30. bölüm / 34
Gecemde Ay'ım Oldun29.Bölüm O GÜN
Bölümler 34Şu an: 29.Bölüm O GÜN
- 1 1.Bölüm. TANINMAYAN YÜZLER677 kelime
- 2 2.Bölüm BEKLE BENİ635 kelime
- 3 3. Bölüm İLK DEFA886 kelime
- 4 4.Bölüm NEFESSİZ ACILAR1.579 kelime
- 5 5. Bölüm ACI GERÇEKLER746 kelime
- 6 6.Bölüm GERÇEK AŞK701 kelime
- 7 7.Bölüm SAKLI GERÇEKLER1.204 kelime
- 8 8.Bölüm KARANLIK MİRAS755 kelime
- 9 9.Bölüm BEN SENDEN VAZGEÇEMİYORUM.1.825 kelime
- 10 10.Bölüm BİTİŞ VE BAŞLANGIÇ1.042 kelime
- 11 11. Bölüm KALBİMİN SAVAŞI1.391 kelime
- 12 Karekter tanıtımı hepsi (devamı gelcek)312 kelime
- 13 12.Bölüm BAŞKA BİR EVRENDE1.100 kelime
- 14 13.Bölüm YA BİR GÜN BULUŞURSA AY VE GÜNEŞ1.057 kelime
- 15 14.Bölüm NE O NE BEN1.944 kelime
- 16 15.Bölüm CEVAPSIZ SORULAR748 kelime
- 17 16.Bölüm SESSİZ CÜMLELER1.392 kelime
- 18 17.Bölüm SORSALAR1.295 kelime
- 19 18.Bölüm YORULDUM1.378 kelime
- 20 19.Bölüm BAĞIMLILIK1.096 kelime
- 21 20.Bölüm MASKELER1.146 kelime
- 22 21.Bölüm İLK KARŞILAŞMA1.247 kelime
- 23 22.Bölüm BAZI SESSİZ VEDALAR1.071 kelime
- 24 23.Bölüm YIKILIŞ1.101 kelime
- 25 24.bölüm GÖLGEDEKİ ARMA1.381 kelime
- 26 25.Bölüm EN KARANLIK GECEMDE IŞIK OLDUN2.948 kelime
- 27 26.Bölüm KALBİME GELEN MİSAFİR2.717 kelime
- 28 27.Bölüm ONUN YANINDA2.172 kelime
- 29 28.Bölüm İÇİMDEKİ HAİN1.211 kelime
- 30 29.Bölüm O GÜN1.391 kelime · Okuduğun bölüm
- 31 30.Bölüm GEÇMİŞ1.376 kelime
- 32 31.Bölüm VE ARTIK BİZ2.190 kelime
- 33 32.Bölüm EV1.853 kelime
- 34 33.Bölüm ZITLIK957 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İçimizdeki o sessiz hain beni çok sarsmıştı.
Kendi örgütümde kimse ihanet edemezdi.
Ya da ben öyle düşünüyordum.
Ailem...
Sevdiklerim...
Çok fazla seçenek vardı ama inanmak istemiyordum.
"Gökçe, sence kim?" dedi Turgut.
Ona anlatmıştım.
O da olanlara inanmıyordu.
Bugün kendi örgütümle toplantı olacaktı
"Akşam toplantıda her şey ortaya çıkacak." dedim.
"Tamam, bunları şu an kafana çok takma."
"Tamam." dedim.
Ne kadar takmamaya çalışsam da içimde hâlâ ihanetin acısı vardı.
"Ben mekanı seçtim ama sen de bir bak istersen." dedi.
İstemeyi ve nişanı aynı mekânda yapacaktık.
Telefonunu çıkarıp bana gösterdi.
Sade bir mekândı.
"Güzel, bunu tutalım. Ben hediyelikleri seçtim. Yarın gelecekmiş. Fotoğrafçıyı falan da Alaz seçecekmiş."
"Güzel. Zaten çok fazla bir şey kalmadı."
"Aynen. Hediyelikleri göstereyim mi?"
Bana bakıp gülümsedi.
"Göster."
Telefonumu alıp ona gösterdim.
"Çok güzellermiş." dedi.
"Ben de çok beğendim."
"Gökçe." dedi.
Telefonu bırakıp ona baktım.
"Alaz'a bohça hazırlıyor musun?"
Bu soruyu asla beklemediğim için güldüm.
"Yani evet."
