19. bölüm · ESİR
18.Bölüm
Oy ve yorumlarınızı
Bekliyorum arkadaşlar
Keyifli okumalar💜
Burnuma gelen mis gibi kokularla gözlerimi araladım. Gülümsemeye başladım. Sarp yatakta yoktu. Muhtemelen mutfaktan gelen bu güzel kokuların mimarı oydu. Sonuçta evde ikimiz yalnızdık. Evliliğimizin ilk gününde eve birilerini çağıracak değildi herhalde.
Gülümseyerek içime derin bir nefes çektim yataktan kalkarken. Etrafa bakındım. Burası Sarp'ın ikimiz için aldığı evdi. Tabi ben bunu gece düğünümüz bittiğinde öğrenmiştim.
Gri ve siyah tonlarındaki odayı döşetirken beni hiç düşünmemiş bu adam. Gerçi bu haliyle de güzel ama ben açık tonları severim.
Yatağın ayak ucundaki pufun üzerindeki sabahlığımı alıp askılı beyaz geceliğimin üzerine giyindim. Makyaj masasının çekmecesinden bir tane lastikli toka alıp saçlarımı topladım. Aynada kendimi süzdüm.
Gülümseyerek aynanın karşısından ayrılıp arkamı dönerken ayağım bir şeye çarptı. Yüzümü ekşiterek çarptığım şeye baktım. Bu takılarımın olduğu çantaydı. Çantanın yanına oturup, fermarını açıp baktım. Ben bu kadar altını bir arada ne gördüm nede duydum. Gece ki gibi hala çok şaşkındım. Neydi o düğünümde ki kalabalık. Altın kemer bile takmıştı Sarp'ın babası. Ağırlıktan kendimi taşıyamıyordum valla. Çantayı kapatarak ayağa kalktım ve ayağımla kenara ittirdim.
Odadan çıkıp bogaz manzaralı büyük salona indiğimde salona bağlı mutfak bölümünde Sarp'ı kahvaltı hazırlarken gördüm. Sessiz adımlarla yanına yürüyüp arkasından sarıldım.
Sesli bir şekilde gülüp bana döndü. Önce beni süzerek uyandınmı güzel karıcığım, diyerek sıkıca sarıldı.
Geri çekilirken yanağına kocaman öpücük kondurdum.
"Benim için kahvaltımı hazırladın? Sen böyle işleri biliyormuydun ya?" Dedim tebessüm ederken.
"Senin için öğrendim" dedi. Masaya bakmak için döneceğim zaman.
"Nereye kaçıyorsun güzelim?" Diyerek kollarımdan tutup beni kendine çekti.
"Valla kurt gibi acıktım. Kahvaltı çok güzel görünüyor. Beni biraz daha tutarsan seni yerim ona göre" dedim gülerek.
"Demek beni yiyeceksin? Ben seni yiyeyim de gör" diyerek bana doğru eğildi. Elinden kurtulup geri adımlar ile masaya doğru ilerledim.
"Açım ben yemek yiyelim" dedim. Sinsice gülümseyerek hızla bana doğru atılınca. Büyük salonun içinde kaçmaya çalıştım. Ben koşuyorum Sarp sakince peşimden geliyordu.
Salonda yatak odası gibi koyu gri tonlarında döşenmişti. Ben panik halinde nefes nefese koltukların etrafından dönerken. O hala sinsi gülüşüyle peşimdeydi. Neden panik yapıyorsam, sanki adam gerçek anlamda yiyecek beni.
En son merdivenlere doğru kaçarken aniden belimden tuttu. Elimde olmadan çığlık attım.
"Nereye kadar kaçabilirsin karıcığım. Benden kaçmak o kadar kolay mı?"
Daha ne olduğunu anlamadan boynuma küçük bir ısırık attı. Bir çığlık daha attım.
"Sarp n'apıyorsun? dedim elimle ısırdığı yeri tutarak.
"Ya beni ne kadar çok sevdiğini söylersin, yada büyük bir zevkle her yerini ısırırım."
"Seni çok seviyorum" dedim aceleyle. Bir daha ısırmasını göze alamazdım.
"Öyle değil küçük hanım ne kadar seviyorsun?"
"Sana olan sevgimin tarifi yok ki" dedim. Gözlerine bakarken.
