17. bölüm · Gecemde Ay'ım Oldun
16.Bölüm SESSİZ CÜMLELER
Adriel odadan çıktıktan sonra birkaç saniye hareketsiz kaldım.
Kapının kapanma sesi odada yankılandı.
Sonra sessizlik oldu.
Elimdeki kahve kupasına baktım.
Sıcaktı.
Ama nedense içim üşüyordu.
Son zamanlarda sürekli böyle hissediyordum.
Sanki bir şeyler değişiyordu.
Ama ne olduğunu bilmiyordum.
Ve bilmediğim şeyler beni huzursuz ediyordu.
Derin bir nefes verdim.
Yataktan kalkıp pencereye doğru yürüdüm.
Perdeyi araladım.
Dışarıda hava güzeldi.
İnsanlar normal hayatlarına devam ediyordu.
Bense kendi kafamın içinde kaybolup gidiyordum.
Telefonumun titreşim sesi düşüncelerimi böldü.
Komodinin üzerindeki telefonu elime aldım.
Ekrana baktığım anda kalbim istemsizce hızlandı.
Alaz.
Mesaj sadece iki kelimeydi.
"Konuşmamız lazım"yazıyordu.
Kaşlarımı çattım.
Bu çocuk neden normal bir insan gibi konuşamıyordu?
Parmaklarım ekranda gezindi.
"Ne hakkında?"yazdım.
Mesajı gönderdim.
Cevap hemen geldi.
"Yüz yüze"yazıyordu.
Gözlerimi devirdim.
Elbette.
Başka türlüsü olamazdı zaten.
Telefonu yatağa bıraktım.
Ama birkaç saniye sonra tekrar aldım.
Mesaja yeniden baktım.
Ve buna daha çok sinir oldum.
Çünkü içimde oluşan heyecanı fark etmiştim.
Bu hoşuma gitmedi.
Hiç gitmedi.
Kendime kızarak telefonu bıraktım.
Tam o sırada aşağıdan ses geldi.
"Gökçe kızım! Kahvaltı hazır!"diye seslendim.
Yüzümde istemsiz bir gülümseme oluştu.
"Geliyorum çiçeğim!"diye cevap verdim.
...
Aşağı indiğimde mutfak her zamanki gibi sıcaktı.
Çiçeğim masayı hazırlıyordu.
Adriel ise sandalyeye yaslanmış telefonuyla ilgileniyordu.
Beni görünce başını kaldırdı.
"Günaydın."dedi
"Günaydın."
Masaya oturdum.
Açelya teyzem masaya gelip oturdu.
"Günaydın kızım"dedi.
"Günaydın çiçeğim"dedim
Uzanıp tabağıma bir şeyler koymaya başladı.
"Çiçeğim yapma, ben çocuk değilim."
"Sus da ye."
Adriel güldü.
Ben de ona ters ters baktım.
"Sen niye gülüyorsun?"
"Çünkü haklı."
"İkiniz birleşince çekilmiyorsunuz."
Açelya abla kahkaha attı.
"Kendi kızım olsa bu kadar uğraşmazdım seninle."dedi.
İçimde sıcak bir his oluştu.
Belki de bu yüzden burayı seviyordum.
Burada hiçbir şey sahte değildi.
Kimse benden lider olmamı beklemiyordu.
Kimse güçlü görünmemi istemiyordu.
Sadece Gökçe olmam yetiyordu.
Telefonum tekrar titredi.
Bu kez aramaydı.
Ekrana baktığım anda nefesim duraksadı.
Alaz.
Arıyordu.
Adriel de görmüştü.
Bakışları kısa bir an telefona kaydı.
Sonra hiçbir şey olmamış gibi çayından bir yudum aldı.
Aramayı açtım.
"Efendim?"
Karşı taraftan Alaz'ın sesi geldi.
Her zamanki gibi sakin.
Her zamanki gibi kendinden emin.
"Neredesin?"
"Sana ne?."
"Düzgünce sormuşum ben ama gine yaranamadık"dedi.
Sinirlenmiştim.
Adriel'e baktım kısa bir an.