"Ee, ben niye görmedim?"
"Ben hazırlamıyorum. Parasıyla zaten bunlarla zor uğraşıyorum, bir de bohça mı hazırlayayım? Ama eğer çok istiyorsan sen hazırlayabilirsin." dedim gülerek.
"Yok, kalsın. Ben gidiyorum, Umay ile buluşacağım." dedi.
"Selam söyle görümceme." dedim.
Yanımdan uzaklaşırken hâlâ kendi kendime gülüyordum.
Telefonumu elime alıp Alaz'ı aradım.
Beni beklemeyi sevmezdi, bu yüzden hemen açardı.
"Alo." dedim.
"Güzelim."
"Ne yapıyorsun?"
"Alışverişe gideceğim."
"Ben de geleyim mi?"
"Olur, gel."
"Tamam, beni almaya gel. Ben hazırlanıyorum."
"Tamam, ben de zaten evden yeni çıkıyordum."
"Tamam, görüşürüz." deyip kapattım.
Odama doğru çıktım.
Alaz ile konuşmam, görüşmem; onun olduğu her şey kalbimin hızlanmasına neden oluyordu.
Altıma beyaz uzun bir etek giydim.
Üstüme düşük omuzlu kahverengi bir crop giydim.
Ayakkabılarımı ve çantamı giyip aşağı indim.
Babam ve çocuklar amcamlara gitmişlerdi. Düğün için buradaydılar, büyükbabamın evinde kalıyorlardı.
Alaz çok beklemeden gelmişti.
Kapıyı açıp gitmeden önce ilk başta kafamı aşağı eğerek baktım.
Gülümsüyordu.
Sonra arabaya bindim.
Bana doğru yaklaşıp yanağımdan öptü.
"Çok özlettin kendini be kızım." dedi.
Yaklaşık iki gündür görüşemiyorduk.
"Çok mu özledin?"
"O kadar çok ki kelimelerim yetmez."
Bana doğru yaklaşıp dudaklarıma kapandı.
Ellerimi boynuna atıp karşılık verdim.
"Güzelim."
"Söyle."
"Seni çok seviyorum." dedi.
Ondan ayrılıp,
"Ben de seni çok seviyorum ama bu yaptıkların bir işe yaramıyor. Şimdi arabayı sür."
"Ne zaman yarar?"
"Ne bileyim, onu da sen bil." dedim.
Hafif utanmıştım.
Alaz tam bir temas bağımlısıydı.
Gereksiz temaslardan nefret ederdim.
Ama Alaz bana onu bile sevdirmişti.
Elimi tutuyordu.
Kafamı geriye yasladım.
Camı hafif açtım.
Camdan gelen rüzgâr saçlarımı savuruyordu.
...
Mağazada çiçeklerin arasında gezerken içime sinen çiçek kokusu çok güzeldi.
Çiçeklere bayılırdım.
Annemin Ordu'da küçük bir çiçek bahçesi vardı.
Bahçeyle annemden çok ben ilgilenirdim.
"Güzelim."
"Efendim."
"Aldım çiçeği. İstersen gidelim."
"Tamam." dedim.
Çiçeğin solmaması için sipariş veriyorduk.
Alaz bana doğru elini uzattı.
Elinde bir buket beyaz zambak vardı.
"Alaz, çok teşekkür ederim." dedim.
Elinden buketi alınca koklama isteği geldi.
Çok güzeldi.
Beyaz zambaklar...
El ele çikolata almaya gidiyorduk.
Nişanda dağıtılacak çikolatayı seçecektik.
Mağazaya girince çikolata kokusu her tarafı sarmıştı.
"Hoş geldiniz, nasıl yardımcı olabilirim?"
Alaz baş hareketiyle selamını karşıladı.
"Sütlü ve bitter çikolatanın karışık olduğu bir tepsi istiyoruz. Nişan için. Üstlerinde isimlerimiz olacak."
Bana baktı, ben de onayladım.
"Tabii. Şimdi mi alacaksınız yoksa bugün içinde mi?"
"Hayır, üç gün sonra."
"Tamam. Modellere bakalım isterseniz. Ya da istediğiniz bir model var mı?"
Telefonumu çıkarıp adama uzattım.
"Bu şekilde olacak." dedim.
"Bu şekilde ama üstünde isimlerimiz olacak. Çikolatalar kare şeklinde olacak."
