Gümüş Servi kitap kapağı

13. bölüm / 31

Gümüş Servi

12.Anlamsız Kıskançlık

Vaveyla Yazarı: Meyra Ayaz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 31Şu an: 12.Anlamsız Kıskançlık

Sellam!!

Yarın sınavlarımız başlıyor...

Lütfen yıldıza basmayı ve bol bol yorum yapmayı unutmayın! (Yorumlarda olmasa bize eğlence kalmıyor:')
•

EFLİN

Sınıftan içeri girerek boş olan bir sıraya oturdum.

Geçen gün Selin'den kaçırdığım derslerin notlarını almıştım. Selin sınıfımızın zeki, çalışkan kızıydı. Tatlı bir kızdı ama kafayı derslerle bozmuştu.

Hoca geldiğinde oflayarak geçen gün aldığım tasarım tarihi kitabımı çıkardım. Bunu almamız gerektiğini de Selin söylemişti.

"Evet gençler ilk olarak size bir video izleteceğim. Ardından birkaç makale inceleyeceğiz."

Makale kelimesini duyduğum an somurttum. Makalelerden nefret ediyordum. İnşallah yazmamızı falan istemez diye düşünürken hoca videoyu başlatmadan önce ekledi.

"Ve evet sizden de bir makale isteyeceğim. Son tarihi size mail olarak atarım." Ne kadar yakınmak istesek de hocanın videoyu başlatmasıyla susmuştuk.

Hızlı geçen bir saatin ardından asık yüzümle ilerlemeye başladım.

"Hey Eflin!" Sağıma döndüğümde Selin'le karşılaştım. Elinde birkaç kağıt vardı.

"Bunlar yeni çıkardığım notların kopyası. Dersleri kaçırmıştın ya belki bunlara da ihtiyacın olur dedim."

Daha fazla not mu?

"Teşekkür ederim ama zahmet etmişsin."

Bir yandan kağıtları aldığımda kocaman sırıttı. İstemem yan cebime koy taktiğiyle notları anında almıştım.

"Benim için bir sorun yok. Bunları oku tamam mı? Kafan karışırsa ya da anlamadığın bir yer olursa falan, bana yazabilirsin." Başımı aşağı yukarı sallamakla yetindiğimde sırıtmaya devam ederek elini kaldırdı.

"Ders çalışmam gerekiyor sonra görüşürüz." Elimi görüşürüz anlamında kaldırdığım sırada beni beklemeden sınıftan çıkan tasarım tarihi hocasına doğru koştu. Adamı sorularıyla bunalttığı uzaktan bile belli oluyordu. Gülümserken başımı iki yana salladım.

"Deli kız." Okulun çıkışına doğru ilerlerken telefonum çaldı. Kuzey arıyordu.

"Efendim?" Birkaç cızırtının ardından sesi net anlayabildim

"Eflin abla annem ne zaman geleceksin diyor!"

Bu Yiğithan'dı. Yine cızırtılar olmaya başlayınca Kuzey'in elinden telefonu kaçırdığını anladım.

"Haftaya gelirim gibi bu hafta yapmam gerekenler var."

"Ya tamam!"

"Ver lan şunu!" Telefonun diğer yanından gelen Kuzey'in sesine güldüm. "Eflin evden çıkacağım şimdi müsait misin?"

Minibüse doğru ilerlerken evet dercesine mırıldandım.

"Eve geçeceğim şimdi neden?"

"Gitme bir yere de bekle beni. Seni bir yere götüreceğim." Ne kadar sonra desem de onu ikna edememiştim.

"Tamam atıyorum sana konum. Hızlı olmazsan eve giderim ona göre."

"Tamam piremses bekletmeyeceğim seni!"

Başımı iki yana sallayarak sokakta ki bir kırtasiyeye girdim. O gelene kadar kendime çizim kalemi alabilirdim.

2B kalemlere bakınırken gözüme yan raftaki pandalı silgi çarptı.

"Bu hayvan sana benziyor."

"Şimdi gerçekten pandaya benzedin."

Aklıma gelen sözlerle elim istemsizce pandalı silgiye gitti. Kendimi o silgiyi alırken bulmuştum.

"Yüz on yaptı kızım." Diyen amcayı onaylayarak kırtasiyeden çıktım. Tam o sırada önümde bir araba durdu. Passattı ve plakası 34 PNR 01'di.

Orhan amcanın Pınar ablayı sevdiğini söylemesine gerek yoktu. Adam her şekilde aşkını belli ediyordu. Açılan camla gözlerim Kuzey'e kaydı. Siyah camlı bir gözlük takıyordu.

"Bir fıstık görsem firene basarım. Çaktırmadan güzel mi bakarım." Dediğinde kahkaha attım.

Sen iflah olmazsın bakışları atarak arabayı dolanıp ön koltuğa oturdum.

"Ee? Kuzey bey, nereye gidiyoruz?" Gözlüğünü çıkarıp kenara koyduktan sonra bana döndü.

"Duymamış olayım kızım. Tabi ki Adana dürüm yemeye gidiyoruz." O arabayı sürmeye başladığında sabahın on birinde Adana dürüm yememek için bir sebep arıyordum. Ve tabi ki bulamamıştım. Adana yemenin bir saati olmazdı.

