12. bölüm / 31
Gümüş Servi11.Artan Dostluk Bağı
Bölümler 31Şu an: 11.Artan Dostluk Bağı
- 1 1.Taşınma1.787 kelime
- 2 2.Üst komşu1.682 kelime
- 3 3.Sarışın1.515 kelime
- 4 4.Kurabiye1.157 kelime
- 5 5.Konuşan gözler1.173 kelime
- 6 6.Elmalı Kurabiye Meselesi2.033 kelime
- 7 7.Tabu Eğlencesi2.801 kelime
- 8 14 Şubat Özel Bölüm874 kelime
- 9 8.Düşünceler1.844 kelime
- 10 9.Yavaş Adımlar3.197 kelime
- 11 10.Beklenmedik Baskın4.422 kelime
- 12 11.Artan Dostluk Bağı4.650 kelime · Okuduğun bölüm
- 13 12.Anlamsız Kıskançlık4.073 kelime
- 14 13.Büyük Adımlar5.404 kelime
- 15 14.Karışık Durumlar4.098 kelime
- 16 15.Aşk5.276 kelime
- 17 16.Karışık Duygular4.843 kelime
- 18 17.Olan Var Olmayan Var Kıskanırlar5.520 kelime
- 19 23 Nisan Özel bölüm457 kelime
- 20 18.Tartışma3.496 kelime
- 21 19.Kaos İçinde Kaos6.743 kelime
- 22 20.Doğum Günü6.643 kelime
- 23 21. Kış Tatili6.856 kelime
- 24 22.Aşk Vakti7.076 kelime
- 25 23.Üç Ses7.559 kelime
- 26 24. Kalpten Fırtınalar6.583 kelime
- 27 FİNAL!5.583 kelime
- 28 Özel Bölüm #11.187 kelime
- 29 Özel Bölüm #21.565 kelime
- 30 Özel Bölüm #33.161 kelime
- 31 Özel Bölüm #41.624 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sellammm!
Umarım iyisinizdir💋
İyi okumalar dileriz🤍🫂
•
YASEMİN✿
Kafeye geldiğimizde abim boş bir masaya geçerken ben de mutfağa girmiştim. Hızlıca donat hamuru hazırlayıp mayalanması için kenara bıraktım ve son zamanlarda çok meşhur olan dubai çikolatalı cheesecake yapmaya başladım. Bir buçuk saatin sonunda işlerimi bitirerek içeri geçtim. Ağabeyim her zamanki gibi önüne bilgisayarını açmış iş yapıyordu.
"Beni ziyarete mi geldin, yoksa iş yapmaya mı?" Dediğimde bir şeylere daha bakarak ekranı kapattı.
"Haklısın civciv ama önemliydi."
"Şaka yapıyorum abi, işlerin nasıl gidiyor?" Bilgisayarı kenara çekerek karşısındaki sandalyede oturan bana döndü.
"Güzel gidiyor, bayağı kâr yaptık bu yıl." İmâ ile gülümsedim, anında neden gülümsediğimi anlayan ağabeyim göz kırparak "Atarsın bana istek listeni." Dedi.
"Tamam." Ellerimi bir çocuk gibi çırpıp tekrar ağabeyime döndüm "Füsun abla nasıl?"
Füsun abla abimin nişanlısıydı, bir yıl önce nişanlanmışlardı ve kesinlikle benim favori çiftimdiler. Füsun abla diş hekimiydi ve abimle ortak gittikleri spor salonunda tanışmışlardı. Aralarındaki ilişkiyi sevsem de abimin kıskançlığı tam olarak bu ilişkiden sonra başlamıştı. Çünkü ağabeyim Füsun abla ile geçirdikleri anların ilerde benim de erkek arkadaşımla geçireceğimi fark etmişti.
"İyi, Nevşehir'de şu an kuzeninin yanına gitti."
"Selam söyle."
"Söylerim."
"Yasemin, donatın hamuru mayalandı." Diyen Şevval'e "Geldim, sen şimdi işine dön abiciğim. Ben de az sonra gelirim." Diyerek ayağa kalkıp giderken "Güzelim." diyen abimin sesi ile durdum.
"Efendim."
"Elbiseni ayarla, yaza düğün var!"
"Yaa tarihi belirlediniz mi?!"
"Evet Haziran'da."
Mutfağa geçerek donatlara şekil vermeye başladım. Bir saatin sonunda abim ve benim işlerim bittiği için dışarı çıkmaya karar vermiştik.
"Nereye gidelim?"
"Taksim'e gidebiliriz."
"Hadi gidelim o zaman." Abimin audisine binerek Taksim'e geldik ve meydanda gezmeye başladık.
"Ne istiyor benim güzelim?" Kıkırdayarak abime döndüm "Gönlünden ne koparsa!" O da gülerek beni kolunun altına aldı "Önce yemek yiyelim istersen."
"Olur, pizza yiyelim." Bulduğumuz ilk dükkana girdik ve sipariş verdik.
"Ee damat bey, düğün yaklaşıyor ne düşünüyorsunuz?"
"Mutluyum, bende şuan çok bir heyecan yok ama Füsun bir an önce liste çıkarıp her şeyi aylara bölme peşinde. Sonra rahat edelim diye."
"Ben de bir an önce elbise seçmeye başlayayım."
"Hele bir dur kızım ya, ben lafın gelişi söyledim onu. Daha kaç ay var!"
"Olmaz! Çok güzel olup herkese Yasemin Erden'in kim olduğunu göstermeliyim, tabii Füsun abladan sonra. Sonuçta damadın biricik kız kardeşiyim."
"Herkese kim olduğunu mu göstereceksin? Hayırdır, bizim bozacının pabucu dama atıldı galiba."
"Ayy abi o anlamda mı söyledim ben. Hayır zaten Özgür'leri bir anda kafeye çağırmak ne demek?!"
"Niye canım, Allah Allah ben daha hepsiyle tanışacağım onların. Hem o Deniz niye Eflin'i sordu sen niye Yamaç'a Hafsa'nın yerini söyledin?"
"Deniz değil Demir, Yamaç değil Yavuz. Kızlarla arkadaşlar o yüzden yani, merak etmişler."
