Gümüş Servi kitap kapağı

16. bölüm / 31

Gümüş Servi

15.Aşk

Vaveyla Yazarı: Meyra Ayaz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 31Şu an: 15.Aşk

Selam!!

İyi okumalar.
•

EFLİN

Mağazadan çıkarak gördüğüm ilk bekleme koltuğuna oturdum. Hafsa'yla alışveriş merkezine gelmiştik ve mağaza, mağaza geziyorduk. O kadar yürümüştük ki ayaklarım ağrımaya başlamıştı. Gezmekten nefret ederdim ama Hafsa'yla gezmek eğlenceliydi. Ayrıca bugün o kadar enerjikti ki nerdeyse Yasemin'le yarışırdı bu enerjisi.

"Eflin hadi son olarak şuraya girelim. Birkaç makyaj malzemesi falan alacağım ardından çıkarız." Oflayarak, etrafa bakınmayı kesip ayaklandım.

O önden ben arkadan mağazaya girdik. O reyonlar arasında kaybolunca, bende gözüme ilk çarpan ojelere bakmaya başladım. Hangi renk alsam diye düşünürken farklı numaralar yazan aynı iki ojeye baktım. İkisi de gerçekten aynı renkti ama numaraları farklıydı.

"A sağda ki koyu mavi güzelmiş." Hafsa'nın sesiyle irkilip sağ taraftaki ojeye ve diğerine dikkatlice baktım.

"İkisi de aynı." Dediğimde Hafsa şaşkınlıkla bana baktı.

"Erkek misin sen Eflin? Gerçi bence bu farkı bir erkek bile anlar bence." Şaşkınca Hafsa'yı dinliyordum. O kadar emindi ki aynı renk olmadıklarına.

"Bir erkek bile farklı olduğunu mu söyler?"

"Aynen." İki ojeyi de tek elime alarak cebimden telefonumu çıkardım. "Ne yapıyorsun?" Ojelerin resmini çekerek Demir'e attım.

*Resim

Siz: Sence bunlar aynı mı yoksa farklı mı?

"Cidden soruyor musun? Demir farklı derse mağaza da ki insanlara da sorup, oylayacaksın diye korkuyorum." Omuz silkerek Demir'in yazmasını bekledim. Mesajı görmüştü.

•••

DEMİR

Isırdığım sandviçi tabağıma bırakıp Eflin'den gelen mesajı açtım. Bana mavi iki oje atmış aynı mı yoksa farklı mı diye soruyordu. Resme tıklayıp ojeleri inceledim. İkisi de aynı gibiydi ama Eflin'in beklediği cevap neydi bilmiyordum.

Siz: Bilmem sence aynı mı?

Pandacık: Bende sana onu soruyorum ya!

Sertçe yutkundum.

Siz: Yani bence aynılar ama sen değil diyorsan öyledir.

Anında mesajım görüldü olunca vereceği cevabı bekledim.

"Ne yapıyorsun?" Yavuz'un sesiyle başımı telefondan kaldırdım. Gözleri açık olan mesaj ekranıma kaydı. "Ne resmi o?" Resmi büyüterek telefonu ona uzattım.

"Eflin attı aynılar mı yoksa farklılar mı diye sordu." Resme dikkatlice bakıp bana döndü.

"Yani aynı gibiler ama üstlerinde farklı sayılar yazıyor. Fotoğrafı büyütürsen arka reyonda çıkan diğer ojelerin üzerinde farklı rakamlar olduğunu görürsün. Bu da her sayının farklı renge ait olduğunu belli ediyor herhalde." Dudaklarım şok içinde aralandı. Bu sonucu nasıl bir resimden çıkarmıştı?

"Oha lan onu nasıl anladın?" O gülerken gelen bildirimle telefonumu elinden çektim.

"Zeka oğlum, sende yok tabi." Göz devirerek mesajı okudum. O da beni umursamadan kahvesini yapmaya başlamıştı zaten.

Pandacık: Değil mi aynılar! Harikasın ya.

Tam cevap verecekken bu sefer sesli bir mesaj geldi.

"Demir siz kör müsünüz? Biri daha koyu farkında mısın?!"

Hafsa'nın kızgın sesiyle kahkaha attım. "Biri bize katılmadı babuş."

Yavuz hazırladığı kahvesini alarak bana döndü. "O ne diyorsa öyledir." Beni arkasında şok içerisinde bırakıp gitmişti. Toparlanarak mesajlara geri döndüm.

Siz: Bu arada oje alacaksan diye diyorum. Sana bordo çok yakışır😉

Mesaj sadece görüldü olmuştu. Gülümseyerek kalan sandviçimi yemeye devam ettim.

•••

EFLİN

Hafsa'nın bakışları eşliğinde Demir'den gelen mesaja tepki vermeyerek telefonumu cebime attım. Tam o sırada Hafsa'nın telefonu çaldı. O makyaj kısmına giderken arayan kişinin Yavuz olduğunu duyabilmiştim. Elimde olan ojeleri kenara bırakarak. Maske bölümünü bulmak için etrafa bakındım ama aklım hala Demir'in yazdığındaydı. Bordo ojenin bana çok yakışacağını yazmıştı. Asla kimsenin dediklerini önerdiklerini almazdım ama Demir deyince yapasım geliyordu. Sanki gizli bir iş yapıyormuşum gibi tekrar reyona dönüp gördüğüm ilk bordo ojeyi aldım. Avucum anında kapanıp onu kamuflaj etmişti. Hızlı adımlarla kasaya ilerleyip aldım ojeyi. Görev başarıyla tamamlanmıştı. Kasanın orda dikilmeye başladığım sıra Hafsa geldi. Bir sürü şey almıştı. O da ödemesini yaptıktan sonra çıktık mağazadan.

"Bu arada Yavuz'lar bowling oynayalım dedi."

"Bowling mi?"

"H hı. Kabul ettim sana sormadan ama."

"Yok iyi yapmışsın. O zaman bu poşetleri arabaya koyup bowling alanına gidelim."

Birlikte poşetleri arabaya yerleştirdikten sonra asansöre binerek en üst katta çıktık. Bowling ve oyun kattıydı burası.

"Şunlar bizimkiler mi?" Hafsa'nın işaret ettiği kısma baktığımda Demir ve Yavuz'u gördüm.

Oyun oynuyorlardı. Potadan basket toplarını o kadar hızlı sokuyorlardı ki uzaktan izlemek bile çok göz yoruyordu. Demir'in arada Yavuz'un elinden toplarını aldığını görünce güldüm. Yavuz'sa onu hiç umursamadan yeni top alıp kendi atıyordu. Onların yanına vardığımızda bizi fark etmediler. Oyun bittiğinde ise bizi görünce irkildiler.

