3. bölüm · ESİR

2.Bölüm

Nursen Ağ

Oy ve yorumlarınızı
Bekliyorum arkadaşlar

Keyifli okumalar💜

Şu başıma gelenlere bak! kaybolduğum yetmezmiş gibi birde ayağımı incittim ne yapacağım şimdi. Acaba şu eve girsem bana yardım ederler mi? , Burada yaşayan birileri vardır elbet. "

Tedirgin bir şekilde evin büyük bahçe kapısını açıp içeri girdim. Ayağımın acısına dayanamayıp bahçe girişindeki kamelyaya oturdum oflayarak burkulan sol ayağımı sağ bacağımın üzerine alıp ovalamaya başladım. "Ah Ceyda ne işin var buralarda ne geliyorsa şu merakın yüzünden geliyor başına. "Kendi kendime söylenirken ensemdeki sert cisimle sustum. Silah mı o!

" Kimsin? " duyduğum kalın erkek sesiyle nutkum tutuldu konuşamadım .
"Sana kimsin dedim! "
"Ş-şey ben " konuşmak istiyorum ama ensemdeki silahın korkusuyla konuşamıyorum .
"Ya konuşursun yada ölürsün " duyduğum sözlerden sonra korku ile yüksek sesle;
" Arkadaşlarım ve ben bir orman evinde kalıyoruz buraları bilmediğim için kayboldum yardım istemek için bahçenize girdim " dedim. O anda ayak sesleri duydum üç silahlı kişi koşarak bize doğru geldi karşımda durdular içlerinden biri kaşlarını çatarak ,
" Buda kim? " dedi.
Arkamdaki şahıs gülerek , "Davetsiz misafir."dedi. Ve az önce karşımda ki konuşan adam telefonuyla birilerini arayıp , " Abi burada davetsiz bir misafir imiz var" diyerek karşıdakini dinleyip telefonu kapattı .
" Abi getirin dedi. " deyip iki kişi koluma girip beni sürüklercesine çekiştirdiler.

" Bırakın beni canımı acıtıyorsunuz caniler!" diye bağırdım .
Cani oldukları her hallerinden belli bırakırlar mı beni. Evin kapısını açıp içeri girdik büyük bir holün ardından bir kapıyı açıp beni içeriye bir patates çuvalı gibi fırlattılar. Yere düştüm inleyerek ,
"Hayvan herifler siz insan değilsiniz!" diye bağırdım . Yerden kalkmaya çalışırken karşımdaki tekli koltukta beni izleyerek oturan kişiyi gördüm. Bacaklarını açmış rahat bir şekilde oturarak arkamdaki canilere başıyla işaret edip "Çıkın siz"dedi.

Kaşlarını çatarak"Kimsin sen" dedi.
Korkarak ayağa kalkıp doğruldum ,
"B-ben kayboldum yardım istemek için evinize geldim" dedim ,kaşlarını alay ederek kaldırıp hafif gülümsedi.

"Bu dağ başında, böyle güzel bir kızın tek başına ne işi olabilir ?" Diyerek yerinden kalktı. Bana doğru ağır adımlarla gelmeye başladı.
"Böyle bir güzellik ayağıma gelmişken kolay kolay bırakmak olmaz öyle değil mi? "diyerek sırıttı.

"Allah'ım ben niye buradayım ne olur beni kurtar."

Korkudan nefes alamadığımı hissettim, o geldikçe ben geri adım attım.
"İnanın sadece yardım istemek için girdim bahçenize." Kahverengi gözlerini gözlerimden ayırmadan üzerime geliyor, geliyor! Bir an panikle arkamı döndüğüm gibi ayağımın acısını unutup koşmaya başladım. Salonun kapısı açık olduğundan çıkmam kolay olmuştu. Tam çıkış kapısına gelmiştim ki kulumu tuttuğu gibi beni kendine çevirip kapıya yapıştırdı.

Nefes nefese kalmıştım.
"Ne yaptığını sanıyorsun sen, kaçabileceğini düşünmedin umarım" gözlerini kısarak beni süzüyordu.
"Demek kayboldun?"

"Arkadaşlarımla bir dağ evinde kalıyoruz. Yürüyüşe çıkmıştık sonra Saklanbaç oynadık nasıl olduğunun farkına varmadan onlardan uzaklaşıp kayboldum" dedim bir solukta.

