21. bölüm · ESİR
20.Bölüm
Oy ve yorumlarınızı
Bekliyorum arkadaşlar
Keyifli okumalar💜
Deli danalar gibi elimde telefon odamın içinde dört dönüyordum. Neredeyse sabah olacaktı hala bu adam dönmedi. Meraktan çıldıracaktım. Kaç kere aradım aramalarıma cevap vermedi. Kiminle, nerede insan söylemez mi? Ya daha bir hafta oldu evleneli. İnsan bir haftalık karısını babasının evine bırakıp ta geleceğim deyip sabaha kadar gelmez mi?
Sarp'ı beklerken uyumaya çalıştım uyuyamadım. Kimseyi uyandırmamak için sessizce mutfakta kahve yapıp içtim, gelmedi. Bahçeye çıktım biraz hava alırsam sakinleşirim belki dedim, sakinleşemedim. Zaten bahçeye çıkar çıkmaz adamlardan biri gelip, Ceyda hanım bir sorun mu var? Dedi. Ne kadar yok desemde adamlar gözlerini benden ayırmadığı için fazla duramadım.
Kitap okudum. Telefonda, sosyal medyada gezindim. Evdeki boş odaları gezdim. Tabi en alt katta bir iki hizmetlinin odasınada girmiş olabilirim. Ama dolu olduğunu farkedince sessizce hemen çıkıp kapatmıştım kapısını. Tabiki bodrumdaki hapishaneye girip bakmaya cesaret edememiştim.
Bir gün bunu babam ile konuşmalıydım.
O odayı yapma nedeninin ne olduğunu. Acaba bana kızarmıydı? Ama bunu öğrenmeliydim. Kaç kişiye orada işkence yaptı. Bu kadar gaddar birisimiydi benim babam.
Odanın içinde dönüp durmaktan yorulmuştum. Balkona çıkıp sandalyeye oturdum. Gözlerimi kapıya diktim. Neden hala gelmedi ki? Bu kadar önemli işi neydi?
Sabahı bekleyemezmiydi bu iş? Yoksa beni aldatıyor muydu? Onu başka bir kadınla düşünmek bile kalbimi acıtıyor. Bana bunu yapmazdı değilmi? Nereden bileceğim yapmayacağını?
Ya aldatıyorsa? Gözlerim dolmaya başladı hemen. Eğilip masadaki sigara pakedine uzandım. İçinden bir tane sigara alıp çakmakla yaktım. Sigarayı içime çekerken göz yaşlarım akmaya başladı. Elimin tersiyle gözlerimi silerken, söylenmeye başladım.
"Safsın kızım sen. Böyle sulu göz olursan tabi seni aldadır. Her söylediğine olur dersen, sen bilirsin dersen seni saf görür. Tabi ki de aldatır. Safsın kızım sen. Daha adamı ne kadar tanıyorsun. Hiç tanımadan evlenirsen olacağıda bu olur.
Hiçte öyle beni kaçırdı zorla evlendim deyipte bunun arkasına saklanma. Sende razıydın, isteseydin karşı koyabilirdin. Daha kaç yaşındasın be."
Öfkeden böyle kendi kendimi yerken, sigaramdan bir nefes daha çektim. Göz yaşlarımı geceliğimin koluna silerken, kapının sesiyle başımı kaldırıp kapıya baktım.
Kapının açılmasıyla Sarp'ın arabası bahçeye girdi. Öfkeyle arabadan çıkmasını bekledim. Büyük bahçenin bir köşesine arabayı park etti. Arabadan çıkanla şaşkına döndüm. Abim Sarp ile arabadan indi. Yanlış mı görüyordum. Sarp ile abim birlikte nereden geliyorlardı. Bu olamazdı. Abim Sarp'ı hiç haz etmiyordu.
Hemen odamdan çıkıp, alt kata koştum. Kapıya yakın bir mesafede durup onları bekledim.
Sessizce kapıyı açıp içeri girince karanlıkta beni farketmediler. Abim ışığı açmadan konuşmaya başladı.