Küçük bir esnaf dükkanının önünde durduğumuzda merakla içini incelemeye başladım. Çok fazla kişi yoktu ama yiyenlerde öyle bir iştahla yiyordu ki şimdiden canım çekmeye başlamıştı.

"Ben arabayı şu ileriye park edeyim sen inip otur boş bir yere." Kuzey'i anında onaylayıp indim arabadan.

Dükkan kapısını ittirdiğimde küçük bir zil çalmıştı. Kimsenin bu sesi umursadığı yoktu gerçi. Boş bulduğum bir yere oturup iki Adana be bir şalgam bir de ayran sipariş ettim.

Kuzey'in şalgam içmesi yasaktı. Pınar abla, Kuzey'in midesi hassas olduğu için ayda bir içmesine izin veriyordu.

"Geldim." Kuzey'de karşıma oturduğunda küçük bir çocuk bize içeceklerimizi getirdi. Ayranı gören Kuzey'in yüzü düşmüştü.

"Hadi ama anneme söyleme de içeyim bende şalgamımı." Dediğinde kahkaha attım.

"Saçmalama Kuzey yirmi beş yaşında adamsın ama çocuk gibi davranıyorsun. Pınar abla yasakladıysa vardır bir bildiği." dedikten sonra sağ elimle yanağını mıncırdım.

"Ayranını içersen sana oyuncak arabada alırım hem tamam mı?" Dediğimde gözlerini devirerek adanaları getiren abiye teşekkür etti.

"Afiyet olsun gençler."

İkimizde sanki önümüzden alınıyormuş gibi hızlı hızlı yemeye başladık Adanaları. Kuzey daha Adana dürümün yarısına gelmeden bitirmişti ayranını.

"Ağzım yanıyor." Diyerek elimden şalgamımı aldığı gibi içmeye başladı. Şok içerisinde ona baktım. Bana şalgamı geri uzattığında ne yaptığını fark edebilmişti.

"Lan özür dilerim! Unuttum senin başkasının içtiği bir şeyi içmediğini." Çok mahçup bakıyordu.

"Sorun yok bir lokmam kalmıştı zaten." Diyerek son kalan parçayı da attım ağzıma.

"Ne kadar avelim ya." Dediğinde gülümsedim.

"Ya gerçekten sorun yok."

"Essah mı?" Güldüm hatta kahkaha attım.

"Essah la tabi."

Biraz daha oturduktan sonra onun işi olduğu için kalkmaya karar vermiştik. Kuzey bir restorandın şefiydi. El lezzetti cidden çok güzeldi. Hatta Pınar abladan bile daha güzel yapıyordu bazı şeyleri.

Bizim sokağa girdiğimizde çantamı koluma takarak ona döndüm. Yolu sürerken bir şeyler düşündüğü apaçık belliydi.

"Geldik." Dediğimde arabayı durdurdu.

"İyi misin sen?" Saçlarını karıştırıp nefeslendi.

"Savaş göreve gitmiş yine." Şimdi anlaşılıyordu neye taktığı. Savaş abi ne kadar otuzlarında kendi başının çaresine bakabilen bir adam olsa da hala endişeleniyordu abisi için.

"Hep yapıyor bunu o Kuzey. Alış artık." Yüzü düştü.

"Biliyorum ama babam bitti o başladı. Ben birilerini kaybetme korkusu yaşamaktan sıkıldım Eflin."

Burukça gülümsedim.

"Korku iyidir Kuzey. Seni onlara daha çok bağlar ama unutma hepimiz insanız ve hepimiz bir gün öleceğiz."

"Biliyorum ama işte zor."

Ona sarıldım sıkıca.

"Tamam kızım ya! Ne sıktın beni! Gerçeği söyle sarılmak istiyordun da benim bu halimi mi bekledin?" Kahkaha attım. Sıkmayı bırak dokunmamıştım bile resmen. Ortamı yumuşatmak için sallıyordu.

"İyi be ne yaparsan yap. Çok ararsın beni ama."

Diyerek kapıyı açıp indim.

"Ararım tabi! Kız kardeşimi aramayacağım da kimi arayacağım?" Hadi lan dercesine elimi salladım ona.

"Hadi canım hadi evine." Kapıyı kapattığım halde arabanın dışına kahkaha sesi geliyordu. Camı açtığında gülmesini durdurabildi.

"Bir şey olursa ara beni tamam mı?"

"Tamam annecim." Dediğimde bu sefer iflah olmazsın bakışı attan oydu.

Ona el sallayıp arkama döndüm. Güvenlik kulübesinin duvarına yaslanmış beni izleyen Demir'i görünce afalladım. Yüzünde garip bir ifade vardı.

Yanından geçeceğim sırada kısık sesini işittim.

"Süt." Doğru mu anladım diye arkama döndüğümde elimde ki muzlu sütü gördüm. "Geçen içiyordun sana aldım görünce." Elime sütü tutuşturduğu gibi yürümeye başlamıştı.

Kendimi kötü hissediyordum. Neden böyle hissediyordum?

O sırada telefonuma bildirim geldi. Sütü koltuk altıma sıkıştırarak montumun cebinden telefonumu çıkardım. Mesaj Hafsa'dandı.

