onların başlayacağı belli olmuştu ve işte şimdi rekabet başlıyordu...

Eflin'in bizi tutup çekmesiyle daire oluşturup hafifçe eğilerek sessizce konuşmaya başladık.

"Bana bakın kızlar, bu maçı alıp onlara alışveriş listesini kitliyoruz! Tamam mı?!"

"Tamam!"

"Tamam!"

"Geçen gün favlayıp almak istediğim deri ceket için bu harika bir fırsat olabilir. Oyun boyunca bir yandan strateji kurun bir yandan da aldıracağınız kıyafetleri düşünün. Haydi aslanlarım göreyim sizi!!!"

"Aslanlarım mı?"

"Hmm siz Galatasaray'lısınız ya gaza gelin diye söyledim."

"Yaaa..."

"Şişşt yaa maa yok. Tatlı kız, uslu kız olmak yok şuan herkes pençelerini çıkarıcak ve bu maçı alıcaz!"

Eflin'e hak vererek ciddi yüz ifademi takındım ve dik bir şekilde durup arkamızı döndük.

Bizimkiler bizim ne yaptığımızı anlamlandırmaya çalışır gibi duruyorlardı. Bize 'Bizim öyle stratejiye ihtiyacımız yok' der gibi bakıyorlardı ama görecektik.

İlk önce Özgür başlarken her ne kadar şans öpücüğü istese de Eflin'in delici bakışlarından dolayı verememiştim...

Hafsa telefonundan bizi kaydederken oyun başladı...

•••

Oyunun ortalarına doğru sırası tekrar gelen Hafsa ciddiyetle masaya eğildi, beyaz topa odaklanmıştı. İlk vuruşunda toplar dağıldı ve biri köşedeki cebe girdi.

"Tamam tamam... Ciddiye almamız gerekiyormuş kızları!" Demir'in kısık sesle söylenmesiyle Hafsa gülerek konuştu.

"Bu zamana kadar ciddiye almaman hata zaten."

Hafsa'dan sonra sıranın dönmesiyle bu sefer Demir isteka ucunu tebeşirledi ve sonra hafifçe Eflin'e göz kırptı.

"Şans dilerim... Ama işe yaramayacak."

"İzle ve gör sevgilim."

Demir'in topa çok sert vurmasıyla diğer bir top dışarı fırlamıştı!

Eflin gülerken Demir sinirli bir nefes vererek mini bara doğru ilerledi.

Oyun ilerledikçe herkes sırayla oynuyor, dışarıda kalanlar kenardan taktik veriyordu.

Benim yanlışlıkla beyaz topu deliğe sokmamla Yavuz alkışlamaya başladı.

"Teşekkür ederiz Yasemin, içten içe bizi tuttuğunu biliyordum!" Gülerek Yavuz'a döndüm.

"Alışverişe çıksam da sana bir şey almam, sakın heveslenme!"

Topu deliğe atmamla beraber kızlarla birbirimize gülümserken konuştum.

"Hazırsanız cüzdanlarınızı ısıtın çocuklar. Biz biraz pahalıyızdır."

"O kadar emin konuşma daha oyun bitmedi sevgilim!" Bunları Özgür mü söylemişti, oyunun başında benimle takım olmak isteyen Özgür...

"Haydi başlayalım, sonra MIORÉ kuyruğuna girmeyeceğim diye ağlamayın."

Yavuz Hafsa'nın söylemine gülerek istekayı eline aldı. Orantılı bir şekilde attığı beyaz top masanın ortasındaki renkli toplara çarptı ve biri içeri girdi.

Gülerek Hafsa'ya dönüp göz kırpmasıyla "Ne var yani... Tebrik mi bekliyorsun sevgili diye torpil mi geçiyoruz, anlamadım?" Dedi.

Yavuz daha çok gülmeye başlamıştı.

"Olur mu öyle şey sevgilim!"

Maç Ortasında oyun ilerledikçe rekabet kızışmaya başlamıştı ben sabırlı ama dikkatli hareket ederken Eflin topa her vuruşunda daha fazla güç uyguluyordu.

"Sevgilim, o topu Mars'a göndermeye mi çalışıyorsun?"

"Fazla konuşma sevgilim dikkatimi dağıtıyorsun!"

Eflin'in kaşları çatık bir şekilde kendisine dönmesi ile sakince yerine oturdu Demir.

"Pardon sevgilim."

Eflin'in attığı sayıyla skor şuan başa baş gidiyordu. Bir sayı farkla biz öndeydik.

Sıra Demir'deydi. Masaya eğildi, ama çok aceleciydi. Vurduğu top hedef deliğinin yakınından döndü.

"Anlıyorum bize karşı iyi niyetin var ama yetmiyor be Demir!"

"Ahh be Yaso iyi niyetle alınan ceket olur mu?"

"Yalnız sevgilim, yalnızca top değil fırsatlar da kaçıyor hatırlatmak isterim. Ona göre oyna bence!"

"Öyle olsun pandacık!"

Masada sadece siyah 8 top kalmıştı. Sıra bendeydi ve herkes susmuştu.

Yavuz'un alaylı bir şekilde "Sakın kaçırayım deme, yoksa alışverişi MIORÉ'dan yaparız." Demesiyle ona bakarak göz kırptım.

"Zaten ilk oraya gidecektik!"

Benim topa odaklanmamla, Eflin konuştu. "Yasemin, bak bu sadece bir top değil. Bu MIORÉ'un kış koleksiyonu."

Ben iyice hırslanırken bu sefer Hafsa "O çantayı, alacağın elbiseyi düşün."

Derin bir nefes alarak tüm dikkatimle sadece elimdeki istekaya odaklanarak dengeli bir şekilde vurdum. Siyah top yavaşça köşe cebe doğru ilerledi... Ve tam ucundan içeri düştü.

Hızlıca kızlarla delicesine gülerek birbirimize sarılırken Özgür'ün yüzünde minik bir tebessüm vardı. Biliyordum her ne kadar rakip olsak da o topu atmama sevinmişti...

"Allah'ım gelsin deri ceketler, topuklu botlar, marka çantalar!!!"

"Yok artık en fazla birer tişört alırsınız. Taksit yapıyorlar mı bu arada?" Demir'in Hafsa'ya takılarak konuşmasıyla Hafsa "Hayır tatlım, sen bize o çantayı nakit ödeyeceksin." Diyerek noktayı koymuştu.