"Senle Özgür gibi mi arkadaşlar? Hayır öyleyse yani bu kızlar sahipsiz değil. Başlarında dağ gibi Tuğrul abileri var, bilsinler." Gülerek "Abi alemsin ya!" Dedim.
"Niye, az mı dövdüm sana sarkıntılık yapanları."
Gözlerimi açarak "Hatırlıyorum kolunu kırmıştın birinin!!"
"E yani." Yemeklerimizi yiyerek tekrar dolaşmaya çıktık.
"Gelsene şu dükkana girelim." Pinterest tarzı hediyelik eşyaların olduğu bir dükkandı burası.
"Birkaç şeye bakacağım, sen takıl kafana göre."
"Tamam." Diyerek etrafı gezmeye başladım. Her yerde tahta, seramik, porselen tabaklar, sunumluklar, çerçeveler, takılar ve defterler vardı. Rafta gördüğüm metal kurabiye kalıplarıyla rafa yaklaştım ve beğendiklerimi seçmeye başladım. Kurabiye adamlı ve çiçekli birkaç kalıp alıp sepetime attıktan sonra ajandaların ve kalemlerin olduğu yere ilerledim. Burada çok güzel soft renklerde fosforlu kalemler vardı. Yanıma gelen abim ile elindeki karton alışveriş poşetini fark ettim.
"Ne aldın?"
"Sürpriz, sen ne alıyorsun?" Elimdekileri göstererek "Bunları ve şunu." Diyerek fosforlu kalem setini aldım. Beraber kasaya geldiğimizde abimin kartını uzatması ile teşekkür ederek ödemeyi yaptım ve dükkandan çıktık. Uzun caddede yürürken karşıdaki dükkanın vitrininde gördüğüm şey ile abimin kolunun altından çıkarak "Abiciğim bana su alır mısın?" Dedim.
"Alayım güzelim, sen beni burada bek-"
"Ben de şu dükkana gireyim." Diyerek ilerlemeye başladım. Abim arkamdan bakarken hızlıca mağazaya girdim ve vitrinde gördüğüm sweati personel adama göstererek "Farklı renkleri var mı?" Diye sordum.
"Beni takip edin." Siyah, kahve, kırmızı bir sürü rengi vardı ama ben lacivert istiyordum. Lacivert rengini alırken abime de bir şey almaya karar vererek gri bir kazak aldım. Ödemeyi yaparken kenarda gördüğüm şapkaya da istemsizce elim gittiği için hızlıca alıp parasını ödedim. Tam ben dışarı çıkacakken içeri giren abim "Güzelim sıra vardı büfede, sen aldın mı alacağını?" Dedi.
"Aldım abiciğim, saat beş olmuş dönelim mi artık?"
"Dönelim güzelim."
Kafeye geldiğimizde kızların daha gelmediğini görerek onlara mesaj yazdım ve daha sonra kalabalık olacağımız için cam kenarındaki geniş masaya abimi yönlendirdim. Diğer eşyalarımı personel odasına bırakarak abimin yanına geri döndüm.
"Akşam ne yapacaksın?"
"Bu gece Asaf'ın yanına gideceğim yarın da Nevşehir'e."
Uzun zaman olmuştu abimle görüşmeyeli ve tekrar ayrılacağımız için anlık bir duyguyla yanındaki sandalyeye oturarak abime sarıldım. Abimde hemen sarılışıma karşılık vererek saçlarımı okşadı.
"Aah ah, bizim abimiz yok ki şöyle sarılsın."
Yanımıza gelen Hafsa'nın sitem dolu sesiyle ayağa kalktığımızda abim "Aşk olsun kız, ben hepinizin abisiyim. Gel!" Diyerek bir kolunu da Hafsa'ya açtı. Gülerek abimin kolunun altına giren Hafsa "Teşekkür ederim." Dedi.
"Selam!" Özgür'ün sesiyle hep birlikte arkamıza döndük, Hafsa ile ben "Selam." Diye karşılık verirken abim baş selamıyla "Hoş geldiniz." Dedi.
"Hoş bulduk abi."
"Eflin de az sonra gelicek, siz oturun böyle isterseniz." Herkes sandalyelere otururken gitarını koymak için içeri giden Özgür ile bende gitmek için arkamı dönmüştüm ki, abimin "Nereye güzelim?" Diyen sesiyle "Mutfağa abiciğim." Dedim ve mutfağa girdim. Hızlıca her şeyin yerli yerinde olduğunu kontrol edip personel odasına geçtim.
Özgür gitarının akorlarını ayarlarken içeri giren beni fark edince gitarını kenara bırakıp bana döndü.
"Nasılsın Yasemin?"
"İyiyim, sen nasılsın?" Çaprazındaki tekli koltuğa oturdum.
"Ben de iyiyim. Abin gelmiş!"
"Ahh evet, sürpriz yapmış." Sürpriz deyince aklıma gelen hediyeyle ayağa kalkarak kenardaki dolabımı açtım ve hediye paketini aldım. Bu sırada bütün dikkatiyle beni izleyen Özgür'ün yanına oturup "Bu senin için." Dedim.
"Hediye mi aldın?" Şaşkın gözlerle bakan Özgür'e "Evet, umarım beğenirsin." Dedim.
"Beğenirim beğenirim de zahmet etmişsin..." Karton paketin içinden çıkardığı lacivert sweati üstüne tuttu.
"Çok güzelmiş, teşekkür ederim Yasemin."
"Güle güle kullan." Diyerek gülüşüne karşılık verdim.
"Şimdi giymek istiyorum, bakalım yakışacak mı?" Elleri üstündeki kazağın alt kısımlarını tutarken dumura uğrayan beni fark ederek "İçimde tişört var merak etme." Dedi.
"Yok, etmedim merak!" Hâlâ yanında otururken başımı ellerime çevirdim ve sanki onunla ilgilenmiyormuş gibi davranmaya çalıştım.
"Yakıştı mı?" Sesini duymam ile ona baktım. Yakışmıştı, hem de çok.
"Yakışmış."
"Bu kalsın o zaman." Diyerek kazağını katladı ve poşete yerleştirdi.
"Bir de bu var." Masanın üstündeki küçük paketi uzattım.