"Beni kendine aşık ettin. Artık sensiz yaşayamayacak kadar seviyorum seni."
Çoçuklar gibi gülümsüyordu.
"Demek öyle" diyerek bana doğru eğilirken kollarından sıyrıldım.
Kahkaha atarak merdivenlerden yukarıya koşturdum. Kaçmasam kimbilir açlıktan bayılana kadar beni sıkıştırıp duracakdı.
******
Üzerime pembe askılı tişört ve şort giyinip salona indim. Sarp kahvesini içerken beni bekliyordu. Masaya yaklaşınca yanında ki sandalyeyi çekti oturmam için.
"Sen başlasaydın ya kahvaltıya, neden beni bekledin?" dedim otururken.
"Sensiz başlamak istemedim güzel karıcığım" diyerek üzerimi süzdü. Kaşının birini kaldırarak,
Sen böyle üşümeyecekmisin? dedi.
Omuzlarımı silkeleyerek,
"Ev sıcak üşümüyorum" dedim kahvaltıma başlarken. Maşallah çeşit çeşit hazırlamıştı hamarat kocam.
"Evimizi beğendin mi sevgilim? Eğer eşyalarda beğenmediğin olursa değiştirebiliriz. Bütün bunları seninle almak isterdim ama biliyorsun durumlar buna müsade etmedi." Konuşurken bir yandanda yanağımı okşuyordu.
"Bana aşık mısın?" Dedim ağzım doluyken. O benden başka cevap beklerken, sorduğum soruyla şaşkın gözlerle bana bakıyordu. Çok güzel sevgilim demişti. Bana aşık olup olmadığını duymak istiyordum.
Yanağımı okşayan eli durdu. Gözlerini kısarak, "sana aşığım, ilk gördüğümden beri. Beni büyülüyorsun" dedi iyice yakınlaşarak. Kalbim deli gibi çarpıyordu dünden beri. İçimde bir kelebek deli gibi midem ve kalbim arasında uçuşup duruyordu. Etrafımızdaki herşey silindi bir biz kaldık bulutların üzerinde Sarp beni delicesine öperken.
******
Boğaz manzaralı bahçemizde bir birimize sarılarak oturuyorduk koltukta. Önümüzde havuz, yeşillikler içinde çokta büyük olmayan bahçemiz vardı.
Sarp'ın kollarında iyice mayışmıştım. Çok huzurluydum.
"Sarp, evi çok beğendim çok güzel. Çok huzurlu. Böyle ikimiz baş başa" dedim, üzerimizdeki battaniyeye ve Sarp'a daha çok sokulurken.
"Beğenmene sevindim" dedi bana sıkıca sarıldı.
"Balayına çıkalım sevgilim. Nereye gitmek istersen. Sana sormadan ayarlamak istemedim."
"Burası bizim için balayı zaten aşkım. Şimdilik İstanbul'dan ayrılmak istemiyorum. Annem iyileşti onu görmek istiyorum. Zaten havalarda soğudu bir daha ki yaza gideriz."
"Sen nasıl istersen Ceyda'm. Madem şimdi gitmek istemiyorsun gitmeyiz. Ne zaman istersen seni sıcak bir yerlere götürürüm. Yalnız sen böyle iyice mayıştın kalkta biraz kocanla ilgilen" diyerek tuttuğu belimi sıktı.
Bende doğrulup, sabah bana yaptığının acısını çıkarmak için, boynuna küçük bir ısırık bırakıp koşmaya başladım. Benden böyle bir hamle beklemediği için beni tutamadı.
Ben koşuyorum o peşimde. Kahkahalarım evde yankılanıyordu. Onunda benden geri kalır yanı yoktu.
******
Tam bir haftadır kendimizi eve kapatmıştık. Herkesden her şeyden uzak bir hafta. Ailemi ve arkadaşlarımı sık sık arıyor haberleşiyordum. Melek annem artık düzelmişti. Bir keresinde telefonda konuşurken ikimizide şiddetli ağlama tutmuştu. Canım annem yarın onu görmeye gitmeliydim.
Sarp ne kadar yeni evimizde yaşayalım desede ben Sarp'ın ailesi ile yaşamak istedim. Tamam bir hafta çok güzel geçmişti ama kalabalık aile daha güzeldi. Tabi ki şimdilik öyle düşünüyordum. Ailesi ile nasıl geçineceğimizi zaman gösterecekti.