"Lan sakın ses çıkarma, bu saatte bizimkilerin uyanmsını istemem. Şimdi bir sürü sorgu sualle uğraşamam." Abim ışığı yakar yakmaz ikiside beni karşılarında görünce birer suçlu olarak şaşkınca suratıma baktılar. Bu halleri çok komik görünüyordu. Gülmemek için dudaklarımı bir birine bastırdım.
Ellerimi belime koyarak kaşlarımı çattım.
"Bu saatte böyle ikiniz nereden geliyorsunuz? Öğrenebilir miyim?"
Sarp hemen bana doğru atılıp, "sevgilim sen daha uyumadınmı?" Dedi.
Sağ elimi ona doğru tutup, "dur orada" dedim.
"Bana hemen sabaha kadar neredeydiniz söyleyin? Hem siz birbirinizi hiç hazmetmessiniz. Hayırdır n'oluyo?"
"Bak aşkım...." Sarp'ın konuşmasını abim bölerek, elini kaldırıp Sarp'a yöneldi.
"Oğlum bak, benim yanımda kardeşime Aşkım, sevgilim deyip durma."
"Sen ne saçmalıyorsun ya Ceyda benim karım, istediğim yerde istediğimi söylerim. Buna sen değil kimse karışamaz."
"Şimdi bir bağırırım, benim yerime babama hesap vermek zorunda kalırsınız" dedim hafif sesimi yükselterek.
"Tamam abiciğim bağırma sana nereden geldiğimizi anlatacağız. Hadi şimdi yukarı odalarımıza çıkalım" dedi abim bir kolunu bana sararak.
"Bak şimdi Sarp'ın içinden çıkamadığı bir işi vardı." Merdivenleri çıkarken bir yandanda anlatıyordu.
"Abi bana yardım edebilir misin dedi? Bende artık biricik kardeşimin kocası olduğu için kabul ettim."
Sarp'ın arkamızdan homurdandığını duydum.
"Şimdi kocan sana bu iş ile ilgili detayları anlatır. Bende odama gidip dinleneyim güzelim" diyerek saçlarıma bir öpücük kondurdu.
"Abi ya beni çocuk gibi kandırdın. Bunun hesabını soracağım sana" dedim. Gülümseyerek odasına girdi. Çatık kaşlarımla Sarp'a döndüm. Abim gibi saç baş dağınık, yakışıklı suratı ile masumca bana bakıyordu.
Odaya girdiğimizde yeni farkettiğim beyaz gömleğine bulaşan kan lekeleri ile panikledim.
"Sarp bu kan lekeleri de ne? Dedim. Hemen üzerinde ki ceketini çıkardım. Kan lekeleri sadece gömleğinin önündeydi.
Ben yaralandığını düşünüp panikle gömleğini çıkartırken o mahçup surat ifadesiyle, "kıyafetim kirlenmesin diye o kadarda uğraştım ama yinede başaramadım" dedi.
Bedenini inceledim bir yarası görünmüyordu ama gözlerim yine göğsüne yakın kurşun izine takılmıştı. Her şeye rağmen benim için abimi affetmişti, koca yürekli sevgilim. Kendimi tutamayıp kurşun yarasından öptüm. Sarp derin bir iç çekip bana sıkıca sarıldı.
"Benim için bu saate kadar uyanık kalmanı istemiyorum karıcığım. Biliyorum çok geçiktim. İşim uzun sürdü. Bazen böyle uzun sürebilir buna alışmalısın?"
"Ne kadar merak ettim biliyormusun sen? Kaç saat oldu. Neredeyse sabah olacak. Aklıma herşey geldi. Beni aldattığını bile düşündüm. Kendi kendimi doldurup birde ağladım" dedim.
Sarp kahkaha atarak, inanamıyormuş gibi suratıma baktı.
"Seni aldattığımı nasıl düşünürsün? Ulan ben büyüklerimize ve herşeye rağmen seni kaçırıp evlendim. Senin için canımı vermeye razıyım. Benim sevgimden nasıl şüphe ettin?"
"Ne bileyim" dedim omzumu kaldırıp indirirken.
"O zaman bana abim ile bu kadar saat neredeydiniz? Ne yaptınız? Gömleğindeki kan lekeleri nereden bulaştı? Hemen söylersin?"