"Rekor kırdınız." Dediğimde hepimizin gözleri rekor tablosuna ilişti. 1280 yapmışlardı.

"Tabi rekor kıracağız ben oynadım çünkü." Demir'in kendini övmesiyle Hafsa kahkaha attı.

"Bu rekabetçiliğini bowlingde de bekleriz Demir Bey."

"Seve seve Hafsa Hanım."

"Tamam hadi gidelim." Ben ve Demir önden Hafsa ve Yavuz ise arkamızdan geliyorlardı.

"E aldın mı oje?" Yutkunamadım.

"Aldım işte bir tane."

"Hangi renk aldın?" Bunu ona söylersem sırıtacağına o kadar emindim ki.

"Neden sende mi alacaksın?" Kahkaha attı.

"Konuyu mu değiştiriyorsun sen pandacık?"

Şirince sırıttım.

"İşe yarıyor mu? "

"Hayır." o Sırıtınca, ofladım. Net olarak bordo ojeyi aldığımı anlamıştı.

"Biz alalım ayakkabıları siz geçin altı numaraya." Yavuz'u anında onaylayıp Demir'i arkamda bırakıp koltuğa oturdum. Hızlı yürümem hiç işe yaramamıştı çünkü anında büyük adımlarıyla bana ulaşmıştı.

"Bowling oynamayı biliyor musun?"

"Pardon? Resmen hakaret etin bana." Demir koltuğa oturup kahvelerini yeşillerime dikti.

"Merak ettim sadece."

"İki abiyle büyüdüm ben Demir. Tabi ki de biliyorum bowling oynamayı."

"İki abi?"

"Beni kafeye bırakmışlardı belki hatır-"

"Onlar üç kişilerdi." Şaşırdım hatırlamasına.

"Yiğithan o, liseli."

"Anladım."

Uzun bir sessizlik olunca rahatsız olarak Hafsa'ların olduğu kısma baktım. Bir adamla sohbet ediyorlardı. Sessizliği daha fazla gerilmeden ben bozdum.

"Senin ailen peki? Benimkini az çok biliyorsun."

"Kardeşim var biliyorsun Gülse. On ikinci sınıf daha. Annem." Kısa bir an rahatsızca kıpırdandı. "Annem, Ankara da başsavcı. Belki mesleğinden geliyordur ama biraz katı ve kuralcıdır."

"Sen ama onun aksine biraz." Duraksadım kelime seçmekte zorlanmıştım.

"Rahat ve komiğim değil mi? Evet biliyorum. Babamdan geçmiş bu özellikler bana." Kıkırdadım kendini övmesi çok komikti. Babasından bahsederken yüzü gülüyordu neyse ki. "Babam oyuncu bu arada."

"Ne!"

"Mafya Masası dizisini biliyor musun?"

"Oha ama Senin baban Gürhan Demiroğlu mu?" Kafasını öylece salladı. Şokum şaşmıştı. Ben onun oynadığı dizinin resmen hastasıydım. "Ben babanın birkaç dizisini izledim. Favorim Sancakta, gazeteci olduğu Haruk karakteri. A ama şeyde güzeldi Mahalle Rüyası'nda aile babası olan, Eren." Demir bana uzaylı görmüş gibi bakıyordu. "Ne dizi severim."

"Fark ettim."

"Geldik."

"Sonunda" diyerek ayaklandım. "Hiç gelmeseydiniz."

"Yavuz'un arkadaşıyla karşılaşınca biraz sohbet ettik."

"Hadi artık oynayalım." Bowling ayakkabılarımızı giydikten sonra oyun başlamıştı. Hafsa'yla ben, Demirle ise Yavuz takım olmuştu. İlk atışımda on labutlardan beşini devirebilmiştim. İkinci hakkımda ise iki. Toplam yedi labut devrilmişti...

"Açılmadım daha ondan böyle oldu."

Benim ardımdan Demir attı. Hepsini tekte vurmuştu.

"Geç kalma açılmak için küçük panda." Çatık kaşlarımla Demir'e sert sert baktıktan sonra atış yapan Hafsa'ya döndüm. İlk atışta sekiz labut devirmişti.

"Hadi yaparsın." Ve top boşa gitti... İlk yarı bittiğinde Demir'ler bize resmen fark atmıştı. Çok gerideydik.

"Pes mi etsek?" Şaşkınca Hafsa'ya baktım.

"Saçmalama kızım. Dobarlan bakim. Biz bu farkı geçeriz."

"Hiç sanmıyorum da neyse." Hafsa iki atışında toplam dört labut devirebilmişti. Galibe gerçekten pes etmeliydik. Sıra Yavuz'a geldiğinde yine hepsini vurmasını bekliyorduk ki top dışarı gitti.

"Yaşasın be!"

"Ne yapıyorsun oğlum!" Demir Yavuz'u azarlarken biz halay çekmekle meşguldük.

"Hadi Eflin bak bize ümit doğdu. Biz bu farkı geçeriz hadi!" Az önce pes ediyorduk diyecektim ki kendimi zor tuttum. Topu attığımda tüm labutlar devrildi.

"Yes be!"

•••

YAVUZ

Kızlarla yarım saattir bowling oynuyorduk ve aramız da ki fark git gide açılıyordu. Bu gidişle asla kazanamazlardı. Tabi biz maçı bilerek vermezsek. Hafsa'nın moralinin düştüğünü fark ettiğim an topu yanlışlıkla yapmışım gibi bilerek dışarı attım. Demir'den azar yesem de onun mutlu olmasına değmişti.

Demir'i kenara çekip yaptığım şeyi anlattığımda başta kızsa da o da kıyamamıştı kızlara. Maçın ikinci yarsısı ikimizde hep kötü atmıştık ama kızlara asla bilerek yaptığımızı belli etmiyorduk. Hatta bilerek birbirimize kızıyorduk. Sıra son atışlara geldiğinde Hafsa atışını yaptı ve hepsini devirdi. Bu onların kazandığını an itibariyle belirlemişti. İkisi de havalara uçmuştu kazandıklarında.

"E hadi kaybettik size bir yemek ısmarlayalım bari." Hepimiz o kadar acıkmıştık ki kimse buna hayır demedi. Hep birlikte Ikea da İsveç köfte ve patates kızartması yedik. Ardından ise kısa bir ıkea gezisi yapıp eve dönmüştük. Kızlar zaten tüm gün gezdikleri için bizden daha çok yorulmuşlardı.