•••

Bilardo salonundan galibiyetle çıktıktan sonra alışveriş için mağazaya giderken gördüğüm carnival games ile duraksadım. Benimle beraber Özgür de dururken diğerleri ilerlemeye devam ediyordu.

"Ne oldu sevgilim?"

"Şuna baksana! Küçükken hep bu peluşlardan kazanmak isterdim ama abim, hileli kızım bunlar, diyerek oyuncakçı dan almamızı söylerdi..."

"Ee oynayalım o zaman, hangi peluşu istersin?"

"Ne, olmaz! Herkes gitti zaten hem daha alışveriş yapacağız!"

"Gelirler sevgilim, hem alışveriş kaçmıyor. DEMİR!"

AVM'nin içinde bir anda bağırmasıyla irkilirken Demir'ler bize dönmüşlerdi.

"Buraya gelin carnival games oynayacağız!"

Onlar hiç şüphesiz bize doğru gelirlerken ben ışıltılı gözlerle Özgür'e bakıyordum.

"Gerek yoktu..."

"Sen istemişsin nasıl gerek yoktu..."

Yüzüme doğru eğilip burnunu yavaşça burnuma sürtmesiyle dudaklarına öpücük kondurup geri çekildim. Arkamı dönüp elini tutmadan önce ağız dolusu gülümsemesini görmüştüm!

"Hadi gidelim o zaman."

Hep beraber oyun alanının önünde dururken Özgür konuştu.

"İlk ben başlayıp sevgilimin istediği peluşu kazanıcam arkadaşlar, herkes geri çekilsin! Hangisini istiyorsun sevgilim?"

Gözlerimi peluşların üzerinde gezdirmeye başladım. Çok fazlalardı ve seçmem çok zordu, panda, kirpi, fil, köpek, ayı derken gözüme çarpan en büyük oyuncakta takılı kaldım.

Kocaman tek boynuzlu pembe bir unicorndu... Allah'ım çok tatlıydı ve kesinlikle onu istiyordummm!!!

"Eee şuradaki unicorn olabilir sevgilimm!"

"Oldu bil sevgilim birkaç dakika sonra elinde olacak."

Özgür görevli adamla konuşmaya giderken Hafsa konuştu.

"O kadar eminki alabileceğinden eğer kazanmazsa ne gülerim hee!"

Eflin'de onun gülmesine katılırken ben düz bir ifadeyle onları izliyordum. Alırdı bence...

"Hiç öyle düşünme Hafso, Özgür oyun konusunda her zaman iyidir. Aynı benim sporda olduğum gibi, ne dersin sevgilim boks makinesine gidelim mi?"

"Gideriz Demir gideriz..."

Demir Eflin'e sarılırken Özgür elindeki tabancayla yanımıza geldi.

"Şans öpücüğü?"

Dudaklarını uzatmışken hızlıca yanağına eğilerek kocaman bir öpücük verdim.

"İyi şanslar sevgilimmm."

"Neyse buna da kabülum... Ama şimdilik!"

Atış için çizgiye geçerken öğrendiğimiz üzere dokuz atış yapacaktı. Elindeki oyuncak tabancayla farklı büyüklüklerdeki sağa sola, yukarı aşağı hareket eden palyaço figürünü vurması gerekiyordu ve 13 hakkı vardı.

Tabancayı tek eliyle tutup nişan aldı ve atışını yaptı. İlk atışında olmasına rağmen kusursuzca hedefi vurmuştu. Bana göz kırpıp tekrar nişan aldı. İkinci atışını da vururken 3. Atışında kaçırmıştı.

"Hadi sevgilim, yapabilirsin!"

"Hadi be Özgür enişte, bir oyuncağı vuramayacak mısın yaa!"

Hafsa'nın ters psikolojisine aldırmadan 4. Atışı da vurdu. Beşinci atışı da vururken 6 ve 7. Atışı kaçırmıştı ve az hakkı kalmıştı. Derin bir nefes alarak başını sağa sola kütletti...

Dokuzuncu atışa kadar tekrar kusursuzca vurarak son atışında bana bakmıştı ve şuan sadece iki hakkı kalmıştı.

"Senin için sevgilim!"

9. Atışı vurmasıyla şarkı çalıp, rengarenk ışıklar çıkan stanttan uzaklaşarak yanıma geldi ve dudaklarıma kapandı...

Hiç kimseyi umursamadan ona karşılık verirken ayrıldığımızda nefes nefese kalmıştık.

"Hadi alalım şu unicornu!"

Görevli adam unicornu uzatırken Özgür'ü tebrik etmişti.

"Yavrularını da ister misin güzelim?"

"Nasıl yani?"

"Bak şuraya."

Eliyle gösterdiği yere bakarken aynı unicornun küçük versiyonlarını görmüştüm. Allah'ım gerçekten çok tatlılardı...

"Onları da alıcam!"

"Hop sıraya gir kardeşim önce ben Eflin'ime alıcam!"

"İyi, al bakalım!"

"Sen ne istersin sevgilim?"

Demir eline silahı aldıktan sonra Eflin'e dönmüştü.

"Şurdaki büyük lilo'yu istiyorum."

"10 hakkınız var beyefendi."

"Kaç tane vurmam gerek?"

"6 tane."

"Ben onu havada karada vururum!"

Vuramamıştı... Evet sabahtan beri sonuncuyu vuramamıştı ve ikide bir söylenmesiyle Hafsa ile ben kahkaha atarken Eflin de alttan alttan gülüyordu.

"Lan oğlum pes et artık!"

"Evet ya hem o silah bozuk felan değil, sen atamıyorsun kabul et!"

"Lan Özgür, Yavuz tutukluk yaptı o silah diyorum ondan vuramadım!!!"

Eflin'e olaya el atarak Demir'in yanına yaklaştı ve koluna girdi.

"Evet sevgilim tutukluk yaptı silah ben inanıyorum sana ama hadi artık gidelim sıkıldım..."

"Olmaz ben şimdi onu kazanıcam!"

"Abi aslında attığın atışlarla onu değil ama bunu alabilirsin!"

Adam elindeki büyük olanın aynısı ama küçük boyu olan lilo'yu Eflin'e uzatmıştı.

"Yok olmaz-"

"Olur kardeşim çok güzel olur teşekkür ederiz, dimi Demir!"

"Evet evet!!!"

Özgür öne çıkarak "Ee Demir'im bize nasıl atmamamız gerektiğini gösterdikten sonra ben sevgilime unicorn almaya devam edeyim." Dedi.

"Lan!"