Hafsa: Demir'lerdeyim ben proje için anahtarın var değil mi?

Eflin: Var.

Hafsa: Tamam Yasemin de kafe de olacak. Canın sıkılırsa gel Demir'lere.

Eflin: Yok benimde makale yazmam gerekiyor.

Hafsa: Tamam canım öptüm seni.

Eflin: Bende.

Mesajlardan çıkıp instagrama girdim. Hikayeme Kuzey'le arabada çekildiğim bir fotoğrafın atarak 'abim.' yazdım.

Telefonu kapatarak cebime geri attığımda sütü çantama koyup eve doğru ilerlemeye başladım. Nedensizce garip hissediyordum kendimi. Bir şey de yapmamıştım. Ne oluyordu bana? Asansöre bindiğim sırada telefonuma yine bildirim geldi. Katı tuşlarken telefonu cebimden çıkarmadan ekrana baktım.

Demirdmroğlu hikayenizi beğendi.

HAFSA

~Bu sabah~

Sabah kalkıp kahvaltımı ettikten sonra her zaman olduğu gibi derse gidecektim. Demir yine aşağıda beni bekliyordu. Yolda giderken geçen verilen maket ödevi hakkında konuşmaya başladık.

"Sen ne yapmayı planlıyorsun?"

Demir "Kime?" deyince
afalladım, sonrasında gülerek.

"Manyak mısın? Maketi diyorum, nasıl bir şey yapıcaksın?"

"He maket mi? Bilmem daha düşünmedim, sen karar verdin mi?"

"Pek sayılmaz ama maketi tahta çubuklardan yapıcam galiba hem renklendirirken de zorlanmam diye düşüniyorum."

"Hmm iyiymiş. Melzemeleri ayarladın mı? Çünkü benim en ufak bir hazırlığım yok."

"Ders bittikten sonra gidip bakıcam, istersen sen de gel."

"Olur gelirim."

Bir süre sessiz durduktan sonra
"Geçen Yavuz'u gördüm bizim kafede."

"He evet biliyorum, Yavuz söylemişti zaten."

Yine aklıma Yavuz'a söylediklerim geldi.

"Demir, Yavuz'a karşı çok mahçup hissediyorum."

"Niyeki?"

Ben Yavuz'a iltifat ederken o içeride sızmıştı. Bu yüzden Yavuz'a söylediklerimden haberi yoktu.

"Seni sarhoş gördüğü diye mi?" diyerek devam edince hiç bozmadan devam ettirdim.

"Aynen ya. Birde saçma sapan şeylerden konuştuk seninle, rezil oldum."

"Yok ya ne rezilliği."

Okula varmıştık. Son derece eğlenceli olan derslerimize girdikten sonra son iki saatlik dersimiz ani bir şekilde iptal edilmişti. Sevinme faslı bittikten sonra Demir'le malzemeleri alacağımız dükkana gittik. Karar veremediğim için alışveriş işi biraz uzamıştı. E tabi Demir de buna yakınmaya başlamıştı.

"Hadi ya! İki saattir seçemedin."

Odaklanmış bir şekilde elimdeki alacağım malzemeye bakarken bir anda elimden aldı.

"Bu olur bu olur, hadi ödeyip çıkalım."

"Ya Demir! Versene şunu, ayrıca o olmaz. Hem nereden biliyorsun olacağını."

"Ben bilirim. Hem madem olmaz ne diye iki saattir şuna bakıp duruyorsun! Seç de alıp gidelim artık."

"İçime sinsin istiyorum."

Elimdekini göstererek "Bunu alıcam@ dedim ve onu arkada bırakarak kasaya gittim. Ödemeyi yapıp malzemeleri bagaja koyduk.

Eve doğru giderken Demir "Bize gelsene beraber yaparız. Hem belki babamdan yardım alırız."

Gülerek "Yavuz'u mu diyorsun?"

"Evet, elinden her iş geliyor adamın. Hem eğer sen söylersen yardım eder."

Hiç bir şey söylemeden sorarcasına baktım. Demir de "Eve geldiğinde bazen çok yorgun oluyor, oturup sadece kitap okuyup kahve içiyor."

Eve vardığımızda "Hmm anladım. Hadi bagajdan poşetleri alalım."

İkimizde arabadan indik, poşetleri Demir aldı ve kapının önüne geldiğimizde

"Anahtar?" dedim.

"Sol cebimde."

Anahtarı cebinden aldım ve kapıyı açtım. Demir poşetleri üst kata taşıdı. Bense evleri nasıl bu kadar düzenli ve temiz oluyor diye düşünmeye başlamıştım. Gerçekten üç erkeğin kaldığı bir eve göre fazla temiz ve düzenliydi. Yukarı çıktığımızda amerikan mutfak vardı bir de teras.

Demir'e "Nasıl oluyor da üç erkeğin kaldığı bu ev bu kadar düzenli ve temiz olabiliyor?"diye sordum.

"Babam bu tür şeylere çok dikkat ediyor. Ev işlerini yapmasak azar işitiyoruz."

Babam dediği an gülmeye başladım.

"Anladım. Ev işi yaparken sıkılıyor musun?"

"Hemde nasıl. İki gün önce süpürdüğümüz evi neden bugün de süpürmek zorundayız? Zaten temiz, gerçekten hiç anlamıyorum."

