27. bölüm · ESİR

26.Bölüm

Nursen Ağ

Oy ve yorumlarınızı
Bekliyorum arkadaşlar

Keyifli okumalar💜

Sarp Soykan

Nerede yanlış yapmıştım. Bana bulaşmayan hiç kimse ile uğraşmazdım. Canını yakmazdım. Cemil denen herifin canını yakmamıştım. Ortak çalıştığımız bazı işlerde yaptığı yolsuzluktan dolayı ilişkimi kesmiştim. Hayatımı bitirecek kadar bana kinlenmesinin sebebini anlayamıyordum.

Bir şerefsizin yüzünden canım kardeşimin en mutlu günü kabusa döndü. Ceyda'mı haksız yere kırmıştım. Meğer onu rahatsız eden adam bu oyunun bir piyonuymuş. Karımın beni kızdıracak birşey yapmayacağını bile bile bağırıp üzmüştüm onu. Bir anda kıskançlık krizi işlemişti tüm vücuduma.

Uğradığımız baskının sebep olduğu kaos nedeniyle birçok ölen ve yaralanan oldu. Bize saldıranların bir çoğu ölmüş diğerlerini yaralı ele geçirmiştik. Ben karnımdam hafif sıyrıkla kurtulurken, Aytaç'ta hafif yaralanmayla kurtulmuştu. Ama yanımızda bizimle bir çatışan Atlas bizim gibi şanslı değildi. Durumu ağırdı. Atlas'ı Aytaç'a bırakırken eve doğru koşturdum.

Her yeri aradım ama ev boştu. Ceyda'm yoktu. Hemen evden geri çıkıp bahçede aramaya başladım. Ceyda diye bağırıyordum. Heryer kana bulanmıştı. Çok sayıda ölenler varken, aynı anda yerde inleyen yaralılarda çoktu. Davetliler çığlıklarla bir taraflara kaçışıyor bazıları da şok içinde olduğu yerde duruyordu.

Ceydam yoktu. Ölü bile olsa bir yerlerde olmalıydı.

Annemin feryadıyla gözlerim onu bulurken hızlı adımlarla yanına ulaştım telaşla. Babam vurularak bilincini kaybetmiş annem feryadıyla üzerine kapanmıştı. Çok sayıda ambulans gelirken kiminide arabalarımızla özel bir hastaneye taşımıştık.

Kafayı yiyip delirmek üzereydim. Karnımdan aldığım kurşun yarasını pansuman edip, dinlenmem için oda ayarlanmıştı. Ama benim kaybedecek bir dakikam bile yoktu. Ceyda'm kayıptı onu bulmalıydım. Geceden sabaha kadar adamlarım bize saldıran, yaralı kurtulan adamları sorgulamış, Firuze ve eşinin Ceyda'mı kaçırduğını öğrenmiştik. Bunu Ceyda'ma nasıl yapar diye sorgulamadım bile, çünkü hiç bir insana güvencim yoktu.

Sabaha kadar Firuze ve kocasını aramış, en sonunda sabah kızlarıyla yurt dışına gitmek için geldikleri hava alanında yakalamıştık. Onları benim boş dükkanların birinde sorguya tutarken küçük kızlarını evime göndermiştim. Evde çelşanlar ilgilenirdi.

Firuze ne kadar kendini masum gösterip, çocuğum ellerindeydi, eşimle beni, onu öldürmekle tehdit etmişlerdi dese de, işkencelerimden nasiplerini fazlasıyla almışlardı. Ceyda'mı bulana kadar ve sevdiklerimin iyi olduklarını öğrenene kadar bana durmak yoktu. Bu yaşananlara her kim sebep olduysa bedelini en ağır bir şekilde ödeyecekti

Yaşananların ardından yirmi beş saat geçmesine rağmen hala Ceyda'm dan haber yoktu. Oturduğum soğuk zeminde sırtımı duvara dayamış, dirseğimi kıvırdığım bacağıma koymuş, nemli gözlerimi siliyordum. Ben kolay kolay ağlayan biri değildim. Hiç kendimi bu kadar çaresiz hissetmemiştim.

Karşımdaki koltukta çaresizce oturarak ağlayan annemi teselli etmeliydim. Burası çok kalabalıktı. Elimin tersiyle nemli gözlerimi silerek ayağa kalktım. Anneme doğru ilerleyerek eğildim ona sıkıca sarıldım. Bu hareketime karşılık daha çok ağladı. Güzel kokusunu içime çekerek saçlarından öptüm.

"Anne, seni eve bıraksın çocuklar. Dinlenmen gerek. Çok kütü görünüyorsun" dedim.