•••

HAFSA

Dün gerçekten çok güzel geçmişti. Bowling'i kazandığımız için de ayrı bir mutluydum. Yatağımdan kalkıp içeri gittiğimde, ortalık bayağı bir dağınık görünüyordu. Hemen toplamaya başladım. Salon sehpasının üstündeki cips kaselerini toplarken bir kaç tane ağzıma atıp ortalığı toplamaya devam ettim.

İşim bittiğinde dün akşamdan kalan cips kaselerinden bir tanesini önüme alıp yemeye başlamıştım ki telefonum çaldı. Arayanın annem olduğunu görünce gözlerim açıldı. Aklıma en son, otel açılış davetine gideceğimiz gelmişti. Telefonu açtım ve ağzım dolu olduğu için çıkan boğuk sesimle "Alo? Anne?" dedim.

"Bugün davet var unutmadın dimi tatlım?"

"Unutmadım anne..." yalandan öksürerek

"Ama kendimi pek iyi hissetmiyorum. Gelemiyecem galiba."

Annem sinirden gülerek "Ben bu numaralara kanmam." dedi.

Numara yaptığımı hemen anlamıştı, daha fazla numara yapmaya devam etmeden

"Ya anne ne işim var benim orda. Hem sorarlarsa hasta falan dersin."

"Olmaz! Bu davete özellikle gelmeni istiyorum."

"Neden?"

"Çünkü Serkan da orda olacak."

"Eee yani? Ne demek oluyor bu?"

"Daha fazla ısrar etmeni istemiyorum. O davete geliceksin. Adam, babanın ortağı gelmemen hoş olmaz."

"Yaa offf!"

"Güzel giyin." dedi ve telefonu kapattı.

O davete mecburen gidecektim. Annem sözü dinlenmediği zaman çok sinirli biri oluyor. O yüzüyle karşılaşmak istemiyordum. Elimle yüzümü kapatıp iç çektikten sonra, Eflin yanıma geldi.

"Bir şey mi oldu?"

"Annem aradı, akşam bir davete gitmem gerekiyor ama ben gitmek istemiyorum."

"E gitme o zaman."

"Keşke o kadar kolay olsa. Sen Şule Yurt'u daha tanımıyorsun. Eğer o davete gitmezsem ortalığı ayağa kaldırır."

"Mecburen gideceksin yani?"

"Maalesef."

"Bu kadar istemiyorsan çok durmazsın orda, hemen gelirsin."

"Bir saat durup sonra hemen dönücem. Yani umarım."

Ağzıma bir kaç tane cips attıktan sonra kaseyi kenara koyup Eflin'e döndüm ve

"Ben çok bunaldım, dışarı çıkıp biraz yürüycem, gelmek ister misin?" diye sordum.

"Yok ben kitap okuyacağım."

"İyi, ben çıkıyorum. İstediğin bir şey var mı çıkmışken alayım?"

"Yok sağol."

Üstümdeki ev kıyafetlerinden kurtulup siyah bir hırka, siyah bir tayt ve siyah bir şapka takıp dışarı çıktım. Giydiğim siyah hırkanın şapkasını da kafama örtmüş tam bir hırsıza benziyordum. Bunu, evden çıktıktan sonra asansör aynasında kendime bakarken fark etmiştim. Sanırım giydiklerimden moralimin bozuk olduğu biraz fazla belli oluyordu. Neyse artık, bir daha değişemem o kadar giyinmiş, hazırlanmışım.

Marketin olduğu tarafa doğru yürümeye başlamıştım. Yürüyerek yirmi dakika sürüyordu. Şuanki modumu düzeltecek tek şey gofretti. Markete girdiğim gibi gofret almıştım. Marketten çıktıktan sonra aldığım gofretlerden birini yolda giderken yemeye başladım. Eve yaklaştığımda Yavuz'u gördüm beni fark edince, giriş kapısının önünde beni beklemeye başladı. Yanına gittiğimde ellerini cebine atıp yokladı. Bu hareketine anlam veremedim.

"Neyi kontrol ediyorsun?"

"Bir şeyimi çaldın mı ona bakıyorum. Bu halin ne? Bir de şapka takmışsın. Dışarıdan bakınca tatlı bir hırsıza benziyorsun, tabi biraz da üzgün bir hırsız."

Gülümsedim "Evet ya ben de evden çıktıktan sonra fark ettim ama şuan o kadar umurumda değil ki."

Asansöre bindik ve elimdeki poşete bakıp

"Yine sen ve gofretlerin." dedi gülerek.

Hafifçe gülümsedim ben de.

"Ben sana yasaklamıştım yalnız." dedi.

"Şuan gerçekten buna ihtiyacım var."

"Sen iyi misin? Bir sorun mu var?"

"İyiyim. Sadece biraz bunaldım, hava almak için biraz yürüyeyim dedim."

Onaylarcasına başını salladı ve
"Dün ki oyun için tekrardan tebrik ederim bu arada." dedi.

Kazandığımız oyun hatırlatınca içime bir mutluluk geldi.

Gülümseyerek "Ben de yemek için teşekkür ederim." dedim.

Bizim kata geldiğimizde birbirimize 'görüşürüz' diyerek vedalaştık.

•••

YAVUZ

Yürüyüşünden, simsiyah giyinmiş kişinin Hafsa olduğunu anlamıştım. Onu en son dün görmüştüm. Bowling oynarken kaybedince tam bir çocuk gibi yüzü asılıp üzülüyordu. O haliyle o kadar tatlıydı ki, hep aklıma geliyor. Üzülmesine dayanamayıp bilerek kötü oynamıştım.

Kazanınca da o müthiş gülüşünü görmek, bana en büyük mutluluğu yaşatıyordu. Ufacık şeylerle bile mutlu oluyordu. Ama bugün pek iyi değil gibiydi, bunu anlamak çok kolaydı. Simsiyah giyinmiş, kafasına şapka takmış ve kapüşonunu örtmüş başı önde ağır ağır yürüyordu.

Yüzü birazcık gülsün diye kazandığı oyunu hatırlatmıştım ve işe yaramıştı ama yine de gülümsemesi çok uzun sürmeden soldu. Onu böyle görmek bana kötü hissettiriyordu.

•••

HAFSA

Marketten geldikten sonra biraz daha oturmuştum ve akşam ki davet için hazırlanmam gerekiyordu. Dolabımdan siyah askılı mini bir elbise ve altına bantlı bir topuklu ayakkabı giymiştim.

E tabi bir de makyaj vardı. Gözlerimi ön plana çıkartan kahve tonlarında bir farla göz makyajı yapmıştım. Makyajın son aşaması olan nude tonlardaki rujumu da sürdükten sonra hazırdım.