"Abinin dediği gibi zor durumda olduğum bir iş vardı."
"Bana doğruyu söyle Sarp bu yalana inanmadım" dedim.
"Peki, akşam bahçede kahveleri içerken, baban arabamızın önünü kimin kesip, ne istediklerini sordu. Bende halledeceğimi önemli bir şey olmadığını söyledim. Abin bende yardım ederim deyince ne kadar olmaz desemde ısrar etti. Bizde adamın gözünü korkutmaya gittik. Bu kadar, başka da bir şey olduğu yok."
İnanamayarak yüzüne baktım.
"Bu kadar olduğuna emin misin?" Dedim.
"İnan bana bu kadar sevgilim" derken gözlerim ellerinin üzerindeki kurumuş kan lekelerine takıldı.
"Ellerine n'oldu?" dedim. İçimi yine bir panik sarmıştı.
"Yok bir şey güzelim" derken Sarp, onu dinlemeyip hızla oturduğum yatağın üzerinden kalkıp odadan çıktım. Alt kattaki ecza dolabından gerekli malzemeleri alıp Sarp'ın elini temizledim. Bir yandanda söylenmeyi kesmedim.
"Bu elinin hali ne? Duvara yumrukmu attın? Be adam. Yoksa adamı mı yumrukladın? Söylesene, yoksa öldürdünmü adamı?"
En sonunda Sarp artık söylenmemem için beni kendisiyle birlikte yatağa çekip sarıldı.
"Şşşt. Sakin ol karıcığım. At kafandan bütün kötü düşünceleri."
******
Güzel bir kahvaltının ardından ailem ile vedalaşıp çıkmıştık evden. Abim gece uyuyamadığı için sabahta uyanamamıştı haliyle. Bütün çabalarıma rağmen uyanmayınca, bir bardak su dökmüştüm yüzüne. Küfür ederek panikle yataktan kalkınca, yanımda gülümseyerek bizi izleyen Sarp, abimin üzerine yürümüştü.
Evimize geldiğimizde Sarp beni bırakıp şirkete geçti. Evde bir telaş bir koşuşturmaca vardı. Aylin hanımın arkadaşları benimle tanışmaya geleceklerdi.
Evde çalışan isimlerini yeni öğrendiğim Peri ve Gül'e yardım etmek için mutfağa girmiştim. Ben elmalı turta yaparken ikisi sarma sarıyordu.
"Kızım mis gibi korkuttun. Ben elinden bir iş gelmez bu yeni gelinin dedim kardeşime ama beni utandırdın doğrusu" dedi Peri abla. İki kardeşte konuşurken hafif doğu şivesi ile konuşuyordu.
Gülümseyerek borcamı fırından çıkarıp ikinci borcamı attım fırına.
"Demek beni beceriksiz görüyordunuz?"
Dedim yönümü onlara dönerken.
"Çok becerikli olmasamda az çok mutfak işinden anlarım" dedim yanlarına otururken.
"Valla Sibel kızım mutfaktan hiç anlamaz. Varsa yoksa yiyip içip süslenip gezsin" dedi Gül abla. İkiside orta yaşlardaydı.
"Peri abla, sizde Urfa'lımısınız? Aileniz nerede? Hep burada yatılımı kalıyorsunuz?" Dedim merak ederek. Önceki gece burada kaldığımızda onlarında bu evde kaldıklarını görmüştüm.
"Evet güzel kızım burada kalıyoruz. Sağolsun Aslan bey uzaktan akrabamız olur. Bize kol kanat gerdi bize sahip çıktı. Yıllardır burada kalırız."
"Peki aileniz, onlar Urfa'damı kaldı? Dedim büyük bir merakla. Bazen çok meraklı oluyordum. Tıpkı Sarp'ın orman evine girdiğim gibi. Bazen iyiki de kaybolup Sarp'ın evine girmiştim diyorum. Bazen merakım işe yarıyordu. Bana Sarp'ı getirdiği gibi.
"Ailemiz yok birbirimizden başka" dedi Peri abla iç çekerek.