"Güzel. Biz size numaramızı verelim. İstediğiniz modeli de bize atın. Yapılınca size fotoğrafını gönderelim, istediğiniz gibi olmuş mu bakarsınız." dedi.
"Ben vereyim." dedi Alaz.
Alaz numarasını verdikten ve fotoğrafları attıktan sonra çıktık.
Şimdi de alyanslarımızı seçmeye gidiyorduk.
"Her şey istediğim gibi gidiyor. Çok mutluyum." dedim.
Saçlarımdan öptü.
"Sen yeter ki iste. Ben her şeyi senin istediğin gibi yaparım." dedi.
Mutluydum.
Bu mutluluğumun solmasını ve mahvolmasını asla istemiyordum.
Yüzüklerimizi almak için mağazaya girdik.
"Hoş geldiniz."
Selam verip istediğimiz modeli söyledik.
Adam seçenekleri çıkardı.
İstediğimiz yüzükleri seçip denedik.
Benim parmağıma büyük geldiği için ölçüye göre yapılacaktı.
...
Alaz ile AVM'de bayağı gezmiştik.
Eve gelmiştim ve örgüt toplantısına gidecektim.
Elimdeki çiçeği masaya bırakıp Adriel'i aradım.
Rusya'dan gelmişti.
"Alo."
"Adriel."
"Buyurun, ta kendisiyim."
"Bir saate örgütle buluşacağım. İçimizde bir hain var."
Tak diye söylemiştim.
"Ne?"
"Doğru duydun. Emin değilim ama biri aradı ve öyle dedi."
"Tamam, seni arayan numarayı at."
"Atıyorum ve kapatıyorum. Toplantıdan sonra davete geleceğim."
"Bekliyorum."
Telefonu kapatıp kıyafetlerimi değiştirdim
Gece bir davet vardı ve ben de davetliydim.
Bizim gibi insanlar için gündüzler çok tehlikeliydi.
Geceye uygun bir kıyafet giymeliydim.
Toplantıdan sonra Adriel ile birlikte davete katılacaktık.
..
Giysi odama gidip dolabı açtım. Karşımda beni "al beni" diye bağıran simsiyah bir elbise vardı.
Onu alıp bir baktım.
Bu gece sıradan bir gece değildi.
Hem örgüt toplantısı hem de sonrasında katılacağımız davet vardı...
Bu yüzden güçlü görünmeliydim.
Siyah, her zaman gücü temsil ederdi.
Elbiseyi dikkatlice üzerime geçirdim.
Boynumu saran detayı ve omzumdan aşağı dökülen kumaşı çok zarif duruyordu.
Belimi saran kesimi vücuduma tam oturmuştu.
Aynanın karşısına geçip saçlarımı hafif dalgalı bıraktım.
Doğal bir makyaj yaptım.
Kirpiklerime rimel sürdüm, dudaklarıma nude tonlarında bir ruj sürdükten sonra parfümümden birkaç fıs sıktım.
Siyah ince topuklu ayakkabılarımı giydim.
Gümüş saatimi bileğime taktım.
Siyah küpelerimi takıp çantamı elime aldım.
Aynaya son kez baktım.
Kendime yabancı değildim.
Ama bugün gözlerimde başka bir ifade vardı.
Mutluluğun yanında şüphe...
Heyecanın yanında öfke...
İçimde kopan fırtınayı dışarıdan kimse anlayamazdı.
....
Evden çıkınca arabama binip uzaklaştım.
Radyoda çalan şarkı Adele - Lovesong'du.
Kafamı arkaya yaslayıp biraz hızımı arttırdım
Yol bomboştu.
Ya gerçekten hain varsa ve içimizdeyse... Bunun düşüncesi bile beni üzerdi.
İhanet ölümdür ve bu oyunda ölüm bendim.
Ölüm bazen en yakınlarımız oluyordu.
...
Çocukların yanına gelmiştim.
Arabanın kapısını kapatmadan çantamı alıp kapıyı kapattım.
Bizim çocuklar beni dışarıda bekliyordu.
Hepsi davete geleceği için takım elbiselerini giymiş, kolları bağlı bir şekilde arabalarının önüne yaslanmış bana bakıyorlardı.
"Çocuklar, bu gelen Gökçe mi?" dedi Mert.
"Harbiden o," dedi Emir.
"Siz yine ne saçmalıyorsunuz?" diye bağırdım.
"Araba ve sen bir değişik geldin," dedi Leo.