Alay ederek "Saklanbaç" deyip sesli bir şekilde gülmeye başladı. "Daha inandırıcı birşey bulsaydın."

Yakınlığı beni çok rahatsız etmişti neredeyse aramızda hiç mesafe yoktu. Dayanamadım son gücümle onu itmeye başladım.
"Bırak beni, eşkiyamısın sen gitmek istiyorum. Arkadaşlarım beni bulamayınca çok korkmuşlardır" dememle kolumu tutup beni çekiştirerek salondaki koltuğa ittirdi.

Üzerime eğildi, "uslu dur küçük kız, neyin nesi olduğunu anlamadan hiçbir yere gitmek yok." Duruşunu bozmadan, gözlerini her yerimde gezdiriyor beni inceliyordu.

"Abi" içeri giren adamın seslenmesiyle üzerimden çekildi. "Şunu görmelisin bu o kız"deyip telefonunun ekranını karşımdaki şahsa gösterdi.

İsmini bilmediğim şahıs bir süre telefona baktıktan sonra bana döndüp, ellerini beline koydu ve gözlerini kapatıp, gülmeye başladı. O kız dediği benmiyim ne oluyor burada. Birden gözlerini açıp kollarımı sıkıca tuttu.

"Seni buraya kim gönderdi?" Dedi öfkeyle.

"Hiç kimse gödermedi nasıl geldiğimi söyledim. Acıtıyorsun beni hayvan herif" diye bağırdım.

"O dilini koparırım senin" dedi gözlerini kısarken.

"Utanmıyormusun bu koca cüssenle gücünü benim gibi zayıf bir kızın üzerinde deniyorsun" dememle sesli bir nefes aldı beni bırakıp doğruldu. Yanındakine dönüp "çık, bana Aytaç'ı çağır" dedi.

Bir süre sonra Aytaç olduğunu düşündüğüm şahıs girdi salona tıpkı Sarp gibi uzun boylu ve yapılı biriydi. "N'oldu Sarp" deyip bana döndü.. Dikkatlice baktıktan sonra kaşlarını kaldırıp şaşkınca "abi, nereden buldun bu kızı?" dedi.

"Ben bulmadım kendi ayağıyla geldi."

"Nasıl? Bu kadar kolay mı oldu?"

"Bu kadar kolay oldu." İkiside durmuş bana bakarak konuşuyordu.

"Bu nasıl olur abi yıllardır arayalım hiç bir iz bulamayalım sonra ansızın bir gün kendi ayağıyla çıkıp gelsin." İkiside tuhaf birşekilde bakıyordu bana.

"Şimdi git, arkadaşlarıyla yakınlarda bir dağ evinde kalıyomuş, onları bul. Onunla ilgili herşeyi öğren. Böyle bir fırsat kendi isteğiyle ayağıma kadar gelmiş kullanmamak olmaz öyle değilmi?"

"Siz ne saçmalıyorsunuz arkadaşlarımı rahat bırakın. Beni kimse buraya göndermedi inanın bana. Şu aradığınız her kim ise emin olun ben değilim" dedim. Hiç bir cevap verme zahmetinde bulunmadan yüzüme baktılar. Çıldırmamak elde değildi.

*******

Yaklaşık iki saattir koltukta oturuyorum ağlamak istiyorum ağlayamıyorum. Oda tam karşımda oturuyor. Benim bir şekilde arka cebimdeki telefonumu almam gerekiyor belki şansıma açılırdı. Mafya kılıklı herif gözlerini ayırmadan beni izliyor telefonu almak ne mümkün. Bakışlarından korkuyorum, içim ürperiyor. Aslında kokunç olduğu kadarda yakışıklı, bu şekilde tanişmasaydık belki bir şansı olurdu.

Düşüncelerimden içeriye giren adamın sesiyle sıyrıldım. "Abi gelmen gerekiyor."
Sarp ayağa kalkıp odadan çıkmadan, az önce yemem için yanıma bıraktığı sandüviç ekmeğini ve meyve suyunu başıyla işaret etti, "ekmeğini ye, birde şu arkandaki telefonu ver bakalım" deyip elini cebime atıp telefonumu aldı. Ardından ne kadar bağırsamda umursamadı. Nasıl anladı ki arkamda telefon olduğunu çokmu belli ettim almaya çalışırken. Birilerini arama şansım da böylelikle yok oldu.