On dakikalık bir sürenin ardından bir kolumla büyük unicorna sarılırken elimle de küçük olanı tutuyordum ve öyle garip bir konumdaydık ki Özgür'ün bir eli benim diğer elime sarılıyken diğer eliyle de orta boylu unicornu tutuyordu. Boynundan tutuyordu...

"Sevgilim?"

"Efendim güzelim."

"Boynundan tutma ama..."

Kısıkça gülerek unicornu sırtından tuttu. Özgür benim, Demir'de Eflin için peluş kazanırken Yavuz'da Hafsa için oynamaya yeltenmişti lakin Hafsa'nın 'Hadi alışverişe artık!' demesiyle tekrar MIORÉ'a doğru yola koyulmuştuk...

MIORÉ üç yıl önce açılan Fransız giyim mağazasıydı. Fransız şıklığı ve sofistike tarzı her parçada görebiliyorduk. Elbiseler, etekler, takımlar, çantalar, ayakkabılar ve minimalist takılar için kesinlikle mükemmel bir mağazaydı. Söylediklerine göre 'Altın' gibi tınılayan' kıyafetler üretmek için kurulmuştu...

Mağazaya girmemizle Eflin, Hafsa ve benim farklı yerlere dağılmamız bir oldu. Arkamızdan gelen şaşkınlık nidalarını ve adam seslerini duyabiliyordum. Yapacak bir şey yoktu iddiayı biz kazanmıştık ve bugün bizim günümüzdü...

Gördüğüm ekoseli eteğe doğru resmen uçarken hem her tarafına bakmaya başlamıştım siyah, kahve ve krem tonlarındaydı. Kendi bedenimi reyondan bulup alırken Özgür sol çaprazımda kazaklara bakıyordu.

"Size gerçekten çok yakışır..."

Duyduğum sesle sağ tarafa döndüğümde genç bir adam görmüştüm.

"Pardon?"

"Modadan anlarım da... Sizin de fiziğiniz çok güzel, eminim etek çok yakışacaktır. Giymenizi tavsiye ederim!"

"Ben şimdi sana bir giydireceğim!!"

Özgür'ün adamın üstüne doğru yürümesiyle göğsünden zorla tutarak durdurmuştum.

"Sevgilim, sevgilimmm. Sakin!"

"Pardon birader, sevgilisi olduğunu bilmiyordum!"

"Bilmene gerek mi var *** kafalı! Sen ne hakla bir kadınla böyle konuşuyorsun!"

"Pardon dedik ya birader!"

"Lan var ya-"

"Tamam, tamam sevgilim hadi biz gidelim!"

Özgür'ü zorla kolundan çekip kabinlere doğru sürüklerken o hala arkasını dönmüş adama dik dik bakıyordu.

"Sevgilim ben şu eteği deniyorum... Senin elindeki ne yaa?"

Kabinin içine girmişken Özgür'ün elindeki koyu yeşil şeyi yeni fark etmiştim. Elindekini açarak bana gösterdi. Çok güzel bir kazaktı.

"Senin için seçtim belki eteğin üstüne kombinlersin diye..."

"Yaaa senin güzel düşünceni severim, ver de giyeyim!"

"Tam bedenin olmayabilir ama güzelim o *** kafalıyı duyunca elime ne aldığımı bilemedim!"

"Tamam, sen ver bana bir bakayım."

Ben kabinin içerisine girmiş üstümü giyinirken duyduğum seslere kulak kesildim.

"Sevgilim o çok mu şey-"

"Ney Yavuz!!"

"Yırtık!"

"Off Yavuz yaa yırtık ne demek yırtmaç o!!"

"Sevgilim kumaştan çalmışlar, defolu o ürün!"

"Yavuz delirtme beni!"

Ve ardından gelen bir kapı sesi. Büyük ihtimalle Hafsa kabinin kapısını kırmak pahasına vurmuştu...

Ve bir ıslık sesi. Özgür...

"Oğlum rahat bırak kızı, istediğini giysin!"

"Lan ne istediği kumaştan çalmışlar valla ya. Brom burda ya burda!!!"

Anladığım kadarıyla Hafsa yırtmaçlı bir etek almıştı ve Yavuz şuan yırtmacın yerini Özgür'e gösteriyordu...

Aynadan kendime baktığımda küçük bir çığlık atmadan edememiştim. Bu bu kıyafetlerin güzellik şaka mıydı??

"Sevgilim iyi misin?"

Özgür'ün sesini duymamla hızlıca kabinden çıkarak kombinimi gösterdim.

"Özgür şuna bak, bayıldım bayıldım bayıldım!!!"

Özgür benim mutluluğuma gülerken "Çok güzel olmuşsun sevgilim, dünyalar güzeli olmuşsun!" Diyerek beni kendine çekti ve başıma bir öpücük kondurdu.

"Yaso güzel olmuşsun,olmuşsun da sadece bunlar mı yaa, o kadar oyun kazandınız biraz süründür şu çocuğu!"

"Merak etmeyin Yavuz Bey ben süründüreceğim sizi..."

Kabinden çıkan Hafsa'ya ışıltılı gözlerle baktım. Çok güzel olmuştu... Beyaz derin yırtmaçlı yandan bağlamalı bir etek, lacivert korse bluz ve topuklu sandalet giymişti.

"Üff Hafso'm yakıyorsun!"

"Ahhh teşekkür ederim balım..."

Yavuz ileri atılarak "Allah aşkına sen söyle Yasemin şu etek üretim hatası değil de ne?" Dedi.

"Valla hatayı felan bilmem de başka rengi var mı?"

"Güzel dimi!"

"Çok..."

"Ama sen bunu bırak Yaso'm da, sol taraftaki iç vitrinde olan elbiseyi gördün mü?"

"Hangisini?"

"Beyaz... O elbisenin içinde bembeyaz tenin çok güzel ortaya çıkar!"

Gülerek göz kırptım.

"Diyorsun?!"

"Diyorum!"

"Ne diyorsun Hafsa yaa!"

Özgür'ün bir anda aramıza girmesiyle irkilirken Hafsa taviz vermeyen sesiyle konuştu.

"Ya siz erkekler bilmediğimiz şeylere karışmayın lütfen!"

Biz kendi aramızda konuşurken kabine girmeye çalışan erkekleri fark ederek bir anda Hafsa'yı kabine iten Yavuz'la neye uğradığımızı şaşırdık.

"Yavuz-"

"Birader burası kadınlar kabini yalnız!"