"Özel bir gün falan da ben mi kaçırıyorum?!" Kaşlarını çatarak bana bakarken gerçekten bu günün özel bir gün olup olmadığını sorguladığını anladım.
"Hayır canım, alışverişe çıkmıştım da bunları görünce sana yakışacağını düşündüğüm için aldım. Hadi aç paketi." Küçük paketi açarak içindeki şapkayı çıkardı.
"Sen de laciverti seviyorsun galiba?"
"Evet gerçi kıyafet olarak daha açık renkler tercih ediyorum ama lacivert sana yakışıyor."
Utandığı için elini ensesine atıp sıvazlarken "Teşekkür ederim." Dedi. Telefonumun çalmasıyla ekrana baktığımda Hafsa'nın aradığını gördüm.
Yasemin: Efendim.
Hafsa: Hadi Yaso gel artık, Tuğrul abi merak etmeye başladı!
Yasemin: Geldim.
Özgür'e dönerek "Ben içeri geçeyim sende işini halledip gelirsin." Dedim ve Özgür'ün teşekkürleriyle masaya geçtim. Boş olan sandalyelerden Hafsa'nın yanına oturdum. Tam o sırada içeri şaşırtıcı derecede mutlu bir şekilde giren Eflin, bizi görmesiyle yanımıza geldi ve herkese selam vererek benim yanıma oturdu böylece Özgür'ün de nereye oturacağı belli oldu.
Özgür de içerden gelerek gitarını sahneye yerleştirdi ve yanımıza gelip el mecbur tek boş kalan yere oturdu...
Abimin ve Demir'in ortasındaki sandalyeye...
Neden abimin bizi bir çembere hapsettiğini düşünüyorum???
Baş köşede abim sağ yanında Özgür sol yanında Hafsa, onun yanında ben ve Eflin otururken Özgür'ün yanında Demir ve Yavuz oturuyordu.
"Duyduğum üzere tatlılar bugün sendenmiş, bana da ısmarlayacak mısın Tuğrul abi?" Eflin'in son derece mutlu olduğunu anladığımız sesiyle hepimiz şaşkınca ona bakarken abim de gülerek "Canın sağ olsun kardeşim, sen yeter ki iste her zaman!" Dedi.
"İyi misin canım bir şey mi oldu?" Eflin'e dönerek konuşmam üzerine Hafsa da ekleyerek "Bize anlatabilirsin!" Dedi.
"Hayır bir şey olmadı merak etmeyin." Gülümseyerek bizi yanıtlamasıyla Hafsa ile birbirimize dönerek bakıştık ve önümüze döndük. Bugün herkes bir garip davranıyordu!
Hafsa Yavuz'lar kafeye girdiğinden beri asla Yavuz'un olduğu tarafa bakmazken aksi gibi tam bugünde utangaç davranıyordu. Normalde olsa soğuk esprileriyle ortamı susturan kız şuan çıt çıkarmıyordu!
Eflin'le yer değiştirmiş gibiydiler... Herkes bugün için bize komplo kurmuş olabilir mi Yaso???
"Ee gençler kendimi tanıtayım Tuğrul Erden ben, yirmi yedi yaşındayım, İzmir'de yaşıyorum, İzmir'de bir oto galeri işletiyorum. %30 hisseyle. Siz nasılsınız neler yapıyorsunuz buyrun kendinizi tanıtın." Benim tanıdığım Hafsa şuan burda olsaydı abimin bu sözleri üzerine 'Taliplerimi bekliyorum!' diye kötü bir espri yapardı lakin şuan ona ulaşamıyorduk!
"Özgür ben abi, yirmi yaşındayım, konservatuar okuyorum."
"Demir bende abi, mimarlık okuyorum, aynı yaştayız." Diyerek Özgür'ü gösterdi.
Sıranın kendisine gelmesiyle Yavuz yerinde dikleşerek "Yavuz bende, yirmi iki yaşındayım, tıp okuyorum."
Gerçekten kendimi şuan evlilik programında gibi hissediyordum. Lanet olsun!
"Memnun oldum, hepiniz aynı üniversitede ve aynı binadasınız galiba."
Hep birlikte başlarımızla onaylandık.
"Yasemin'in abisiyim zaten biliyorsunuz, e artık kızları da geldim gördüm. Onlar da benim kardeşim sayılır. Sizde iyi arkadaş olmuşsunuz. Bugüne kadar da bir sıkıntı çıkmamış, herhalde bundan sonra da çıkmaz diye umuyorum değil mi?"
Abim kollarını masaya yaslayarak öne eğilmiş, pür dikkat onu dinleyen erkeklerin gözlerine bakarken hepimiz göz dağı vermek istediğini ve bu konuda çok ciddi olduğunu anlamıştık. Öyle ki hepsi yerlerinde dikleşmişti ve gözlerinde anlamsız bir rahatsızlık vardı.
"Sen hiç endişelenme Tuğrul abi-" Diyen Demir'i Özgür "Her şeyden koruyup kollarız-" Özgür'ü ise "Gözün arkada kalmasın abi." Diyerek Yavuz bölmüştü.
"Kalmaz kalmaz, ben hepinizin kardeş gibi olduğunu biliyorum!"
Hepimiz dumura uğramış bir şekilde abime bakarken Semih'in sesiyle, oluşan bu garip ortam bozuldu.
"Özgür abi, saat geldi." Başıyla sahneyi gösteren Semih ile Özgür ayağa kalkarak sahneye ilerleyip gitarını aldı ve sandalyesine oturdu.
"Değerli müşterilerimiz, La Lumiére kafeye hepiniz hoş geldiniz. Ben solistiniz Özgür Vural. İzninizle birkaç parça çalmak istiyorum."
"Anlamam nedenini
Üzmüşler bebeğimi, ah
Ah
Tam yüzüne dalmışken
Çizmiş kendi resmini, ah
Ah"
Can Ozan-Sar Bu Şehri söylüyordu. Gerçekten sevdiğim ve sıkça dinlediğim bir şarkıcıydı. Bu şarkısını sevsem de favori parçam 'Öyle Kolay Aşık Olmam' parçasıydı. Umarım bir gün Özgür onu da söyler diye düşünürken biten şarkıyla alkış sesleri yükseldi.