Onun bakışları altında ekmeğimi yiyememiştim ama çok açım sabahtan beri bir şey yemedim. Acaba arkadaşlarım napıyordur, şimdiye kadar buraya gelip beni sormaları gerekiyordu. En azından polisi aramaları gerekirdi.

"Hiiih" bir el silah sesiyle sıçradım." "Aman Allah"ım buda neydi." Korkuyla ayağa kalktım, ses arka taraftan geliyordu. Hızlı adımlarla pencereye yanaştım. Hava kararmış, bahçeye baktım yanan loş ışığın altında yerde acıdan kıvranan bir adam etrafında Sarp ve adamları duruyordu. Adamın feryat aderek bağırma sesi kulağımda çınladı.

Korkudan göz bebeklerim büyüdü bu adama bunları yapan bana neler yapmazdı. Sarp'ın bana sırtı dönüktü beni farketmeden buradan çıkmam gerekiyordu. O anda Sarp arkasını döndü ve göz göze geldik. Hiç düşünmeden arkamı dönüp kaçmaya başladım. Bu sefer başarmalıydım yoksa o adam gibi beni de öldürürdü.

Evden çıktım şansıma kapıda kimse yoktu son gücümle koşuyorum nereye gittiğimi bilmeden. Yeterki onlardan kurtulayım birde içimden neler düşünmüştüm yok yakışıklı da yok bu şekilde tanışmasaydık bir şansı olurdu da kafayımı yedim ben ya. Herif cani bir katil.

Çok karanlık önümü zor görüyorum karşıma kurt yada bir ayı çıkarsa, ben ne yaparım neyin içine düştüm böyle koşmaya devam ettim.. Korku ve panikten hem titriyordum hemde ağlıyordum. Nefes alamadığım için yavaşladım, ağaçlara tutuna tutuna ilerledim bir ses duydum panikle koşmaya devam ettim. Birden ayağım takıldı yüz üstü kapaklandım yere.
Acı içinde doğrulmaya çalışırken, ayak sesi duydum. Ses çok yakınımda hemen kalkıp kaçmam gerek ama çok kötü düştüğüm için hareketlerim yavaşladı.

"Benden bu kadar kolay kurtulamayacağını hala anlayamadınmı?" bu onun sesi kahretsin. Gözlerimi kapattım sanki onu görmeyince yok olacakmış gibi.

Yavaşça gözlerimi araladım, karşımda diz çökmüş suratıma bakıyordu.
"Kaçtında ne oldu? Şu haline bak. Bu kadar eziyete deydimi?"

Göz yaşlarım oluk oluk akıyordu kendımı tutamıyordum. Burnumu çekerek "benden ne istiyorsun? Niye beni bırakmıyorsun?" dedim.

Öylece suratıma bakarak "yürü gidiyoruz" dedi. Beni ayağa kaldırarak, kolumu tutup çekiştirdi. Bir adım attıktan sonra inleyerek sendeledim ve ona çarptım. Yürüyemeyeceğimi anlayınca eğilip bir kolunu bacaklarıma dolayıp benı omuzuna attı. O anki panikle çığlık attım.

"Yavaş kızım kulağımın zarını patlattın."

"Bırak beni cani herif, katil, mafya bozuntusu" diye bağırdım.

"Bak, susmazsan seni yere atarım ozaman caniliği görürsün." Atarmı acaba neden atmasın ki. kurbanlık koyun gibi sesimi çıkarmadan kaderime razı oldum. Uzun saçlarım aşağıya sarkıyor kollarımı boşlukta fazla tutamadığım için sırtına, siyah gömleğine tutundum.

Eve girdiğimizde merdivenleri çıkıp bir üst kata geldik koridorun sonundaki kapıyı açtı içeri girdik. Beni büyük bir yatağın üzerine fırlatır gibi bıraktı. Üzerime uzanıp ellerimi yatağa sabitledi kaşlarını çatarak bana yaklaştı.
"Eğer bir daha kaçmaya yeltenirsen" deyip soluklandı. "Sana hiç acımam yapacaklarımı hayal bile edemezsin" deyip beni serbest bırakıp doğruldu ve çıkıp gitti.

Yatakta yan dönüp bacaklarımı kendime çektim ağlaya ağlaya bir süre sonra uykuya geçtim.