"Sizin ne işiniz var o zaman?"

"Sevgilimizi bekliyoruz birader Allah Allah ya!"

Erkekler çıkarken bu sefer içeri Eflin ve Demir girmişti. Eflin bana göz kırpıp kabine girerken bende üstüme birkaç şey daha almak için mağazanın içine doğru ilerledim.

"Ne almak istiyorsun sevgilim?"

"Kombinimi tamamlayacak çanta, ayakkabı olabilir..."

"Kaban da alalım!"

Gülerek ona döndüm.

"Zengin sevgilinin hali bir başka oluyor, alalım bari!"

Özgür kahkaha atarken etrafa bakmıştım. Topluluk içinde böyle kahkaha atmamalıydı...

Bot, çanta ve kaban seçip tekrar kabine doğru giderken elindeki beyaz elbiseyle bana yaklaşan Hafsa'ya gülümsedim. Dediği elbiseyi getirmiş olmalıydı...

Hafsa'nın üstünde kahverengi deri pantolon ve üstünde krem rengi şık bir bluz varken Eflin'in üzerinde bordo kazak, siyah mini etek ve kırmızı botları vardı. İşte benim kızlarım.

"Hemen giyiyorsun Yaso, bayılacaksın!"

Hızlıca kabine girerek etekli takımı çıkardım ve elbiseyi giydim. Öhöm öhöm bu elbise biraz şeydi... Kısa ve göğüs dekolteli, derin göğüs dekolteli...

Kabinden çıktığımda herkesin gözleri bana dönerken Özgür fark etmemişti. Bir anda arkasını dönünce ise kalakalmış ve hemen etrafa şahin bakışları atmıştı.

Bana doğru yaklaşırken elleri belimi sarmış, herkesten saklar gibi sıkı sıkı kendine çekmişti.

"Sevgilim bu elbise sence de biraz fazla dekolteli değil mi?"

"Evet biraz... Ama çok güzel değil mi?"

"Çok güzel evet ama... Eğer gerçekten içinde rahat hissedebileceğini düşünüyorsan- Off sen bilirsin..."

Beni kısıtlamak istemiyordu ama kendisi de bazı insanlar gibi rahat olmadığı için içi içini yiyordu.

"Bence sadece senin yanında giysem sorun olmaz ne dersin?!"

"Olur olur!"

Beni geçiştirirken bir yandan da yavaş yavaş kabine doğru adımlıyordu... Gülerek yanağına bir öpücük kondurdum ve hızlıca kabine girip üstümü değiştirdim.

"Siz bunları nereden buldunuz yaa kış mevsiminde?"

"Şimdi şöyleki Demir'cim bu kıyafetler markanın yaz kreasyonu için şuanlık sınırlı sayıda üretilen çalışmaları..."

"Yandınız oğlum siz Allah bilir kaç paradır bu kreasyonlar!"

Demir'in gülerek konuşmasıyka Özgür ve Yavuz da gülmüştü.

Bir günümüz daha güzelce biterken evlerimize dağılmıştık...

•••

EFLİN

Dizlerime kadar suya girdiğimde, serinlik vücudumun her noktasına yayıldı ve ince bir titreme hissettim. Derin bir nefes alarak kendimi suya bıraktım; serinlik aniden bir rahatlamaya dönüşmüştü. Havuzun en derininden karşıya kadar yüzdüm. Yüzeye çıktığımda nefes nefese kalmıştım. Yüzüme yapışan bebek saçlarımdan rahatsız olarak düzelttim. Suyun yatıştırıcı bir yanı vardı, sanki tüm ağırlığımı üzerinden alıyordu.

Nefesimi düzeltmek için sırt üstü uzandım. Gözlerimi kapatıp kendimi suya bıraktım. Düşüncelerim bir bir silinirken, zihnimde kalan tek şey anın huzuruydu. Dünya durmuş gibiydi, kapalı havuzun içi sessiz ve sakindi. Derken yüzüme hafif bir rüzgar çarptı. Rüzgar havuzun dalgalarını okşarken sudaki huzur melodisini tamamlıyordu.

Gözlerimi kapatmış, kendimi anın sakinliğine bırakmıştım ki yüzüme büyük bir su sıçradı. Hızla doğrulup gözlerimi açtım. Tam ne olduğunu anlamaya çalışırken, o silüet belime sarıldı.

"Demir?" dedim şaşkınlıkla. Gülerek kafasını iki yana salladı. Saçlarından akan sular yüzüme çarpmıştı.

Yüzümü buruşturarak onu itmeye çalıştığımda ellerimin göğsüne dokunduğunu fark ettim ve istemsizce duraksadım. Altındaki kaslara göz ucuyla bakarken boğazımı temizledim ve hızla geri çekildim.

Durumu fark eden Demir ise kahkaha attı. Utanarak bakışlarımı kaçırdığımda gözlerim açık kalan kapıya takıldı. Oradan gelen sert rüzgar suyun dışında kalan omuzlarımı titretiyordu.

"Eflin?" Sesinde hala bir alaycı bir tınısı vardı. "Utandın mı sen güzelim?" Anlamamazlıktan geldim.

"Ne utanacağım canım, ben! Bozdun tüm keyfimi, ne güzel huzurluydum burada." Tek kaşı havalandı.

"Gideyim o zaman ben?" Bunu söylerken bile ellerini belimden çekmemişti. Gözlerimi kısarak gülümsedim.

"Sanki gidebilecekmişsin gibi." Bunu duyar duymaz aramızdaki mesafeyi sıfırladı. Nefesi dudaklarıma çarpıyordu artık.

"Gidemem tabi." Sesi neredeyse bir fısıltı gibiydi. "Senin aksine benim huzur bulduğum yer, senin yanın."

"Diyorsun?"

"Diyorum tabi." Burnuma hafif bir öpücük kondurduğunda, gözlerim istemsizce kapandı. Açıldığında ise yüzündeki o güven dolu ifadeyle karşılaştım.

"Titriyorsun." Alaycı bir gülümseme vardı yüzünde. Beni belimden tutup, havuzun daha da derinlerine çekti. Çenem artık suya değiyordu.

"Yarışalım mı?" dedim, gözlerimle meydan okurcasına.

"Kazananın kim olduğu zaten belli, Pandacık. Yarışmaya gerek var mı?" Ondan uzaklaşarak havuzun en başına doğru yüzdüm.