"Eski hatalarım canımı bağladı
Bilmem hangi acımı ağladım
Pişman mıyım? Hayır
Yüzüme vurmayın
Alışamazsam bana dokunmayın"
Kendimden Hallice-Hatamı Dansa Kaldırdım söylüyordu şimdi de. Abimin tepkisini ölçmek için ona baktığım sırada kaşları yukarı kalkmış, büyük ihtimalle böyle bir ses beklemediği için şaşırmıştı.
Özgür hâlâ şarkıyı söylerken ayağa kalkarak onun yerine oturdum ve kısık sesle abime döndüm.
"Beğendin mi?"
"Yani, fena değil."
"Yaa abi yeme şimdi beni beğendin işte!"
"Napayım kızım güzel söylüyorsa, benim için mi söylüyor?!"
"Yani sende haklısın şimdi, sana söylemiyor!!" Gülerek önüme dönmem ile abim kızgınca "Yaseminnn." Derken ben mutlulukla kalkıp yerime geçtim.
"Ve şimdi sıradaki şarkımız, birine armağan olsun diyelim!" Merakla Özgür'e bakarken ne demek istediğini anlamaya çalışıyordum. Kimin için söyleyecekti acaba?
Şarkının müziği başlamışken Yavuz Özgür'e doğru "Kime armağan olsun brom?" Diye seslendi.
"O kendine biliyor!" Diyen Özgür, bunu neden bana bakarak söylemişti?
"Dökülür yediverenler, teninden rengarenk
Açarsın mevsimli, mevsimsiz birtanem
Değişir kokun, ısınır kanın beni yakarsın
Vazgeçilir gibi değil, bu med cezirler
Fırtınam, felaketim hasretim
Yetmiyor, sevişmeler yetmiyor
Şiddetin ne hoş, ne güzel şefkatin
Sevdikçe, sevesim geliyor
Ölene kadar peşindeyim bırakmam"
Levent Yüksel-Med Cezir söylüyordu. Hatırladığım anıyla gülümseyerek Özgür'ün gözlerine bakmamla onun da bana baktığını gördüm. Boza içmeye gittiğimizde dönüşte arabada konuşmuştuk. Sevdiğimiz diziler, şarkılar derken konu bu şarkıya gelmişti ve Özgür şuan benim için söylüyordu...
"Senin için mi söylüyor?" Muzipçe bakan Eflin ile hayal aleminden çıkarak "Ne alakası var?!" Dedim.
"Bilmem, otuz iki diş sırıtmanla alakası olabilir." Gözlerimi büyükçe açarak "Çok mu belli oluyor?" Dedim.
"Bâyâ belli oluyor." Gülerek önüne döndü.
Şarkının bitmesiyle "Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim, her akşam tatlılarımız, kahvelerimiz ve canlı müziğimizle karşınızdayız. Sevgilerle kalın." Diyen Özgür alkışlarla yanımıza geldi.
Artık bir şeyler yemeye karar vererek garsonu çağırarak sipariş vermeye başladık. Ben, Eflin ve Hafsa sabah onlar için ayırdığım tiramisuyu söylerken yanına da ben ve Hafsa cappuccino isterken Eflin americano istemişti.
"Ben öyle cappuccinoymuş americanoymuş istemem, adam akıllı çay içerim!" Diyen Demir çay, Özgür french press kahve, Yavuz espresso ve abimde türk kahvesi istemişti.
Kahveler ve tatlılar geldiği zaman herkes kollarını sıvarken Eflin'in kolunda gördüğüm çizimlerle duraksadım.
"Ne güzel çizimler bunlar, kim çizdi?" Herkes bir anda Eflin'in koluna bakarken "Bende çok beğendim, diğer konuyu sonra konuşuruz." Diyerek tebessüm etti.
Herkes tatlılarını yerken abimlerin arasında bir anda araba, motor konusu açılmıştı. Özgür kendi arabasını anlatırken Demir almak istediği motor hakkında abime sorular soruyordu. Ortak konunun bulunmasıyla hepsinin birbirine alıştığını düşünürken gece böyle bitti ve evlere dağılmak için ayaklandık...
⋆𐙚₊EFLİN
Hafsa kapıyı açınca birlikte eve girdik. Yasemin abisini yolculamak için bizimle gelmemişti. Erkekler ise asansöre bizimle binmeyip beklemeye karar vermişlerdi.
Bunu Tuğrul abinin onlara göz dağı vermesinin de bir etkisi olduğunu düşünüyordum. Hepsi biraz da olsa tırsmış gibiydiler. Şu ana kadar hiçbirinden kötü bir şey görmemiştik tabi ama Tuğrul abinin onlara göz dağı vermesi cidden iyi olmuştu. Adam olsunlardı (!)
Hafsa odasına geçerken bende mutfağa ilerledim. Baya bir susamıştım. Ben su içerken kapı çaldı.
"Ben açarım!" Diyen Hafsa'yla suyumu rahatça içtim. Bardağı kenara koyarken
"Onda ne var?" Sorumu cevaplarken poşeti açtı.
"Bilmiyorum abim verdi." Poşetin içinden üç tana karton kutular çıktı. Kırmız, mavi ve yeşil renklerdeydiler.
"Kutuların üstünde isimlerimiz yazıyor." Diyen Hafsa'yla gözlerim ona kaydı. Kahverengi alt üst takım olan ayıcık motifli bir pijama giyiyordu.
Çok tatlı olmuştu.
Masaya yaslanmayı keserek onların yanına gittim. Yeşil kutunun üstünde benim ismim yazıyordu. Yasemin isimlerimizin yazdığı kutuları bize verdiğinde hep birlikte açmaya başladık.
"Oha!"
"Çok güzel!"
"Bizi yansıtıyor!" Hepimiz aynı anda konuşmuştuk.
Kutuların içinden Powerpuff girl kupları çıkmıştı. Benimki Buttercup'lı, Hafsa'nın ki Blossom'lı ve Yasemin'in ki ise Bubbles'lıydı.
"Bunlar cidden çok güzel ya!" Diyen Hafsa'yı onayladım.