Arabada giderken hareketli müzik eşliğinde dans ediyordum, emniyet kemerinin müsade ettiği kadar. Arada şarkı sözlerini de söylüyordum yüksek sesle. Sarp bana dönüp gülümsüyordu bıyık altından.
"Sen hala çocuksun. Bu hallerin çok hoşuma gidiyor. Tatlı çocuk seni" dedi.
"Aslında çokta büyük sayılmam. Senin zorun olmasa ben hayatta bu yaşta evlenmezdim."
"Böyle güzel bir kızı bulmuşken bırakır mıyım. Tabiki sonu nikah masası olacaktı. Benden nefret ettiğini söylemiştin hatırlıyormusun? Sana en büyük aşklar nefretle başlar demiştim. Sende, seninle evleneceğime evde kalırım demiştin. Hala benden nefret ediyormusun?
Önce bir duraksadım,
"o zamanlar piskolojimi bozmuştun. Zorla tutuyordun beni. Ya kaç gün sen beni dağ evinde tuttun, oda yetmezmiş gibi sonra kulübede bir de Bitlis'e kaçırdın.
Alay eder gibi gülmeye başladı.
"Şimdi halinden memnunsun. Sayemde evde kalmaktan kurtuldun" dedi.
"Dalga geçme" dedim bende gülümseyerek. Bir süre sonra aklıma arka koltuktaki bir çanta dolusu takılarım geldi.
"Takıları n'apacağız? Dedim elimle arkayı işaret ederek.
"Onlar senin istediğini yapabilirsin."
"Çok zenginim yani?
"Evet çok zenginsin."
"Sarp, son bir haftadır çok keyiflisin. Sakinsin, anlayışlısın bir daha eski haline dönmezsin değilmi?"
"Nasılmış eski halim?" Diyerek yola bakan gözlerini bana çevirdi.
"Birden öfkelenebiliyorsun. Bu beni çok korkutuyor. Evlenmeden önce seni tanıma şansım olmadı biliyorsun. Ben daha bir evliliğe hazır değildim. Kısa sürede hayatımda çok şey değişti. Bundan sonra da seninle ve ailenle aynı evde yaşayacağım. Aileni de tanımıyorum."
Tedirginliğim sesimede yansımıştı. Endişelerimi onunla paylaşmalıydım. Yeni bir hayata başlıyordum sonuçta.
"Bundan sonra nasıl bir hayat bizi bekliyor bilemeyiz ama, senin bana karşı nasıl davranacağından emin olmak istiyorum" dedim.
Şefkatle gözlerime bakıp sağ elini bana uzatarak yanağımı okşadı.
"Endişelerini anlıyorum güzelim. Merak etme, seni üzmemek için elimden geleni yaparım. Ailem yada başkası seni üzmeye kalkan kim olursa karşısında beni bulur. Öfkeme gelecek olursak," duraksayıp derin bir nefes alıp verdi.
"Kabul ediyorum bazen öfkeme hakim olamıyorum. Konu sen olunca elimde olmuyor. Daha sakin olmaya çalışırım bundan sonra karıcığım."
Soykan'ların evlerine gelince korumalar bizim için bahçenin kapısını açtı. İçeriye girmeden siyah bir araba önümüzde ani bir frenle durdu. Ben n'olduğunu anlayamadan Sarp, ceketinin altından belindeki silahı çıkardı.
"N'oluyo lan" diyerek arabadan inerken, "burada kal Ceyda" dedi.
Korumalar karşımızdaki arabanın etrafını sarmaya başlarken karşı arabadan üç adam çıkmıştı. Sarp'a bir şey olacak korkusuyla arabadan indim. Burada böyle oturamazdım. Bir iki adım atmıştım ki birin "yenge" diye seslenmesiyle başımı arkama çevirdim.
Aytaç, "yenge sen içeri gir" dedi.
Sarp'ın bağırmasıyla önüme döndüm tekrardan.
"Kimsiniz lan siz? Hangi cesaretle arabamın önünü kesersiniz?" Adamın kafasına silah dayamıştı. Diğer adamlardan biri ise elinde ki siyah büyük çelenk'i yere bıraktı.