Annemin sabahki konuşmamızdan sonra davetin yerini ve saatini attığı mesaja tekrardan baktım. Davet saat sekizde buçukta başlıyordu. Attığı konuma baktığımda trafik olmadığı için muhtemelen kırk dakika sürücek bir yol vardı.

Çıkarken Eflin'e "Ben çıkıyorum, olabildiğince erken gelmeye çalışıcam."

"Tamam, görüşürüz. Dikkat et kendine."

Kapıdan Eflin'e öpücük atıp çıktım.
Asansöre bindiğimde annemden gelen mesaja baktım.

Anne: Hazırsın değil mi?

Siz: Evet şimdi çıkıyorum.

Annem: Tamam tatlım. Orda görüşürüz.

Siz: Görüşürüz.

Kapının önüne geldiğimde siyah bir BMW gördüm. Arabaya yaslanmış şekilde duran kişiyi fark edince şaşkınlığımı gizleyemedim, gözlerim açıldı. Arabanın önündeki kişi Serkandı.

Yani lisedeyken gittiğim spor kulübünden arkadaşım. Aynı zamanda babamın ortağının oğluydu. Üstünde siyah bir takım vardı yakasında da zincirli bir gömlek yaka iğnesi. Arabaya doğru ilerlediğimde ben şaşkınca Serkan'a bakarken o da bana bakıyordu.

"Serkan? Senin ne işin var burda."

"Nasıl yani? Beni gördüğüne sevinmedin mi?" dedi kollarını açarak. Hemen sarıldım.

"Ne özliycem ya seni." dedim şakayla.

Beni süzüp "Çok güzel görünüyorsun." dedi

"Teşekkür ederim. Her zaman ki halim. Sen burayı nereden biliyorsun?" dedim merakla

"Şule teyze attı."

"Tabi ya annem."

"E hadi arabaya binelim." dedi ve önden ilerleyerek kapımı açtı.

Yola çıktığımızda "Nasıl gidiyor? Yani tahmin edebiliyorum bensiz çok da eğlenemiyorsundur ama." dedi.

Her zaman ki Serkan işte. Hep şakayla karışık kızlara yürüyordu. Bir yönüyle iyi ama bir yönüylede kötüydü. Zamanında olduğum spor kulübündeki zorba üyelerinin başıydı. Onunla alakalı net bir şey söylemek imkansızdı, bazen iyi bazen kötü olabiliyordu.

"Yoo gayette iyiyim. Şu davete pek katılmak istemiyordum aslında ama annemi biliyorsun."

Göz kırptı ve "Hâlâ eskisi gibisin, ama bir şey olmaz ya ben varım." dedi.

Gülümsedim. Arabayı çok hızlı kullanıyordu, ama bu hoşuma gidiyordu çünkü hızı seviyordum.

Davet yerine geldiğimizde vale kapımı açtı ve Serkan koluna girmem için gözüyle kolunu işaret etti. Koluna girdim ve annemlerin yanına doğru ilerledik.

Babam, annem, Serkan'ın annesi Serap teyze ve babası Vedat amca da oradaydı. Dördünde gülerek bize bakıyordu. Başımla selamladım hepsini.

Vedat amca "Hafsa, kızım hoş geldin." dedi

"Hoş bulduk Vedat amca." dedim tebessüm ederek.

Serkan'ın annesi Serap teyze "Şahane görünüyorsun." dedi.

"Teşekkür ederim siz de öyle." dedim.

Serkan ben onlarla konuşurken bana bakıyordu. Daha sonra Vedat amca mimikleriyle Serkan'a işaret vererek eşini de yanına alarak diğer davetlilerin yanına gitti. Uzun zamandır babamı ve annemi görmüyordum. Önce babama sarıldım.

"Babacığım seni çok özledim."

"Ben de seni özledim güzel kızım." dedi sıkı sıkı sarılarak.

"Ne olucak böyle? Ben seni göremeden nasıl yaşıycam?" dedi

"Ben de seni çok özlüyorum-" annem araya girdi ve

"Beni özlemedin mi?" dedi

"Seni de özledim tabi ki." dedim sarılarak.

Aklıma Serkan'a evin adresini bana haber vermeden söylediği gelince

"Evimin adresini Serkan'a vermişsin!" dedim

"Evet ne var bunda?"

"Ben seni biliyorum anne. Amacının da ne olduğunun gayet farkındayım." dedim kaşlarımı çatarak.

Tam o sıra Serkan geldi, anne ve babasıyla birlikte.

Vedat amaca
"Duyduğum kadarıyla mimarlık okuyormuşsun. Şirket projelerinde sana danışabiliriz artık." dedi.

"Yok Vedat amca. Daha birinci sınıfım, bunun için biraz erken." dedim.

"Olsun önemli değil. İleride işler size kalıcak zaten." dedi Serkan'la beni göstererek.

Hiç bir şey söylemedim ve sadece gülümsedim.

Vedat amaca kürsüde otel açılışıyla alakalı konuşmasını yaptıktan sonra benim için gitme vakti gelmişti fazla bile durmuştum burda.

Annemin yanına gidip "Ben artık gidiyorum." dedim. Annem kaşlarını çatarak bana bakıyordu daha tek kelime etmemişti ki Serkan arkamdan gelip belimden tuttu ve "Benimle Şule teyze merak etme." dedi.

Annem bana bile kaşlarını çatarak bakarken Serkan'a karşı çok yumuşaktı.

"Seninleyse tamam." dedi annemde. Bu beni sinirlendiriyordu.

Serkan'la beraber kalabalıktan sıyrılıp barın önüne geldiğimizde Serkan kendine viski söylemişti.

Bana baktığında "Ben almıyım." dedim.

Şaşırtıcı bir şekilde ısrar etmemişti. Barda biraz oturduktan sonra "Yardım ettiğin için teşekkür ederim. Ben artık gideyim." dedim.

İçkinin etkisiyle normalden daha farklı konuşuyordu.

"Yine kaçıyorsun."

"Biliyorsun, kalabalığı sevmiyorum."

Elinde tuttuğu viski bardağına bakıyordu, hiç bir şey söylemedi.

"Hadi görüşürüz." dedim ve kalktım.

İlerlerken Serkan kolumdan tuttu ve sarhoş sesiyle

"Çok uzaklaşma benden. Yine görüşelim." dedi.

Tebessüm ederek "Umarım." dedim.

"Bu halde ben bırakamam seni dur bekle." dedi ve barın oradaki telefonunu aldı ve birini aradı.

Konuştuktan sonra yanıma geldi ve
"Benim arkadaşlar bu civarda onlar bıraksın seni." dedi.

"Gerek yok ben kendim giderim."

