26. bölüm · Gecemde Ay'ım Oldun
25.Bölüm EN KARANLIK GECEMDE IŞIK OLDUN
1 Ay Sonra;
Çalışma odamda araştırmalarıma devam ediyordum.
Aradan bir ay geçmesine rağmen son yaşanan olaylarla ilgili hiçbir iz bulamamıştım.
Büyükbabamın ölümünün üzerinden tam bir ay geçmişti. Bu süreç beni hem mental olarak büyütmüş hem de olgunlaştırmıştı.
Alaz ile ilişkimiz çok güzeldi. Yaklaşık bir aydır her anımda yanımdaydı.
Adriel'i ise görmüyordum. Rusya'ya gitmişti ve hâlâ dönmemişti.
Özlemiştim.
En son PÖH olmak için girdiğim sınavın sonuçları bugün açıklanacaktı.
Heyecanlıydım...
Ve mutluydum.
Nedensizce geceleri uyuyamamaya başlamıştım. Kabus görüyor gibiydim ama aslında kabus değildi.
Araştırmalarıma göre örgütün adı **"Kızıl Küller"**di.
Öğrendiğim kadarıyla yıllar önce çıkan bir kan davasında birçok masum insan hayatını kaybetmişti. Bu örgüt de o olayda anne, baba, kardeş ve sevdiklerini kaybeden kişiler tarafından kurulmuştu.
Asıl amaçları intikamdı.
Fakat araştırmalarımı derinleştirdikçe bunun sıradan bir kan davası olmadığını öğrendim.
Bu, planlanmış büyük bir suikasttı.
Hatta bir milleti tamamen ortadan kaldırmayı hedeflemişlerdi.
Kendi örgütümden öğrendiğim bilgilere göre ise amaçları; eski düzeni yıkmak, bölge liderlerini birbirine düşürmek, ailelerin sırlarını ortaya çıkarmak ve en sonunda yeraltı dünyasını tek bir çatı altında toplamaktı.
Bu bir ay boyunca birçok olay yaşanmıştı.
Fakat olay yerlerinde sadece armaları bulunuyordu.
Ne kendilerini gösteriyorlardı ne de arkalarında herhangi bir iz bırakıyorlardı.
Örgütün kurucusunu kimse tanımıyordu.
Herkes ona sadece "Kül Efendi" diyordu.
Saçmaydı.
Kimse gerçek adını bilmiyordu.
Yüzlerini de.
Belki de içimizden birileriydi.
Hiçbir fikrimiz yoktu.
Tek bildiğimiz şey, yeraltı dünyasını tamamen yok etmek istedikleriydi.
Ama bunun o kadar kolay olmayacağını biliyordum.
Derin düşüncelerimin arasından kapının çalınmasıyla çıktım.
"Gel." dedim.
"Ablaaa!" diye bağırarak iki ufaklık içeri girdi.
Saçlarımı düzelttim, gözlerimin altını sildim.
"Niye bu kadar erken uyandınız?" diye sordum.
Çünkü saat daha yediydi.
Uyku düzenimin tamamen içine etmiştim.
Sabahlara kadar bu örgütü araştırıyordum.
İkisi de yanıma geldi.
Ellerini arkalarına saklamışlardı.
"Bakalım... Arkanızda ne var sizin?" dedim gülümseyerek.
Aynı anda ellerini öne uzattılar.
"İyi ki doğdun ablaaa!"
Yüzümdeki gülümseme bir anda kayboldu.
Bugün benim doğum günümdü...
Ve hayatımın zindana döndüğü gündü.
Bugün 14 Haziran'dı.
Annemin öldüğü gün...
Ve benim doğum günüm...
Annem öldükten sonra hiçbir doğum günümü kutlamamıştım.
Kimsenin aldığı hediyeleri kabul etmemiştim.
Kutlamalara da izin vermemiştim.
...
Geçmiş
14/06/2016
Bugün on ikinci yaşıma giriyordum.
Çok mutluydum.
Ama içimde küçük bir burukluk vardı.
Babam doğum günüme gelemiyordu.
Çünkü o bir polisti.
Ve genellikle geceleri görevde olurdu.
O yoktu ama diğer herkes buradaydı.
Annemin karnı gün geçtikçe büyüyordu.