"Neyse hadi şu maketi yapmaya başlayalım artık."

"Doğru söylüyorsun. Hadi başlayalım."

Salonun ortasındaki alçak masaya bütün malzemeleri sermiş, Demir'le yan yana nereden başlayacağımızı düşünüyorduk.

Ne yapacağımızı tam olarak bile
Bilemesek de bir yerden başlamamız gerekiyordu.

Maketi yapmaya başlayınca kafamdakiyle, yaptığım maket uymayınca hevesim kaçtı.

"Ben biraz ara vericem."

Demir'in marketine baktığımda fena görünmüyordu.

"Niye, ne oldu?"

"Pek içime sinmedi."

Aşağıdan kapı sesi duyunca Demir hiç bir şey söylemeden aşağı indi.

Aşağıdan "Erken gelmişsin. Hayırdır?"

"Bir kaç gereksiz seminer vardı, katılmak yerine evde kahve içmeyi tercih ederim."

"Biz Hafsayla yukarıda maket yapıyoruz, haberin olsun."

"Tamam."

Demir geldiğinde
"Yavuz mu?" diye sordum.

"Evet hadi makete devam edelim."

Onaylarak başımı salladım. Makete devam ettiğimde daha da berbatlaşıyormuş gibi hissediyordum. Oflayıp poflasam da yapmaya devam ettim. En son dayanamayıp

"Offf Demir olmuyor ya. Hiç içime sinmedi."
Bunu söylerken merdivenlerden çıkan Yavuz'u görünce duraksadım.Merdivenlerden mutfağa ilerleyip kahve hazırlarken

"İçine sinmeyen ne?" dediğinde ona bakıyordum ama sırtı dönük bir şekilde kahve yapmakla meşguldü.

"Şey maketim..."

Demir kaş göz işareti yapınca, hemen
"Yardımcı olabilir misin? Tabi yorgun değilsen."

Kahvesini alarak yanımıza doğru geldi ve koltuğa oturdu. Koltuğun önündeki o alçak masada ödevini yapan çocuklar gibiydik.

"Olurum tabi. Tam olarak ne yapmak istiyorsun?"
Demir bana da yardım et dercesine bakarken, Yavuzla Demir'e bakıyorduk. Hemen atlayarak

"Seninki zaten güzel gidiyor, önce beniki."

Demir bunu kabullenerek kendi marketine devam etti. Yavuz'a istediğim maket tipini tarif ettikten sonra bana söylediklerini yapmaya başladım.

"Ben mukavva da ölçüleri ayarlayıp çizicem sen de maket bıçağı ile kesiceksin. Tamam mı?"

Başımı sallayarak onayladım. Ölçüleri ayarlarken o kadar odaklanmış bir şekilde çalışıyordu ki, onu izlerken dalıp gitmiştim. Bana baktığında başımı iki yana salladım. Muhtemelen bunu fark etmişti.

"Yapabilirsin değil mi?"

"Tabiki yapabilirim."

Dikkatlice mukavvayı kesmeye başladım. O sırada Yavuz, Demir'in maketine bakıyordu.

"Kötü değil ama malzeme eksiği var."

Bana dönerek "Senin de var Hafsa. Evi hangi renk yapacaksan söyle ona göre boya alsın."

Demir "Daha bugün gittik bunları almaya, bir daha mı gideceğim?"

"İstiyorsan gitme, sizin ödeviniz."

Demir'e masumca bakınca
"İyi tamam." diyerek arkasını dönüp gittiği sırada

"Arabanın anahtarını çantamdan alabilirsin." diye bağırdım.

Yavuz'la maketi neredeyse tamamladıktan sonra bir kaç parçanın yapıştırılması gerekiyordu. Silikon tabancasıyla parçaları yapıştırdıktan sonra son bir parça kalmıştı, parçayı yapıştırmamla parmağımı yakmam bir olmuştu. Elimi hızlıca çektim. Demir'in maketiyle uğraşan Yavuz bana bakıp, elimi yaktığımı fark edince hızlıca yanıma geldi.

Parmağıma baktı ve kolumdan tutarak kaldırdı beni. Mutfağa doğru ilerledik ve dolaptan bir kutu çıkarttı, yanık kremi ve gazlı bezi alıp

"Getir elini."

Elimi eliyle nazikçe tuttu ve krem sürdü. Yüzümü buruşturunca

"Çok acıyor mu?"

"Biraz."

Parmağıma üfledi ve gazlı bezle sardı.

"Allahtan son parçaydı. İşim zaten bitmişti."

"Parmağını yaktın ve 'Allahtan son parçaydı' diyorsun!"

"Yine sana borçlandım, ne zaman bir şey olsa hep seni görüyorum."
Elimi göstererek "Hem pansuman hem de makete yardım ettiğin için sana tatlı ısmarlaya bilir miyim?"

"Peki." gözleriyle elimi göstererek "Daha dikkatli ol." dedi.

"Tamam olurum."

Maketleri yaptığımız masanın üstünde duran telefon çalınca "Pardon." dedi ve telefonu açmaya gitti.

Telefonu açtığında
"Efendim?" dedi ve karşı taraftaki kişi her ne dediyse "Yine mi?" dedi gülerek. "Neyse ben seni sonra ararım." diye sonlandırdı konuşmasını.