Gözlerimi yavaş yavaş araladım bütün yaşadıklarım rüya olsun diye dua ettim.
Ne yazıkki gözlerimi açtığım gibi onu gördüm. Sırtı bana dönük kollarını birleştirmiş pencereden dışarıyı izliyordu. Kalkıp ayaklarımı yataktan sarkıtarak oturdum.

Bana dönmeden "günaydın" dedi.
Bu adamın arkasında gözümü var.
"Senin için kahvaltı bıraktım sehpaya karnını doyur."

"Nasıl olsa öldürüceksin neden beni besliyorsun" dedim.
Bana döndü kaşları yine çatıktı. Fazla gözlerine bakamayacağımı anlayınca, gözlerimi dizlerimin üzerindeki ellerime indirdim.

Kapı çaldı Sarp "gel" diye seslendi. Kapı açıldı gelen Aytaç tı.

Aytaç "Sarp konuşalım biraz" dedi.

"Birşeyler buldunmu Aytaç."

"Buldum abi, Adı Ceyda Keskin, Tarot isimli bir kafede çalışıyor. Arkadaşlarıyla bir dağ evine iki gün önce gelmişler tatil amaçlı. Onu evlatlık edinen Sevil ve Yusuf Keskin çiftiyle yaşıyor.

Son duyduğum cümleyle sinirlerim bozuldu. "Sen ne saçmalıyorsun annem ve babamdan uzak durun" diye bağırarak ayağa kalktım. Aytaç'ı iterek "yalan söylüyorsun sizin amacınız ne" dedim, artık çıldıracaktım. Aytaç kolumu tutup sıktı o anda Sarp,

"Aytaç bırak kızı" diyerek sesini yükseltti. Aytaç kolumu bırakıp, kaşlarını çatarak odadan çıktı.

Sarp'a dönerek "ailemden ne istiyorsun onlara dokunmayın sevdiklerimden uzak durun" diye bağırarak ardarda yumruklarımı omuzlarına, göğsüne geçiriyordum. "Konuşsana Allah'ın cezası ne istiyorsun benden." Bir süre beni izledi geri de çekilmedi, sonra umursamaz bir şekilde "kahvaltını yap" deyip odadan çıktı.

Kafayı yiyecektim bağırdım, ağladım, odada ne varsa tutup yerlere fırlattım taaki, yorulana kadar. Yatağın yanına oturdum bacaklarımı kendime çektim uzun süre ağladım.

***************

Bir haftadır bu dağ evinde esir hayatı yaşıyorum. Benim için ne bir polis geldi nede sevdiklerimden bir kişi. Bende mücadeleyi bıraktım çok yoruldum. Sarp aileme dokunmayacağına söz verdi.
Beni neden burada tuttuğuyla ilgili bir kelime bile etmedi. Zaten hiç konuşmuyorduk. Artık herşeyi gidişatına bırakmıştım akibetimin ne olacağını bekliyordum. Bir daha kaçma girişiminde bulunmadığım için odam dan çıkabiliyor, kimse olmadığında salonda oturuyordum. Bazende kısa süreliğine hava almaya bahçeye çıkabiliyordum.

Şimdi olduğu gibi, kamelyada biraz oturduktan sonra eve doğru yürüdüm. Bahçenin her yerinde konumlanmış adamlar, yanlarından geçerken ben yokmuşum gibi görmezden geliyordu.

Eve girdiğimde tam üst kata çıkacağım sırada salondan gelen Aytaç'ın sesiyle durdum.

"Sarp daha ne kadar kızı burada tutmayı düşünüyorsun. Babana bile haber vermedin. Bak böyle olmaz, bence Aslan amcaya söylememiz gerekiyor."

"Hayır babamın haberi olmayacak" diyerek sesini yükseltti Sarp. "Bir yolunu bulacağım, babamın öğrenince kıza ne yapacağını bilmiyorum." Doğanlar kızı bulmamalı, onlara bu mutluluğu yaşatmak istemiyorum."

Duyduklarım beni şoka uğrattı. Doğanlar da kim beni neden arıyorlar, beni bulunca neden mutlu olucaklar. Aslan amca kim ben neyin içindeyim böyle. Firuze ablanın benim için baktığı Tarot falı geldi aklıma.