"Sibel'i, babanı burada bırakamam oğlum" dedi ağlayarak.
"Onlar iyi olmadan hiçbir yere gidemem."

"Sibel iyi anne" dedim derin bir iç çekerek. İçime çektiğim nefes sanki daha çok boğulmama neden oluyordu.
"Sadece onu uyutuyorlar. Yarın uyandıracaklar."

"Ya baban? Baban hala yoğun bakımda. Neden artık çıkarmıyorlar? Durumu hakkında bir bilgi de vermediler. Sana birşey söyledi mi doktor?" Anneme ne cevap vereceğimi bilemiyordum. Çok kötü durumdaydı. Ona doktorun babam için herşeye hazırlıklı olun dediğini söyleyemezdim. Bunu kaldıramazdı.

"Babam da iyi olacak. Doktorla konuşacağım. Çok yoruldun, bitkin görünüyorsun, hasta olacaksın. Babam ve Sibel uyandığında seni böyle görmelerini istemezsin. Hadi seni eve bıraksınlar annem."

"Ben Sibel'in odasında kalırım. Lütfen oğlum, eve gidemem."

Annemi ikna edemeyince yanında oturan, sessizce yaşlı gözleriyle sabit bir noktaya bakan Melek anneme döndüm. Ellerini tutarak, "Melek anne" dedim. Sanki beni yeni farkediyormuş gibi irkilerek baktığı noktadan gözlerini ayırarak bana baktı.

"Sarp, oğlum."

"Anne seni eve bırakalım......" Dediğimde hemen sözümü kesti.

"Ceyda'mı bul oğlum. Ceyda'm bulunmadan eve giremem. Kızım ölümü, yaşıyormu? Aç mı, ona neler yaptılar bunca zaman? Onu benden yine aldılar. Bana yaşattıklarını onada yaşatacaklar. Onu yine benden Zerrin aldı."

Gözlerim sonuna kadar açılmıştı. Bu olabilir miydi? Bütün bunları Zerrin yapmış olabilir miydi? Bu hiç aklıma gelmemişti.

"Bunu nereden biliyorsun anne? Dedim.

"Biliyorum. Hissediyorum. O yaptı." Konuşurken bir yandan da öne arkaya sallanıyordu. Bu olay yaşadığı travmayı tetiklemişti. Bu yüzden Zerrin'den şüpheleniyordu. Ama yinede bir ihtimal hisleri kuvvetli olabilirdi.

Geceden beri elimizdeki adamları konuşturmuş ama Cemil'in yerini hiç birine söyletememiştim. Firuze ve eşi de nerede olduğunu bilmediklerini ısrarla sölemişlerdi. Cemil'e ait mekanları basmış ama yinede bir iz bulamamıştım. Öyleyse bu yeni ihtimali göz önünde bulundurmalıydım.

Annemin koluna girerek onu Sibel'in kaldığı odaya getirmiştim. Sibel'in yanı başında oturan Kaya bizi görünce hemen ayağa kalktı.

"Sarp, bir haber varmı?" Başımla dışarıyı işaret edip anneme döndüm.

"Anne sen uzan uyu" dedim odadaki büyük koltuğu gösterirken.
"Sibel kendine gelince Kaya seni uyandıracak tır. Dinlen biraz."

Annem koltuğa uzanınca gözlerime bakarak,
"Bana gelinimi bulup getir" dedi.

"Söz, onu sağ salim bulup getireceğim" dedim.

Odadan çıktığımda, gözlerine ağlamaktan kan oturmuş gözlerle Kaya bana bakıyordu.

"Sibel ve annem sana emanet. Onları sen idare edeceksin. Benim çıkmam gerekiyor."

"Sibel uyandığında bunu kaldıramaz. Ben bunu nasıl başarırım bilemiyorum. Onun üzülmesine dayanamam."

"Kaya" dedim sert bir sesle.
"Kendine gel. Ceyda nerede ne durumda bunu bilmeden burada elim kolum bağlı oturamam. Sibel'in şu anda benden çok sana ihtiyacı var. Uyandığında ona durumunu uygun bir dille anlatacaksın. Biraz dik dur. Seni böyle görmesin. Hadi git şimdi yanına" dedim ve hızla oradan uzaklaştım.

İçim yanıyordu. Çaresizlik hiç bu kadar içime işlememişti. Doktorların dediğine göre kalçasından vurulan, kıyamadığım canım kardeşim artık yürüyemeyecekti. Uyanıp bu gerçekle başbaşa kaldığında çok acı çekecekti. Kardeşimin acısına nasıl katlanırım bu acıyla nasıl yaşanır bilmiyorum. Annemin bu durumdan haberi yok. Babam yoğun bakımda, iyileşecekmi? Belli değil. And olsun ki o Cemil itini acı çektire çektire geberteceğim.