Yanıma geldiğinde içten içe marak etsemde umurumda değilmiş gibi başım önde

"Kimdi?" diye sordum.

"Kız arkadaşım."

Gözlerim açıldı ve istemsiz bir şekilde sesimi yükselterek

"Kız arkadaşın?! Senin kız arkadaşın var ve..."

"Evet var ve?" dedi gözlerimin içine bakarak.

"Senin kız arkadaşın var ve evinde, bana maket için yardım ediyorsun!"

Gülmeye başladı "Gerçekten arkadaşım. Aramızda öyle bir şey yok."

İçim rahatlamıştı "Ohhh be."

Nedense mutluymuş gibi bana bakıyordu

"Ohh be?"

"Yani..." söyleyecek bir şey bulamayınca duraksadım. Sevgilin olmadığı için rahatladım diyecek halim yoktu.

Toparlamaya çalışarak

"Yaniii sevgilin olsaydı kendimi kötü hissederdim..."

'Allahım ben neler diyorum. Söylediklerimi yanlış anlayacak şimdi.'

Memnun bir ifadeyle

"Kendini kötü mü hissederdin? Niye?"

"Çü-çünkü sevgilin varken burda seninle maket yapmam pek hoş olmazdı da ondan. Hem ben nereden bilebilirim, kız arkadaşım diyince öyle geliyor akla."

"Sen de haklısın ama neden bu kadar tepki gösterdin?"

"Seni kıskandığımdan değil herhalde..." gülerek bana bakıyordu.

Bu cümleyi söylediğim an kendimi ele vermiş gibi hissettim. Konuyu değiştirmeye çalışarak

"Ben anlamıyorum insanlar neden sevgililerini tanıtırken kız arkadaşım diyorlar. Sonuçta sadece arkadaşta olabilirler. Eğer seviyorsan sevgilim dersin."

'İyice saçmaladın sus artık Hafsa.'

Gülerek beni dinliyordu.

"Çok haklısın."

Bir süre sessiz kaldı ve gözlerime bakarak

"Peki ya Mert? Sevgilin mi?"

"Erkek arkadaşım."

Ben böyle söyleyince o da "Erkek arkadaşın?!"

"Daha az önce anlattım. Sevgilim olsa 'sevgilim' derdim. Sadece arkadaşız."

"İyi, sevindim."

"Neden?"

"Seninle aynı nedenden."

Merdivenlerde yüzü asık, sanki bir şeyden rahatsız olmuş gibi duran Demir'i görünce duraksadık.

Demir masada bitmiş, sadece renklendirme aşaması kalmış olan maketimi görünce

"Ooo Hafsa hanımın ki çoktan bitmiş bile. Bana bakın malzemeleri ben aldım maketimi siz yapacaksınız tamam mı?" elimi görünce merakla

"Ne oldu?"

"Bir şey yok silikon tabancasıyla biraz yaktım sadece. Senin neyin var?"

Yüz ifadesi değişti, öfkeyle üzüntü adasında bir yerdeydi sanki

"Ef-" dedi ve sonra

"Neyse ya yok bir şey."

"Sonra konuşuruz nasılsa."

Demr koltukta uzanıp öylece tavanı izliyordu. Yavuz Demir'in maketini yaparken ben de kendi maketini boyuyordum.

Benim işim bitince Yavuz'a yardım ettim. Sonunda Demir'in maketi de bitmişti. Yavuz Demir'e "Al bak bitti maketin." diyişini hiç duymadı bile.

Yavuz Demir i kendine getirmek için "Demiiir." diye bağırınca kendine geldi.

"Hı ne oldu?"

"Maketin diyorum, bitti."

"Güzel olmuş, ellerinize sağlık. Ben odama iniyorum. Görüşürüz Hafsa."

"Görüşürüz Demir."

Yavuzla bunun nesi var dercesine birbirimize bakıyorduk. Demir gidince ben de gideyim artık her şey için çok teşekkür ederim. "" Rica ederim. Maketi alıp aşağı indik. Vedalaştıktan sonra eve indim. Kapıyı Eflin açmıştı

"Hoş geldin."

"Hoş buldum. Dur şunu hemen bir bırakayım."

Maketimi bir kenara koyduktan sonra salona geçip oturdum. Koltuğun önündeki masada bitmiş muzlu bir süt vardı.

YASEMİN

"Ve ben sana değil
Ben sana değil
Ben sana değil
Evinin yollarına
Postersiz duvarlarına
Yağmurlu sokaklarına âşık oldum"

Kafenin mutfağında şarkı eşliğinde çalışıyordum. Fikret Bey genel olarak kafede müzik açmamıza izin veriyordu, kendimizi kaptırmadığımız sürece. Son zamanlarda çok meşhur olan nata tatlısını yapıyordum. Bu tatlıyı geçen hafta üniversitede yaptığımız için iyice pratikleşmiştim hem hızlı hem lezzetli yapabiliyordum.

Tatlıyı fırına attığımda şimdi de tuzlu yapacaktım. Günlük menüye baktığımda paçanga böreği yazıyordu. Hızlıca malzemeleri çıkarıp yapmaya başladım. İşimi bitirip ellerimi yıkadığım sırada mutfağa giren Alperen'in bana seslenmesiyle "Efendim." Diyerek arkamı döndüm.