"Abi bizde emir kuluyuz. Ekrem abinin selamı var. Size mesajını iletmemi söyledi" dedi. Sarp'ın başına silah dayadığı adam.
"Düğününüze gelemediği için çok üzgün olduğunu, sizi tebrik ederek bu çelenk'i gönderdi."
"Ulan o şerefsiz Ekreme söyleyin karşıma çıkarsa ilk işim onu gebertmek olacak. Şimdi defolun buradan bir daha karşımda görürsem, sizide Ekrem'le birlikte gömerim.
Sarp'ın sesi yankılanırken ben korkudan olduğum yere çakılıp kalmıştım. Büyük siyah çelenk'e ayağıyla hızlıca tekme atarken bağırdığında, biri kolumdan tuttu. Önce kolumu tutan ele sonrada yüzüne baktım.
"Hadi yenge içeri girelim biz" dedi Sibel.
Biz bahçeye geçerken Aylin hanımda bahçede bizi bekliyordu.
"Evine hoş geldin kızım" dedi zoraki gülümseyerek. Onunda kapıdaki durumdan gerildiği belli oluyordu. Birlikte eve geçtik.
Biz salona geçip otururken, Sarp'ın sesi geliyordu. Bağırmıyordu ama öfkesi sesinden belli oluyordu.
"O Ekrem ödleğinin tek başına cesaret edeceği şey değil bu. Karımın olduğu arabanın önünü kesmek neymiş bunun hesabını verecek. Bakalım kimden alıyor bu cesareti. Ulan bide kara çelenk göndermiş şerefsiz.
"Sarp sakin ol kız korktu zaten. Amacı neymiş öğreniriz." Bu Sarp ile konuşan Aytaç'tı.
"Amacı ne olacak göz dağı veriyor işte aklı sıra. O gözlerini oyacağım onun.
Son duyduğumla daha çok gerilmiştim. Kapıdan içeri giren Sarp'la göz göze geldik. Yüz ifademin nasıl olduğunu bilmiyordum ama bana bakınca derin nefes alıp tebessüm etti. Gözlerini benden ayırmadan Aytaç'a, söyle adamlara arabadan valizlerimizi alıp odamıza yerleştirsinler" dedi.
Gelip yanıma oturdu. Kolunu belime sarıp beni kendine çekti.
"Rahatla, bir sorun yok her şey yolunda güzelim" dedi. Saçlarımdan öperken.
"Oğlum neler oluyor" dedi Aylin hanım.
Annesine dönerken, "bir şey olduğu yok anne hadsizin biri işte önemli değil."
Sibel, "abi gelir gelmez olaylarınıda getirdin kendinle çok korktum" diyerek yerinden kalkarak Sarpın diğer tarafına oturdu. Abisine sarılırken, abiside diğer kolunu Sibel'e doladı.
"Siz kafanıza takmayın güzelim" diyerek Sibel'in başına da öpücük kondurdu.
"Anneciğim nasılsın bensiz ev nasıldı bir hafta" dedi Sarp.
"Valla iyiki geldiniz çok sevindim oğlum. Sensiz ev çok sakindi. Şimdi gelinimde var artık benden mutlusu yok."
"Sen gelinine dua et yeni evimizde kalalım dedim ama gelinin ısrarla ben kaynanamla oturacam diye tutturdu" diye gülümsedi Sarp bana bakarken. O böyle gülümserken az önce yaşadığım bütün endişem yok olup gitti. Bende gülümsedim. Bir süre gülüşümü izleyip annesine döndü tekrar.
"Anlaşılan beni çok özledin Aylin Sultan" diyerek kollarını bizden çekerek, ayağa kalktı. Annesine sıkıca sarılıp öptü. Sibel'de bana sarılmıştı gülümseyerek.
"Ceyda evi gezdireyim mi sana? Dedi Sibel sevinçle. Bakışlarımı Sarp'a çevirdim. Gülümseyerek başıyla onayladı.
"Karımı fazla yorma Sibel" dedi.
"Tamam abi merek etme yemem karını" diyerek koluma girdi.
"İstersen önce bahçeden başlayalım keşfe nedersin?
Gülümseyerek, "olur" dedim. Kol kola arka bahçeye çıktık.
"Biraz kafanı dağıtmanı istedim. Kapıda olanlar etkiledi seni biliyorum." Haklıydı biraz bahçede gezmek iyi gelecekti.