Atlasın kaldığı odaya geldiğimde kapısında duran iki koruması içeri girmem için yolu açtı. Odaya girdiğimde ağlamaktan şişmiş ve kan toplamış gözlerle Atlasın elini tutan Yasemin başını kaldırıp bana döndü.

"Durumu nasıl"dedim, omzundan vurulan ve acı çekmemesi için uyutulan Atlas'ı bakışlarımla işaret ettim.

"Hala kendine gelmedi" diyerek yine ağlamaya başladı. Doktorlar bana bir açıklama yapmıyorlar durumu hakkında. Ama babasıyla konuştular. Lütfen Sarp, benim için doktorla konuşurmusun?"

Çok perişan görünüyordu. İyi değildi.
"Yasemin iyi değilsin. Evine git. Ben Atlas'ın durumunu öğrenip seni arıyacağım."

"Hayır. Hiç bir yere gitmiyorum. Onu bırakamam. Onu hiç bir zaman bırakamam. Uyandığında beni yanında görmeli."

"Tamam sakin ol Yasemin. Çok kötü görünüyorsun. Burada kal ama kendini daha fazla yıpratma. Biraz dinlen. Atlas kendine geldiğinde seni böyle görmesini istemezsin değilmi? Durumunu öğrenip sana haber vereceğim."

"Ceyda'yı buldunmu?" Dedi Yasemin zorlukla yutkunarak. Donuk gözlerle ona baktım. Benim bir an önce bütün İstanbul'un altını üstüne getirip Ceyda'mı bulmam ve nefes almam gerekiyordu. Ceyda'sız nefes alamıyorum.
"Sarp Ceyda'dan bir haber varmı?"

Dolan gözlerimi Yasemin'den çekerek, "yok" dedim.
"Bulacağım" ve tekrar Yasemin'e bakmadan odadan çıktım.

Cebimden telefonu çıkarıp Erdemi ararken hızlı adımlarla alt kata indim

"Efendim abi."

"Adamları hazırla çıkıyoruz" dedikten sonra telefonu kapatıp çıkışa doğru ilerledim. Bekleme salonundakilere göz gezdirdim.

Kolay değildi, hepsi yakınlarını ya kaybetmişti yada yaralıydı. Yaralı olanlardan iyi bir haber bekliyorlardı. Hepsi bizim davetlimizdi. Hepsi perişan durumdaydı. Kimiside yanımızda çalışanlarımız dı. Kendimi çok suçlu hissediyordum. O kadar aldığım önleme karşı düğün gecesi hepimize cehennem olmuştu. Bunun tek sorumlusu bendim başkası olamazdı. Hepsinden özür dilemişti ama, özür dilemek neye yarar dı.

"Sarp" Aziz Bey'in bana seslenmesiyle arkamı döndüm. Bana doğru gelirken kaşları çatık yüz ifadesi çok sertti.

İyice yanıma yanaşıp, "o Firuze denen kadın ve kocasını bulmuşsun bundan neden benim haberim yok."

"Ben gerekeni yaptım baba. Size söyleyecektim."

"Bana hemen onları nerede tuttuğunu söyleyeceksin?" Gözleri kanlanmış vücudu yorgun düşmüş. Bir baba olarak perişan durumda. Ama evlatları için ayakta durmaya çalışıyordu. Bütün bu olanların nedenini oda sorguluyor içinde bir suçlu arıyordu. Belkide benim gibi oda beni suçluyor du. Ama bir kere bile benden hesap sormadı. Bana karşı tavrını, benimle konuşurken sesini yükselterek gösteriyordu.

"Sana o beş para etmeyen insanları nerede tuttuğunu sordum" diyerek gömleğimin yakasından tuttu. Beni sarsarken, "kendine gel artık, bana cevap ver. Neden susupta suratıma bakıyorsun?" Diyordu.

Kafayı yiyordum heralde. Beni sarsmasa bir süredir duraksadığımın farkına varmayacaktım. Aziz beyi tutmak için yaklaşan adamlarına durmaları için işaret ettim. Yakamı elinden kurtararak,
"Ben gerekeni yaptım. Şimdi ondan daha önemlisi gidip karımı bulmak. Sen" dedim ileride sessizce bizi izleyen Melek annemi işaret ettim.
"Annemle ilgilen. Kadın çok perişan oldu. Sana ihtiyacı var" dedim.