"Büyük bir çıkmazdasın, doğru bildiklerin yalan olucak, bir kaosun içine düşeceksin" içim ürperdi. Neyin içine düştüm böyle, olacaklardan çok korkuyorum. Daha bir hafta öncesine kadar normal bir hayatım vardı.

"Zamanı geldiğinde kızı koz olarak kullanıcam" dedi Sarp.

Benim adıma planlar yapıyorlar yanlarına gidip, onları duyduğumu bir açıklama istediğimi söylesem cevap mermiyeceklerini biliyorum. Bu durum nefesimi daraltıyor. İçler acısı durumdayım. Merdivenleri cıktım odama girdim.

Bir haftadır ne banyo yaptım nede, uzun dalgalı güzel saçlarım tarak gördü. Resmen hayata küstüm birde banyodayken birinin odama girme korkusu vardı. Hava çok sıcaktı artık dayanamıyacağımı anladım ve kapımı kilitledim. Sarp'ın iki gün önce üzerimi değiştiririm diye alıp, odamdaki dolaba yerleştirdiği kıyafetlere baktım.
İçlerinden mavi bir kot pantolon ve beyaz tişört çıkardım iç çamaşırı dahi almış banyo küçük olduğundan hepsini yatağın üzerine bıraktım.

Banyoya girip kokmuş kıyafetlerimi çıkarıp çöp kovasına tıkıştırdım duşun altına girdim. Şansıma şampuan dan bornoza kadar bütün malzemeleri almış. Sıcak su yorgun bedenime iyi geldi. Beni rahatsız etmeseler saatlerce sıcak suyun altında kalabilirim ama birilerinin gelme korkusuyla banyo süremi kısa tuttup suyu kapattım. Bornoza uzanırken kapının tıklanma sesini duydum.

Hızla bornozu üzerime geçirdim, kapıdaki hem bağırıyor hemde kapıyı yumrukluyordu.
"Aç kapıyı aç dedim sana" bu Sarp'ın sesiydi. Telaşla banyodan çıktım tam o anda büyük bir gürültüyle kapı yerle bir oldu. Korkuyla sıçradım kapının üzerinden yürüyerek bana doğru bir kaç adım attı. Bornozumun yakasını iyice kapatarak kollarımı kendime doladım.

Merdivenlerden yukarı çıkan adamların sesleri geliyordu, panikle duvarın dibine sindim. İçlerinden biri "abi ne oldu burada" dedi.

Sarp kaşlarını çatarak adamlara döndü
"Çıkın dışarı" diye bağırdı. Sözünü ikiletmeden çıkıp gittiler. Sarp bana dönerek çatık kaşlarıyla üzerime doğru yürümeye başladı. Sarp'tan korkuyordum titremeye başladım.
Geldi dibimde durdu, gözlerine bakamıyordum.

"Sen ne yaptığını sanıyorsun çık dışarı " dedim .

"Asıl sen ne yapıyorsun" sesi çok sinirli çıkıyordu.
"Kapıyı kilitlemek te ne demek" dedi.

Kaşlarımı çatarak başımı kardırdım gözlerine baktım.
"Sen dahil aşağıda onlarca adam varken kapımı kilitlemedenmi banyoya girseydim, gerçi senin sayende beni bornozle görmeyen kalmadı" dedim bağırarak.
"Kimse görmedi" dedi.
"Gördüler"
Dişlerini sıkarak "görmediler dedim" dedi.

"Sen varsın yetmezmi çık odamdan üzerimi giyinicem" dememle gözlerime bakan kahve gözleri, bedenimi süzmeye başladı. Utanç her yerime yayıldı. Onu itmeye başladım.
"Çık odamdan çık diyorum sana."
Bileklerimden tutup beni duvara yapıştırdı ve üzerime eğildi.

"Aslında çok güzel kızsın seninle neden yakından ilgilenmiyorum." Deyip gözlerini dudaklarıma dikti.
"Hayvan herif bırak beni" diyerek çırpınmaya başladım. Bir süre beni izledi sonra üzerimden çekilerek elimi tutarak beni odadan çıkardı. Sol taraftaki kendi odasının kapısını açıp, beni içeri çekiştirdi.

"Odanın kapısı olana kadar burada kalacaksın" dedi ve hangi ara kıyafetlerimi de almıştı bilmiyorum yatağın üzerine attı ve odadan çıktı.