"Öğlen vakti geldi kafe iyice kalabalıklaştı, Esma abla da yok. Fikret Bey kafeyi senin koordine etmeni istedi."

"Benim mi?"

"Evet, hadi hemen gel."

"Geldim."

Personel odasına geçerek mutfak önlüğümü çıkardım. Boş bir garson önlüğünü üzerime geçirip yakalığımı taktım. Koyu pembe boğazlı kazağım ve mavi kot pantolonumla güzel bir kombin yapmıştım. Kafe kısmına geçerek masalara göz gezdirdim, gerçekten kafe bugün bir hayli kalabalıktı.

Boş bir masaya geçen genç çiftin yanına giderek siparişlerini aldım. Bir, üç, beş derken yirmi ayrı müşteriyle ilgilenip arkadaşlarımı koordine etmiştim. Saatin dört olmasıyla öğle müşterileri kalkarak yerlerini akşam müşterilerine bırakmışlardı. Yorgunlukla biraz soluklanmak için personel odasına geçtim, tam koltuğa oturduğum sırada "Selam." Diyen Özgür'ün sesini duydum.

"Selam." Ona doğru dönmemle yüzümdeki yorgunluğu fark ederek "İyi misin?" Dedi.

"Ah evet, uzun zaman sonra garsonluk yapınca kafenin kalabalığını unutmuşum."

"Neden mutfaktan çıktın ki?"

"Esma abla bugün yok, Fikret Bey de o yüzden kafeyi benim koordine etmemi istemiş."

"Anladım." Farkındalıkla "Sen öğle yemeği yemedin o halde, dur sana bir şeyler getireyim!" Özgür hızlıca kapıya doğru adımlarken "Hayır hayır, aç değilim. Hem şimdi tekrar gideceğim zaten, akşam yerim." Diyerek durmasını sağladım.

"İki saat var daha Yasemin, sen 6.30 gibi geç çıkıyorsun zaten. Hiç itiraz etme bekle beni!" Oturduğum yerde gerinerek esnedim bugün gerçekten yorulmuştum.

"Geldim." Elindeki tepside iki paçanga böreği, iki çay, patatesli poğaça ve frambuaz soslu kurabiye vardı.

"Al bakalım hepsini ye, gerçi keşke yemek olsaydı ama..."

"Ya saçmalama bunlar bile fazla, hepsini yiyemem!"

"Yersin yersin." Elime bir paçanga böreği vererek yememi beklemeye başladı.

"Sende ye o zaman."

"Önce sen-" Elimdeki böreği bir anda ağzına sıkıştırmamla susmak zorunda kaldı.

"Şimdi ye!" Diyerek elime aldığım böreği ısırdım ve poğaçayı da ikiye bölerek tabağa bıraktım. Duyduğum gülme sesiyle soluma döndüm ve Özgür'e baktım. Böreğini bitirmiş böldüğüm poğaçaya bakıyordu... Hızlıca tabaklardakileri yedik.

"Erkencisin bugün?"

"Canlı müzik olayı sevilip müşteri sayısı artınca Fikret Beyle konuşup bu olayı öğlen de yapmaya karar verdik. O yüzden grupla beraber daha farklı şarkılar çalışacağız ama onlar bugün müsait olmadığı için ben kendim evde çalışacaktım..."

"Ama buradasın?"

Elini ensesine atarak "Seni görünce yanına geleyim dedim..." Dedi.

"A-anladım, ne zaman başlayacak peki?"

"Bir hafta sonra, zaten her gün değil haftada iki gün yapmayı planlıyoruz."

"Umarım güzel sonuçlar alırsınız, benim şimdi içeri geçmem gerekiyor." Tepsiyi elime alarak ayağa kalktığımda Özgür de gitarını alarak "Bende geleyim, orda bakarım notalara." Diyerek peşime takıldı.

Beraber içeri geçtiğimizde Özgür sahneye çıkıp ses sistemini ayarlamaya başlamışken ben yeni geldikleri belli olan üçlü erkek grubunun masasına ilerledim. Siparişlerini alıp mutfağa doğru giderken Özgür'le göz göze geldim, bana göz kırparak tekrardan önüne dönmüştü. Siparişlerin hazır olmasıyla götürecekken tepsiyi benden önce eline alan Alperen "Sen masa dokuza baksana." Diyerek gitti.

Masa dokuza baktığımda beş kişilik bir genç kız grubu görmüştüm. Tepsiyi elime alıp götürürken yan taraftan duyduğum yüksek sesle arkamı döndüm bir adam az önce siparişlerini aldığım masaya geçip arkadaşlarına kendince selam verip yerine oturmuştu. 'Neden eşek kadar adam arkadaşlarını hiç görmemiş gibi toplum içinde bağırıyor?' Diye düşünürken siparişleri verip çoktan kenara geçmiştim.

Üzerimde hissettiğim gözlerle başımı çevirdiğimde o adamın bana baktığını gördüm. Ben de ona bakınca elini kaldırıp beni çağırdı.

"Buyurun beyefendi, ne istemiştiniz?"

"Numaranı istesem?!"