"Tuğrul abiye teşekkür ettiğimizi söylersin." Dedim Yasemin'e. Beni onayladıktan sonra kupaları alarak yıkadı. Evin annesi gibiydi. Bize kalsa unutup, yıkamasan da kullanırdık kupaları.
Onlar bir anda yarın neler yapacaklarını konuşmaya başladığında sessizce yanlarından ayrıldım. Üstüme en sevdiğim Süngerbob'lu pijama takımımı giydikten sonra lavaboya girdim. İşlerimi hallettikten sonra da saçımı at kuyruğu yaparak salona ilerledim.
Kızların sesi ta koridordan duyuluyordu.
"Hayır ya! Yasemin, ben bu maviyi istiyorum."
Salona girdiğimde internet üzerinden alışveriş yaptıklarını gördüm.
"Kızım bu elbisenin rengi soluk bak. Bu elbiseyi alsan bile gelince beğenmeyeceksin."
"Ne yapıyorsunuz?" Dediğimde beni fark edebilmişlerdi.
"Alışveriş yapmaya çalışıyoruz." Yasemin'in imalı sesiyle Hafsa kaşlarını çattı.
"Çiçeğim bak haklısın ama ben bunu sevdim!"
"Ya canımın içi bu mavi elbiseyi alsan da kötü gelecek. Kumaşından belli kötü olduğu."
Yine dalaşmaya başladıklarında elimi alnıma vurdum.
"Hey, hey! Tamam sakin. Başka bir mavi elbiseye bakın." İkisi de şaşkınlıkla bana bakıyordu. "Kumaşı güzel olan" diye de ekledim Yasemin için. Birbirlerine 'biz neden bu kadar saçma bir şey için tartıştık' bakışı atıklarında güldüm.
Hafsa telefonundan yeni elbiselere bakarken Yasemin bana dönmüştü.
"Sen neden bugün bu kadar mutlusun bakalım?"
Gülümsemem dururken tekli koltuğa yerleştim.
"Mutlu olmayayım mı?" Hafsa telefondan başını kaldırmadan konuştu.
"Lafı çarpıtma da cevapla Yaso'yu." Oflayarak anlatmaya başladım.
"Bugün sevdiğim birkaç kişiyi ziyaret ettim. Günüm güzel geçti." Daha ne olsun dercesine.
"E iyi bakalım." Diyerek ikisi de kendi telefonlarına geri döndüler. Sormak istedikleri çok şey olduğu belliydi ama benim bu mutlu halimi de sevmiş gibiydiler.
Onlara geçmişimi anlatmak istiyordum ama tepkileri nasıl olurdu bilmiyordum. Ama bugün anlatmazsam da bir daha ne zaman anlatacağımı bilmiyordum. Derin bir nefes alarak konuştum.
"Kızlar?" İkisi de aynanda telefonlarından başlarını kaldırı.
"Size bir şey anlatmak istiyorum." Yutkundum. "Anlatmak istediğim şey hala aştığım bir şey değil. O yüzden nasıl anlatacağımı bilmiyorum."
İkisi de benim bu ciddi ses tonumla telefonlarını kenara bıraktılar. Nefeslendim, ikisi de pür dikkat beni izliyordu.
"Benim annem ve babam aynı timde askerlerdi."
Bir anda lafa girmemle ikisi de şaşırdı ama beni de bölmediler.
"Bir yaşına geldiğimde, onları gittikleri bir görev sonucunda kaybettim. Şehit düştüler."
"Ne?" Yasemin dudaklarını elleriyle kapatarak kocaman gözlerle bana bakıyordu. Gerçi Hafsa da ondan farksız değildi. Çok hızlı anlatıyordum çünkü durursam anlatamazdım.
"Sonra beni babamın tim arkadaşı Orhan amca ve eşi evlatlık almak istediler. Ama ne yazık ki iki oğulları olduğu için bu istekleri reddedildi. Bende yetimhaneye verildim. Başlarda çok güzeldi her şey. Tamam, ailemi özlüyordum ama en azından yalnız değildim." Gözlerimi kapattım. Burayı nasıl anlatacağımı bilmiyordum.
"Sonra tam dokuz yaşıma bastığımda her şey mahvoldu. Çok şımarık bir çocuk değildim ama dağınıktım." Yasemin güldü. Hala dağınıktım zar zor onun ısrarlarıyla topluyordum evi.
"Yetimhane m-müdürü." Kelimeler ağzımdan zar çıkarken Hafsa'nın elini hissettim dizimde.
"Biz buradayız, ne zaman istersen o zaman dinleriz seni." Başımı iki yana salladım. Şimdi anlatmazsam bir daha asla anlatamazdım.
"Müdür ceza veriyordu bize. Yetimhanenin en alt katında ki odada kalıyorduk bir gece boyunca. Işık yoktu, pencere yoktu sadece bir yatak ve kapı." Sesimin titremesine engel olamıyordum.
Yasemin'in şimdiden gözleri dolmuştu. Hafsa'ysa beni desteklercesine elimi tutmaya başlamıştı.
Ondan güç alarak devam ettim.
"Küçüktüm bana ceza vereceğini söyleyerek." Gözlerimi kapatıp açtım. "Dokunuyordu..."
Bir anda Hafsa bana sarılınca ağlamaya başladım. Ardından bize Yasemin'de katıldı.
"Sorun yok iyisin. O artık yok, olması gereken yere gitmiş." Anında destekledi onu Yasemin.
"Evet sen küçücükmüşsün. Nerden bilecektin? Sakın kendini suçlama döverim seni." Ağladığı için garip çıkan sesine rağmen beni tehdit etmesine güldüm. Biraz daha sarıldıktan sonra oturdukları yerlere geri geçmişlerdi.
Bugün bu yükten tamamen kurtulacaktım ve onlarla yeni bir aile kıracaktım. Çünkü onlar beni gerçekten seviyorlardı. Bunu hissediyorum.
"Başlarda anlamadım ne yaptığını. Gerçi nerden anlayabilirdim ki. Neyse sonra bunu birkaç kişiye daha yapmaya başladı. En sonunda bu çalışanlar tarafından fark edildi. Ardından müdür ceza evine girdi ve bizde ondan kurtulduk."