"Korkuyorum demiyorsun da." Peşimden yüzerken o tipik 'sen kaşındın' bakışını atıyordu. Yanıma vardığında duraksayıp üstüm de ki mayoyu süzdü kıza bir an.

"Kırmızı yakışmış."

"Kazanmak için iltifat mı ediyorsun sen?" Kahkahası kapalı havuz boyunca yankılandı. O an, burada yalnız olduğumuzu tekrar hatırladım. Zaten sabahın köründe, biz iki deliden başka burada kim olabilir ki zaten?

"Sence benim kazanmak için böyle numaralara ihtiyacım var mı?" Kendinden baya emin duruyordu. İkimizde sırtlarımızı havuzun kenarına yaslamıştık. Havuzun içinde olduğu için aramız da ki boy farkı artık eşitti. Kulağına yaklaşarak fısıldadım.

"Yeşil şortun güzel ama dikkatimi dağıtan asıl şey o değil."

Sözler ağzımdan döküldüğünde, kendi kulaklarıma inanamadım. Ne? Bunu gerçekten ben mi söyledim? Kalbim bir an için duracakmış gibi oldu. Bu tarz cümleler benim kelime haznemde bile yoktu! İçimde bir sıcaklık dalgası yükseldi, yanaklarımın kızardığını hissediyordum.

Demir çoktan imamı anlayarak donup kalmıştı. Gözlerindeki şaşkınlık beni daha da panikletti. Beni böyle göremezdi.

"Ne?" dedi sonunda baya şaşkındı haklı olarak.

Bunun üzerimdeki etkisini bastırmak için hızlıca dudağından öpüp, geri çekildim.

"Yarış başladı!" Arkamdan bana melül melül baktığına emindim.

Suyun derinlerine dalmadan önce "Buraya gel!" Dediğini duyabilmiştim.

Suyun altında gülümsememi bastırmaya çalıştım, nefessiz kalmamak için kendimi zor tutuyordum. Bunu nasıl demeye cesaret ettiğimi bile bilmiyordum. Onun yaklaştığını fark ettiğimde hızlandım, ama geç kalmıştım. Ayağımdan tutarak beni kendine doğru çekti.

Su yüzüne çıktığımızda gözlerinin kararmış olduğunu gördüm.

"Az önce dediğin şey..." dedi, sesi daha ciddi bir tona bürünmüştü.

Başımı hafifçe yana eğip dudaklarımı büzdüm. "Ne dediğimi hatırlamıyorum, üzgünüm." Bir an şaşkınlıkla duraksadı.

"Demek hatırlamıyorsun," dedi, sesi hafifçe meydan okur gibiydi. "Belki bu hatırlamana yardımcı olur." Ve bir anda dudaklarıma kapandı.

Dudaklarımdaki sıcaklık, önce beni sersemletti. Zaman durmuş gibiydi. Gözlerimi kapattım ve bu hisse kendimi bırakmaktan başka bir şey düşünemedim. Hafifçe geriye çekildi, ama hemen sonra tekrar bana yaklaştı.

Nefesi, yüzümde dolaşan bir yaz meltemi gibiydi. Ellerinin suyun içinde hafifçe belime dokunduğunu hissettim. Titrediğimi fark etmiştim ama bu sefer soğuktan değil, tamamen ondan dolayıydı.

Bir adım daha attı, aramızdaki boşluk tamamen kapanmıştı. Dudakları, bir an için duraksar gibi oldu, sonra daha kararlı bir şekilde hareket etti. Kalbim, göğüs kafesime sığmayacak kadar hızlı atıyordu. Ellerimi ne yapacağımı bilemeden suyun içinde serbest bıraktım, ama onun beni tutuşundaki güven duygusu tüm kontrolü ona bırakmamı sağladı.

Ne kadar sürdüğünü bilmiyordum. Zaman ve mekan kavramını tamamen yitirmiştim. Ama nihayet geri çekildiğinde, birbirimize nefes nefese bakıyorduk. Gözleri benimkilerle buluştu ve dudaklarında hafif bir gülümseme belirdi.

Yüzümün baya alev alev yandığını hissettim, ona daha fazla bakamayacak kadar utangaç bir haldeydim.

"Şey..." Ne diyeceğimi bilemiyordum.

Suya bir adım daha geri çekildim, ardından hızla havuz merdiveninden çıkmaya başladım. Mayomdan suların damladığını fark edince daha da hızlandım. Soğuktan titremeye başlamıştım. Şezlonga doğru ilerlerken akamdan onun yoğun bakışlarını hissediyordum. Asla yapmamam gereken şeyi yaparak arkama döndüm. Gözlerimiz kesişince nefes almayı unuttum. Gözlerinde olan duyguları çözümleyemiyordum. Yüzün de ki küçük gülümsemeyi görünce kaşlarım çatıldı. O an fark ettim hala havluya sarılmadığımı.

"Demir!" Kahkaha attı.

Bana doğru yüzerek dirseklerini duvara yasladı, ellerini de çenesine yasladı.

"Efendim?"

"Arkanı dön hemen!" Hala gülüyordu.

"Az önce öyle demiyordun ama. Hatırlatmamı-" Yüzünde ukala bir gülümseme vardı.

"Demir!" Ellerini bir suçlu gibi kaldırıp arkasını döndü.

"Tamam tamam döndüm arkamı." Yüzün de ki gülümsemeyi görmesem de hissedebiliyordum. Belime gri havlumu bağlayarak çantamı toparladım.

"Dönebilir miyim?" Sesi o kadar masumdu ki neredeyse gülümseyecektim.

"Dön." Yüzünde hala küçük bir gülümseme vardı. Yüzümü ciddi tutmaya çalışarak soyunma odasını işaret ettim.

"Gidiyorum ben." Havuz merdivenine ilerleyip yavaşça çıktı. Gözlerim yine iradesizce o harika karın kaslarına inmişti. Yutkunamadım. Kim bilir ne kadar çalışmıştı onları yapmak için? Daha fazla saçmalamadan çık buradan Eflin! Ne oluyordu bugün bana. Cidden Demir, beni iyice değiştirmeye başlamıştı. Gözlerimi zar zor yukarı çıkardığımda yine beni yakaladığını gördüm.

Gülüyordu. Hem de öyle böyle gülmüyordu...

"Bak yavrum bak senin de sayılırlar. İstersen yakından da bak? Bana doğru gelmeye başlayınca şezlongunda duran havlusunu ona attım.

