12. bölüm · ESİR

11.Bölüm

Nursen Ağ

Oy ve yorumlarınızı bekliyorum canlar.

Keyifli okumalar♥️

Telefonu kapattıktan sonra yola devam etmiştik. Bana bir açıklama yapmayıp yola odaklanmıştı. İçimdeki şüpheden kurtulmak için bütün cesaretimi toplayıp konuştum.

"Babanla ne konuştunuz? Ayrıca bana neden öyle baktın?" dedim. Tedirgin bir şekilde.

"Nasıl bakmışım?" Diyerek bana döndü.

"Hala öyle bakıyorsun. Düşmanınmışım gibi. Bana açıklama yapman gerekiyor."

Birden surat ifadesi değişti.
"Güzelim seni korkuttuysam özür dilerim. Biraz canım sıkıldı nasıl baktığımın farkında değilim."

"Peki ne konuştunuz da babana, bu saatten sonra onu hiç bir güç elimden alamaz dedin?"

"Önemli değil güzelim. Atlas adamlarıyla Urfa'da, her yerde bizi arıyormuş. O yüzden öyle konuştum. Sen artık benim karımsın hiç kimse seni benden alamaz. Babanın elini de öptükmü bütün sorun ortadan kalkacak."

"Neden Urfa'da arıyorlar?"

"Çünkü senin ailen ve benim ailem Urfalı güzelim. Sana bundan bahsetmedilermi hiç?

"Hayır, Sarp ben çok korkuyorum. Bak böyle olmaz, kimseye bir zarar gelmesini istemiyorum. Abimle konuşmak istiyorum."

"Daha değil güzelim zaten yarın İstanbul'a dönüyoruz."

"Annemi çok özledim onu aramama bile izin vermedin" deyince telefonunu bana uzattı.

"Konuşabilirsin güzelim ama nerede olduğumuzdan söz etme" dedi.

Telefonu elime alır almaz annemi aramaya başladım. Heyecandan ellerim titriyordu. Kaç gündür sesini duymuyordum.

"Efendim" annemin sesini duyunca gözlerim doldu ağlamamak için kendimi zor tutuyordum.

"Annecim."

"Ceyda'm, kızım senmisin. Neredesin annem seni çok merak ediyorum." Canım annem sesimi duyar duymaz hıçkırarak ağlamaya başladı.
"Aziz bey her yerde seni aratıyor kaç gündür senden haber yok. Söyle annem neredesin."

Boğazım düğümlendi. Tutamadım göz yaşlarımı, zorlukla konuştum.
"Seni çok özledim anne."

"Bende kızım kaç gündür kafayı yedik babanla nerdesin, ne durumdasın diye düşünmekten. Seni o Sarp denen eşkiya kaçırmış ne istiyor senden? Onun yanında mısın?"

"Evet" dedim zorlukla.

"Neredesiniz annem hemen söyle gelip seni alalım." Dediği an babamın sesini duydum.

"Kızım meleğim neredesiniz? Kızım sana bir zarar verdimi o soysuz. Yerini söyle kızım, seni hemen almaya geleyim."

"Baba ben iyiyim merak etmeyin. Yarın geliyoruz zaten. Kimsenin beni aramasına gerek yok."

"Geliyoruz derken o soysuzdamı geliyor, gelsin bakalım. Artık ona haddini bildirmek lazım. Kızımı alıkoymak, kızıma zarar vermek neymiş göstereceğim ona."

"Bana zarar vermedi baba. Beni merak etmeyin gelince konuşacağız, şimdi kapatıyorum sizi seviyorum babacım. Annemede söyle üzülmesin.

"Dur Ceyda neredesiniz? Yerini söyle bari."

"Gelince konuşacağız babacım şimdi kapatıyorum" dedim. Telefonu Sarp'a uzattım. Üzerimde olan bakışlarına aldırış etmeden önüme döndüm. Göz yaşlarımı elimin tersiyle sildim. Telefon elindeyken çalmaya başladı. Açmadan cebine koydu. Sanırım arayan babamdı.