İki kardeşim olacaktı.
Bir kız...
Bir erkek...
Adları Ateş ve Işıl olacaktı.
Şimdiden ikisini de çok seviyordum.
Amcam yanıma gelip bana sımsıkı sarıldı.
"Doğum günün kutlu olsun güzelim."
Gülümseyerek ona sarıldım.
Kuzenlerim, amcalarım, yengelerim...
Hepsi buradaydı.
Hepsini çok seviyordum.
Saat akşam sekize yaklaşıyordu.
Birazdan pastayı kesecektik.
Annem benim için evi özenle süslemişti.
"Anne." dedim.
Elindeki sarmaları alıp masaya koydum.
Saçlarımdan öperek gülümsedi.
"Mis kızım benim."
"Güzel annem."
"Hadi bakalım, masaya otur da pastanı getireyim."
Masaya geçip sandalyeme oturdum.
Yanımda Turgut, Batu ve Tuğçe vardı.
Turgut aramızdaki en büyük kişiydi.
On beş yaşındaydı.
Ben ise on ikinci yaşıma giriyordum.
Annem elinde pastayla içeri girdiğinde gözlerim heyecandan parlıyordu.
Yüzümde kocaman bir gülümseme vardı.
Yanaklarımdaki iki gamzem belirginleşmişti.
Annemde de gamze vardı.
İkimiz birbirimize çok benziyorduk.
Babama hiç benzemediğim için bana hep "Annesinin kızı." derdi.
"Hadi bakalım, iyi ki doğdun Gökçe!" diye bağırdı herkes.
Annem pastayı masaya bıraktı.
Tam mumları üfleyecektim ki Tuğçe koluma dokundu.
"Dur."
Ona baktım.
"Önce dilek dile."
Gözlerimi kapattım.
İçimden tek bir dilek tuttum.
"Hayatım boyunca annem, babam, ben ve kardeşlerim hep mutlu yaşayalım."
Gözlerimi açıp mumları üfledim.
Annem gülümseyerek bana bakıyordu.
"Anne..."
"Efendim kızım?"
"Ben kaç yaşıma giriyorum?"
"On iki."
Kaşlarımı çattım.
"Ee, o zaman pastada neden on bir yazıyor?"
Herkes aynı anda gülmeye başladı.
Annem de gülerek omuz silkti.
"Kızım, pastayı baban sipariş etmiş. Bana ne yapayım?"
"Olsun." dedim gülerek.
Herkes arkamda toplandı.
Kocaman bir gülümsemeyle fotoğraf çektirdik.
Büyükannem hastaydı.
Onu çok seviyordum.
Başına bir şey gelmesinden korkuyordum.
Fotoğraf makinesiyle çekildiğimiz fotoğrafı annem bana verdi.
Resme baktığımda babamın olmayışı içimi burktu.
Sessizce odama çıktım.
Dolabımın içinden babamın tek başına çekilmiş fotoğrafını aldım.
Makasla dikkatlice kestim.
Sonra aile fotoğrafımızın yanına yapıştırdım.
Gülümseyerek fotoğrafa baktım.
"Şimdi oldu."
...
Gece olmuştu.
Herkes evine gitmişti.
Etrafı toplamaya başlamıştım.
Annem hamile olduğu için çok yorulmuştu.
Salonda dinleniyordu.
İşimi bitirince yanına gittim.
"Gel anne."
"Nereye?"
"Seni yatıracağım."
Gülmeye başladı.
"Kızım... Bunu benim sana söylemem gerekmiyor mu?"
"Boş ver anne." dedim gülerek.
Ayakkabılarını çıkardım.
Yatağını hazırladım.
Üzerini örttüm.
Tam odadan çıkacakken beni durdurdu.
"Gökçem..."
"Efendim güzel annem?"
Bana uzun uzun baktı.
"Sana bir şey söyleyeceğim."
"Söyle."
"Bir gün bana bir şey olursa..."
Hemen sözünü kestim.
"Anne!"
"Olsa diyorum."
Sessizce onu dinledim.
"Beni ruhunda taşıma."
Kaşlarımı çattım.
"Çünkü benim yüküm seni üzer."
Gözlerim dolmaya başlamıştı.
"Git..."
"Ve ayını bul."