"Evdeyim noldu"
"Bir saate hazır ol."
Kaşlarımı çattım.
"Niye?"
"Seni almaya geleceğim."
"Alaz."
"Hm?"
"Normal insanlar önce sebebini söyler."
Sessizlik oldu.
Sonra hafifçe güldüğünü duydum.
"Sen normal insanları mı örnek alıyorsun?"
Gözlerimi devirdim.
Haklıydı.
Bu daha sinir bozucuydu.
"Neden geleceksin?"
Bu kez sesi biraz yumuşadı.
"Çünkü seni görmek istiyorum."
Kalbim bir anlığına durdu sanki.
Hiç beklemediğim bir cevaptı.
Ne diyeceğimi bilemedim.
Karşı tarafta sessizlik vardı.
Sonunda zar zor konuşabildim.
"Tamam."dedim.
Telefon kapandı.
Ama ben hâlâ ekrana bakıyordum.
Kalbim saçma şekilde hızlı atıyordu.
Buna bir anlam veremiyordum.
Veremediğim için de sinirleniyordum.
"Gidiyor musun" diye sordu Adriel.
Başımı kaldırdım.
"Evet."
"Anladım yemeğini ye çoçuklar bırakır seni."dedi
Başka bir şey demedi.
Ama nedense yüzündeki ifade değişmişti.
Çok küçük bir değişimdi.
Belki başkası fark etmezdi.
Ama ben fark ettim.
Bir şey söylemek istedim.
Söyleyemedim.
Çünkü ne söyleyeceğimi bilmiyordum.
...
Eve gelmiştim ve hazırlanıyordum.
Nereye gidiceğimizi söylememişti.
Bu yüzden sade birşeyler giyindim.
Gri rengi kot pantolon üstüme düşük yaka beyaz rengi kıyafet giymiştim.
Bir saat önce hazırlanmıştım.
Odamdan çıkıp aşağıya inince sadece turgut vardı.
Babam çoçukları alıp parka gitmişti.
"Turgut "
"Gökçe "
"Ben dışarı çıkıyorum"
"Kimle?"
"Alaz ile buluşcaz"
"İyi"dedi.
"Bende Umay ile buluşacak evde kimse kalmadı"dedi.
"Birşey olmaz ben aradım babamın onlarda geleceklermiş zaten"dedi.
Kafasını salladı .
Telefona mesaj gelmişti.
Alaz
"Dışarda bekliyorum seni "yazmıştı .
"Ben gidiyorum"dedim.
Elini salladı ve çıktım.
Evin önüne çıktığımda alaz ve çok sevdiği arabası ile çoktan gelmişti.
Alaz kapıya yaslanmış bekliyordu.
Kollarını göğsünde birleştirmişti.
Beni görünce doğruldu.
Bakışları üzerimde gezindi.
Bir saniye.
İki saniye.
Üç saniye...
Sonra başını hafifçe yana eğdi.
"Güzel görünüyorsun."dedi.
Kalbim yine aynı şeyi yaptı.
O saçma şeyi.
Hızlandı.
Ve bundan nefret ediyordum.
Çünkü onu gördüğümde ne hissedeceğimi hiçbir zaman kontrol edemiyordum.
"Bakmayı bırakırsan daha da güzel görünebilirim."
Dudaklarının kenarı yukarı kalktı.
"Hayır."
"Ne hayır?"
"Sana bakmayı bırakmayacağım."
Bir an konuşamadım.
Alaz kapıyı açtı.
"Hadi."
Arabaya bindim.
Ama içimdeki karmaşa daha da büyümüştü.
Çünkü ilk defa.
Adriel'in yanında huzur bulurken,
Alaz'ın yanında kalbimin neden bu kadar hızlı attığını sorgulamaya başlamıştım.
......
Arabaya bindikten sonra birkaç dakika boyunca sessizlik oldu.
Alaz sürüyordu.
Ben ise camdan dışarı bakıyordum.
Normalde sessizlikten rahatsız olan biri değildim.
Ama onun yanındaki sessizlik farklıydı.