Aklıma Sibel'i ilk gördüğüm gün geldi.
"Seninle ilk karşılaştığımız günü hatırladın mı?" Dedim bahçede gezinirken. "Elinde çok tatlı beyaz bir kedi vardı. O gün çok kötü durumdaydım abinin yüzünden. Yoksa o şirin kediyi sevmek isterdim. İkinizde çok tatlı görünüyorsunuz."
"Teşekkür ederim şekerim.
Evet kötü görünüyordun. Çok korkmuştun. Ben neler olduğunu anlamadan abim seni götürdü. Meğer seni kaçırmış. Bak benim güzel yengecim kendini abime ezdirme. Sen çok iyisin, sakinsin abim zor biridir. Onun ile baş etmek istersen kendini ona ezdirmeyeceksin. Yeri geldiğinde tavrını koyacaksın. Tabi bende senin yanında olacağım. Ay iyi ki geldiniz bir an temelli o evde kalacaksınız zannetmiştim."
Sibel'in enerjisi çok yüksekti. Anlaşılan bu evde hiç canım sıkılmayacaktı. "Teşekkür ederim tavsiyelerin için Sibel'cim ama bir haftadır abin çok değişti. Hiç olmadığı kadar kibardı" dedim.
"Ay tabi kibar olacak siz daha yeni evlendiniz yengecim."
"Yenge demesen? Sanırım aynı yaştayız?"
"Evet, bende yirmi yaşındayım" dedi Sibel. 2 Eylül'de doğdum. Ya sen?"
"Bende 28 Ağostos'ta" dedim.
"Düşünsene bundan sonra doğum günümüzü birlikte kutlarız" sesi cıvıl cıvıldı.
Bahçede büyük bir havuz vardı. Burası babamın evinden daha büyüktü. Bahçenin bir kısmından sonrasını ağaçlık alan oluşturuyordu. Düğünümün olduğu alana gelince içimde bir mutluluk oluştu. Her şek çok güzeldi. Birde sonunda annemin kendine gelip evde çalışanlardan yardım alıp buraya gelmesi her şeyin daha güzel olmasını sağlamıştı. Canım annem artık iyiydi." Sarp'a yarın annemi görmek istediğimi söylemeliydim.
"Ceyda'cım ne düşünüyorsun? Burayı görünce düğünün aklına geldi galiba? Yüzün gülüyor."
"Hı hıı" dedim. "Her şey çok güzeldi.
"Artık abimi seviyorsun değilmi?
"Evet baştan kötü başlasakta ona aşık oldum zamanla" dedim.
Kahkaha atarak, "ay çok güzel. Hadi gel sana garajı göstereyim kedicikleri yuvasıda otarafta. Malum eve pek alamıyorum annem canıma okuyor valla."
Bahçede biri müştemilat biri garaj yan yana iki büyük yapı vardı. Müştemilatı korumalar kullanıyordu. Kedilerin yuvalarıda oradaydı.
Sibel kedileri göstererek o gün elinde gördüğüm Beyaz kediyi alıp kucağıma verdi.
"Bak bu o gün gördüğün prenses. bunlarda kardeşleri. Kardeşlerinin aksine kar gibi beyaz olduğu için ismini prenses koydum. Dört kardeşler. Annele ve babalarıda var. Şu an burada yoklar. Baş başa gezintiye çıktılar galiba."
Pirensessi oksayarak sevdim. Oda ellerimi kokladı beni tanımak için. Kardeşleri ikisi sarı biri alaca idi.
Garaja girdiğimizde içerisinin çok büyük olduğunu gördüm. Bir birinden lüks arabalarla doluydu. Büyük bir hayranlıkla baktım arabalara.
"Bu arabalar hepsi sizin mi? Çok güzeller" dedim. İki yıldır ehliyet almama rağmen para biriktirip bir külüstür bile alamamıştım. Yusuf babamın emekli maaşı ve benim kafeden aldığım maaşım anca bizi geçindiriyordu.
"Evet çoğu kocanın arabası. Şu gördüğün beyaz prenseste benim" diyerek parmağıyla gösterdi. Anlaşılan arabasının adında prensesti.
"Kocana söylersin arabalarından birini sana versin yada yeni bir tane alsın. Ehliyetin varmı?