"Ağlama güzelim üzülmeni istemiyorum." Diyerek iç çekti. "Her şey düzelecek şimdi seni biraz gezdireyim karıcım." Gülümseyerek yüzüme bakıyordu. Gülüşü çok güzeldi, yüzüne baktıkça moralim yerine gelmişti.

Şehir merkezine geldiğimizde arabayı müsait bir yere park edip el ele yürüdük.
Sarp bütün esnaflar ile selamlaşıyordu.

Bitlis'in meşhur büryancısı olduğunu öğrendiğim restorana girip oturduk. Sabah sabah bu kadar kalabalık olmasına şaşırmıştım. Sarp bizim için büryan kebabı ve çorbası sipariş etmişti.

"Bu çorbaya bayıldım çok güzelmiş" dedim gülümseyerek. "İstanbul'da varmıdır bundan."

Sarp sesli bir şekilde güldü. Çorbasını içmiyor beni izliyordu.
"Vardır güzelim istediğin zaman gideriz. Bu kadar mutlu olacağını bilseydim daha önce İstanbul'da götürürdüm seni Büryan yemeye."

"Sende ye bana bakmaktan soğutacaksın" dedim gülümseyerek.

"Sen böyle tatlı tatlı yiyince gözlerimi senden alamıyorum karıcım."

"Aslında ben yemeği çok severim son zamanda yaşadıklarımdan dolayı iştahım pek yoktu" dedim.

"Sana kendimi affettireceğim karıcığım." Sarp karıcığım dedikçe tuhafıma gidiyordu. Sanırım alışmam biraz zaman alacaktı.
Yemeklerimiz bitince çarşıda dolaştık. Nedense çok mutluydum.

Bir süre gezdikten sonra bir kuyumcuya girdik. Birer tane alyans beğenip aldık. Sarp bana ait olan alyansı parmağıma taktı. Bende onun elini tutup yüzüğünü takarken heyecandan ellerim titriyordu. Sarp benim için beyaz taşları olan kar tanesi bir kolye seçip boynuma taktı.
"Güzelim eğer beyenmediysen başka model alalım" dedi.

Aynada boynuma baktım çok hoşuma gitmişti.
"Çok beğendim, çok güzel" dedim. Gülümseyerek bana baktı. Parasını ödedikten sonra kuyumcudan çıktık.

Elimi kardırıp yüzüğüme baktım, çok güzeldi. İnanması çok zordu ama ben artık evli bir kadındım.

"Karıcığım yüzükleride taktık bir tek düğünümüz kaldı, onuda en yakın zamanda yapacağız güzelim. Hadi bin arabaya seni başka bir yere götüreceğim" dedi arabanın kapısını açarken.

Yol boyu giderken yüzüğüme ve hayran olduğum kolyeme bakıyordum. Bir sahil kenarına geldiğimizde çok şaşırmıştım. "Burası neresi?" dedim şaşırarak.

"Tatvan, Bitlis'in ilçesi Van gölüne bakan güzel bir ilçe."

Arabadan inip sahil boyu el ele yürüdük. Van gölü eşsiz güzelliğiyle karşımdaydı.
"Kahvelerimizi de burada içelim karıcığım" dedi Sarp.

Eliyle gösterdiği yere baktım. Çiçekler ile süslenmiş giriş kapısı olan bahçeli bir kafeydi. Çiçekler ile kapatılmış kısa yoldan geçtik. Bahçede her masanın etrafı fanus şeklinde şeffaf bıranda ile kapatılmıştı. Çok harrikaydı.

"Sarp burası çok güzel" dedim hayran hayran. Şu fanus şeklinde olan yerde oturabilir miyiz?"

"Tabiki güzelim olur" dedi.

Bırandanın birini açıp içine girdik. Bir masa ve dört sandalye vardı sandalyeleri çekip yan yana oturduk. Sanki bir fanusun içinde gibiydik. Sarp bana sarılarak başıma öpücük kondurdu.