Ben salondan çıkarken arkamdan yüksek sesle, "kızımı sağ salim bulmadan sakın gelme" diye bağırıyordu.

Hastaneden çıktığımda adamlarımla beni bekleyen Aytaç'ı görünce kaşlarım çatıldı.

"Sen neden buradasın?" Dedim.

"Eve kapanıp duramazdım. Yaram ağır değil, sizinle geliyorum" diyerek sağ kolunu işaret etti bakışlarıyla.
"Kolum hala iş görür. Üstelik sol kolumu da kullanabiliyorum" diyerek gülümsedi. Başımı iki yana sallayarak arabaya doğru yürüdüm. Ne desem bu deli beni dinlemeyecekti.

"Abi Cem bizimle gelecekmi? Sana sormadan aramak istemedim" dedi Erdem.

"Bırakın Cem'i. Bu durumda bize faydası olmaz" dedim. Elif'te ağır yaralanmış hala kendine gelememişti. Cem bir dakika bile başından ayrılmıyordu.

Ben arabada arka koltuğa geçerken Erdem ve Aytaç öne geçmişti. Diğerleride başka arabayla bizi takip ediyordu.

Saat gece yarısını geçmişti. Ceyda'm dan hala haber yoktu. Adamlarım her yerde onu arıyordu. Geceden sabaha kadar elimize geçirdiğimiz adamları konuşturmak için herşeyi yapmıştım ama bir sonuç alamamıştım. Bu gece herşey bitecekti. Konuşmazlarsa hepsini tek tek öldüreceğim.

Ceyda'ma bir zarar gelme düşüncesi beni delirtiyordu. Nasıl bu kadar sakin kalabiliyordum bilmiyorum. Sanırım buna sebep babamı ve kız kardeşimi de kaybetme korkusuydu. Çaresizlik. Ama artık sakin kalmayacağım. Bu gece içimin yangınını söndüreceğim. Ceyda'mı ne pahası olursa olsun bulacağım.

"Abi, Aziz bey bütün adamlara Firuze ve kocasının yerini soruyormuş" dedi Erdem.

"Ağızlarını sıkı tutsunlar. Kimse birşey söylemesin."

"Tembihledim hepsini."

Aytaç, "ne yapmayı düşünüyorsun o ikisine" dedi.

"Daha düşünmedim. Aslında hiç düşünmeden kafalarına sıkardım ama o küçük kızlarına dua etsinler. Ona kıyamadım" dedim derin bir iç çekerek.
"Sevil anne ve Yusuf babayla ilgilendinizmi?" Dedim konuyu değiştirerek.

"Evet abi evlerine bıraktık. Durumları iyi. Bir kaç adamımız onlarla ilgileniyor."

******
Depoya geldiğimizde kapıda bekleyen adamlarımdan biri kapıyı açarken,
"Konuştularmı?" Dedim.

Başını iki yana sallayıp, "hayır" deyince belindeki silahı çıkararak bir hışımla içeri girdim.

Bağırarak, "konuşun lan sadık köpekler" diyerek yerde kolları ve ayaklarından bağlı dokuz adamın dördüne ateş ettim. Onlar acı bağırışlarla can verirken diğerleri. Gözlerini irice açmış bana bakıyorlardı.

"Konuşun yoksa sizide geberteceğim" dedim.

İçlerinden biri, "konuşsakta vuracaksın. Buradan sağ çıkmayacağımızı hepimiz biliyoruz" dedi.

"Hiç olmazsa şerefli öleceksiniz."

"O zaman hiç birimiz konuşmayacağız. Sende o güzel karını bir daha göremeyeceksin." Pis pis sırıtıyordu.
"Belkide bulursun ama kimbir ne halde. Şu an da karına neler yapıyorlardır hiç düşündünmü?"

Bağırarak tetiğe bastım. Canına susamış adi şerefsiz yere yığılırken hiç durmadım. Yanındakilere de birartane sıktım ta ki bir kişi kalana kadar. Onlar yerde bağırarak can çekişirken, vurmadığım tek kişi oturduğu yerde titremeye başladı. Gözleri korkudan olabildiğince açılmıştı.

Dibine kadar yürüyüp yakasını tuttum. Dayaktan dağılmış suratına bakarak, "konuşursan canını bağışlarım" dedim.

Titrek sesle, "Karaköy'deki terkedilmiş küçük sanayide, fabrikalardan birine götüreceklerdi."

"Kimler? Cemil ve kim var bu işin içinde söyle" dedim yakasını sıkarken.