"Pislik çürür inşallah!" Hafsa'nın bedduasıyla gülümsedim, Yasemin de kendini tutamadan kahkaha atmıştı. Acılarım bile onlarla komikti... Devam ettim.
"Ondan sonra da işte Ümran anneyle tanıştım. Yetimhanenin yeni müdürü olmuştu. Benimle en çok o ilgilendi ve hala da ilgileniyor."
Yasemin aydınlanmışçasına havada ellini şıklattı.
"Sen geçen gün oraya gittin, aynı zaman da bugünde." Gülümseyerek başımı salladım.
"Evet Ümran anneyi ve çocukları görmeye gidiyorum."
"Elini de o çocuklar boyadı." Başımla onayladım Hafsa'yı.
Yasemin'in sorusu gecikmedi.
"Peki seni kafeye bırakan çocuklar?"
"Onlar babamın tim arkadaşının çocukları."
İkisi de şaşırdı.
"Onlarla hala görüşüyor musun?" Dedi Hafsa.
"Evet Pınar abla ve Orhan amca bana istemesem de her şekilde destek oluyorlar. Aynı şekilde oğulları da."
"Oğulları he?" Yasemin'e göz devirdim.
"Kardeşlerim onlar benim Yasemin." Tepkime göz devirdi.
"İyi tamam ya, şakadan da anlamıyorsun zaten."
Hafsa'yla birlikte başımızı iki yana salladık. Deli doluydu ama onu da çok seviyordum.
"İyi o zaman ben anlatıyorum ailemi?" İkimizde onu onaylayınca anlatmaya başladı Yasemin.
"Annemin bizim mahallede mantı dükkanı var. Babamsa yine aynı şekilde mahallede emlakçılık yapıyor. Abimde bildiğiniz gibi araba galerisi ortağı. On iki, on üç yaşıma kadar İzmir'de yaşadım daha sonra lise için buraya geldim. Oraları biliyorsunuz işte."
Burukça gülümsedim ona. Çok güzel bir hayatı vardı. Sıra Hafsa'ya gelmişti. Ona döndüğümüzde yüzünde birkaç mimik geçti.
Gergin gibiydi.
"İstemiyorsan sonra da dinleriz." dedim onun bana dediği gibi. Başını iki yana salladı.
"Anlatacağım ama şimdiden özür dilerim." Anlamsızca ona baktım sonra da Yasemin'e. Oda bilmiyorum dercesine omuz silkmişti.
"Sorun yok biz seni yargılamayız anlat hadi." Hafsa, Yasemin'in dedikleriyle az da olsa rahatlar gibi oldu.
"Manisa'da doğdum ama babamın işi sebebiyle daha küçük yaşlarda İstanbul'a taşındık. Babam Yurt holdingin seo'su, annem ise ressam." Kaşlarım havalandı. Zenginlerdi yani bas bayağı. Bizim verdiğimiz tepkilerle yutkundu.
"Size bunu söylememe sebebim beni dışlamayın diyeydi." Kaşlarım daha da çatıldı. "O anlamda değil. Of kendimi açıklayamıyorum! Bunu kime desem her zaman bana farklı bir gözle bakıyordu ya da param için arkadaş oluyordu. Siz de öyle yaparsınız diye değil, beni ben olduğum için sevin diye söylemedim."
"Biz seni zaten sen olduğun için seviyoruz Hafsa."
"Biliyorum Yasemin ama ben bunu çok yaşadım ve artık bu durum canımı sıkıyordu."
"Sorun yok." Dedim gerçekten de yoktu. "Biz seni anladık Hafsa." Bana minnetle gülümsedi.
Bunları önceden dese belki dediği gibi bende onu dediği gibi zengin zaten ne anlar diye düşünebilirdim. Çünkü biz insanlar genel olarak böyleydik. Ön yargılı... O yüzden ona hak veriyordum. Ama aklıma sadece bir şey takılmıştı.
"Şimdi bir saniye o zaman senin arabanın markası-" dediğimde Hafsa kahkaha attı.
"O arabayı siz anlamayın diye eski model seçtim."
Aydınlandım resmen bu kadar mı fark eder.
"Hee. E bize ne zaman yat alıyorsun?" Dediğimde hep birlikte kahkaha attık.
Birkaç saat daha sohbet ettikten sonra Hafsa'nın isteği üzerine film izlemeye karar vermiştik. Hafsa film seçerken Yasemin patlamış mısırları hazırlıyordu. Ben mi? Ben koltukta şekerleme yapmakla meşguldüm. Biraz uykum gelmişti ama film de izlemek istiyordum. O yüzden her şey hazır olana kadar yatıyordum.
"Patlamış mısırlar hazır!" Yasemin'in sesiyle gözlerimi araladım. Üç büyük kaseye patlamış mısırları bölmüştü. Çok da güzel kokuyordu.
"Bende filmi seçtim." Gözlerimi televizyona çevirdiğimde 'Nos Coeurs Meurtris' filmini seçtiğini gördüm. İzleyecekler listemde olan bir filmdi.
Koltukta dikleşerek masada ki kaselerden bir tanesini aldım. Hafsa televizyonun tam karşısında ki koltuğa geçtiğinde Yasemin ayaklandı.
"Durun hemen geliyorum." İki dakika sonra elinde yeni tepsiyle dönmüştü. Yeni kupalarımıza içecek koymuştu. Tepsiyi masaya koyup yerine geçtiğinde ona dönerek kupaları işaret ettim.
"Teşekkürler."
"Rica ederim canım." Hafsa bizi bölerek filmi başlattı.
"Hadi susun da izleyin." Onu dinleyerek arkama yaslanıp filmin tadını çıkarmaya başladım.
•
Film tam iki saat sonra bitmişti.
"İnanamıyorum ya!"
"Bu nasıl son?"
"Frankie'nin ölmesi?" Dediğimde ikisi de bana üzgünce döndüler.
"O ölmeyi hak etmemişti ya!" Yasemin'e katılırcasına mırıldandım.
"Of çok güzeldi ama saat bir olmuş kızlar! Ve ben yarın okula gideceğim!" Şokla saate baktım. O kadar olmuş muydu ya? Yarın benimde okula gitmem gerekiyordu. Baya bir şey kaçırmıştım.