"Pislik!" Sessimde kızgınlıktan çok utanç vardı. Çantamı alarak aceleyle ona tam tersi olan soyunma odalarına doğru ilerledim. Oradan uzaklaşırken tüm katı dolduran kahkahasını duyabilmiştim.

•••

Islak saçlarımı kurutup dalgalı bir şekilde şekillendirdiğimde artık hazırdım. Gözlerim, boy aynasında kombinime kaydı. Giydiğim uzun, siyah deri ceket, içim de ki bordo kazakla harika bir uyum içerisindeydi. Mini eteğim ve kombinin asıl en önemli parçası olan dikkat çekici kırmızı botlarım, görünümümün iddiasını tamamlıyordu. Hafif parlayan bordo ojelerim ise küçük ama etkileyici bir detaydı. Evet sürdüğüm bu oje geçen ay gizlice aldığım o ojeydi... Kombinim hem çarpıcı hem de cesurdu. Demir bu halimi görünce şüphesiz hayran kalacaktı. Onun şaşkın bakışlarını hayal ederken yüzümde küçük bir tebessüm oluştu.

"Hafsa, ben çıkıyorum!" Mutfaktan gelen tost makinesi sesi ve ardından Hafsa'nın umursamaz ama sıcak sesi duyuldu.

"Tamam canım, görüşürüz!"

Kapıyı kilitleyip asansöre doğru ilerledim. Binadan dışarı çıktığımda, Demir'in duvara yaslanmış, telefonla konuştuğunu gördüm. Saçları hafifçe rüzgarla dans ediyordu, yüzündeki ciddi ifade dikkatimi çekti.

"Tamam baba. Söylerim. Evet, tamam." Biraz bezgin bir şekilde. Telefonu cebine koydu ve bana doğru dönerek gülümsedi. Sanki az önceki konuşmanın ağırlığını bir kenara bırakmış gibiydi.

"Ne oldu?" diye sordum, yanına yaklaşıp başımı hafifçe eğerek.

Cevap vermek yerine, kolunu omzuma doladı ve yavaşça sitenin çıkışına doğru yürümeye başladık. Onun yanında olmanın verdiği güven hissi içimi sardı.

"Yine aynı şeyler." dedi sonunda, sesi yorgun ama alışmış bir tondaydı. "Annemle tartışmışlar, söylediklerini ona iletmemi istedi babam. Ben arada kaldım, her zamanki gibi."

Gözlerim istemsizce yere kaydı. Bu tür şeyleri dinlemek her zaman bir yanımı sızlatıyordu. Ailesinin hâlâ hayatında olması, her ne kadar atışmalı da olsa, sahip olduğu bir şanstı. Benimse o şansım küçükken elimden alınmıştı.

"Hey," dedi Demir, sesinde yumuşak ama güçlü bir ton vardı. Kolunu omzumdan çekip beni karşısına döndürdü. Gözleri gözlerimdeydi, kararlı ve şefkatli bir bakışla. "Hiç dalmasın o gözlerin. Ben varım, Eflin. Ben senin ailen değil miyim? Hem artık iki abin, üç kız kardeşin var. Seni asla yalnız bırakmayız."

Sesi, içimde bir şeyleri onarıyor gibiydi. Dudaklarım, istemsiz bir şekilde bir gülümsemeye dönüştü.

"Orası doğru." Boğazımdaki düğümle mücadele ederek. "Her şeyim oldunuz." Kısa bir sessizlikten sonra ekledim, biraz daha sessiz bir şekilde "Özellikle de sen."

Demir'in dudaklarında, zafer kazanmış bir gülümseme oluştu. Biraz eğilerek yüzüme yaklaştı.

"Ben ilk sıradayım, değil mi?" Sesinde biraz çocuksu bir merak vardı. "En yukarıda?"

Gözlerimi devirip sırıttım. "Aynen Demir." Sesime küçük bir şaka tonu katarak. "En başta sen varsın."

Demir bir kahkaha attı, sesi havada yankılanırken gözlerinde dans eden sıcaklıkla baktı bana. Onunla konuşmanın bu kadar doğal ve huzur verici olmasına şaşırmaktan asla vazgeçmeyecektim.

Kafeye vardığımızda Yasemin her zamanki enerjisi ile hemen karşıladı bizi..

"Ay hoş geldiniz! Niye söylemediniz geleceğinizi?" Bir yandan ellerini önlüğüne siliyordu.

Demir'in omzumu sıktığını hissedince, "Bir anda karar verdik," diye yanıtladım gülümseyerek. Kısa bir sohbetten sonra Yasemin yemeklerimizi almak için mutfağa geçti.

Demir pankek, ben ise smoothie bowl istemiştim.

Yasemin'in elinden çıkan yemekler her zaman ayrı bir özenle hazırlanmış oluyordu. İleride harika bir şef olacağı şimdiden belliydi.

Kısa sürede siparişlerimiz gelmişti. Ancak Yasemin yapması gereken işleri olduğunu söyleyip aceleyle yanımızdan ayrıldı.

Demir çatalını pankekine batırırken, "Ee, Güneş ne yapıyor?" diye sordu.

Bir an duraksadım. Güneş'i ne kadar ihmal ettiğimi fark etmemiştim.

"Bilmiyorum... Bayağı aksattım onu. En son geçen gün görüntülü konuştuk. Seni de sordu. Gelmemizi bekliyor." Suçluluk hissetmem normal miydi?

Demir bir parça pankek ağzına atıp bana göz kırptı. "Bugün bir işin yoksa gidelim yetimhaneye?"

Bu fikir beni heyecanlandırdı. "Çok iyi olur. Hatta kızları da tanıştırmak istiyorum Güneş'le."

Demir başını salladı, ağzı doluydu.

"Bizimkiler de gelsin o zaman. Hep birlikte gidelim."

Kocaman bir gülümsemeyle başımı salladım. "Çok güzel olur! Ne kadar çok kişi, o kadar iyi."

Yasemin biraz sonra işleri bitmiş halde geldi. Yanında, kolundan çekiştirdiği Özgür vardı. İkisinin arasında geçen tatlı atışmaları hissetmek zor değildi.

"E niye sustunuz?" diye sordu Yasemin, sandalyesine otururken.

Bitirdiğim smoothie bowl kasesini itip Yasemin'e döndüm.

"Yetimhaneye gidelim diyoruz. Hem uzun zamandır gitmedim, aksattım. İşiniz yoksa hep birlikte gidelim,"

Özgür saatine bakıp başını salladı. "Benim işim yok ama Yavuz'u o sıcak yatağından kaldırmak biraz zor olacak." Demir'le kısa bir bakıştılar, sanki gözleriyle anlaşmış gibiydiler.