"Bulduğun kişi seni üzmesin."
"Seni korusun."
"Sana huzur olsun."
Ne demek istediğini anlamamıştım.
Sadece başımı salladım.
"Tamam anne."
Gülümsedi.
"İyi geceler güzel kızım."
"İyi geceler güzel annem."
...
O gece bir türlü uyuyamadım.
Bir süre sonra kapının çaldığını duydum.
Heyecanla yataktan fırladım.
"Babam geldi!"
Koşarak kapıya yöneldim.
Arkamdan annemin sesi geldi.
"Gökçe! Bekle!"
"Anne babam geldi!"
"Dur kızım! Açma! Belki baban değildir!"
Ama onu dinlemedim.
Kapıyı açtım.
Karşımda duran adamı görünce olduğum yerde donup kaldım.
Babam değildi.
Elinde silah vardı.
Adam yavaşça eğildi.
Göz hizama geldi.
Benim gibi masmavi gözleri vardı.
Kolları dövmelerle kaplıydı.
Üzerinden ağır bir sigara kokusu geliyordu.
Dudaklarının kenarında hafif bir gülümseme oluştu.
"Merhaba..."
"Açelya'nın kızı."
Kalbim hızla çarpmaya başladı.
"S-Sen... kimsin?"
Adam cevap vermedi.
Sadece gülümsedi.
Adam cevap vermedi.
Yüzündeki gülümseme daha da belirginleşti.
"Misafir evine misafir alınır, değil mi?" dedi alaycı bir sesle.
Elimi yavaşça kapının arkasına götürdüm.
Babamın acil durumlar için bıraktığı silah hâlâ oradaydı.
Parmaklarım kabzaya değdi.
Silahı sessizce elime aldım.
Tam o sırada arkamdan annemin sesi yükseldi.
"Gökçe!"
Bana doğru koşuyordu.
Adamlar onu görünce beni sertçe iterek içeri girdiler.
"Hayır! Gitmeyin! O tarafa gitmeyin!" diye bağırdım.
Beni hiç umursamadılar.
Annemin yanına yaklaşmalarını istemiyordum.
Babam bana silah kullanmayı öğretmişti.
Titreyen ellerimle emniyeti açtım.
Derin bir nefes aldım.
Ve tetiğe bastım.
Kurşun adamlardan birinin bacağına isabet etti.
Adam sendeledi.
Sonra başını kaldırıp bana baktı.
Gülümsedi.
"İşimi bu kadar kolaylaştıracağını düşünmemiştim."
Başını hafifçe eğdi.
"Sağ ol... Açelya'nın kızı."
Kalbim hızla atıyordu.
Silahını bana doğrulttu.
Tetiğe bastı.
Kulaklarımı sağır eden silah sesi evin içinde yankılandı.
Refleksle gözlerimi kapattım.
Acı hissetmeyince yavaşça gözlerimi açtım.
Annem..
Tam önümde durmuştu.
Bana siper olmuştu.
Kurşun onun kalbine isabet etmişti.
"Anne..."
Fısıldayabildim sadece.
Annem ilk başta düşmemek için direndi.
Bana dönmeye çalıştı.
Ama gücü yetmedi.
Dizlerinin üzerine çöktü.
Adam yanımızdan geçerken bir el daha ateş etti.
Sonra arkasına bile bakmadan çıkıp gitti.
Ev sessizliğe gömüldü.
Sadece annemin nefes alışları duyuluyordu.
Hemen dizlerimin üzerine çöktüm.
Kan durmadan akıyordu.
Titreyen ellerimi yarasına bastırdım.
"Anne... Hayır..."
"Ne olur..."
"Güzel annem..."
"Aç gözlerini."
"Daha kardeşlerim doğmadı."
"Ne olur beni bırakma."
Gözyaşlarım durmadan akıyordu.
Annem güçlükle elini yanağıma koydu
"Gökçe..."
"Seni..."
"Ve babanı..."
"Çok seviyorum."
"Kardeşlerine iyi bak."
Sesi her kelimede biraz daha kısılıyordu.
"Anne..."
"Lütfen konuşma."
"İyileşeceksin."
"Bak, hastaneye gideceğiz."
"Hiçbir şey olmayacak."
Annem hafifçe gülümsedi.
Son kez gözlerimin içine baktı.
