22. bölüm · ESİR
21.Bölüm
Oy ve yorumlarınızı
Bekliyorum arkadaşlar
Keyifli okumalar💜
Kafeden apar topar nasıl çıktığımızı bilemiyorum. Hepimizi bir telaş sarmıştı. Kayın pederim dedemi öldürmek için evi basmıştı. Acaba yapar mıydı?
Zaten Sibel Sarpı öfkelendirmişti, üzerine birde babası eklenince Sarp'ın öfkesi ikiye katlanmıştı. Baba kız gecemizi mahvetmişti.Yola çıkınca önümüzdeki abimin arabasını takip ederken, Sarp deli gibi araba kullanıyordu. Biliyorum bir an önce eve yetişmemiz gerekiyordu ama, bu kadar hız bize zarar dı.
Sarp babasına söylenirken bir yandan da direksiyonu yumrukluyordu. Arka koltukta oturan Sibel ise, abisinin korkusundan hiç sesini çıkarmıyordu.
Cem ve Erdem arkamızda bizi başka bir araba ile takip ediyorlardı. Kızları Kaya evlerine bırakacaktı.
"Sarp" dedim endişeyle.
"Biraz yavaşlarmısın? Korkutuyorsun bizi." Hiç birşey söylemeden aynı hızla devam etti. Sanki beni duymuyordu. Kaşları çatık öfkesinden sık sık nefesler alıyordu.
"Lütfen hayatım, yavaşla biraz" dedim tekrar.
Önce derin bir nefes aldı. Sanırım sakinleşmeye çalışıyordu. Sonra arabanın hızını düşürüp bana döndü. Çatık kaşlarını düzeltmeye çalışırken, "senin yanında öfkenmemeye çalışıyorum güzelim ama görüyorsun benim sevgili ailem buna izin vermiyor" dedi dişlerini sıkarak.
"Annemi arayıp durumu öğreneceğim" dedim. "Baban bu kadarını da yapmaz heralde." Telefonu elime alıp annemin numarasına bastığımda, "emin ol yapar" dedi. Gözlerim korkuyla irileşirken, annem telefonu açtı.
"Kızım" dedi annem kısık sesle.
"Anne neler oluyor orada?"
"Yavrum Aslan bey delirmiş. Ev karıştı. Çabuk gelin."
"Geliyoruz annecim yoldayız" derken arkadan bağırış sesleri geliyordu.
Telaşla tekrar "anne" dediğim anda başka bir ses doldurdu telefonu.
"Güzel gelinim."
"Baba lütfen hiç bir şey yapma aileme. Yoldayız geliyoruz. Gelince her şeyi oturup sakince konuşuruz. Eminim mantıklı bir açıklaması vardır dedemin." Dedemi öldürmesinden korkuyordum. Tanıdığım kadarıyla dedem bir insanın canına kıyacak birine benzemiyordu.
"Sakin ol gelinim. Kimseye zarar gelmez benden onlar benim sevgili dünürlerim. Yalnız deden için garanti veremem. Bu güne kadar çok bile bekledim. Birazdan anlatacakları beni tatmin etmez ise" diyerek biraz durakladı.
"Onun hesabını keseceğim."
Gözlerim dehşetle açılırken "hayır" dedim.
Sarp dayanamayıp babasına bağırmaya başladı.
"Baba sen n'aptığını sanıyorsun. Kimseye zarar vermeyeceksin. Beni bekle. Dediğin gibi bu zamana kadar sabrettin biraz daha bekleyeceksin."
"Bakıyorum da bu aralar iyi alıştın sen babaya karşı gelmeye. Birde emir veriyor eşek sıpası."
Babamın sesi gelmeye başladı.
"Seni ellerimle öldüreceğim Aslan."
Yolumuz çok uzun değildi ama, bitmek bilmiyordu. Babam ve kayınpederimin bağırışları dolduruyordu telefonu.
Gergin bir şekilde ilerlerken, eve az bir zaman kala birden bir silah sesi ile Sarp direksiyonun hakimiyetini kaybetti. Arabamız asfaltta dönmeye başladı.
Telefon elimden fırlarken, açık olduğu için, "neler oluyor orada" diye bağırış sesleri geliyordu evdekilerin. Anlaşılan hepsi bizi duyuyordu.
Ne olduğunu anlayamamıştım ki, bir silah sesi daha geldi. İçimden bir çığlık koparken, Sibel çığlık çığlığa kalmiştı. Sarp eğilin diye bağırırken, araba bariyerlere sürtünerek durdu. Öne doğru hızla savrulurken, emniyet kemeri takılı olduğundan son anda çarpmaktan kurtulmuştum.