Sanki söylenmemiş yüzlerce cümle aramızda dolaşıyordu.
"Nereye gidiyoruz?" diye sordum sonunda.
"Sabret."
Gözlerimi devirdim.
Artık alışkanlık olmuşdu.
"Bu huyundan nefret ediyorum."dedim
"Güzel"dedi.
Başımı ona çevirdim.
"Ne demek güzel?"dedim.
"Sinirlendiğinde daha çok konuşuyorsun."dedi
Kaşlarımı çattım.
"Bunun iltifat olduğunu mu sanıyorsun?"
"Hayır."
"Harika."dedim
Alaz güldü.
Gerçekten güldü.
Nadir olan o gülüşlerinden biri.
Ve istemeden birkaç saniye ona baktım.
Sonra hemen yüzümü çevirdim.
Çünkü kalbimin verdiği tepkiden hoşlanmıyordum.
Yaklaşık kırk dakika sonra şehirden uzak bir yere geldik.
Araba durdu.
Etraf tamamen sessizdi.
Ağaçlar.
Rüzgâr.
Ve önümüzde uzanan göl.
Şaşkınlıkla etrafa baktım.
"Burası neresi?"
Alaz arabadan indi.
"Bazen geldiğim yer."
Ben de indim.
Rüzgâr saçlarımı savuruyordu.
"Beni buraya neden getirdin?"
Bu kez yüzündeki ifade değişti.
Ciddileşti.
Çok nadir gördüğüm kadar ciddi.
"Çünkü konuşmamız gereken şeyler var ve ilk kez kaçmadan konuşmak istiyorum."dedi.
Sözleri havada asılı kaldı.
Ben ise neden olduğunu bilmeden nefesimi tuttum.
Çünkü ilk kez Alaz'ın sesinde korkuya benzeyen bir şey duymuştum.
......
Alaz'ın son söylediği şeyden sonra birkaç saniye konuşmadım.
Ne o me ben.
Çünkü onun böyle konuşmasına alışık değildim.
Alaz hep güçlüydü.
Hep ne istediğini bilen taraftı.
Ama şu an karşımda duran kişi farklıydı.
Sanki herkesin görmediği bir tarafını bana gösteriyordu.
"Alaz..."
Sesimi duyunca bana baktı.
"Efendim?"
"Beni neden buraya getirdin?"
Bakışlarını göle çevirdi.
"Çünkü seninle konuşmak istedim."
"Konuşuyoruz zaten."
"Hayır."
Başını bana çevirdi.
"Sen hep kaçıyorsun."
Kaşlarımı çattım.
"Ben mi?"
"Evet."
Bir adım yaklaştı.
"Bir şey hissediyorsun ama kabul etmek istemiyorsun."
Kalbim hızlandı.
"Neyi?"dedim.
Alaz cevap vermeden birkaç saniye bana baktı.
"Söylememi gerçekten istiyor musun?"
Ne diyeceğimi bilemedim.
Çünkü cevabı biliyor gibiydim.
Ama duymaktan korkuyordum.
Bakışlarımı kaçırdım.
"Sen her şeyi fazla büyütüyorsun."dedim.
Alaz hafifçe gülümsedi.
"Sen de her şeyi fazla saklıyorsun."dedi
Bu cümle beni susturdu.
Çünkü doğruydu.
Ben herkesten bir şeyler saklıyordum.
Korkularımı.
Zayıflıklarımı.
Hatta bazen kendi hislerimi bile.
Rüzgâr biraz daha sert esti.
Üşüdüğümü fark etmemiştim.
Alaz ceketini çıkardı.
"Al."dedi.
"Hayır, gerek yok."
"Gökçe."
Sesindeki ton tartışmaya açık değildi.
Ceketi omuzlarıma bıraktı.
Bir an hareket edemedim.
Çünkü kokusu üzerimdeydi.
Ve bu çok saçma bir şekilde kalbimi hızlandırdı.
"Bunu yapmayı bırak."dedim
"Neyi?"dedi
"Beni böyle şaşırtmayı."dedim.
Alaz kaşlarını kaldırdı.