Eli yavaşça yanağımdan kaydı.
Ve yere düştü.
"Anne..."
Bir an nefes alamadım.
Sonra bütün gücümle bağırdım.
"ANNE!"
Çığlığım bütün evi inletti.
Arkamdan ayak sesleri geldi.
İçeri ilk giren teyzemle dayımdı.
İkisi de gördükleri manzara karşısında donup kaldılar.
"Dayı!"
"Ne olur!"
"Annemi hastaneye götür!"
Sesim titriyordu.
Ağlamaktan konuşamıyordum.
Tam o sırada arkamızdan Turgut içeri girdi.
O da bir anlığına dondu.
Sonra kendine gelip bağırdı.
"Beklemeyin!"
"Hemen hastaneye götürün!"
Dayım annemi dikkatlice kucağına aldı.
Ben de peşlerinden koşmaya başladım.
Üzerim, ellerim...
Her yerim annemin kanı olmuştu.
...
Hastaneye nasıl geldiğimizi hatırlamıyordum.
Her şey bulanıktı.
Koridorlarda koşuşturan insanlar, sedyelerin sesi, doktorların bağırışları...
Hepsi birbirine karışıyordu.
Dayım annemi ameliyathaneye kadar götürdü.
Kapılar kapanırken son kez annemin elini tutmaya çalıştım.
Ama yetişemedim.
Kapı yüzüme kapandı.
Olduğum yere çöktüm.
Ellerime baktım.
Kan...
Her yerim kandı.
Titreyerek ellerimi birbirine sürttüm.
Çıkmıyordu.
Annemin kanı avuçlarıma işlemiş gibiydi.
"Hayır..."
Kendi kendime fısıldıyordum.
"Bir şey olmayacak."
"Annem güçlüdür."
"Çıkacak."
Çıkmak zorundaydı.
Bir süre sonra babam hastaneye geldi.
Üzerinde üniforması vardı.
Koridorda bizi görünce önce durdu.
Sonra gözleri üzerimdeki kana takıldı.
Yüzündeki bütün renk çekildi.
"Gökçe..."
Sesi titriyordu.
Ona bakar bakmaz koşup boynuna sarıldım.
"Hastaneye geç kaldın baba..."
"Annemi kurtar."
"Ne olur kurtar."
Babam hiçbir şey söyleyemedi.
Sadece bana daha sıkı sarıldı.
İlk defa onun da ağladığını görüyordum.
Birer birer herkes gelmeye başlamıştı.
Demiray ailesi...
Ve
Karahan ailesi..
Amcalarım...
Yengelerim...
Büyükannem...
Kimse konuşmuyordu.
Koridorda ölüm sessizliği vardı.
Saatler geçmişti.
Her dakika bana saatler gibi geliyordu.
Sonunda ameliyathanenin kapısı açıldı.
Doktor yavaş adımlarla yanımıza geldi.
Yüzümüze bakamıyordu.
İçime kötü bir his çöktü.
Babam öne çıktı.
"Doktor..."
"Nasıl?"
Doktor derin bir nefes aldı.
"Başınız sağ olsun."
"Olabildiğince müdahale ettik."
"Ama eşinizi kurtaramadık."
Dizlerimin bağı çözüldü.
Kulaklarım uğuldamaya başladı.
Devamını duyamıyordum.
"...Bebekler yaşıyor."
"...Yoğun bakımda tutulacaklar."
"...Durumları kritik ama stabil."
Doktor konuşmaya devam ediyordu.
Ben ise tek bir cümlede kalmıştım.
"Eşinizi kurtaramadık."
Bir anda bütün dünya başıma yıkıldı.
"Anne..."
diyebildim sadece.
Sonra bütün gücümle bağırdım.
"ANNEM!"
Biri bana sarıldı.
Kim olduğunu bilmiyordum.
İtiyordum.
Bırakmalarını istiyordum.
Çünkü annem gitmişti.
Annem beni bırakmıştı.Kulaklarımda tek bir ses yankılanıyordu.
Silah sesi...
Annemin "Gökçe!" diye bağırışı...
Doğmayan kardeşlerimin sesleri..
Ve son nefesinde söylediği sözler...
"Kardeşlerine iyi bak..
...