Korku ve panikle sık sık nefesler alırken, hemen Sarp'a döndüm. Oda hızla iyi olup olmadığımızı kontrol ediyordu.
"İyimisiniz? Dedi hızla beni ve Sibel'i yoklarken.
Başımı olumlu anlamda salladım. Yalnızca "hı hı" diyebildim.
Çok şükür ki hepimiz iyiydik.
Sarp "eğilin, sakın arabadan çıkmayın dediğinde üst üste silahlar patladı.
Koltuğun ön boşluğuna eğildiğimde "Sarp bizi bırakma" dedim.
Dışarıyı kontrol ederken "kalkmayın sakın geleceğim hemen" diyerek belinden silahını çıkardı.
Sarp arabadan çıkınca, kurşunun biri tekrar arabaya isabet etti. Resman üzerimize kurşun yağıyordu. Kurşun sesleri sol taraftan geldiği için benim tarafımdaki kapıyı açmaya çalıştım ama bariyerlere çok yakın olduğu için açılmıyordu.
"Sibel" diye bağırdım ama ses vermedi. Vurulmuş olabilirmiydi? Hızla Sibel'in yanına geçip, onu sarsmaya başladım.
"Sibel iyimisin? Sibel kendine gel" dedim. Nefes alıyordu. Uzandığı koltuğa daha çok sinmeye çalıştı.
"Sibel arabadan çıkmalıyız yoksa kurşunlardan biri bize isabet edecek. Beni duyuyor musun? Hadi çık arabadan?" Dedim ama korkudan titriyordu ve olduğu yerden kıpırdamıyordu. Dayanamayarak bağırdım. Hemen şu lanet olası arabadan çıkmazsak ikimizde öleceğiz." Bağırmamla Sibel titrek sesle "tamam" diyerek elini kapıya uzattı.
Arabanın arka kısmıyla bariyer arasında biraz Aralık olduğu için kapı açılmıştı. Önce Sibel ardından ben eğilerek kendimizi dışarı attık.
Şu anda araba ve bariyerlerin arasında bir birimize sarılmış bekliyorduk. Sakinleştirmeye çalıştığım Sibel, deli gibi ağlıyordu. Çok korkuyorduk. Sarp ve abim, diğerleri neredeydi. Ya onlara bir şey olduysa. Allah'ım delireceğim. Kimdi bunlar bizden ne istiyorlardı.
"Sibel" dedim. Sakin olmalıyız. Abin bizi korur. Hiç birşey olmayacak kurtulacağız."
"Hayır Ceyda öleceğiz. Bizi vuracaklar. Kurtulamayacağız" dedi Sibel. Deli gibi titriyordu. Etrafa bakmaya çalışıyordum ama bizimkileri göremiyordum.
"Ben ölmek istemiyorum Ceyda şimdi değil, şimdi değil."
Birden silah sesleri kesildi. Seslerin kesilmesiyle bizde ağlamayı kestik. Sık sık alıp verdiğimiz nefes sesinden başka ses çıkmıyordu. Korkudan kalbimin atışı bile durmuştu sanki.
Bir ses "Ceyda"diye bağırdı. Bu abimin sesiydi.
"Abi" diye cevap verdim. Sesimi kendim bile zor duydum. Olduğumuz yerden kalkamıyorduk.
"Ceyda." Tekrar sesllendi abim. Arabanın etrafını dönüpte bizi görünce telaşla yanımıza çöküp dizlerinin üzerinde oturdu.
"İyimisiniz? Vuruldunuz mu yoksa?"
Bize dokunup yaralandık mı diye kontrol etti.
"Abi biz iyiyiz. Kim di onlar? Gittilermi? Sarp nerede?" Dedim telaşla.
İkimize de sarılıp, "geçti güzelim hadi kalkın" dedi. Kalkınca etrafa baktım, Sarp biraz ileride hızlı adımlarla bize doğru geliyordu. Arkasında Cem ve Erdem sürükleyerek bir adamı getiriyorlardı. Yüzü gözü kan içindeydi. Adamı yakalayıp dövmüşlerdi.
Herkesin sağ olduğunu görünce derin bir nefes çektim içime.
Sibel benden önce koşup abisinin boynuna sarıldı. Sesli bir şekilde ağlamaya başladı.
"Abi öldüğünü düşünmüştüm artık. Neden bizi bırakıp gittin?"
"Şşt tamam güzelim geçti" dedi Sarp. Sibel'in saçını okşarken burukça bana bakıyordu. Bir kolunu Sibel'in belinden çekip bana uzatınca, hızla ilerleyip sarıldım ikisine.