"Olmaz öyle."

"İyi, peki." dedim çünkü reddedersem ısrar etmeye devam edicekti, biliyorum.

Araba geldiğinde önde iki erkek arkada da bir kız vardı. Onları ilk kez görmüştüm. Şöför koltuğundaki çocuğu tam göremesem de camı indirip Serkan'la konuşmaya başlamıştı.

Kafası güzel olan Serkan "Bensiz eğlence he. Öyle olsun."

Arabanın içindeki çocukta "E gel abi sen de."

"Gelemem, ama yarın olur." dedi.

Bana dönüp "Hadi bin sen de." dedi ve arabaya bindim.

Arabaya bindiğimde alkol kokusu vardı yanımdaki kızın sarhoş olduğu her halinden belliydi. Ön koltukta oturan çocukta buna dahildi. Arabayı kullanan çocuk ise Serkan'la vedalaştıktan sonra aynadan bana bakıp

"Nereye bırakıyoruz seni?" diye sordu. Sesi ve hareketleri sarhoşa benzemiyordu. Tabi diğer ikisi için aynı şeyi söyliyemiycem.

Evi tarif ediyordum ki bizim evin yakınlarında, yol kenarındaki trafik polisini görünce arabayı kullanan çocuk paniklemişti. Anlam veremedim.

"Ha si*tir."

"Ne oldu?" diye sorduğumda.

Öndeki sarhoş çocuk "Salak alkollü araba kullandığı için ehliyet kaptırdı." dedi.

Arabayı kullanan çocukta "Sus lan." dedi arkadaşına sinirle. Bana aynadan bakıp "Sen burda in." dedi hiç sormadan. Ne kadar da gentleman bir erkek öyle değil mi?

'Beni evime kadar götürüceksin' diyecek halim yoktu. Eve varmamıza çokta bir yol yoktu. Arabadan indim ve onlarda hemen ara sokakların birine girdi ve gözden kayboldu.

Araba yolunun yanındaki kaldırımdan eve doğru yürüyordum. Kimse yoktu, saat geç olduğu için bu normaldi. Arada bir kaç araba geçiyordu sadece. Eve biraz daha yaklaşmıştım ki yüksek seste müzik duymaya başladım.

Nereden geliyor diye etrafıma bakacaktım ki bunu anlamam çok uzun sürmedi ve araba benim hizama gelince rahatsız edici bakışlara maruz kaldım.

"Şit güzellik. Gideceğin yere kadar bırakalım mı?"

"İşine bak!"

"Zor kız ayakları falan he. Olur, bana fark etmez güzelim."

"Defolun gidin burdan!"

Adımlarımı hızlandırmıştım. Eve varmam için yaklaşık beş dakikalık bir mesafem kalmıştı. Arabayı durdurup üç kişi arabadan indiler ve yanıma doğru gelmeye başladılar.
Ayağımdaki topuklularla olabildiği kadar hızlı ilerlemeye çalışmıştım.

"Nereye gidiyorsun güzelim."

"Rahat bırakın beni!"

"Senin gibi güzeli bulmuşuz bırakır mıyız?"

"Gidin dedim!"

Elimde tuttuğum çantamdan telefonumu çıkartıp Yavuz'u arıycaktım ki çantam ve telefonumu bir kenara attı şerefsiz. Bana iyice yaklaştığında vücudum kas katı kesilmişti bir yandan bağırmaya çalışıyordum.

"İmdaaaat! Yardım edin!"

"Sus! Sesini çıkartma!" dedi eliyle ağzımı kapatarak. Bana iyice yaklaşmıştı ve her ne kadar gücümü kullanmaya çalışsam da bu şerefsize bir etkisi olmamıştı. Gözümden yaşlar süzülürken bir araba geldi ve durdu.

Özgür'ün arabasından Demir "Lağn! Or*sp* çocukları. S*ker*m belanızı!" dedi ve bana dokunan o adamı tek yumruğuyla yere serdi.

Korkudan her yerim titriyordu ben de olduğum yere çöktüm ve öylece kala kaldım. Demir ise adamları tek başına dövmeye devam ediyordu. Özgür'ün arabasından ses geliyordu. Demir muhtemel telefonda konuşuyordu.

Arabadan endişeli bir sesle "Demir! Orda mısın?" diye sesleniyordu. Sesi Yavuz'a benziyordu. Daha sonra ses kesildi. Demir adamları öyle bir dövmüştü ki üçü de korkup kaçmıştı.

Demir hemen yanıma gelip "Hafsa iyi misin? O piçler sana bir şey yaptı mı?"

Korkudan titreyen sesimle "Be-be beni eve götür." diye bildim sonunda.

"Gel." dedi kolumdan tutup beni kaldırarak ve beni arabaya bindirdi.

Eve vardığımızda evin önünde panikle bekleyen Yavuz'u yaş dolu gözlerimle zor da olsa görebilmiştim.
Demir arabadan inince kapımı açtı ve beni indirdi. Yavuz da bu sırada bize doğru geliyordu. Demir koluma girmiş bana destek olurken, Yavuz merak ve endişe ile

"Ne oldu?" diye sordu.

Demir hemen cevap verip "Üç tane piç taciz ediyordu." dedi.

"Ulan var ya!" dedi öfkeli yüzüyle.

Asansöre binip evin kapısına geldiğimizde Eflin açmıştı kapıyı ve beni o halde görünce
"Hafsa iyi misin?" dedi.

Sanki kitlenmiştim tek bir kelime dahi söyleyemiyordum.

Demir hemen araya girip "Ben sana anlatırım sonra ama önce bir dinlensin." dedi.

Eflin hiç bir şey sormadan hemen beni içeri aldı. Ben odama ağır adımlarla ilerlerken Yavuz, Eflin'e

"Bir şey olursa hemen beni ara olur mu?"

"Tamam ararım, ama neden bu halde? Ne oldu?"

Demri "Yolun kenerında üç şerefsiz sıkıştırıp taciz ediyordu." dedi.

"Ne?!"

Yavuz araya girip "Onu yalnız bırakma yanına git." dedi.

Eflin kapıyı kapatıp hemen yanıma geldi ve beni yatağıma yatırıp uyuyuncaya kadar başımda bekledi.

•••

YASEMİN

Dün gece 12'de eve geldikten sonra saat 1'de uyumuştum lakin yabancı bir yerde olmam dolayısıyla çok fazla uyumayarak 7'de kalkıp duş alıp hazırlanmıştım. Üzerime lacivert kazağımı ve siyah kotumu giyip saçlarımı açarak arkaya attığımda hazırdım. Saçımda sadece küçük mavi lotuslu tokam vardı ve saçlarımı arkadan tutuyordu. Çok ses yapmamaya çalışarak aşağı inmeye başladım.