"O zaman işlerinizi bitirin, hazırlanıp otoparkta buluşalım," dedi Demir.

Yasemin, önlüğünün cebine ellerini sokup omuz silkti. Az işim kaldı zaten. Biter beş, altı dakikaya.

Ayağa kalkarken Yasemin'in yanaklarında un olduğunu fark ettim. Hafifçe gülümsedim.

"Bu arada, yüzünde un kalmış Yaso."

Yasemin şaşkınlıkla ellerini yüzüne götürüp silkelemeye çalışırken, Özgür yanındaki kahkahasını tutamıyordu. Yasemin'in ona attığı kısa ama öldürücü bakış, içeride komik bir şeyler yaşandığını ele veriyordu.

Kısa sürede herkes hazırdı. Bahçede buluşmuştuk. Yavuz ve Demir, motorla gelmeyi tercih etmişlerdi. Biz kızlar ise Özgür'ün arabasında buluştuk.

"Hazır mısınız? O zaman açıyorum şarkıyı!" Yasemin şimdiden herkesi eğlendirmeye başlıyordu. Hafsa, ona başıyla onay verdiği an, Hepsi'den Aşk Sakızı çalmaya başladı.

Yasemin şarkıya eşlik ederken hepimiz ona bakıp gülümsemekten kendimizi alamadık. Cidden tam bir "yan koltuk insanıydı." Uzun yolculuklar için biçilmiş kaftandı. Şarkıya önce Hafsa eşlik etti, sonra ben de dayanamayıp onlara katıldım.

Hep bir ağızdan şarkı söylerken Özgür'ün şaşkın bakışlarını fark ettim. Direksiyonu tutuş biçiminde bile "Ben nereye düştüm?" havası vardı.

Yol boyunca Yasemin'in enerjisine eşlik etsemde, yetimhaneye yaklaştıkça içimde bir gariplik büyüyordu. Onca yıl sonra buraya tekrar gelmek sorun değildi; Demir'le birkaç kez gelmiştik zaten. Ama bu kez farklıydı. Şimdi yanımda, benim ailem gibi hissettiğim insanlar vardı. Ve bu insanlar, geçmişin karanlık izlerini taşıyan bu yere adım atacaktı.

Yetimhanenin önünde arabadan indiğimizde, Ümran Anne yine her zamanki sıcaklığıyla bizi karşıladı. İlk olarak bana sarıldı sıkıca. Ardından Demir'e sarılıp diğerleri ile tanıştı.

"Ah, sonunda yüz yüze görüşebildik. Hepiniz hoş geldiniz çocuklar." Yüzünde her zaman kinin aksine yorgun bir gülümseme vardı. Anlaşılan çocuklar şimdiden onu yormayı başarmıştı.

Sessizce etrafıma bakındım. Yetimhanenin bahçesi, çocukların kahkahalarını saklamaya devam ediyordu. Ama benim için burası hâlâ hem huzur hem de garip bir yük taşıyordu.

Demir yanıma geldiğinde elini hafifçe belime koydu. "İyi misin?" Bazen beni çözmesini istemiyordum. Nasıl anlıyordu bir bakışımla her şeyi?

"Evet..." dedim, ama gözlerimi kaçırdım. "Biraz tuhaf hissettim sadece. Onları buraya getirmek... garip bir duygu."

Demir, gözlerimin içine bakarak başını salladı. "Burası senin geçmişin bir parçası, ama artık sadece o değil. Burada çok güzel şeyler de var, unutma. Ayrıca hepimiz buradayız. Güneş seni bekliyor içeride."

Onun bu sözleri içimi biraz rahatlattı. Başımı sallayıp, "Hadi gidelim," dedim.

İçeriye doğru yürürken geçmişin ağırlığını değil, yanımda olan insanların sıcaklığını hissetmeye çalıştım. Bu anı, geçmişten kalan acılarıyla değil, Güneş'in gözlerindeki mutlulukla doldurmak istiyordum.

Bahçeden içeri girdiğimizde arkadaş edinmiş olan Güneş takıldı gözüme. Anlaşılan açılmıştı küçük hanım. Beni görünce hızlıca yanıma doğru koşmaya başladı.

"Eflin!" Kucağıma atladığında ona sıkı sıkı sarıldım.

"Prenses?" Demir kucağım da ki Güneş'in saçlarıyla oynuyordu.

"Demir adam?" Güldük ikimizde. Demir derin bir nefes verdi dışarı.

"Oh! Neyse ki unutulmamışım."

"Hey bizde varız burada?!" Yasemin'in sesiyle Güneş arkama döndü.

Yasemine hayran hayran bakıyordu. Gerçi zaten Yasemin'in giydiği pembe kazakla ona bakmamak elde değildi.

"Bana benziyorsun." Güneş'in konuşmasıyla hepimiz gülüştük.

"Sen bana benziyor olma küçük hanım?"

Güneş yüzünü buruşturmaya çalıştı. Yapabildiği pek söylenemezdi.

"Hayır sen bana benziyorsun."

"Peki öyle olsun." Yasemin'le Güneş'in tatlı atışmasının ardından, Özgür'ün ne ara gidip aldığını anlayamadığım çikolatalarla dönmesi hepimizi şaşırttı.

Gerçi çocukların yüzlerinde beliren mutluluğu görmek her şeye bedeldi. Hepsinin gözleri sevinçten parlamıştı. Sanki ellerinden biri çikolatayı alacakmış gibi hızlı hızlı yiyorlardı. Gerçi Ümran anne alabilirdi de neyse. Öhöm. Onların bu komik halleri hepimizin yüzünü güldürmüştü.

Birkaç saat boyunca çocuklarla oyun oynadık. Hafsa ve Demir, bir grup çocukla saklambaç oynamışlardı. Demir'in iri cüssesiyle saklanmaya çalışmasını izlemek kahkaha atmama neden olmuştu. Bahçede onun saklanabileceği bir yer yok gibiydi. Hafsa ise çoktan birkaç çocuğun favorisi olmuş, saklandığı yerlerde çığlık çığlığa yakalanıyordu.