Başımı kocamın boynuna gömdüm. Göz yaşlarım yine akmaya başladı sessizde. Göz yaşlarımın ıslattığı boynunu öptüm kokusunu içime çekerken. Ya ona birşey olsaydı? Ben n'apardım. Nasıl yaşardım. Artık onsuz bir hayat düşünemiyordum.
Havanın karanlığından ileride kaç tane olduğunu sayamadığım arabalar bize doğru geliyordu.
"Sarp" dedim telaşla.
"Bu gelenler kim?"
Sarp arkasını döndüğünde abim ve Diğerleride gelenlere bakıyordu. Arabalar yaklaşınca gelenlerin bizimkiler olduğunu gördüm.
İlk duran arabadan babam çıkınca, hızlı adımlarla yanına gittim.
"Kızım iyimisin?" derken babam, hiç düşünmeden ona sarıldım. O benim babamdı. Onu ne kadar geç tanısam da bana güven veriyordu.
"İyiyim birşeyim yok" dedim. Babam ve sevgili kayınpederim, bir sürü adamlarıyla gelmişlerdi. Onlarla konuşurken silah seslerini duymuşlardı. Telefon elimden düşünce o telaşla unutmuştum almayı.
"Sarp neler oluyor oğlum. Kim saldırdı size? İyimisiniz?" Sarp sert bir ifade ile babasına baktı. Cem'in ensesinden tuttuğu adamı gösterdi başıyla işaret ederek.
"Henüz bilmiyorum. Ama birini yakaladım. Güzel güzel anlatacak bize neden kurşun sıktıklarını."
Babam dayanamayarak bir yumruk attı adamın suratına. Adam inleyerek yere düştü.
"Kimsin lan sen? Hangi cesaretle benim çocuklarımı öldürmeye kalkarsın?" Diyerek bir yumruk daha attı.
Abim babamın kolunu tutarak, "baba dur biz hallederiz" dedi.
"Zaten öldürmek için sıkmamışlar. Eğer niyetleri öldürmek olsaydı hiçbirimizi sağ bırakmazlardı. Benim arabam hariç...." Diyerek iki arabayı gösterdi.
"Sarp'ın ve adamlarının arabasının tekerlerini indirmişler."
******
Babamın evine geldiğimizde yolda ki korku, adrenalin bize yetmemiş gibi birde burada herkes bir ağızdan konuşup tartışıyordu. Artık kulaklarım uğulduyordu. Bir an önce bu işkencenin bitmesini ve bu gece yaşadığımız olayı unutup, yatağımda huzurla uyumak istiyordum.
Sarp ne kadar odama gidip uyumamı söylesede gidemiyordum. Çünkü kayınpederim ve dedemin arasındaki geçmişten gelen, yaşanılmaması gereken olayın açığa çıkıp çözülmesi gerekiyordu.
Dedem söylenildiği gibi gerçekten bir katilmiydi. Yoksa ona atılan bir iftira mıydı.
Ben oturduğum yerde anneme iyice sarılmış bağırışları dinlerken, mis kokulu annem saçlarımı okşayıp öpüyordu.
Sibel'de benim gibi sessiizce babaanneme sarılmış hala ağlamaktan kızarmış gözlerle bağırışları dinliyordu.
Salonu dolduran yüksek sesler Sarp'ın gürsesiyle bir anda kesildi. Helal olsun kocama herkesin dikkatini üzerine çekmişti.
"Yeter be. Şu anda ne probleminiz varsa çözeceksiniz. Kimse kimseyi öldürmeyecek" dedi bakışlarını dedem ve babasının üzerinde tutarak.
"Dışarıda bizi bitirmeye çalışan ne üdüğü belirsiz adamlar var siz burada iç savaş çıkarıyorsunuz. Bu konuları aşmıştınız sözde. Bu gece birimizden birimiz ölebilirdi. Ne olacaktı o zaman. Ne yapacaktınız?"
Sarp'ın konuşmasını babası böldü.
"Sen Ceyda ile evlendin diye bu konuyu kapatacağımı mı zannettin. Öyle kolaymı annem ve babamın katili ile aynı mekanda oturmak. Beni çocuk yaşta hem yetim hem öksüz bıraktı. Bu gün olmazsa yarın, bunun bedelini canı ile ödeyecek."
Başıma ağrılar girmişti ortamın gergin havasından. Ne zaman bitecekti bu kabus.
Kayınpederimin sözlerinden sonra dedem gür sesi ile konuşmaya başladı.
"Ben katil değilim. Size yıllarca bunu anlattım ama beni dinlemediniz."
"Peki sen katil değilsin annem babam neden öldü."