YAZARDAN;

"Her şey hazır mı, Zeliş? Bir eksik yok, değil mi?"

"Merak etmeyin Melek Hanım, her şey hazır. Ayrı yeten dediklerinizi de yaptım."

"Ellerine sağlık."

"Afiyet olsun Melek Hanım."

Zeliş elindeki bardak tepsisini masaya götürürken mutfağa giren Özgür'le yüzüne güzel bir tebessüm yerleştirdi Melek Hanım.

"Annem, günaydın."

"Günaydın, oğlum."

Annesinin yanına yaklaşarak alnından öptü Özgür.

"Nasılsın?"

"İyiyim, sen nasılsın? Biraz farklı duruyorsun."

Kaşlarını çatarak sormuştu Melek Hanım. Oğlunda bir farklılık vardı, hissediyordu. Özgür, arkasındaki ada tezgaha yaslanarak buruk bir tebessümle annesine döndü.

"Yasemin'i gördüm rüyamda. Başucumda oturup saçımı okşuyordu..."

Tatlı tatlı güldü Melek Hanım anlamıştı oğlunun derdini. Rüya sanıyordu Özgür, Yasemin'i. Tam ağzını açmış cevap verecekti ki, içeri giren Yasemin'le sustu.

"Bak, yine görüyorum!"

Özgür, elini alnına atarak sertçe sıvazlarken "Günaydın." Diyen Yasemin'in sesiyle durdu. Yanlış duyuyordu, değil mi?

"Günaydın, Yaseminciğim. İyi uyuyabildin mi?"

"Uyudum Melek Hanım, teşekkür ederim."

Özgür, karşısında konuşan ikiliye anlamsızca bakıyordu. Ne oluyordu orda?

"Ben dün sormayı unutmuşum ama kahvaltıya özel olarak istediğin bir şey var mıydı?"

"Ben yemek ayırt etmem, Melek Hanım. Özel bir şeye gerek yok."

"İyi bakalım, şimdilik böyle olsun. Yarın güzel bir kahvaltı hazırlarız."

Yasemin, Melek Hanım'a güzelce tebessüm ederken gözü sürekli Özgür'e kayıyordu.

"Neyse çocuklar, ben şimdi içeri geçeyim, masaya bakayım. Siz de çok geç kalmayın."

YASEMİN

Melek Hanım'ın mutfaktan çıkmasıyla Özgür'le yalnız kalmıştık.

"Naber?"
Gerçekten mi, Yasemin? İstanbul'dan İsviçre'ye habersizce gelip bir anda çocuğun karşısına çıkmışsın ve ilk söyleyeceğin şey bu mu?

"Yasemin?!"

Nefesimi vererek hızlı adımlarla Özgür'e atıldım ve boynuna sarıldım.

"Özür dilerim, Özgür. Çok özür dilerim. Ben seni kırmak istemedim."

O da ellerini belime sararken beni biraz geri çekti.
Şu an yüz yüze gelmiştik.

"Yasemin, anlamıyorum. Sen nasıl buraya geldin? Ne zaman geldin? Ne oluyor burada?"

"Dün gece geldim, uçakla. Senin için geldim, özür dilemek için..."

Son sözlerimi utancımdan başka yöne bakarak söylemiştim.

"Evi nasıl bulabildin ya vize?"

Sanki onun yanında olmam imkânsız gibi konuşuyordu.

"Bu yaz abimin işi dolayısıyla Fransa'ya gitmiştik, ondan dolayı vizem vardı. Konumu da Yavuz verdi."

"Bir tek benim haberim yoktu galiba."

"Ben seninle konuşana kadar kimsenin söylememesini istemiştim."

Biraz mahcup, biraz utangaç bir ifadeyle yüzüne bakarken "Dün gece de rüya değildi o zaman!" Diyerek beni iyice domatese çevirmeye çalışan Özgür'e yutkunarak baktım.

"Değildi." Dedim, gözlerimi kaçırmadan. Utanabilirdim ama saklayacak bir şeyim yoktu. Buraya bunun için gelmiştim.

Dudaklarına yerleşen tebessümle bana bakarken, benim ellerimin hâlâ onun omuzlarında ve onun ellerinin de belimde olduğunu fark etmemle geri çekilmeye çalıştım.

Özgür ise beni bırakmak istemez gibi sıkıca tutarken "Biri görecek, sonra konuşalım!" Diyerek kollarının arasından sıyrıldım.

Birlikte masaya geçtiğimizde Halil Abi masanın başında otururken Melek Hanım diğer tarafına oturmuştu.

"Günaydın çocuklar, buyurun masaya." Halil Abinin samimi sesiyle masaya yaklaşmaya başladık.

Özgür kendi sandalyesini çekerken diğer eliyle de benim sandalyemi çekmişti.

"Buyurun, başlayalım."

Halil Bey'in başlamasıyla hepimiz tabaklara kahvaltılıklardan almaya girişmiştik. Sofrada birçok çeşit vardı; patates, yumurta salatası, menemen, sigara böreği, poğaça çeşitleri, birçok farklı marmelat, reçel, içinde farklı peynir çeşitleri olan bir tabak, zeytin, salatalık, domates...

Bu kadar şeyi neremize yiyeceğimizi düşünüyordum. 'Sofrada bir kuş sütü eksikti!' diyecektim ki o da ilk defa gördüğüm reçel kaplarından birinde olabilirdi.

Ben tabağımı doldururken fark etmiştim ki, Özgür'de masaya yayılmış olan kahvaltılıkları benim önüme yığıyordu.

"Özgür, süt reçelini de ver Yasemin'e, tadına baksın oğlum."

Halil Bey'in konuşmasıyla unutmuş gibi süt reçelini de önüme koymuştu.

"Hepsini yiyemem zaten, ayıp olacak! Yapma..."

Fısıltıyla Özgür'e yaklaşarak söylenmemle, bana dönerek o da fısıltıyla konuşmaya başladı.

"Bir şey olmaz, sen ye bunları. Bak şu reçel çok güzel!" Diyerek eliyle bir reçeli işaret etti.

Yutkunarak önüme döndüm. O şu an beni takmıyordu ama ben, anne babasının burada olmasından dolayı utançtan yanıyordum.

"Bugün gezmeye çıkar mısınız?" Melek Hanım'ın sorusuyla birbirimize dönüp geri Melek Hanım'a döndük.

"Çıkarız annem, önce evi sonra Zürih'i gezdiririm Yasemin'e."

"Hangi arabayı almak istersin, ona göre ayarlatayım oğlum!"