"Var, iki sene oldu aldım ama bir araba alamadım, zaten pratik yapmam gerekiyor trafiğe çıkmakta zorlanırım yani."
"Ben sana öğretirim. Hadi atla" dedi arabasının kapısını açarken.
"Olmaz Sarp buna izin vermez."
"İzin isteyen kim? Hadi bin." Etrafa bakındım. Güvenlik kapıyı açsa bile Sarp bize çok kızardı.
"O kadar da düşünme canım hadi seni bekliyorum." Tereddüt ederek biner binmez Sibel arabayı çalıştırdı.
"Kemerini bağla yengecim gidiyoruz."
Garajdan çıkıp bahçe kapısına doğru giderken korumalar bizi farkedip hareketlenmeye başladılar. Ama Sibel durmadı. Hızla kapıya doğru ilerlerken kolunu camdan dışarı çıkarıp, açın kapıyı" diye elini sallayarak bağırdı. Korumalar bir an tereddüt etselerde, Sibel'in durmayacağını anladıkları için kapıyı açtılar.
Biz kapıdan çıkıp evden uzaklaşırken, "Sibel, abin çok kızacak başımıza iş açtık geri dönelim" dedim. Normalde korkak biri değildim ama Sarp'ın sağı solu belli olmuyordu. Onu tanıdığımdan beri böyle cesaretsiz, korkak çok ağlak birine dönüşmüştüm.
"O kadarda kasma kendini biz esirmiyiz canım eğlenmek bizimde hakkımız" dedi. Çığlık atar gibi bağırarak kahkaha attı.
Başımı arkaya çevirdiğimde korumalar olduğunu tahmin ettiğim siyah bir araba bizi takip ediyordu. Sibel'in sürekli kahkahası benim de ister istemez gülmeme sebep oluyordu. Bir süre ilerleyip kavşağı dündüğümüzde yol boyu sol taraf orman sağda ise deniz bulunuyordu.
Allah'tan şehir trafiğinde değildik yoksa Sibel'in hızıyla kaza yapabilirdik. Korumalar hala peşimizdeydiler. Bir süre bir birimize bakıp kahkaha attık. Demekki arada adranalin iyi geliyordu. Biraz ilerideki yolun ortasında gördüğümüz siyah arabayla gülüşümüz soldu. Sibel yavaşlamaya başladı.
"Eyvah şimdi b...... Yedik" dedi. Ve durdu arabaya biraz mesafe kala.
Sarp arabadan çıkıp hızlı adımlarla bize doğru gelirken,
Sibel, "Ceyda geliyor, arabadan inip ormana mı kaçsak sinirleri yatışana kadar" dedi.
"Saçmalama ben onu çok denedim her seferinde yakaladı beni" dedim. Sibel şaşkınca gözlerime bakarken, Bir sesle sıçrayarak önümüze döndük. Sarp yumruk yaptığı ellerini arabanın kaputuna koymuş çatık kaşlarıyla bize bakarak. "İnin" dedi.
Arabadan inerken kalbim deli gibi çarpıyordu. Sarp ile göz göze geldik. İki saniyeden fazla bakamadım kararmış kahvelerine.
"Siz n'apmaya çalışıyorsunuz." Ses tonu bağırmıyordu ama dövüyordu. Bağırsa bu kadar korkmazdık herhalde. Bakışlarını Sibel'e çevirdi.
"Sabahki olayı görmedin mi? Hangi akılla böyle bir şey yaparsın? Dışarıya çıkmak istediğinizi bana söyleyemezmiydin?
"Sibel'in üzerine gitme, o kötü bir şey yapmadı" dedim.
Birden bana döndü.
"Sen hiç konuşma güzel karıcığım. Sibel'den böyle hareketler beklerdim ama senden....."Diyerek üzerime doğru yürümeye başladı.
"Benden izinsiz hareket etmezsin sanıyordum." Yüzümüz neredeyse birbirine deyecekken durdu. Duygularını anlayamıyordum. Bir hafta boyunca o şeker gibi adam yine eski haline dönmüştü.
"Abi yengemin bir suçu yok ben zorladım onu biraz benim prensesle gezelim diye. Hem yengemin ehliyeti varmış ama arabası yok benimki ile biraz pratik yaptıracaktım....."
"Yeter" dedi Sarp. Arabaya geçin."
Sibel arabasına geçerken.