"Ayrıntıya girmek istemedim hiçbir zaman ama artık bu yükten kurtulmak istiyorum." Diyerek babaanneme döndü dedem.
"Zümrüt'üm duyacakların için senden şimdiden özür dilerim." Mahçupça gözlerine baktı. Sonrada bakışlarını başka yöne çevirerek anlatmaya başladı.
"Dilşah komşumuzun kızıydı. Bir birimizi çok seviyorduk."
"Ne diyon lan sen" diye bağırarak ayağa kalktı kayınpederim. Dedemin üzerine yürürken Sarp onu tutarak yerine oturtmaya çalıştı.
"Senin bu huysuz aksiliğin yüzünden bu konu bu kadar uzadı. Yıllarca düşmanlık ettik. Bir birimizin canına kast ettik" dedi babam.
"Bu lafları edene bak. Ceyda gelinim sayesinde size katlanmak zorunda kaldım yoksa böyle bir odada toplanıp karşımda konuşmanıza izin vermezdim."
"Dedem konuyu bitirene kadar kimse müdehale etmesin artık." Abimin de sabrı taşmıştı. Bende bu konuyu çok merak ediyordum.
Dedem derin bir nefes çekerek devam etti konuşmasına.
"Askere giderken Dişah'ı en yakın arkadaşıma yani baban Asaf'a emanet etmiştim. Asaf benim çocukluk arkadaşımdı. Ona çok güveniyordum. Ben askerdeyken Dilşah'a göz kulak olmasını bir ihtiyacı olduğunda onunla ilgilenmesini istedim. Ve askere gittim.
Günler hiç geçmiyordu. Dilşahı çok özlüyordum." Salondaki herkes benim gibi pür dikkat dedemi dinliyorduk artık. Babaanneme baktım hiç dedeme kırgın bakmıyordu. Daha çok her zaman yanındayım gibi duruyordu. Nede olsa bu yaşananlar onlar evlenmeden önce yaşanmıştı.
"O zamanlar telefon yok arayıpta Dilşah'tan haber alayım. Mektup yazıp Asaf'a gönderiyordum Dilşah'a ulaştırsın diye. Oda bana cevap yazardı Dilşah'ı merak etme kardeşim. O çok iyi ben her zaman onunla ilgileniyorum senin yolunu bekliyor. Artık bitir de gel şu askerliği diyordu."
"Neyse ki iki yılı bitirip terhis oldum. Memleketim Urfa'ya döndüğümde evime uğramadan önce Dilşah'ın evine gittim. Kapıyı çaldığımda annesi açtı kapıyı. Beni görünce sevinerek hoş geldin Ahmet oğlum dedi. Onunla konuşurken Dilşah'ın kardeşleride çıktı kapıya. Benimse gözüm içeride Dilşah'ın çıkmasını bekliyordum. Baktim ki çıkmayacak, "Dilşah nerede?" Dedim. "Evinde oğlum" deyince bir afalladım yanlış duydum zannedip tekrar sordum. "Dilşah nerede? Çağırırmısınız?"
"Ay tabi ya oğlum kusuruma bakma Dilşah evlendi" deyince duyduğuma inanamadım. Şakadır dedim. "Senin samimi arkadaşın Asaf ile evlendi" dedi. Ayaklarım tutmuyordu artık, çöküverdim kapı eşiğine. Kendimi toparlayıp evlerine yani benim evimin hemen karşısındaki eve gittim. Hesap soracaktım. Sevdiğim kadın ve çocukluk arkadaşım bunu bana nasıl yapardı.
Kapıyı Dilşah açtı karnı burnunda hamile halini görünce bir şok daha yaşadım. Bilemiyorum belki içimde küçük bir ümit vardı ihanet etmediklerine dair.
Beni görünce ağlamaya başladı. Asaf'ta evdeymiş sesimizi duyunca çıktı kapıya. Yakasından tuttuğum gibi çekip vurmaya başladım. Hesap sordum.
"Bende sevdim" dedi. Çevredekiler ayırana kadar o bana vurdu ben ona. İkisine de lanet okuyup ayrıldım oradan.
Sonradan öğrendim ki. Asaf Dilşah'a zorla sahip olmuş."
Hepimiz dedemin hikayesine o kadar odaklanmıştık ki. Sevgili kayınpederim birden bağırınca, ben ve sarılarak omzuna başımı dayadığım annem sıçramıştık.
"Saçma sapan bir hikaye uydurduğun yetmezmiş gibi birde babama iftira mı atıyorsun?"
"Yalan değil evlat hepsi doğru. Memlekette o zamanlar yaşayan bizi tanıyan herkes neler olduğunu çok iyi bilir. Sen küçüktüm üzülme diye söylemezlerdi sana. Sonraları artık bir kabusa döndü.