"Lütfen özel alanına girmeden kafede olduğunuzun farkına varıp siparişinizi verir misiniz?!" Sinirlenmiştim lakin sakinliğimi bırakamazdım.

"Tamam be yavrum, zoru oynama!"

"Beyefendi bakın saygımı bozmuyorum, siz de haddinizi aşmayın!"

"İyi, kızma hemen. Gün uzun nasıl olsa! Ben bir americano alayım." Yavşakça sırıtıyordu kıt beyinli!

Siparişin hazırlanmasını beklerken yüzümdeki sert ve rahatsız ifadeyi gören Şevval, kaşlarını çatarak "Bir sorun mu var?" Diye sordu.

"Yok, bir sorun yok." Sakin ol Yaso, sakin. Burası bir iş yeri!!! Kendimi sakinleştirmeye çalışırken siparişin hazır olmasıyla tepsiyi Alperen'in götürmesini rica ettim. Diğer masaların siparişleriyle ilgilenirken Alperen'in elindeki dolu tepsiyle yanıma gelmesi ile durdum.

"Senin götürmeni istiyormuş, beyefendi(!)" Diyerek sinir bozukluğuyla güldü. Ben başımı o adama çevirip rahatsızca bakarken "Sen mutfağa geç istersen buralar karışacak gibi. Ben de Fikret Beyi çağırayım!" Alperen rahatsız olmamam için içeri geçmemi söylerken ben elindeki tepsiyi alarak "Şunu hızlıca vereyim de zıkkımlansın gitsin beyinsiz. Sen kimseye bir şey söyleme." Dedim.

"Yasemin-"

"Merak etme sadece bırakıp geleceğim."

Adama bakmadan masaya yaklaşarak americanoyu önüne bıraktım. "Afiyet olsun." Zıkkım iç!!!

Tam arkamı dönmüş gidiyordum ki bileğimi sıkıca tutmasıyla hızlıca döndüm. Bileğimi kendime çekmeye çalışırken "Bileğimi bırakın!" Diye dişlerimi sıkarak konuştum.

"Sakin be yavrum, ne yaptık sanki? Sen de buyurmaz mısın diyecektim!?"

Artık bu kadarı da fazlaydı! Tam çirkeflik modumu açmıştım ki nereden geldiğini anlamadığım Özgür adamın yakalarını hırsla kavrayarak ayağa kaldırdı ve sert bir kafa attı. Özgür'ün kafa atmasıyla burnundan fışkıran kanla yere düşen adam eliyle burnunu tutmaya çalışıyordu.

"SEN NE YAPTIĞINI SANIYORSUN LAN ÖLDÜRÜRÜM SENİ BEYİNSİZ!!!" Diyerek adama yumruk atmaya devam eden Özgür'ü, o adamın arkadaşları engellemeye çalışıyordu.

"Özgür!?" Bağırarak öne atılmaya çalışmamla beni engelleyen Alperen, kendisi öne atılarak Özgür'ü adamın üstünden kaldırmaya çalıştı.

"Özgür tamam dur, tamam!" Özgür kimseyi duymayarak sadece adama kitlenmiş bir şekilde öfkesini kusuyordu.

"Sen kimi taciz ediyorsun, p*ç kurusu!!!" Ayağa kalkarak adamın karnına tekme atarken söylüyordu bunları. Adamın arkadaşları da Özgür'ü uzaklaştırmanın bir çözüm olmadığını anlamış olacaklar ki içlerinden biri Özgür'ün üzerine yürüyerek yüzüne yumruk attı.

"Lan!" Yumruk atan adama doğru yönelen Alperen Fikret Bey'in "NE OLUYOR BURDA!" Diyen sesiyle durmak zorunda kaldı. Özgür'ün de durmasıyla hızlıca yanına gidip bir elimle koluna sarılırken bir elimle çenesini tutup yüzüne bakmaya başladım. O da bana bakarken yüzündeki sinirli ifade yavaş yavaş dağılıyordu.

Sağ kaşından akan kanı fark ettiğimde endişeyle "İyi misin?" Diye sordum.

"Sen iyi misin asıl, bir şey yaptı mı o beyinsiz?" Tekrar adama bakmaya çalışmasıyla çenesini daha sıkı tutarak bana bakmasını sürdürdüm.

"Ne oluyor burada dedim!!"

Alperen öne çıkarak "Bu adam Yasemin'i taciz ediyordu ve biz de gerekeni yaptık Fikret Bey." Dedi, yerde iki büklüm yatan ve yüzü kandan seçilemeyen adamı göstererek söylemişti bunları ve belli ki olayı sadece Özgür'e yıkmamak için kendinide katmıştı.

"Yasemin doğru mu bunlar?"

"Doğru Fikret Bey, lakin şikayetçi olmayacağım. Bu olay burada kapansın, izninizle çıkabilir miyiz?"

"Çıkın, lakin seninle sonra konuşacağız Özgür."

Özgür'e dönerek "Sen çık, ben geliyorum." Diyerek personel odasına doğru giderken Özgür kolunu bırakmam ile hızlıca elimi tutarak önden ilerlemeye başladı.

Elimi tutmuştu...

Odaya girince de elimi bırakmamasıyla "Bunu çıkarmam gerek." Diyerek önlüğü gösterdim.