Üzerimi giyindim saçlarımı taradım, kuruttum odanın içinde yürüdüm sonrada yatağın yanına oturdum. Son zamanlarda alışkanlık yaptığım gibi dizlerimi kendime çektim. Annemi ve babamı düşündüm şimdi ne haldedirler. Bu zamana kadar gözlerinden sakındıkları kızları kayıp, bir piskopatın elinde esir. Ya arkadaşlarım perişan olmuşlardır.

Eğer biraz daha burada kalırsam ya kafayı yerim yada ölürüm. Leşimi ya bahçeye gömerler yada dağdaki kurtlara kuşlara yem ederler.

Kapının açılmasıyla düşüncelerimden sıyrıldım. Gelen Sarp'tı kapıyı çalma zahmetinde bile bulunmuyor. Başımı kaldırmadan gözlerim ayakkabılarını takıp etti. Önümde durdu bir süre sessizce beni izledi.
"Aşağıya gel sofra hazır bu gün birlikte yemek yiyeceyiz" dedi.

Başımı kardırıp yüzüne baktım.
"Ben burda yerim seninle aynı sofraya oturmak istemiyorum."
"Çok konuşma seni bekliyorum" dedi ve gitti.

Aşağıya indiğimde salondaki büyük yemek masasını görünce çok şaşırdım çünkü burada kaldığım süre zarfında hiç yemek piştiğini görmemiştim. Sarp sadece sandüviç yada tost verirdi yemem için bana.
Sarp masanın başında oturduğu için ona en uzak yere geçip oturdum, gözlerinin üzerimde olduğunu hissediyordum.

"Evet son yemeğimizde hazır" diyerek elinde tabağıyla mutfaktan çikan Aytaç yanımıza geldi. Sofra çeşit çeşit yemeklerle doluydu.
Aytaç sofraya otururken bana bakarak,
"Hangi yemeği sevdiğini bilmediğimden hepsinden yaptım" dedi. Bir an yanlışmı duydum acaba diye düşündüm. Ne yani bunca yemeği benim içinmi yapmıştı.

"Sizi anlamıyorum beni önce besleyip sonramı öldürmeyi düşünüyorsunuz" diyerek ikisine baktım.
Aytaç, "seni öldürmek istediğimizi de nereden çıkardın, o niyette olsaydık şimdiye kadar beklemezdim buna emin ol" dedi.
"Direk beynime silah sıkmanıza gerek yok ben her gün burada yavaş yavaş ölüyorum zaten" dedim.
Bir kaç saniye düşünceli bir ifadeyle suratıma baktı.

Sarp "hadi yemeğinizi yiyin, gerginlik istemiyorum sofrada" dedi.

Önüme dönüp sessizce yiyebildiğim kadar yemeğe çalıştım. Normalde yemeği çok seven ben, buradaki piskolojik baskı nedeniyle artık az yiyordum. Yemek boyunca hiç konuşmadım. Onlar benim aksime arada konuşup rakılarını yudumluyorlardı. Ben sofradan kalkınca

Sarp "nereye?" dedi.
"Artık yemek istemiyorum bu kadar yeterli" dedim. Odama çikmak için arkamı döndüm bir kaç adım yürüdükten sonra aklıma gelenle onlara geri döndüm.

"Odamın kapısını yaptırsan iyi olur bir an önce."

"Bu gece benim odamda kal ben burada yatarım " dedi.

Onun odasına çıktığımda etrafa bakındım büyük elbise dolabının kapısını açtım onun kıyafetleri doluydu kapattım diğer kapısını açtım. Bir yastık, battaniye, pike ne bulduysam yere serip yatak hazırladım. Onun yatağında uyumayacaktım. Uzandım artık ağostosun son gunleriydi geceleri serin oluyordu, üzerimi battaniyeyle örttüm yine düşüncelere dalarken uyuya kaldım

Aradan ne kadar zaman geçmişti bilmiyorum silah sesleriyle sıçrayarak uyandım. Uyku sersemi korkudan ne yapacağımı bilemedim. ard arda silahlar patlıyordu. Odada kalsammı çıksammı dıye düşünürken birden, büyük bir gürültüyle kapım açıldı. Korkuyla çığlık attım.

Ben bu gece ölmezsem bir daha ölmem.