"Akrabalar var ama kendi ailen gibi olmuyor kızım. Anne baba ölünce kimsesiz kalıyorsun. Prişan oluyorsun. Tıpkı ismim gibi."
"Nasıl yani?" Dedim şaşırarak. İsmi bence çok güzeldi.
"İsmin bence çok güzel Peri abla."
"Perişan" dedi gülerek.
"Perişan mı?" Daha çok şaşırmıştım. Kim kızının ismini Perişan koyardı ki. Elimde olmadan güldüm. Elimi ağzıma kapatarak, "kusura bakma Peri abla" dedim.
"Olsun kızım haklısın gülmek te, ben bile gülüyorum bazen. Annem ne düşünerek bu ismi koydu diye."
Aklıma gelenle Gül ablaya döndüm.
Oda anlamış olacak ki, gülümseyerek,
"Allah'tan benim ismimi düzgün koymuşlar. Gülperi" dedi.
Gülümsedim.
"Gülperi güzelmiş" dedim. O anda turtaların kokusuyla,
"Eyvah turtalar!" dedim. Hemen fırına koşarak. Turtaları çıkardığımda içim rahatladı. Neyse ki güzel elmalı turtalarım yanmamıştı. Mis gibi kokuyordu.
"Yenge nereyse misafirler gelecek sen hala hazır değilsin?" Ben turtayı tezgaha koyarken, Sibel'in söylenerek mutfağa girmesiyle ona döndüm.
"Telaş yapma Sibel'cim beş dakikada hazırlanırım."
"Tam bir saatte zor hazırlandım. Pardonda yengeciğim sen beş dakikada nasıl hazırlanmayı düşünüyorsun acaba. Elinde bir sihirli deynek varda benmi göremiyorum."
Gülümseyerek yanaklarını sıktım.
"Şekerim sen çok süslenmişsin. Ben yalnızca üzerimi değiştireceğim" dedim.
Pembe elbisesi ve makyajıyla çok güzel olmuştu.
Turtalara bakıp, "bunları senmi yaptın mis gibi koktular" dedi.
"Ama tadına sonra bakacağım. Hadi odana gidip seni hazırlayalım."
"Dur kız bu ne heyecan. Görende seni istemeye geliyorlar sanacak" dedi Gül abla.
"Nasibimin nereden çıkacağı bellimi? Her zaman bakımlı olmalıyım" dedi Sibel. Gerçekten çok heyecanlıydı vardı bu kızda bir haller.
Sibel elimden tutmuş beni çekişririrken. peri ve Gül abla arkamızdan gülüyorlardı. Büyük salona gelip merdivenleri hızlı adımlarla çıkarken Aylin hanımla karşılaştık.
"Yavaş kızlar niye koşturuyorsunuz? Ne bu acele?" Bencede ne bu acele.
"Anne neredeyse misafirler gelecek yengeciğim hazır değil hala."
"Olsun kızım. Koşturmanıza gerek yok. Ya Ceyda hamile ise?
Biraz dikkat dinin?"
Duyduğum şeyle "hamilemi" dedim şaşırarak.
Sibel'inde benden farkı yoktu.
"Ne" diye bağırdı.
Hemen yüzüm kızarmıştı. Olabilirmiydi. Yok canım daha kaç gün oldu ki evleneli.
"Tabi kızım olurmu olur. Sakin çıkın şu merdivenleri."
Odama geldiğimizde Sibel, "düşünsene yenge bir bebeğin olduğunu. Bende hala olurdum. Ay acaba hamile olabilirmisin?" Coşkuyla bağırıyordu.
"Saçmalama Sibel, daha kaç gün oldu evleneli."
"Olamaz mı?" Birden masumlaştı.
"Olmaz" dedim.
"Neyse yengecim, şimdi olmazsa bir gün olacak. Elinizi biraz çabuk tutun ben hala olmak istiyorum" dedi elbise dolabını açarken.
Çıkardığı elbiseler ev için biraz abartılıydı.
"Sibel'cim bu elbiseleri giyineceğimi düşünmüyorsun sanırım? Sade bir elbise giyinmek istiyorum" dedim.