Yavuz ve Yasemin ise başka bir köşede birkaç çocuğun yakasını bırakmamasıyla mecburen "yemek yapma" oyununa katılmışlardı. Ancak, onların yemekleri bildiğimiz yemeklerden biraz farklıydı. Çamur dolu küçük tabaklar, yapraklardan yapılmış süslemeler... Yasemin'in eline tutuşturulan çamur topunu bir pasta gibi süslemeye çalışırken yüzündeki "Ne yapıyorum ben?" ifadesi görülmeye değerdi. Yavuz'un ise şaşırtıcı bir ciddiyetle oyunu yönetmesi bizi kahkahaya boğmuştu.

Özgür ise bahçenin diğer köşesinde birkaç çocuğa arabadan çıkardığı gitarını gösteriyordu. Çocuklar küçük parmaklarıyla gitarın tellerine dokunup garip sesler çıkarıyordu. Özgür'ün parmakları tellerin üzerinde ustalıkla dans ederken, çocukların meraklı bakışları onu izliyordu. Özgür onun yanına gelen Ümran anneyle biraz konuştuktan sonra bahçedeki çocuklara seslendi.

"İçeri girerseniz hepinize şarkı söyleyeceğim!"

Oyunları yarıda kalmıştı ama çocuklar hiç şikâyet etmeden içeri koştular. Biz de peşlerinden gittik. Hava bugün biraz daha sıcak olsa da saatin ilerlemesiyle havanın serinliği şimdiden kendini hissettirmeye başlamıştı. Yetimhanenin oyun odasına girer girmez, çocuklar hemen yerdeki rengârenk minderlere oturarak Özgür'ün etrafında bir yuvarlak oluşturdular. Odanın duvarlarında asılı çocuk çizimleri, içerideki sıcak atmosferi tamamlıyordu.

Özgür gitarını kucağına alıp bir süre akoru kontrol etti. Ellerine dikkat kesilmiş çocukların sabırsız bakışları arasında, birden o tanıdık notaları çalmaya başladı. Bir anda tanıdık melodiyi çalmaya başladı.

"Günaydın çocuklar, günaydın size..." diye ilk mısrayı söylerken sesi yumuşak ve melodikti. Çocukların yüzlerinde bir aydınlanma oldu. Şarkıyı tanıdıkları belliydi. Küçük bir cesaretle bazıları mırıldanarak eşlik etmeye başladı.

"Bugün çok güzel bir gün, hadi gülümseyin bize..." diye devam ederken, birkaç çocuk da ellerini çırpmaya başlamıştı. Özgür, başını kaldırıp onlara cesaret verici bir bakış attı.

"Hadi bakalım, hep birlikte söyleyelim! diye neşeli bir şekilde onları teşvik etti onları. Çocuklar bir anda cesaretlendi ve neredeyse hepsi bir ağızdan şarkıya katıldı. Alkış sesleri, çocukların neşeli kahkahaları ve Özgür'ün gitarı, odanın her köşesini doldurmuştu.

Özgür, şarkının son mısrasını çalarken gitarın tellerine daha yumuşak bir şekilde dokundu. "Haydi güne başla, güzel bir gün var sana..." diye bitirirken çocukların kahkahaları alkışlarla birleşti.

"Bir daha söyleyelim mi?" diye sordu Özgür, yüzünde kocaman bir gülümsemeyle. Çocukların coşkuyla "Evet!" diye bağırması üzerine gitarı tekrar ayarladı.

•••

Hepimiz yorgun argın çocuklara zar zor veda ederek çıkmıştık yetimhaneden. En çok üzülen Hafsa olmuştu. Çocuklarla o kadar iyi anlaşmıştı ki bir ara Ömer, ona özel bir resim bile çizmişti.

Tabi bu durum Yavuz Beyimizin hoşuna gitmemişti. Kıskanmıştı küçücük çocuğu. Tabi ona sorsan 'küçük çocuğu ne kıskanacağım ben' diyordu. Biz de yedik paşam, aynen!

Şimdi ise Pınar ablalara gidiyorduk. Pınar abla Kuzey'in telefonundan o kadar çok aramıştı ki beni en sonunda herkes bıkmış ve kabul etmişti. Çok yorgunduk ama yapacak bir şey yoktu. Evin önüne geldiğimizde Yiğithan karşıladı bizi.

"Hoşgeldiniz!" Hepimiz onla selamlaştıktan sonra çiçek dolu bahçeden geçip eve girdik. Pınar abla ve Kuzey mutfaktaydılar. Savaş abim ve Orhan amca ise salonda oturuyorlardı.

Pınar abla bizi görünce teker teker sarılıp tanıştı. Herkese ayrı ayrı sevgi gösteriyordu ama Demir'e olan sarılması biraz fazlaydı, imalı imalı, uzun uzun sarmıştı onu. Göz ucuyla beni süzdü sanki, ama kimse fark etmedi. Orhan amca ise tam tersi, Demir'e biraz mesafeli, hatta biraz da "üvey evlat" muamelesi yapıyordu. Yavuz ve Özgür'e "Oğlum" diye seslenirken, Demir'e sadece "Sen şuraya bak," "Bunu yapma," gibi kısa cümlelerle hitap etmesi inanılmaz komikti. Aralarındaki bu zıtlık bizi hem gülümsetiyor hem de hafif geriyordu.

Masaya geçtiğimizde gözüm hemen Demir ve Özgür'e kaydı. İkisi de Yavuz'a baka baka alttan alta sessizce gülüyorlardı. O an Demir'in ayağına hafifçe vurarak fısıldadım.

"Neye gülüyorsunuz?" Kaşımı kaldırıp Yavuz'u işaret ettim.

Demir gözlerini kısıp, "Sadece ekmek yiyor." dedi, alaycı bir tonda.

Anlamsızca Yavuz'a baktım, sonra hafifçe gülümseyerek, "Sevmez mi mercimek?"

Demir gülmeye başladı. "Sever, sever de her yerde yemek yemez. Bizimki biraz pin pirikli,"

Ben de gülmeye başladım, tam o sırada Orhan amca bize dönüp baktı. Bana hafifçe gülümseyip, Demir'e ise sert ve uyarıcı bir bakış attı. O an yüzümde istemsiz bir tebessüm belirdi. Orhan amcanın o sert hali bile evin sıcaklığına yakışıyordu.

Demir ise hafif omuz silkerek, "Beni neden sevmedi anlamadım. Hayır bi kötü bir şey de yapmadım." Bana baktı ardından. "Yaptım mı?" Kafasını parmağımla iterek yemeğe çevirdim.

"Yapmadın tabi ki Demir. Sus ve daha fazla gözüne batmadan yemeğini ye."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

434okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18