Annen babanı hiç sevemedi. Her gün kavga ediyor, baban anneni dövüyordu. Evlerimiz karşılıklı olduğu için sürekli şahit oluyordum. Annen günden güne değişiyordu. Daha bitkin görünüyordu. Her gün gözümün önünde yaşanan kavgalarına müdahale edemiyordum. Daha kötü olmasın diye. En doğrusu Urfa'yı terketmek diye düşündüm. Valizimi hazırlayıp ailemle vedalaştım. Tam evden çıkmıştım ki baban annenin saçlarından tutmuş evden dışarıya sürüklüyordu.
Dayanamayıp Dilşah'ı elinden kurtardım. Asaf'a bir yumruk attım."
Dedem gözlerini sonuna kadar açmış anlatırken sanki o anları yaşıyordu. Çok üzülmüştüm. Kimbilir nasıl canı yanmıştı. Kendimi bir an onun yerine koydum. Ya bir başka kadın da gelip Sarp'ı elimden alırsa. Gözlerim yine doldu. Sanki kalbime bir acı saplandı.
Hemen Sarp'a dönüp baktım. Ne kadar masum da oturuyor karşımda vijdansız.
N'apıyorum ben ya. Empati yapmakta çağ atladın Ceyda. Her şeye kendini de koymazsan olmaz. Olayı kaçıracaksın şimdi dedene odaklan.
"Benim ona vurmamı hazmedemedi. Belindeki silahı çekip bana doğrulttu. Ne kadar silahını indirmesini söylesem de gözü dönmüştü. 'Dilşah hala seni seviyor' diyerek silahı ona doğrulttu. 'önce onu sonrada seni geberteceğim' dedi. Elindeki silahı almaya çalıştım. Onu öldürecekti. Aramızda bir arbede yaşandı. Ve sonra silah patladı.
Baban vurulmuştu. O benim çocukluk arkadaşım, dostumdu. Herşeye rağmen çok yıkıldım. O ölmüştü. Herşey bütün komşuların gözü önünde yaşandı. Olay yerine gelen jandarma ekipleri beni karakola götürdü. Bir süre sorguya çekilip adliyeye sevk edildim. Olaya şahit olanların ifadesi karşılığında serbest kaldım.
Geri döndüğümde" diyerek derin bir nefes içine çekip bıraktı dedem.
"Dilşahın ölüm haberini aldım. Benim ismimi sayıklayak sokaklarda geziniyormuş. Sen henüz üç yaşındaydın" diyerek kayınpederime baktı. "Trenin önüne atlamış."
Ne acı bir son hiç mutlu olamamış Dilşah. Sevdiğine kavuşamamış. Aklını yitirmiş. Oğluna doyamamış. Gözlerim hala akıyordu. Bu gece nede çok ağladım. Sibel'de, hatta annem ve babaannem de ağlıyordu. Herkes hüzünleşmişti. Sanırım kayınpederim de ağlıyordu. Gözleri kan çanağına dönmüştü.
Sarp halimi görünce oturduğu yerden kalkıp yanıma geldi. Yüzümü avuç içlerine alıp gözlerimi sildi.
"Güzelim, hadi kalk odamıza gidelim" dedi. Burada mı kalacaktık yine. Benim için çok iyi olurdu. Annemle biraz daha vakit geçirirdim ama neden kalmak istemişti bilemedim. Elimden tutup beni kaldırınca bir eliyle Sibel'i de kaldırıp sarıldı. Yanaklarından öpüp, "prensesim hadi uyumaya gidelim"dedi. Ne yani üçümüz aynı yatakta mı uyuyacaktık.
Salondan çıkmadan önce Sarp, babasına döndü.
"Kızlar sizi biraz bekleteyeceğim" diyerek bizden ayrıldı.
"Baba" dediğinde babasıyla göz göze geldi.
"Sen güçlüsün seni böyle görmek" dedi iç çekerek, "hiç alışık olmadığım şey." Kendini toparla annem seni merakla evde bekliyor" diyerek sarıldı babasına. Ona teselli verir gibi.
"Hadi kalk buraya getirdiğin ordu seni eve bıraksın."
Sarp, ben ve Sibel'e tekrar sarılırken abime dönüp, "bekle geliyorum sakın bensiz dalma herife" dedi.
Geldiğimizde olayın şokunu atlatamadığım için adamı nereye götürdüklerini görememiştim. Acaba bodrum kata mı götürmüşler di.
Bir sonra ki bölüm de
Buluşmak dileği ile
Hoşça Kalın💜