Hiçbir şey söylemeden bağladığım fiyonku açarak önlüğü çıkarmama yardım etti ve montlarımızı alarak dışarı çıktık. Siteye girdiğimizde arabasına doğru ilerlemesiyle sessizce takip ettim. Arabaya bindiğimizde elimi bırakmasıyla rahatlamıştım öyle ki sabahtan beri yüzüm utançtan yanıyordu!..

Sahile geldiğimizde arabayı denizin önüne park etti.

"Kaşına pansuman yapalım artık, ilk yardım kitin var mı?" Hiçbir şey söylemeden torpidoyu açarak ilk yardım kitini bana verdi.

Hızlıca tentürdiyot, gazlı bez, oksijenli su ve yara bandı çıkararak koltukta yan döndüm.

"Biraz yaklaşır mısın?" Dememle koltukta bana doğru kayıp başına arkasına yaslamıştı.

Çok sakin duruyordu, sanki yarım saat önce kafede bir adam dövmemiş üstüne kaşı patlamamış gibi. Kanamayı durdurmak için önce hafifçe silerken daha sonra oksijenli suyla temizlemeye başladım.

Kaşlarını hafifçe çatmasıyla koltukta iyice doğrularak yüzüne doğru eğildim ve kaşına üflemeye başladım. Tentürdiyotla da yaranın etrafını sildikten sonra yara bandıyla hafifçe örtmüştüm. Sadece gözlerini kırpıştırarak bana bakıyordu.

"Niye yaptın bunu?"

"Niye mi yaptım, Yasemin bunu soruyor musun gerçekten??"

"Özgür sen kafede sadece o adamı dövmedin aynı zamanda oradaki imajını zedeledin ve üstüne yara aldın, şu kaşının haline bak!"

Özgür de yaslandığı yerden doğrularak
"Adam seni taciz ediyordu. Sen benim buna sessiz kalmamı mı isterdin?" Dedi.

"Sessiz kalmanı değil ama bu kadar büyütmemeni isterdim, adamı komalık ettin resmen. Yüzü kandan görünmüyordu!"

"Bir şey olmaz o beyinsize!"

"Özgür..."

"Ne Yasemin ne! Sen benden ne istediğinin farkında mısın ya, bir de orada şikayetçi olmayacağım diyordun!?"

İkimizinde sesi gittikçe yükseliyordu...

"Evet olmayacağım çünkü!"

"O adam seni taciz etti ama sen buna sessiz kalacaksın öyle mi? Emniyete alınsa bir şey yapılmayacağını bile bile yine de sessiz kalacaksın!!!"

"Sen ne olacaksın hiç düşünüyor musun! O adam da seni şikayet etse ne olacak?!"

"Bu yüzden mi şikayetçi olmayacaksın?"

"Evet, Özgür hiç değmeyecek bir adam için hem yara aldın hem de emniyete tıkılmanı istemiyorum... Hayır aksi gibi Fikret Bey seninle konuşmak istiyor!"

"Yasemin sen sadece kendini düşünürmüsün lütfen ve şu adamı da şikayet et!"

"Özgür kendimi falan düşünmeyeceğim ve bana bu konuda ne yapacağımı söyleme!"

Özgür tam "Yasemin-" Dediği sırada ortamda telefon sesi yükseldi.

Benim telefonum cebimde olduğu için kesinlikle bu telefon bana ait değildi. Özgür cebinden telefonunu çıkararak ekrana baktığında kendimi daha fazla tutamadım "Yeter ama ben burada bir şey anlatıyorum ve beni dinlemiyorsun!!" Şaşkınlıkla gözlerini bana çevirdiğinde telefon tekrar çalmaya başladı.

"Açsana, merak etmiştir seni 'Meleğin'." Gözleri kocaman açıldı ama tam o anda yüzünden başka bir duygu daha geçti. Ne olduğunu anlamamıştım!

"Ne?"

"Ne ne! Melek dövmesi yaptırıp aradığında çok mutlu olacak kadar çok değerli bir insansa bana bakacağına telefonu aç!"

Hiçbir şey demeden telefonunu bana çevirerek ekrana dokundu. İki arama vardı ama hiçbiri de 'Melekten' değildi, arayan Demir'di...

"Senin için yaptığım şeylerden gocunmam. Kafeden atılmam ya da o adamın beni şikayet etmesi umrumda olmazdı, benim umrumda olan sendin... Beni dinlemeden bunları dediğine inanamıyorum Yasemin."

Kendime inanamıyordum, ben neden böyle bir tepki vermiştim? Kendimi çok kötü hissediyordum. Ne diyeceğimi bilemediğim halde konuşacakken Özgür kısıkça ekledi "Annem... Melek benim annem."

Annesi miydi? Ne kadar ileri gittiğimi şimdi fark etmiştim. Bana bakan elalarında gördüğüm kırgınlıkla gözlerim doldu ve daha fazla dayanamayarak arabadan indim...

•
BOM💥

Bölüm nasıldı?

YILDIZA BASMAYI VE YORUM YAPMAYI UNUTMAYIN!

Bizim gibi sınav haftasında olanlara başarılar dileriz Haftaya görüşürüz💋

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

436okunma 8beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18