"Benimde sabah dersim var." Ağlar gibi ses çıkaran Yasemin'le kahkaha attım.
"E hadi kalkın o zaman!" Dediğimde hızlıca etrafı toplayıp odalara dağıldık. Yatağa geçtiğimde komidinde olan telefonuma bir bildirim geldi.
Demirdmroğlu postunu beğendi
Demir instagram da ki en eski postlarımdan birini beğenmişti. Bu da demek oluyordu ki beni stalklıyordu. Bu saate?
HAFSA ✩₊˚.⋆☾
Akşam birazcık geç yatmıştık. Kızlarla film izlemek gerçekten çok keyifliydi ama sabah kendime gelmem biraz zor olmuştu. Odamı toparlayıp üstümü değiştirdikten sonra mutfağa gittiğimde, Yasemin şarkı eşliğinde kahvaltıyı hazırlarken Eflin sofrayı kuruyordu. Ben de yarı uyanık bir şekilde elimi yanağıma koymuş oturuyordum.
"Nasıl bu kadar enerjik olabiliyorlar, anlamıyorum. Ben gözümü zor açıyorum."
Kahvaltımı yapıp garaja indiğimde Demir'i gördüm. Araba anahtarını verip:
"Çok uykum var, sen kullan."
"Olur, hadi geç."
"Teşekkür ederim."
Arabaya bindiğim gibi uyumuştum. Okula vardığımızda, Demir beni uyandırmaya çalışarak:
"Hafsoo, geldik! Uyan hadi."
Homurdandım, uyanmayınca:
"İyi, bunu sen istedin."
Arabadan açtığı yüksek sesli müzikle irkilerek uyandım.
"Demiiir!"
Bir anda bağırınca korktu.
"Uyan kızım, sen de."
"Sen insanları böyle mi uyandırıyorsun?!"
"Uyandırmaya çalıştım, uyanmadın."
Uykumdan uyandırıldığım için sinirlenmiştim. Sakinleşerek:
"Tamam, neyse." dedim ve arabadan indim. Hemen o da indi.
"Bazen çok korkutucu oluyorsun."
"Ne yapayım, çok uykum var. Az önce de bağırdım, kusura bakma."
Gülmeye başladım.
"Bu arada, yüzünü görmen lazımdı."
Memnuniyetsizce:
"Bayağı keyif aldın herhalde."
Gülerek:
"Evet, aldım."
Beraber derse girdik ve hâlâ çok uykusuzdum. Kendime gelebilmek için kahve almaya gidecektim. Demir'e:
"Ben kahve alacağım, sana da alayım mı?" diye sordum.
"Hiç içesim yok. Sağ ol, Hafso."
"İyi, tamam, ben aşağıdayım."
"Tamam."
Önümde birkaç kişi vardı. Sıradayken, ilk derste verilen maket ödevini düşünüyordum. Sıra bana geldiğinde kahvemi alıp masalardan birine oturmak için arkamı döndüğümde Yavuz'u gördüm. Uykusuzluktan kapanmak üzere olan gözlerim onu görünce açıldı ve aklıma ilk gelen şey, beni en son o sarhoş hâlimle görmesiydi. Yetmezmiş gibi bir de "Tam benim tipimsin." falan demiştim. Görmemiş gibi davranarak gidiyordum ki Yavuz:
"Hafsa."
diye arkamdan seslenince duraksadım.
Bu düşüncelerimi bir kenara bırakıp yanına doğru gittim. Çekinerek:
"Neden bizim kampüstesin?"
"Nasıl bir soru bu? Ayrıca insan önce bir 'Merhaba, nasılsın?' falan der."
"Kusura bakma, ben pek kendime gelemedim de. Nasılsın?"
"İyiyim. Sen nasılsın diyeceğim ama bir garip duruyorsun."
"Yoo, gayet iyiyim. Ee, sen neden buradasın?"
"Bizim kafe kapalı bugün, o yüzden yani."
Bir süre sessiz kaldık. Yavuz, aramızdaki sessizliği bozarak:
"Sen gerçekten iyi misin?"
"E-evet, iyiyim."
"Yoksa sen utanıyor musun? Az önce de beni görmemiş gibi davrandın."
İç çekerek cümleye başladım:
"O geceki rezilliğim için özür dilerim. Eminim çok rahatsız olmuşsundur."
Gülerek:
"Hayır, rahatsız olmadım. Ama evet, beni rahatsız eden bir şey var. Sizi o gece getiren kimdi?"
"Sınıftan bir arkadaşım."
"Sınıftan bir arkadaşın?!"
"Evet. Neden sordun ki?"
"Sen insanlara bu kadar kolay mı güveniyorsun, Hafsa?"
"Sen de mi?"
"Ben de mi ne?"
"Demir de Mert'ten pek hazzetmiyor da."
"Demek ki var bir şey ki hazzetmiyor. Dikkat et kendine."
"Ederim. Biraz bekleteceğim." diyerek masadan kalktım. Yavuz'un arkamdan "Nere-" diyişini duydum.
İki sandviç ve bir meyve suyu almıştım. Sandviçlerden biri Yavuz, diğeri benim içindi. Çok aç da değildim aslında ama sadece ona eşlik etmek için almıştım.
Masaya, yanına gittiğimde sandviç ve meyve suyunu önüne bırakıp oturdum.
"Bizim kafeye geldiğine göre acıkmışsındır diye düşündüm. Hem o geceki rezilliğimin özrü olarak kabul et."
"Gerek yoktu. Ama doğruyu söylemek gerekirse, çok açım."
"İyi o zaman, afiyet olsun." diyerek ben de kendi sandviçimi yemeye başladım.
"Derslerin nasıl?"
"İyi ama az önce bir maket ödevi aldık. Ne yapacağız, hiç bilmiyorum."
O sırada Mert'i gördüm, başımla selam verdim. Yavuz da fark edince kaşlarını çatarak benim baktığım tarafa yöneldi.
"Mert değil mi bu?"
"Evet, o."
Öksürdü ve:
"Ihım, yakın mısınız Mert'le?"
"Yani... evet. Sık sık konuşuyoruz."
"Konuşmanı istemiyorum. E, yani konuşma. İnsanlara pek güven olmuyor."
Bunu başı önde, mahcubiyetle söyleyince afalladım.