"Ben ne yaptım?"
"Bilmem."
Kendi cevabıma kendim güldüm.
"Zaten sorun da bu."dedim
Alaz bana baktı.
"Seninle ilgili anlamadığım tek şey var."
"Neymiş?"
"Bana neden bu kadar güveniyorsun ama aynı zamanda benden bu kadar korkuyorsun?"dedi.
Sorusu içime dokundu.
Çünkü cevabını ben de bilmiyordum.
Bir süre sessiz kaldık.
Sonra istemsizce konuştum.
"Çünkü senin yanındayken kendimi kaybediyorum."
Alaz'ın bakışları yumuşadı.
"Bu kötü bir şey mi?"
Başımı kaldırıp ona baktım.
"Bilmiyorum."
İlk defa bu kadar dürüst olmuştum.
Alaz birkaç saniye hiçbir şey demedi.
Sonra elini yavaşça uzattı.
Saçımın yüzüme gelen kısmını düzeltti.
Basit bir hareketti.
Ama nedense nefesimi tuttu.
"Her şeyi bilmek zorunda değilsin Gökçe."
Sesi alçaktı.
"Bazen sadece hissetmek yeter."
Gözlerimi ondan kaçırdım.
Çünkü haklı olmasından korkuyordum.
....
Alaz birkaç saniye daha bana baktı.
Sanki söyleyecek bir şeyi vardı.
Ama söylemiyordu.
Ben ise ilk defa onun sessizliğinden rahatsız olmuyordum.
Çünkü bazen bazı insanların yanında konuşmaya gerek kalmazdı.
Sadece orada olmaları yeterdi.
"Garip değil mi?" dedim.
"Ney?"
"Seninle böyle konuşuyor olmamız."
Alaz hafifçe kaşlarını kaldırdı.
"Neden?"
"Çünkü eskiden"
Duraksadım.
"Eskiden birbirimize bu kadar yakın değildik birbirimizden nefret ediyorduk."
Alaz başını hafifçe salladı.
"Eskiden sen beni görmek bile istemiyordun."
Gülümsedim.
"Çünkü sinir bozucuydun."
"Şimdi?"
Sorusu basitti.
Ama cevabı değildi.
Gözlerine baktım.
"Şimdi de sinir bozucusun."dedim
Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
"Ama?"
Gözlerimi kaçırdım.
"Ama..."dedi
Devamını getiremedim.
Çünkü "ama seni artık kaybetmek istemiyorum" demek fazla dürüst olurdu.
Alaz bunu fark etmiş gibi bana biraz daha yaklaştı.
"Sen hâlâ her şeyi içinde tutuyorsun."
"Sen de hâlâ herkesi çözebildiğini sanıyorsun."
"Çünkü seni çözmek zor değil."dedi
Kaşlarımı kaldırdım.
"Öyle mi?"
"Evet."
Bir adım daha yaklaştı.
"Sen güçlü görünmeye çalışıyorsun."
Sesi yumuşadı.
"Ama yorulduğunda sadece birinin yanında durmasını istiyorsun."
Bu sözler içime dokundu.
Çünkü doğruydu.
Herkes benden güçlü olmamı bekliyordu.
Ama bazen sadece biri bana "buradayım" desin istiyordum.
Alaz elini uzattı.
Bir an tereddüt ettim.
Sonra elimi tuttu.
Basit bir hareketti.
Ama içimde garip bir sıcaklık bıraktı.
"Bak."
"Neye?"
"Kaçmadın."
Gülümsedim.
"Her zaman kaçmıyorum."
"Kaçıyorsun."
"Alaz."
"Gökçe."
İkimiz de sustuk.
Sonra ikimiz de güldük.
Uzun zamandır ilk defa onun yanında bu kadar rahat hissetmiştim.
Ama içimde küçük bir ses hâlâ soruyordu.
Bu his neydi?
Sevgi mi?
Alışkanlık mı?
Yoksa yıllardır sakladığım bir şey mi?
Bilmiyordum.
Ama ilk defa cevabı bulmaktan korkmuyordum....