"Aman yenge yeni gelinsin seni görmeye geliyorlar. Biraz şık olman gerekli. Çok sade giyiniyorsun.
Bu elbiselerden birini giyinmeni istiyorum."
"Ama Sibel..." Ne kadar itiraz etsemde Sibel'in ısrarlarına karşı onu kırmamayı seçip, giymemi istediği beli açık kalın askılı beyaz elbiseyi giyindim. Hafif bir makyaj yapıp saçlarımı alttan bir topuz yaptım.
"Harikasın yenge çok güzel oldun" dedi beni süzerken.
"Fiziğin harika elbise cuk diye oturdu üzerine."
"Evet çok yakıştı ama beli fazla açık olmadı mı?"
"Açık değil. Bence daha çok geç değilken yengecim, tadını çıkar. Yarın öbür gün birde bakmışsın hamilesin. Sonra ne mi olacak günden güne kilo alıp genişleyeceksin." Suratımı büzerek Sibel'e baktım. Heyecanlı bir şekilde konuşuyordu. Bu onun doğal halıydi.
"Hiç bir elbisen olmayacak. Vücudun değişime uğrayıp bozulacak. Doğumdan sonra da kilo vermen zorlaşacak." Sinsice gülümsemeye başladı.
"Belki de abim senin kilolu halini begenmeyecek."
"Çok iç açıcı konuştun canım. Beni ikna ettiğine emin olabilirsin."
"Şaka yapıyorum yengecim" dedi gülümseyerek.
"Abim seni kilolu halinle bile beğenir."
"Tamam Sibel hadi inelim" dediğimde kolumu tutup sırıttı. Bu görümcede bir tuhaftı bazen hareketleriyle beni tedirgin ediyordu.
"Yenge senin şu yakışıklı arkadaşın Kaya'yı bana ayarlasan ya?"
Bende gülmeye başladım kendimi tutamayarak.
"Bende ne zaman bu konuyu açacaksın diye düşünüyordum. Düğünümde neredeyse içine düşüyordun arkadaşımın. Onu sana yem etmeyi düşünmüyorum sengili görümceciğim" dedim dalga geçerek.
"Ben onu ayarladım bile sevgili yengecim." Gözlerim fal taşı gibi açıldı.
"Ne zaman" dedim.
"Bir kaç gün oluyor. Sosyal hesabını buldum. Takipleşmeye başladık. Ertesi gün dayanamayıp ondan çok etkilendiğini söyledim."
Gözlerim mümkünmüş gibi şaşkınlıktan daha çok açıldı.
"Oda benden etkilendiğini söyledi."
"E e siz işi çoktan pişirmişsiniz. Peki benden ne istiyorsun?"
"Kaya o abim olacak deliden çok çekiniyor. Ve görüşme teklifimi kabul etmiyor. Misafirleri postaladıktan sonra beni Kaya ile görüştürürmüsün güzel yengecim?"
Biraz düşündükten sonra, ikisinin ne kadar da bir birine yakışacağına, ve ne kadar deli dolu da olsa Sibel'in iyi bir kız olduğuna, canım arkaşımın onunla sevgili olmasında sakınca görmediğime kanaat getirip, "tamam" dedim. Telefonumu elime alıp Kaya'yı aradım.
Babası ile barıştıktan sonra aile şirketinde çalışıyordu. Şirkete geleceğimizi söylediğimde, Tarot kafede buluşmayı teklif etmişti. Hem bu sayede kızlarıda görmüş olacaktık. Telefonu kapatıp salona inmiştik. Sibel'in keyfi daha çok yerine gelmişti.
Misafirler geldiğinde Aylin annem hepsi ile tek tek beni tanıştırmıştı. Aylin annemin arkadaşlarıda onun gibi mütevazi insanlardı. Ben onlarla muhabbet ettikçe yanımda oturan Sibel, sürekli beni dürtüyor gidelim diye işaretler ediyordu. En son dayanamayıp, "yengecim biraz gelirmisin?" Deyip elimdeki ikram tabağını alıp sehpaya bıraktı. Kolumdan çekiştirip beni salondan çıkardı.
"Yengecim artık gitsek mi diyorum?"