Günümüz
Birinin omzuma dokunmasıyla irkildim.
Başımı kaldırdığımda karşımda Turgut'u gördüm.
Çocuklar odadan çıkmıştı.
"Turgut..."
Bugün benim doğum günümmüş.
Sesim o kadar kısıktı ki kendim bile zor duydum.
Turgut hiçbir şey söylemedi.
Sadece yanıma yaklaştı.
Ona baktım.
Gözlerim doluydu.
"Turgut..."
"Annem benim yüzümden mi öldü?"
Bu soruyu her doğum günümde ona soruyordum.
Her seferinde aynı cevabı veriyordu.
Ve yine öyle yaptı.
"Hayır."
"Senin yüzünden değil."
Sonra beni kendine çekip sımsıkı sarıldı.
"Artık kendini suçlamayı bırak."
"Çocukları korkuttun."
"Git."
"Onlar seni bekliyor."
Başımı omzuna yasladım.
Derin bir nefes aldım.
"Tamam..."
Gözyaşlarımı sildim.
Yüzüme küçük bir gülümseme yerleştirdim.
Çocukların yanına doğru yürüdüm.
Çocukların yanına gittiğimde ikisi de bana tedirgin gözlerle bakıyordu.
Yüzümde küçük bir gülümseme oluşturmaya çalıştım.
"Ben biraz dalmışım." dedim.
"Özür dilerim. Hadi bakalım, hediyelerinizi görelim."
İkisi de aynı anda gülümsedi.
İlk olarak Ateş elindeki küçük kutuyu bana uzattı.
"Önce benimkini aç!" dedi heyecanla.
Kutuyu dikkatlice açtım.
İçinden renkli iplerle örülmüş bir bileklik çıktı.
Üzerinde boncuklarla "Gökçe" yazıyordu.
Gözlerim doldu.
"Geçen hafta okulda etkinlik yaptık." dedi utangaç bir sesle.
"Herkes istediği kişiye bileklik yaptı."
"Ben de sana yaptım."
Bir an konuşamadım.
Bilekliği elime taktım.
Sonra Ateş'i kucağıma alıp sımsıkı sarıldım.
Yanağından öptüm.
"Beğendin mi?" diye sordu çekinerek.
Başımı salladım.
"Hem de çok."
"Bu aldığım en güzel hediyelerden biri."
Yüzündeki gülümseme görülmeye değerdi.
Tam o sırada Işıl sabırsızlanarak ayağını yere vurdu.
"Sıra bende!"
Gülümseyerek onu da kucağıma oturttum.
"Gel bakalım küçük hanım."
Küçük elleriyle hediye paketini bana uzattı.
Dikkatlice açtım.
Kutunun içinden ince zincirli, kalp şeklinde zarif bir kolye çıktı.
Kolye oldukça güzeldi.
Bakışlarımı Turgut'a çevirdim.
Kaşlarını kaldırıp masum bir ifadeyle omuz silkti.
"Ne yapayım?"
"Ağlayacağım dedi."
"Dayanamadım."
İstemsizce gülümsedim.
Kolye gerçekten çok zarifti.
"Beğendin mi?" diye sordu Işıl merakla.
"Evet."
"Hem de çok beğendim."
Kolyesini hemen boynuma taktım.
"Bak."
"Artık hiç çıkarmayacağım."
Işıl sevinçle boynuma sarıldı.
"İyi ki benim ablamsın."
Bu cümle kalbime dokundu.
İkisini de kollarımın arasına alıp sıkıca sarıldım.
"İyi ki siz de benim kardeşlerimsiniz."
O an, uzun zamandır ilk defa gerçekten gülümsediğimi hissettim.
.....
Saat dokuza geliyordu.
Yemek için odama gidip pijamalarımı çıkarıp tişort ve bol bir eşorfman giydim.
Aşağıya indiğimde babam masadaydı.
Boş sandalyeye otururken boynumdaki kalp kolye dikkatimi çekti.
Elim istemsizce kolyeye gitti.
Tam o sırada babam karşımdaki sandalyeye oturdu.
Bir süre bana baktı.
Sonra gözleri boynumdaki kolyeye takıldı.
"Bu kolyeyi kim aldı?"
Işıl hemen heyecanla ayağa kalktı.
"Ben aldım!"