"Zerrin diye bir kadın. Valla kim olduğunu bilmiyorum. Yalnızca bir iki defa gördüm Cemil'in yanında." Ben yakasını bırakırken yalvaran gözlerle bana bakıp, "bütün bildiklerimi söyledim. Beni bırakacak mısın?" Dedi.

Başımı sallayarak, "evet bırakacağım" dedim. Arkamı dönerken Aytaç'a başımla işaret ettim. Ben depodan çıkınca bir el silah sesi geldi. Bu saatten sonra kimseye acımayacaktım. Herkes hak ettiğini bulacaktı.

Depoyu terkedip yola çıkmıştık. Bir an önce sanayiye varıp karıma kavuşmalıydım. Demek Melek annem hislerinde haklıymış. Karımın kılına bire zarar geldiyse o Zerrin cadısını işkenceyle öldüreceğim. Tıpkı Ceyda gibi dedim. Zerrin cadısı. Acı bir tebessüm ettim. Ceyda'm, umarım sana aldırdığım eğitimler işe yaramıştır. Sana birşey olursa ben bu acıya dayanamam karıcığım. N'olur ben seni bulana kadar dayan be güzelim.

Sanayiye geldiğimizde etraf karanlıktı. Yalnızca ayın ve etrafta bulunan bir kaç sokak direklerinden yayılan cılız ışıklarla terk edilmiş bir kaç tane fabrikayı aramaya başladık.

Elimizden geldiği kadar hızlı hareket ediyorduk. Adamlarımı fabrikalara dağıtmıştım. Bu şekilde daha çabuk bulma şansımız olabilirdi. Bir süre aradıktan sonra titreşimde olan telefon çalmaya başladı. Hiç vakit kaybetmeden açtım.

Adamlarımdan olan Ahmet, "abi sizin sıranızdaki büyük pilastik fabrikasına gelin. Buradalarmış. Hemen gelin."

Koşarak bulunduğumuz fabrikadan çıktım. Yanımdakilerde beni takip ediyorlardı. Ahmet'in tarif ettiği fabrikaya geldiğimizde fabrikanın bahçesinde kan izleri vardı yerlerde. İçimi bir korku aldı ya Ona bişey yaptılarsa?

Aytaç yerden bulduğu kurşunu tutup bana gösterirken, " burada çatışma olmuş. Yerde bir çok kursun var" dedi. Kimler çatışmıştı. Yoksa Ceyda'm mı? Yok bu olamazdı. Tek başına onlarla baş edemezdi.

Düzensin nefesimi yerine getirmeye çalışırken, fabrikanın girişinden içeri girdim. İçerisi eski makinelerle doluydu. Ve burada da kan lekeleri vardı. Ve hepsi yeniydi. Yukarıya çıkan merdivenleri tırmanıp, büyük bir ofisle karşılaştık. Her yeri aramamıza rağmen onlardan bir iz bulamamıştık.

Alt kata inip, bir alt kata daha inen merdivenlerden indik. Bizi uzun bir koridor karşıladı. Koridordaki bir kaç tane odayı yokladık, fabrika malzemeleri ve birilerinin burada olduğuna dair bir kaç kıyafet ve kanlı sargı bezleri vardı.

Koridorun son kapısı açık odasına geldiğimizde, sanki kanım dondu. Erdem ve Aytaç içeri girerken ben acıyla batan göz kapaklarımla girişten içeriye bakıyordum.

Bir süre sonra ağır adımlarla içeri girdim. Küçük odanın bir kısmını demir parmaklıklar la çevrelemişlerdi. Tıpkı kayınpederimin evinin bodrum katını andırıyordu. Erdem'in yerden aldığı iki şırıngayı görünce, bunun gerçekliğine inanmak istemedim. Karımı tıpkı annesine yaptıkları gibi ilaçla, hafızasıyla oynayacaktı Zerrin pisliği.
Yerin dibine de girsen seni ve Cemil itini bulacağım. Kendi ellerimle geberteceğim sizi.

Boğuluyordum.
Fabrikadan çıkarken, yine telefonumun titreşimi çaldı. Ekrana baktığımda arayan, Firuze ve kocasının başına diktiğim adamlardan biriydi.

"Söyle?"

"Abi, Aziz bey buraya geldi. Engelleyemedik. Yalnız değildi. Kalabalık gelmişti."

"Lafı geveleme de ne söyleyeceksen söyle" dedim.

"Aziz bey Firuze ve eşinin kafalarına sıktı. İkiside öldü."

Umarım keyifle okumuşsunuzdur

Bir sonra ki bölümde görüşmek dileğiyle

Hoşça kalın💜