Telefonuma gelen mesaja baktım.
Mert: Ders başlamak üzere.
"Ben artık gideyim, ders başlamak üzere. Bu arada, o gece için tekrardan çok özür dilerim."
"Sorun yok. Hadi, dersine git. Sandviç için teşekkür ederim."
"Bir şey değil. Görüşürüz."
"Görüşürüz."
Derslerim bittikten sonra Demir'le eve döndük. Eve geldiğimde kızlar salonda oturuyordu. Üstümü değiştirip yanlarına gittim. Bugün kafede olanları anlatmaya başladım.
"Kızlar, geçen ben yemeğe gitmiştim ya hani."
Yasemin kaşını kaldırarak, "Evet, eve nasıl döndüğünü hatırlıyorum!" dedi.
"Her neyse işte... Demir'le döndüğümüzde ikimiz de ayakta zor durduğumuz için yukarı çıktık. Yavuz, ayılmamız için bize kahve yaptı falan."
Eflin sessizce beni dinlerken, Yasemin:
"Eee?"
"Ya, sarhoş olduğum için Yavuz'un dış görünüşüne övgüler yağdırmaya başladım. 'Saçların çok güzel, biliyor musun?' falan diye... Yetmezmiş gibi bir de 'Tam benim tipimsin.' dedim."
İkisi de "Ne?!" diyerek şok içinde bana bakarken, Yasemin:
"Sen Yavuz'dan hoşlanıyor musun?" diye sordu.
"Saçmalama, yok öyle bir şey! Ya, zaten yetmezmiş gibi, bugün bizim kampüsün kafesinde denk geldik."
Yasemin, "Ne oldu? Çabuk anlat hadi." diye merakla bana bakıyordu.
Durum Eflin'in de dikkatini çekmiş olmalı ki beni dikkatlice dinlemeye başlamıştı.
"Kahvemi alıp masalara oturmak için arkamı döndüğümde onu gördüm. Utancımdan yanına gitmeye çekindiğim için görmemiş gibi davranıp gidiyordum ki arkamdan seslendi. Ben de yanına gitmek zorunda kaldım. Sonra utancımdan yüzüne bile bakamadığım için birkaç kez 'İyi misin?' diye sordu."
Yasemin, "Siz olmuşsunuz." dedi gülerek.
"Ya bir dur, Yasemin! Ben de dayanamadım, 'O akşamki rezilliğim için özür dilerim. Eminim çok rahatsız olmuşsundur.' dedim. O da 'Hayır, rahatsız olmadım. Ama evet, beni rahatsız eden bir şey var.' dedi."
Yasemin sabırsızca, "E ne dedi sonra?" diye sordu.
"Sonra 'Sizi o gece getiren kimdi?' diye sordu. Biz sarhoş olduğumuz için sınıftan Mert diye bir arkadaşım bırakmıştı bizi. Demir pek sevmiyor o çocuğu, anlaşılan Yavuz da onunla aynı fikirde."
Eflin, "Nereden anladın sevmediğini?" diye sorunca:
"Biz Yavuz'la otururken, Mert'le uzaktan selamlaştık. Yavuz da benim baktığım tarafa bakınca 'Mert değil mi bu?' diye sordu. Ben de 'Evet, o.' dedim. Sonra 'Yakın mısınız?' diye sordu."
Yasemin, "Yavuz sana âşık." dedi, muzipçe gülerek.
"Buraya kadar bir sorun yoktu aslında ama sonra ağzından mı kaçırdı, yoksa istemeden mi söyledi anlamadım ama 'Konuşmanı istemiyorum. E, yani konuşma. İnsanlara pek güven olmuyor.' falan dedi. Yavuz'dan böyle bir şey söylemesini beklemediğim için afalladım."
Yasemin, "Haklısın, ben de beklemezdim. Yavuz'a bak, senin Hafsa'ya vurulduğu kesin."
"Yasemin ya! Zaten utanıyorum, ona karşı mahcup hissediyorum."
Yasemin, "Sadece mahcup mu hissediyorsun? Başka bir şey hissetmiyor musun yani?" diye gözlerimin içine bakarken:
"Ha-hayır canım, başka ne hissedeceğim?"
Yasemin, "Sarhoşken insan doğruları söylermiş. Beğeniyorsun işte Yavuz'u, ne var bunda? Belli ki o da sana karşı bir şeyler hissediyor. Ayrıca önemli birkaç detay var. Sen bunların farkında değilsin."
"Neymiş o fark etmediğim detaylar?"
Yasemin, "Bir kere merak edebilir. Yani komşuyuz sonuçta, birbirimizi yok sayacak değiliz ama sana 'Mert'le yakın mısınız?' diye sormuş. Bu o kadar da boş bir soru değil. Hadi onu da geçtim, 'Konuşmanı istemiyorum.' falan demiş."
"Onu ağzından kaçırdı yalnız."
Yasemin, "Demek ki içinden öyle geçiyordu ve ağzından kaçırdı."
"Eee?"
Yasemin, "Hâlâ 'Eee?' diye soruyorsun. Bak şimdi şöyle düşün: Sana bir şey söylüyorum ve sen ağzından bir şey kaçırıyorsun. Ee, ne oluyor? Yani gerginsin. O ağzından kaçırdığın şeyin yanlış olma olasılığı kaçtır?"
"Yani gerçekten onunla konuşmamı istemiyor mu?"
Yasemin, "Senden hoşlandığına göre bundan rahatsız oldu ve o söylediği şeyi ağzından kaçırdı. Özetle, siz birbirinizden hoşlanıyorsunuz."
"Ben pek öyle düşünmüyorum. Bence arkadaşça endişesinden öyle söyledi."
•
Ayy noluyor noluyoorr! Kdhdjshs
⬇️⬇️⬇️Seçin??!!!⬇️⬇️⬇️
•Yasemin'in Özgür'e yakışacağını düşünüp
,ona hediye alması mı?
•Demir'in gecenin bir saatinde Eflin'in, en eski postunu beğenmesi mi?
•Yavuz'un bir anda içinden geçenleri Hafsa'ya karşı ağzından kaçırması mıı?
Bizce hepsi...
Bölüm etkileşimi