"Sibel'cim ne güzel ikramlıklardan yiyordum. Ne bu acelen?" Dedim tek kaşımı kardırırken.
"Abim seni kiloluyken de beğenir dediğime pek güvenme. Böyle yemeye devam edersen yakında girdiğin şekilden seni tanıyamayacağız."
Bir kahkaha attım.
"Kız sen benim yakışıklı arkadaşıma baya abayı yakmışsın? Tamam gidelim, ama önce abine haber vereyim yoksa evden çıkmamız biraz sıkıntılı."
"Sakın abim gelmesin. Kız kıza vakit geçireceğimizi söyle."
Sarp'ı aradığımda tam kapanacağı zaman açtı telefonu.
"Karıcığım"
"Sevgilim nasılsın?" Biz hiç sevgili olmamıştık ki. Kendimi bir anda Sarp'ın karısı olarak görmüştüm. O nedenle böyle kelimeleri ona söylerken biraz çekinsemde hoşuma gidiyordu.
"Sesini duyup ta kötü olmam mümkün mü güzelim." Sarp'ın sesini duyunca içime bir heyecan bastı.
"Seni çok özledim. Bir an önce işlerimi bitirip geleceğim. Şimdiden kokunu özledim güzelim." Ay ne güzel de güzelim diyor.
"Sarp, Sibel ile kafeye kızların yanına gitmek istiyoruz."
"Tama güzelim Aytaç'a söyle sizi götürsün" nedense şu Aytaç'a hiç ısınamamıştım. Oda beni pek sevdiği söylenemezdi.
"Hayatım bizi Cem ve Erdem götürse olurmu?" Dedim. Tabiki bunu isterken arkadaşlarım Elif ve Aslı'yı da düşünmüştüm. Arkadaşlarımın bu gençlere ilgilerinin olduğunu biliyordum.
"Olur, ararım sizi götürsünler güzelim."
"Tamam hayatım görüşürüz o zaman" dedim. Telefonu kapatınca Sibel sırıtarak bana bakıyordu.
"Yengecim domates gibi kızardın. Sen abime deli gibi aşıksın." Gülümseyerek ellerimi yanan yanaklarıma koydum. Evet ben deli gibi aşık olmuştum kocama.
******
Kafeye geldiğimizde kızlar kapıda karşıladı bizi. Onları çok özlemiştim. Bizim için ayırdıkları masaya geçip oturduk. Firuze ablada masamıza oturup kısa süreliğine bize eşlik edip, fal bakmak için kendi masasına geçmişti. Kafe yine fal meraklıları ile doluydu.
Yeni elemanlar aldıkları için arkadaşlarım rahatça yanımızda oturuyorlardı. Daha Kaya beyimiz gelmemişti. Muhabbete daldığımdan Elif ve Aslı'nın bakışlarından yeni farkettiğim şeyle arkamı döndüm.
Erdem ve Cem, kocam kadar olmasa da iri vücütlarının bütün heybetiyle arkamda dikiliyorlardı. Kaşlarımı çatıp onlara baktığımda Erdem bir adım öne atılıp, "yenge bir sorun mu var? Dedi.
"Evet bir sorun var" dedim.
"Neden oturmayıp orada dikiliyorsunuz?"
Erdem etrafına bakındı. Boş bir masa arıyordu gözleri sanırım.
"Erdem yanımızda oturmayı düşünür müsünüz acaba" dedim.
Kızlar gülümseyip, yanlarını işaret ettiler.
"Erdem"
"Efendim yenge."
"Aslı'nın yanına geç" dedim ciddi bir şekilde.
"Cem senide Elif'in yanına alalım."
İtiraz etmeden söylediğim yerlere oturdular. Hepside yerinden gayet memnundu.
"Ya benim sevgilim niye gecikti?" Dedi Sibel. Herkes Sibel'e döndü.
"Şimdi gelir" dedim sesli gülerek.
"Senin sevgilin kim ya?" Dedi Yasemin büyük bir merakla.
"Biricik aşkım Kaya tabi ki."
"Ne!...."dedi kızlar büyük bir şaşkınlıkla.
Cem Sibel'e "abinin haberi varmı" deyince.