Babam gülümseyerek ona baktı.
"Sen mi aldın gerçekten?"
"Evet! Turgut abi yardım etti ama ben seçtim."
Babam başını salladı.
"Çok güzel seçmişsin."
Işıl sevinçle yerine oturdu.
Ben de kolyeyi tutup gülümsedim.
"Hayatım boyunca çıkaracağımı sanmıyorum."
Babamın yüzünde buruk bir ifade oluştu.
Bir süre sessiz kaldı.
Sonra ayağa kalkıp salona geçti.
Elinde küçük, lacivert bir kutuyla geri döndü.
Kutuyu bana uzattı.
"Doğum günün kutlu olsun kızım."
Kutuyu gördüğüm an yüzümdeki gülümseme kayboldu.
Başımı iki yana salladım.
"Hayır."
"Gökçe..."
"İstemiyorum."
"Kızım sadece küçük bir hediye."
"İstemiyorum baba."
Kutuyu tekrar ona uzattım.
"Bugün kutlanacak bir gün değil."
Babam derin bir nefes verdi.
"Gökçe..."
"Bugün senin doğduğun gün."
"Hayır."
"Bugün annemin öldüğü gün."
Masada sessizlik oldu.
Ateş ve Işıl konuşmuyordu.
Babam gözlerini kapatıp birkaç saniye sustu.
Sonra yavaşça konuştu.
"Annen yaşasaydı bugün senin gülmeni isterdi."
Gözlerim doldu.
"Biliyorum..."
"Ama hâlâ yapamıyorum."
Babam bana yaklaşıp alnımdan öptü.
"Ne zaman hazır hissedersen."
"Ben beklerim."dedi
Tam o sırada telefonum çalmaya başladı.
Ekranda Alaz yazıyordu.
Telefonu açtım.
"Alo?"
"Günaydın."
"Günaydın."dedim
"İyi misin?"
"İyiyim."
Yalan söylemiştim.
Anladı.
Her zamanki gibi.
"Akşam için bir planım var."
"Plan mı?"
"Evet."
"Reddedemezsin."
Kaşımı kaldırdım.
"Niye?"
"Çünkü bugün doğum günün."
"Alaz..."
"Kutlamak istemiyorum."
"Biliyorum."
"Ama sadece benimle yemek ye."
"Başka hiçbir şey istemiyorum."
Birkaç saniye düşündüm.
Sonunda başımı salladım.
"Tamam."
Yüzünde çocuk gibi bir gülümseme oluştu.
"Harika."
"Akşam saat sekizde hazır ol."
"Nereye gidiyoruz?"
"Bu bir sürpriz."
"Söyle."
"Hayır."
"Alaz."
"Gökçe."
İkimiz de istemsizce gülmeye başladık.
"İtiraz istemiyorum."
İstemsizce gülümsedim.
"Peki."
"Harika."
"Görüşürüz."
Telefon kapandı.
Babam bana bakıp hafifçe gülümsedi.
"Git."
"Biraz iyi gelir."
Sessizce başımı salladım.
......
Saat 6'ydı ve sınav açıklanmıştı ve ona bakıyorduk.
Yanımda turgut vardı.
Ona baktım ve tıkladım erkrana ben yerine o baktı.
"Kötümü"
"Gökçe"
"Hayır ya"
Ektana döndüğümde
'Polis Akademisi Başkanlığından'
Kalbim bir anda hızlanmaya başladı.
'Yapmış olduğunuz PÖH ön başvuru sınavının sonucu açıklanmıştır."
Ellerim titremeye başladı.
Turgut yüzüme dikkatle bakıyordu.
'Tebrik ederiz.'
'Sınavı başarıyla geçtiniz.'
Bir an hiçbir şey söyleyemedim.
Sadece gözlerimi kapattım.
Başarmıştım...
Yıllardır kurduğum hayale bir adım daha yaklaşmıştım.
"Teşekkür ederim..." diyebildim güçlükle.
Kenime teşekkür etmiştim.
Turgut ayağa kalktı.
"Gökçe..."
"Kazandım ben"
Yavaşça başımı salladım.
"Evet..."
"Kazandım."
Bir anda içeri çocuklar girdi ne olduğunu anlamadan sevinçle zıplamaya başladı.