Özgür'ün tekrar bana dönmesiyle anlamsızca ona baktım. Ben nereden bilebilirdim!!!

"Hangi renk giyinirsin giderken?"

Ne?

"Eee bilmiyorum, bordo olabilir.

Hâlâ anlamsızca ona bakıyordum. Ne alakaydı renk?

"Bordo Bugatti olabilir."

"SALİH!"

Bir anda içeri giren Salih Abi dikkatle Halil Abi'ye bakmaya başladı.

"Bugatti'yi hazırlat Özgür için."

"Hemen, Halil Bey."

Yok artık!

Kahvaltımızın bitmesiyle hep birlikte ayaklanmıştık. Halil Abi çalışma odasına giderken Melek Hanım da hobi odasını düzenleyeceğini söyleyerek yukarı çıkmıştı ve bu bahane ile Özgür'le yalnız kalmıştık.

"Gel, sana evi gezdireyim."

Aşağı katta salon, mutfak, banyo, çalışma odası ve kütüphane varken, yukarı katta yatak odası, Özgür'ün odası, üç misafir odası, oyun odası ve Melek Hanım'ın çoğunlukla vaktini geçirdiği hobi odası vardı.

Ev gerçekten çok büyüktü. Özellikle mutfağa bayılmıştım. Bahçeye açılan boydan boya cam, ada tezgâh ve ferah renklerle döşenmişti. Tek kelimeyle harikaydı. Gerçi salondaki büyük koltuklar, dev televizyon ve şömineyi de unutmamak gerekirdi.

Şu an Özgür'ün odasına girmiştik ve bu odanın Özgür'ün odası olduğunu bilmeden bile onun diyebilirdiniz. Odanın ortasında geniş bir yatak, bir masa, kenarda ikili koltuk, kendine yetecek kadar kütüphanesi ve içindeki plaklar, çocukluk fotoğrafları, kenarda son model oyun konsolları ve beni en çok şaşırtan piyano... Boydan boya olan camın önünde bir piyano vardı.

"Piyano mu çalıyorsun?"

Şaşkınlıkla sorduğum soruyla bana döndü.

"Evet, çalıyorum ama çok tercihim değil. Ara sıra buraya geldiğimde çalıyorum."

Piyanoya yaklaşarak tuşlarına dokundum.

"Sadece gitar çalıyorsun diye biliyordum."

"Gitar, bateri, piyano, hatta biraz da keman çalabiliyorum."

"Ciddi misin?"

"Evet. Hatta İstanbul'daki çatı katında bateri var. Gerçi sen hiç görmedin, değil mi?"

"Görmedim" Diyerek başımı ikiye salladım.

"Burası banyo, burası da giyinme odası." Diyerek yatağın iki yanındaki kapıları gösteriyordu. Bu oda Özgür'ün odası değildi, bu oda resmen Özgür'dü.

Bahçeye çıktığımızda birkaç koruma hemen arkalarını dönmüştü. Özgür'se hiç takılmayarak beni belimden tuttu ve evin sol tarafına yönlendirdi.

"Burası garaj, içerdeki arabaları görmelisin kesinlikle çok beğenirsin ama detaylı gezmeyi sonra yapalım bugün Zürih'i gezicez."

"Tamam." Diyerek başımı salladım.

"Burası da müştemilat. Arka tarafta da babamın bahçesi var. Bakma yani İsviçre'nin en ünlü mimarı olduğuna, annem her şeyin en doğalını yesin diye bizzat kendi ilgileniyor bahçeyle!"

Halil abinin mimar olduğunu bilmiyordum ama Melek hanım için yaptıkları takdire şayandı...

"Burda ise havuz ve oturma grubu var."

Evin dört bir yanında da farklı farklı alanlar vardı garaj, organik bahçe, havuz...

"Ve annemin üvey çocukları... Çiçekleri!!!"

Büyük bir coşku ve dalgayla serayı gösteriyordu. Ona gülerek seraya doğru ilerledim. Gerçekten çok güzeldi, çeşit çeşit renk renk bir sürü çiçek ve bitki vardı ayriyeten ışıklandırmayla süslenmişti.

Ben bu eve bayılmıştım!

•••

Hızlıca hazırlanarak gezmek için dışarı çıkıp arabaya binmiştik. Hava gerçekten çok soğuktu ama 'Hayatımda kaç kere İsviçre'ye gelip gezebilirim?' diyerek kalın montumu giyip hazırlanmıştım.

"Önce opera binasına gidelim. Bayağı meşhur ki bence çok seveceksin."

"Önce bir kafeye gidip konuşsak?"

Bana dönerek 'Emin misin?' der gibi gözlerimin içine baktı. Emindim. Olanları yok saymak yerine oturup konuşmalıydık.

Yirmi dakikalık bir yolculuk sonrasında çok hoş bir kafeye gelmiştik.

"Hava soğuk içeride oturalım."

Şöminenin yakınında, duvarın köşesindeki masaya geçip montlarımızı çıkararak oturduk.

"Ne içersin?"

"Mocha latte olabilir."

Özgür, garsona iki mocha latte siparişi verdikten sonra boğazımı hafifçe temizleyerek konuşmaya başladım "Teşekkür ederim öncelikle, beni o gün o adamdan kurtardığın için ve özür dilerim o gün haksız yere sana çıkıştığım için... Bir bahane olarak değil ama sen nasıl ki o gün benim için korktuysan, ben de senin için korktum. O adamdan dolayı zarar görmenden korktum."

Anlayışla bana bakıyordu.

"Daha sonra annenin olduğunu bilmeden resmen hesap sormam da çok boştu, çok saçmaydı."

Şimdi yeni yeni anlıyordum o hareketlerimin sebebini...

"Ben çoktan unuttum olanları. Zaten senin de dediğin gibi, korktum. Ben senin zarar görmenden. Yasemin, aramızdaki şeyin çok hızlı ilerlediğini düşünüyor olabilirsin. Gerçi, aramızda bir şey olmadığını da düşünüyor olabilirsin. Yani, sen beni öptün, ben seni öptüm hediyeler, kafeler ama işte, doğru dürüst hiç konuşmadık."

Karşısındaki sandalyeden kalkarak yanına oturdum şuan bütün kafeye arkamızı dönmüştük.

"Bak, ben bu hayatta en çok geç kalmaktan korktum. Öncelikle anneme... Babasız büyümem daha sonra annemin ben yedi yaşımdayken, kanser olması! İsviçre'ye tedaviye gelmesi..."

Dolu gözleriyle bana bakarak acı içinde gülümsedi.