"Ah be, motoru sattın mı yoksa?" diye bağırdı Emir.
Emir'in yanına gidip koluna hafifçe vurdum.
"Sence ben aşkımı satar mıyım?" dedim.
Motor benim için aşkımı temsil ediyordu.
"Harbiden aşk diye söz açılmışken, senin elindeki taşıdığın yüzük Alaz'ın mı?" dedi Kaan.
Elimi kaldırıp hepsinin gözünün önünden geçirdim.
"Evet, Alaz'ın karısı olacağım."
"Emin misin? O, devlet için çalışan bir ajan."
Derin bir nefes alıp Emir'in omzuna yaslandım.
"O konuyu bile açmak istemiyorum," dedim.
"Asıl konu, sizinle bir şey konuşacağım," dedim.
"Burada mı konuşacağız?" dedi Selim.
"Yani sorun olmaz," dedim.
Etrafıma baktım ve direkt konuya girdim.
"Geçenlerde beni biri aradı. Bilinmeyen bir numaraydı ve bana içimizde bir hain olduğunu, dikkat etmem gerektiğini söyledi."
"Ne? Gerçek mi?" dedi Leo.
"Sence yalan mı?" dedim.
"İnanıp inanmamak bana kalmış bir şey ama ne kadar inandırıcı olsa da ben inanmak istemiyorum," dedim.
Hepsinin yüz ifadesine baktım.
Selim soğuktu ve sessizdi.
Haddinden fazla hem de...
"Bunu sonra ayrıntılı konuşalım, tamam mı? Davete geç kalacağız," dedim.
"Dikkat etmeliyiz. Silahın var değil mi Gökçe? Seninledir," dedi Atlas.
Çantamdan çıplak silahımı çıkardım. Bana özel yapılmıştı. Üzerinde lakabım olan "Mavi Okyanus" yazıyordu.
Şarjörünü açıp baktım.
Elimi sallayıp,
"Can dostum," dedim.
Saçma bir gülümsemeyle.
Selim'in yanına gidip,
"İyi misin?" dedim.
"Evet, neden sordun?"
"Bilmem, biraz durgunsun. Ondan sordum."
"Yok ya... Öznür ile hafif tartıştık. Kalbini kırdım herhalde, o takıldı kafama."
Öznür, onun kız kardeşiydi. 18 yaşında güzel bir kızdı.
"Özür dile bence. Kabul eder ve bir daha kırma," dedim.
"Teşekkür ederim."
"Bir şey değil," dedim.
Arabam onlara göre ters tarafta olduğu için arkamı dönüp arabama doğru gittim.
Sırtım açık olduğu için dönemem gözüküyordu. Bunu seviyordum.
Çünkü dövmem gözüküyordu.
Kapıyı açıp önce çantamı koydum, ardından bindim.
Motoru çalıştırdım.
Camı açtım.
İlk Leo çıktı.
Ardından Atlas ve ben.
Onlarla tanıştığımız ilk gün araba yarışıydı.
Hepsi birer yarışçıydı, benim gibi.
Yarış başlamış ve altımızdaki arabalar adeta yarışıyordu.
Benim lider oluşum o an belirlenmişti. Çünkü yarışı ben kazanmıştım.
Aylar sonra bir toplantıda tekrar bir araya gelmiş ve örgüt kurulmuştu. Onlarla o zaman daha iyi tanışmıştım.
Hepsi benim için abi ve arkadaştı.
Cam aralığından sızan rüzgâr yüzüme vuruyordu.
Kafamı arkaya yasladım.
İçimde her zaman anlatamadıklarım kalmış olacaktı.
Onları arkamda bıraktım.
Dikiz aynasından baktım ve hafifçe gülümsedim.
Telefonum çalınca arabaya bağlı olduğu için açtım.
"Gökçeeee, yine mi beni geçeceksin?" diye bağırıyordu Emir.
O gün de yarışı sonuncu olmuştu.
Ve yine sonuncu olmuştu. Bu onun için biraz kötüydü.
Güldüm.
"Bir de kahkaha atıyor," diye güldü o da.
"Canım benim."
"Efendim canım benim?" dedi.
"Ben seni geçtim, bunu kabul et."
"Ee, ben de zaten kabul edemediğim için seni aradım ya," dedi.
"He, o doğru," deyip telefonu kapattım.
Güldüm.
Ve sadece düşünmemek istedim o an...
Bölüm etkileşimi