"Yok" dedi Sibel kaşlarını çatarak. "Sizde ben söylemeden bir şey demeyeceksiniz." Çatık kaşlarını Erdem'e de çevirdi. Bence bu ikisi Sarp'a söylemeden durmazdı.
Kaya'nın geldiğini gören Sibel hemen yerinden kalkıp Kaya'nın boynuna sarıldı. Cem eline aldığı telefonla Sarp'ı arıyacağı anda telefonu elinden çekerek durdurdum.
"Yenge Sarp'ın haberi olması gerekiyor."
"Olacak Cem. Bırak kendisi abisine söylesin. Yada ben uygun bir dille konuşurum."
Kaya masamıza geldiğinde ona ahtabot gibi sarılan Sibel'i çekip sıkıca sarıldım. Çok özlemiştim arkadaşımı.
"Beni eskisi kadar aramayışının sebebini öğrendim. Sen var ya" dedim koluna cimdik atarken.
"Görümcemi ayarladığını neden bana söylemedin."
"Acıttın kızım" dedi Kaya suratını büzerek.
"Seni aramıyorum çünkü sen yeni evlisin. Şu deli kocanla uğraşmak istemiyorum."
"Sen daha çok uğraşacaksın benim deli kocamla" dedim Sibel'i göstererek.
"Hem neden deli oluyomuş benim kocam." Kaya gülmeye başladı.
"Tamam birşey demedim kocana" diyerek eliyle ağzına fermar çekiyormuş gibi işaret yaptı.
Muhabbetimiz ilerlerken Firuze abla da bize eşlik etti. Yanında beş yaşındaki güzel kızıda vardı. Onu kucağıma oturtup çok sıkmadan öpüyordum. Tıpkı annesi gibi mavi çok güzel gözleri vardı. Kızlar fal baktırırken erkekler istemeyip, kızların fallarını dinlemeyi tercih ettiler.
Tabiki bende.
Bir süre sonra Firuze abla bal küpü kızıyla masadan kalktı. Yasemin bana bakıp diğerlerini işaret edince bakışlarımı onlara çevirdim.
Aslı, Erdem'in ona anlattığı bir şeyleri can kulağıyla dinleyip içten kahkahalar atıyordu. Aslı'ya bak ne çabukta unutmuştu Alp'i. Zaten Alp'te piskopat çıkmıştı.
Benim kibar arkadaşım Elif ise, Cem'in hayranlıkla bakışlarına maruz kaldığı için, yüzü kızarmıştı. Ama halinden gayet memnundu.
Gözlerim sevgili görümceme takıldığında, bu rahatlığı nereden geliyordu şaşırmıştım. Kolları yetmezmiş gibi bacaklarını da dolamıştı Kaya'ya. Ahtabot misali. Kaya'da hayran hayran bakıyordu Sibel'e.
Bir tek Yasemin ve ben kalmıştık sap gibi. Bizim herifler nerede kalmıştı ya. Akşam olmuştu hala kocam ve abim ortalarda yoktu.
Bir süre yanımızda ki çiftleri izlerken nihayet abim de gelmişti. Yasemin'in ağzı kulaklarına varıyordu. Keşke benim kilerde kulaklarıma varsaydı. Çok özlemiştim yakışıklı kocamı.
Abim bana sarılıp öperken, "nasılsın abisinin güzeli" dedi. "O deli kocan nerede?"
"İyiyim abi. Neden hepiz kocama deli diyorsunuz?" Dedim çok zoruma gitmişti.
"Ne deliliğini gördünüz?"
"Valla başkasını bilmem ama ben gördüm" dedi abim. Tamam bende biliyordum biraz çılgınlık vardı ama deli demeleri koyuyordu insana.
Kaya'da sırıtıyordu "bende gördüm" der gibi. Yasemin'le aralarını bozabilirdim gece eve geç geldiğini söyleyip, ama gözüm kapıdaki park edilen arabayı görünce herşeyi unuttum.