Şu an aramızdaki ilişkiyi bahane ederek yıllarca içinde biriktirdiği acıyı kusuyordu. Ona izin vererek sustum ve ellerini avuçlarımın içine aldım.

"Tutma içinde, anlat. Ben dinlerim seni."

"Biyolojik babam gerçi baba demeye bin şahit, annemi daha ben üç aylıkken terk etmiş daha doğmadan. Kürtaj olması için para bile vermiş. Annem anlatmıştı. Aynı üniversitedelermiş. Biraz zaman geçtikten sonra evlenmeye karar vermişler. Lakin anneleri ve babaları izin vermeyince gizlice evlenmişler. Daha sonra, annem bana hamile kalınca, o adam sorumluluk alamayacağını söyleyerek terk etmiş annemi..."

Nasıl yapardı bir baba? Daha doğmamış evladının canına nasıl kıymak isterdi? Nasıl bir vahşetti bu?

"Annem genç tabi o zamanlar, hatasını geçte olsa anlayınca babasının yanına gitmek istemiş. Kabul etmemiş babası biliyor musun, hamile haliyle kapısına gelen kızını geri çevirmiş. Annem, ondan sonra gelmiş İstanbul'a. Teyzem destek olmuş sadece. Ama biliyor musun, ben hiçbir zaman 'Keşke babam olsaydı!' demedim bu hayatta. Bu hayatta annem benim iyikim oldu her zaman."

Dolu gözlerle gülümsedim ona...

"Sonra her şeyi toparlamışken hayatımız yolunda giderken annemin kanser olduğunu öğrendik. Maddi açıdan sıkıntı yaşasak da bir şekilde İsviçre'ye geldik. Lakin ben orada yapamadım. Çok küçüktüm daha. Başka bir ülkeye bağlanamadım. Annem de sürekli hastaneye gitmek zorunda kaldığı için benimle ilgilenemeyince, teyzemle beraber Türkiye'ye dönmeme karar verdik. O zamandan bu yaşıma kadar ben annemi sürekli telefondan gördüm. En kısa tatillerde bile annemin yanına geldim."

Teyzesiyle büyümüştü bunca yıl. Annesinden uzakta...

"Sonra Halil babam çıktı geldi. Annemin ameliyatına 5 ay kala girdi hayatımıza. Maddi manevi her şeyiyle anneme destek verdi, bırakmadı onu. Hastalığına rağmen, bana rağmen... Hatta annesi ve babası da çok fazla destek vermiş bu ilişkiye. Annemi kızları, beni de torunları olarak kabul ettiler."

Öz dedesi, babaannesi bile kabul etmezken onları, üvey babaannesi ve dedesi kabul etmişti.

"Halil babam çok söyledi, hâlâ da söyler İsviçre'de yaşamamı ama okul, arkadaşlar derken buralara hiç temelli kalmaya gelmedim."

"Seni çok seviyor!"

"Onun sevgisinden hiçbir zaman tereddüt etmedim. Çocukluğumdan beri öyle güzel sahip çıktı ki bana..."

"Peki o adam hakkında ne hissediyorsun?"

"Hiçbir şey. O adamın adını bile bilmiyorum aramızda öyle bir uçurum var. Hatta seviniyorum, biliyor musun? O gitmeseydi, asla babamla tanışamayacaktım. O beni anne karnında bile istemezken, Halil babam velayetimi aldı. Porsche'yi bana babam aldı biliyor musun? 18 yaşıma girip ehliyetimi aldığımda hediye olarak almıştı. Baterimi dedem, gitarımı annem!"

Konuyu biraz şakaya vurmak için "Tek çocuk, tek torun olmanın sefasını sürdün yani!" Dedim gülerek.

"E yani." Dedi gözlerime bakarak.

"Ben bu yüzden hep korktum işte. Tam babamla, annemle beraber bir aile olmuşken küçük bir çocukken babamın da o adam gibi bir gün bizi terk etmesinden korktum. Annemin başına bir şey gelmesinden hâlâ korkuyorum. Ben en çok geç kalmaktan korkuyorum. Annemle doyasıya vakit geçiremeden, babamla baba-oğul daha fazla vakit geçiremeden onlara bir şey olmasından korkuyorum."

Zor zamanlar geçirmişti Özgür, daha küçük bir çocukken çok zor zamanlar geçirmişti...

"Ben annemi iki kez kaybetmekle yüzleştim. Biri 8 yaşımdayken annem ilk ameliyatına girdiğinde biri de iki gün önce... Yasemin, ben iki gün önce yeniden o 8 yaşındaki Özgür oldum."

Ona sıkıca sarılarak, bir elimle sırtından, bir elimle ensesinden tutarak okşadım.

"Yasemin, ben annemle çok ayrı kaldım ama senden ayrı kalmak istemiyorum."

Geriye çekilip gözlerine bakarak "Ben de senden ayrı kalmak istemiyorum." Dedim.

Gözlerimden akan yaşları silerek "Seni seviyorum!" Dedim.

Yüzlerimiz yavaşça birbirine yaklaşırken "Ben de seni seviyorum, güzelim." Demesiyle dudaklarımız buluştu.

•••

Dudaklarımız ayrılıp yüzlerimiz karşı karşıya kalınca utanç içinde başımı Özgür'ün boynuna gömdüm. Ben utanç içinde kıvranırken, o kahkaha atıyordu.

"Pislik!"

Utancım onu mutlu etmişti resmen. Sinirle göğsünü yumrukladım.

"Özgür, gülme!!"

"Sen utanıyor musun, güzelim?"

"Yaa!"

Daha sert bir yumruk atmaya hazırlanırken sıkıca bana sarıldı.

"İyi ki varsın..."

Bu sefer gülümseyerek daha çok sokuldum boynuna. Yine o güzel kokusu geliyordu...

•••

Özgür'le beraber kafeden ayrılıp önce opera binasına ardından Zürih gölüne ve Lindt Home of Chocolate Müzesi'ne gitmiştik.

Her gittiğimiz yerde uzunca vakit geçirmiş ve insanlara fotoğrafımızı çektirmiştik. Karnımız açıktığında ise Melek Hanımın özellikle arayıp evde yemek hazırladığını söylemesiyle kendimizi idare edecek kadar raclette ve föndü yemiştik.

Şimdiyse Özgür'le beraber arabada güzel bir şarkı eşliğinde eve gidiyorduk. Her zaman yaptığımız bu aktivitenin diğerlerinden farkı ise hiç şüphesiz ayrılmayan ellerimizdi...

•

Bölüm nasıldı?!!

Eflin?

Hafsa?

Yasemin?

Haftaya çarşamba görüşürüz🤍💋

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

440okunma 8beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18