"Abla kazandı!"
"Yaşasın!"
Turgut yanıma gelip omzuma dokundu.
"Gurur duydum seninle."
Gözlerim yeniden dolmuştu.
Bu sefer üzüntüden değil...
Mutluluktandı.
.....
Akşam saat sekize yarım saat kalmıştı odama çıktım.
Dolabımın kapağını açıp uzun süre kıyafetlere baktım.
Ne giyeceğime karar veremiyordum.
Sonunda askının en arkasındaki uzun elbiseyi çıkardım.
Bordo , yere kadar uzanan, sade ama zarif bir elbiseydi.
Altın renginde hafif takılar taktım.
Benim için asla vazgeçilmez topuklu ayakkabı giydim.
Saçlarımı hafif dalgalandırıp açık bırakmıştım.
Her zamanki gibi abartılı bir makyaj yerine sadece göz altlarımı kapattım, kirpiklerime maskara sürdüm ve dudaklarıma renksiz bir parlatıcı sürdüm.
Boynuma Işıl'ın sabah hediye ettiği kalp kolyeyi taktım..
Aynaya baktığımda ilk kez kendimi biraz daha canlı görüyordum.
Tam o sırada telefonum çaldı.
Alaz arıyordu.
"Aşağıdayım."
"İniyorum."
Telefonu kapatıp çantamı aldım.
Merdivenlerden aşağı indiğimde salonda herkes oturuyordu.
Beni görünce konuşmalar kesildi.
Işıl ağzını iki eliyle kapattı.
"Ablam... Çok güzelsin."
Ateş de başını salladı.
"Prenses gibi olmuşsun."
Gülümsedim.
"Teşekkür ederim."
Babam ayağa kalktı.
Uzun uzun bana baktı.
Annemden sonra ilk kez böyle hazırlanmıştım.
"Annen seni böyle görseydi..."
Sözünün devamını getiremedi.
Sadece gülümsedi.
"İyi eğlen."
Başımı salladım.
"Geç kalmam."
Kapıyı açıp dışarı çıktım.
Alaz siyah takım elbisesiyle arabanın yanında durmuş beni bekliyordu.
Beni görünce bir an konuşamadı.
Sadece bana baktı.
"Gökçe..."
"Efendim?"
"Gerçekten nefesimi kestin."
Utanarak gözlerimi kaçırdım.
"Abartma."
"Abartmıyorum."
Arabanın kapısını açtı.
"Buyurun hanımefendi."
Gülerek arabaya bindim.
Yaklaşık yarım saat boyunca yolculuk yaptık.
Camdan dışarıyı izliyordum.
"Nereye gidiyoruz?" diye sordum.
"Birazdan göreceksin."
Araba sonunda, şık bir restoranın önünde durdu.
İçeri girdiğimizde restoranın neredeyse tamamen boş olduğunu fark ettim.
Garson bizi cam kenarındaki masaya götürdü.
Masa beyaz güllerle süslenmişti.
Etraf mumlarla aydınlatılmıştı.
Denizin sesi içeride hafifçe duyuluyordu.
"Alaz..."
"Bunların hepsi ne?"
"Doğum günün."
"Kutlamak istemediğini biliyorum."
"Ama en azından bugün biraz olsun gülmeni istedim."
Boğazım düğümlendi.
"Teşekkür ederim."
Akşam boyunca uzun uzun konuştuk.
Çocukluğumuzu...
Yaşadıklarımızı...
Annemi...
Büyükbabamı...
Hayallerimizi...
Saatler nasıl geçmiş anlamamıştım.
Tam tatlılar gelirken Alaz garsona hafifçe başıyla işaret verdi.
Bir anda restorandaki bütün ışıklar söndü.
Şaşkınlıkla etrafıma baktım.
Sadece masamızın etrafındaki küçük mumlar yanıyordu.
Dışarıda ise ay, denizin üzerine ışığını vuruyordu.
Alaz yavaşça ayağa kalktı.
Sonra cebinden küçük siyah bir kutu çıkardı.
Kalbim bir anda hızlanmaya başladı.
"Alaz..."
Fısıldayabildim sadece.
Hiçbir şey söylemeden önümde tek dizinin üzerine çöktü.
Kutuyu açtı.
İçinde zarif bir yüzük vardı.