Hızla yerimden kalkıp kapıya doğru koştum. İnanamıyorum deli gibi özlemiştim. Kapıya vardığımda arabadan çıkıp beni gördü. Tıpkı benim gibi gülümsemeye başladı. Ne güzel de gülüyordu. Kahve gözler, dağınık saçlar çok yakışıklı görünüyor du gözüme. Bana doğru gelirken koşarak kucağına atladım. Beni etrafında ağır ağır döndürürken, öpüyordu.
Ben ne çabuk bu adama delice tutulmiştum. Kucağından inerken el ele tutuşup kafeye girdik. Masaya geçerken Sarp herkese selam verdi. Sibel nekadar Kaya'dan ayrılsada dibinde oturuyordu. Buda Sarp'ın dikkatini çekmişti.
"N'oluyo lan. Sibel biraz kaysana ileri kızım. Yermi yok adamın dibine girmişsin?" Dedi kaşlarını çatarak.
"Abi sana birşey açıklamam gerek. Ama önce sinirlenipte bir delilik yapmayacağına söz verir misin?"
Sarp kaşının birini kaldırarak karşısında oturan kardeşine baktı. Eyvah Sarp kıyameti koparacaktı.
"Söyle güzel kardeşim. Yine ne haltlar işledin?"
"Ama abi önce söz ver?"
"Tamam kızmayacağım kardeşim söyle" dedi Sarp bıkkınca nefes alıp verirken.
"Artık ne olursa olsun söylüyorum. Biz Kaya ile bir birimizi seviyoruz abi. Evlenmek istiyoruz."
Kaya şaşırarak, "ne" dedi. Muhtemelen evlilikten hiç konuşmamışlardı.
Sarp ise bir süre duraksayarak dişlerini sıktı.
"Sen ne dediğinin farkında mısın?" diyerek resmen kükredi. Yerinden kalkıp Kaya'nın yakasına yapıştı. Hepimiz onları ayırmaya çalışıyorduk. "Gebertirim lan seni. Ne zaman kandırdın kardeşimi?" Birden Kaya'nın suratına kafasını geçirince, Sibel çığlık attı
"Biz Sarp'ı Kaya'dan uzaklaştırırken, Erdem ve Cem yerlerinden kıpırdamıyordu.
Kaya'nın burnu kanıyordu kıyamam. Zorla Sarp'ı oturttuğumuzda, Sibel abisine söyleniyordu.
"Abi ben büyüdüm artık. Kaya'yı seviyorum. Onunla evleneceğim. Burnunu kırdın ya adamın." Diyerek Kaya'ya sarılarak, sandalyeye oturttu.
Etrafımızdaki herkes bize bakıyordu.
"Ne demek lan ben büyüdüm. Daha sen kaç yaşındasın? Bu adamı ne kadar zaman oldu tanıyalı." Sarp hala burnundan soluyordo.
"Ceyda çok mu büyük abi. Benimle yaşıt. Size gelince normal bana gelince mi anormal. Hem Kaya çok iyi bir adam." Diyerek Kaya'ya dünüp, "çok acıyor mu" diyerek sarıldı. Kaya'nın hiç sesi çıkmıyordu. Çatık kaşlarıyla Sarp'a bakıp, kesik kesik nefesler alıyordu. İsteseydi oda yumruk atardı Sarp'a.
Bu manzarayı gören Sarp, resmen kükreyerek Sibel'e atıldı. Tam kızı tutacaktı ki araya girdim.
"Sarp lütfen. Sibel'de bir yetişkin. Elbette sevgilisi de olacak evlenecek te. Bu çok doğal bir şey. Bak arkadaşımın burnunu kırdın."
"Az bile yaptım. İkisinide dayak manyağı yapacağım."
"Eğer karşılık vermiyorsam Sibel için. Yoksa suratını dağıtmıştım" dedi Kaya.
"Gel lan gelde görelim seni."
Abimin sesi ile Sarp duraksayıp, ona döndü.
"Sarp, evden aradılar hemen bize gidiyoruz!"
Sarp, "n'oldu" dedi anlamaya çalışarak.
Abim telaşla masadan kalkarken,
"Baban bizim evi basmış. Dedemi öldürecekmiş" dedi.
Umarım bölümü beğenmişsinizdir
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere
Hoşça kalın💜