"Ona değil" dedi Sarp başıyla kendi arabasını işaret etti.
Ne zaman geldiklerini anlamadığım, arkamızda ki korumalardan biri Sibel'in arabasına geçerken, bizde Sarp'ın arabasına arka koltuğa geçtik.
Sarp arabayı çalıştırırken, Sibel ön koltuğa geçmem için beni dürtüyordu.
Eve geldiğimizde biz önde Sarp arkada içeriye girdik. Bizi gören Aylin hanım, "kızlar beni çok korkuttunuz" dedi. Endişesi her halinden belli oluyordu.
"Abim ile konuşurmusun biz sadece dolaşıp gelecektik" dedi Sibel.
Sarp bize yetişip elimi tuttuğu gibi beni merdivenlere doğru çekiştirdi. Sibel arkamızdan bağırıyordu.
"Abi yengeme kızma sakın, onu ben zorladım."
Sarp'ın öfkesi geçmemişti anlaşılan. Napacaktı bana bağıracakmıydı. Of ya ne kadarda yanılmışım bu adamın değiştiğine. Üst katta bir odaya girer girmez beni tutup kendine çekti. Dudaklarıma yapışınca aklımdaki bütün kötü düşünceler yok oldu. Benden ayrılmadan alnını alnıma dayadı.
"Beni çok korkuttun Ceyda'm. Bundan sonra beni haderdar et evden çıkınca. Sabahki olayı gördün. Etrafımızda kendini bilmez insanlar var. Seni kırmak istemedim."
"Kimdi onlar" dedim merakla.
"Yaptığım başarılı işleri çekemeyen gereksiz insanlar" dedi derin nefes alırken. "Sen bunları kafana takma" diyerek, beni kucağına alıp gülümsedi.
******
Akşam yemeği hazırdı. Masaya geçmiştik evde çalışanlar çok güzel yemekler yapmıştı. Mis gibi kokuyordu. Çok acıkmıştım.
Kayınpederim Aslan bey şirketten yeni gelmişti. Bana bakıp cana yakın bir tavırla, "nasılsın Ceyda kızım iyimisin? Dedi.
"İyiyim efendim siz nasılsınız?
"Bende iyiyim. Bundan sonra bana baba de kızım. Benim gözümde sende Sibel gibisin" dedi sevecen bir tavırla.
"Bana baba, Ayline'de anne demeni istiyorum." Gülümseyerek başımı salladım. Ve Aylin hanıma baktım aynı ifadeyle.
Yanımda oturan Sibel kolumu dürterek,
"Abim sana vurdumu yoksa? Kaç saattir odaya girdiniz bir daha çıkmadınız. Çok kızdımı sana?" Dedi. Utançtan yanaklarım kızardı. Karşımda oturan Sarp'a baktım. Sırıtarak bana bakıyordu. Sibel ne kadar kısık konuşsada duymuştu.
Sibel bir abisine birde bana bakarken,"ay afedersin bende sizin yeni evli olduğunuzu unutmuşum" dedi.
Annesi ve babası duymuştur patavatsız Sibel'in söylediklerini.
Elimi yanan yanağıma götürüp bastırdım. Başımı kaldırmadan yemeğimi yemeğe devam ettim.
Yemekten sonra salonda çaylarımızı içerken uzun uzun muhabbetler etmiştik. Sarp'ın ailesini çok sevmiştim. Taki son konuşmamıza kadar.
"Sarp yarın bizimkileri görmeye gider miyiz? dedim. Sarp'tan önce babası cevap verdi bana.
"O eve gitmeni istemiyorum Ceyda kızım."
"Nasıl yani? Dedim şaşkınca sorarak.
Diğerleride anlam veremezmiş gibi Aslan beye bakıyorlardı benim gibi.
"Biliyorsun senin için arayı ne kadar düzeltsekte, babamı öldüren ve anneminde ölmesine sebep olan, biri yaşıyor o evde."
Bir şey diyemedim. Her şey yoluna girmişti. İki aile barışmış, Sarp ve babası bana annemi getirmişti. Aslan bey tarafından bakınca oda haklıydı. Ama böyle olamazdı. Beni yeni kavuştuğum ailemden ayıramazlardı.
Umarım keyifle okumuşsunuzdur
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere
Hoşça kalın
💜💜💜