Gözlerim doldu.
"Gökçe..."
"İnsan bazen birini sever."
"Bazen de birini evi gibi hisseder."
"Ben seni ilk gördüğüm günden beri nereye gidersem gideyim, dönmek istediğim yer sen oldun."
Gözlerim dolmaya başlamıştı.
"Sen sadece sevdiğim kadın değilsin."
"Sen benim huzurumsun."
"Gücüm tükendiğinde yeniden ayağa kalkma sebebimsin."
"Hayata yeniden inanma sebebimsin."
Derin bir nefes aldı.
"Geçmişindeki acıları silemem."
"Anneni sana geri getiremem."
"Ama sana bir söz verebilirim."
"Ömrümün sonuna kadar hiçbir acıyı tek başına yaşamayacaksın."
"Ağladığında ilk omzun ben olacağım."
"Güldüğünde ilk kahkahanı ben duyacağım."
"Yorulduğunda elini ilk ben tutacağım."
"Ve bir gün saçların bembeyaz olduğunda bile sana bugün baktığım gibi bakacağım."
Gözlerimden yaşlar süzülüyordu.
Alaz yüzüğü kutudan çıkardı.
"Annen sana bir gün 'Ay'ını bul.' demişti."
"Ben senin ayın olabilir miyim?"
"Hayatımın sonuna kadar elini bırakmama izin verir misin?"
"Gökçe Hilal Karahan..."
"Benimle evlenir misin?"
Alaz'ın son cümlesiyle birlikte dünya sanki durmuştu.
Rüzgâr hafifçe saçlarımı savuruyordu.
Denizden gelen dalga sesleri dışında hiçbir şey duymuyordum.
Gözlerim sadece ondaydı.
Tek dizinin üzerinde, elinde yüzükle bana bakıyordu.
Gözlerimden bir damla yaş süzüldü.
Ardından bir tane daha...
Titreyen ellerimle ağzımı kapattım.
Konuşmaya çalışıyordum ama kelimeler boğazıma düğümlenmişti.
Alaz'ın gözleri de dolmuştu.
"Gökçe..." dedi kısık bir sesle.
"Cevabın ne olursa olsun, seni sevmekten asla vazgeçmeyeceğim."
Bir adım ona doğru yaklaştım.
Ellerimi uzatıp yüzünü avuçlarımın arasına aldım.
Gözlerinin içine bakarak gülümsedim.
"Annem..."
"Ölmeden önce bana bir şey söylemişti."
Alaz sessizce beni dinliyordu.
"'Git...' demişti."
"'Ay'ını bul.'"
Derin bir nefes aldım.
"Ben yıllarca o sözün ne anlama geldiğini anlayamadım."
"Meğer ayımı aramıyormuşum..."
"Meğer ayım, beni bulmayı bekliyormuş."
Alaz'ın gözlerinden de yaşlar akmaya başladı.
Elini tuttum.
"Sen bana sadece sevgiyi öğretmedin."
"Yıkıldıktan sonra yeniden ayağa kalkmayı öğrettin."
"Kendimi affetmeyi öğrettin."
"Yalnız olmadığımı hissettirdin."
"En karanlık gecemde bile bana ışık oldun."
Titreyen sesimle gülümsedim.
"Bu yüzden..."
"Evet."
"Evet Alaz..."
"Ömrümün sonuna kadar seninle aynı yolda yürümek istiyorum."
"Seninle yaşlanmak..."
"Senin soyadını taşımak..."
"Ve her sabah gözlerimi sana açmak istiyorum."
"Evet..."
"Benim ayım olur musun demiştin ya..."
"Olurum."
"Çünkü sen zaten benim ayımsın."
Alaz ayağa kalktı.
Titreyen elleriyle yüzüğü parmağıma taktı.
Yüzük parmağıma oturduğu an gözlerim yeniden doldu.
Hiç düşünmeden boynuna sarıldım.
O da beni sımsıkı kollarının arasına aldı.
Kulağıma eğilip fısıldadı.
"Sana bir söz veriyorum."
"Bu elleri bir daha hiç bırakmayacağım."
Gözlerimi kapattım.
Başımı omzuna yasladım.
İçimden sessizce anneme seslendim.
"Anne..."
"Ayımı buldum."....