"Seni böyle mutlu görmek çok güzel. Bundan sonra bana hep güleceksin karıcığım. Benden uzaklaşmanı istemiyorum. Senin mutluluğun için her şeyi yaparım güzelim." Bende gülümseyip ona sarıldım. Çok mutluydum Sarp'ı seviyordum.

Kahvelerimizi içip bir süre oturduktan sonra yola çıkmıştık. Arada bir birimize bakıp gülümsüyorduk. Eve geldiğimizde bir tuhaflık vardı bahçe kapısında. Daha önce görmediğim bir kaç adam vardı kapıda. Sarp"a dönüp baktım.

"Bu adamlar kim?"
"Küçük bir önlem aldım güzelim."
Bahçeye girdiğimizde büyük bir kalabalık bizi karşıladı.

"Küçük bir önlem dediğin bu mu?"
"Evet güzelim böyle gerekiyordu."
"Peki bu önlem ne için."
İç çekerek "konuşacağız güzelim" dedi.
"Hayır hemen şimdi öğrenmek istiyorum, ne oluyor? Bu kadar adamın ne işi var burada? dedim.

Arabayı durdurup bana baktı.
"Atlas ve adamları bizi bulmak üzereler" deyince, korkarak gözlerim aaçıldı. Bu kadar adamı abime karşı kullanmak için mi tutmuştu.
"Urfa"nın her yerinde bizi arıyorlar. Bir sorun çıkmaması için elimden geleni yapacağım. Tedbir amaçlı yani. Belki onlar gelmeden biz çoktak buradan gitmiş oluruz."

"Abime zarar vermeyeceksin değilmi? İzin ver abimle konuşayım, biz evlendik artık bu düşmanlık bitsin derim. Beni anlar abim, o kötü biri değil." Ben konuşurken Sarp gözlerini benden ayırmadan beni dinliyordu. Böyle bana baktıkça içimde kelebekler uçuşuyordu. "Biz Sarp'la birbirimizi seviyoruz ondan ayrılmak istemiyorum derim."

Sarp'ın bana bakan gözleri parladı. Tatlı tatlı gülümseyerek bana sarılıp kendine çekti. Saçlarımı, yanağımı öptü koklayarak.
"Bu söylediklerin doğrumu karıcığım beni seviyormusun?" Kalbim deli gibi çarpıyordu. Daha önce hiç hissetmediğim duygular yaşıyordum. Evet ben aşık olmuştum.
"Hadi güzelim buna ihtiyacım var beni sevip sevmediğini duymak istiyorum?"

Başımı kardırıp Sarp'ın güzel gözlerine baktım. Derin nefes aldım heyecanımı bastırmak için, başımı olumlu anlamda sallayıp, "evet" dedim.

Sesli bir şekilde güldü.
"Ne evet" dedi.
"Hadi güzelim duymak istiyorum."

Yine utanmıştım yanaklarım yanıyordu.
"Evet seni seviyorum" dedim. Sonrasında utanmanın verdiği hisle dudağımı dişledim.

Sarp'ın keyfi yerindeydi. Kahkaha atıyordu.
"Biliyordum karıcığım seninde beni sevdiğini" diyerek yanağımı sesli bir şekilde öptü.
"Sana aşığım kadın aşığım" dedi. Artık bende onunla bir gülüyordum. Birden gülmesi durdu ve usul usul zaten çok yakın olan yüzüme daha çok sokuldu. Gözleri dudaklarımdaydı, öpeceğini anladığımda uzaklaşmaya çalıştım.

"Bahçe adam dolu bırak artık beni" dedim. Başını etrafda gezindirdi, bahçede kalabalık olan adamlara baktı, sonrada geri çekildi.

"Sadece şimdilik kurtulabilirsin karıcığım elimden. Beni sevdiğini söyledin ya artık kurtuluşun yok hadi şimdi inelim arabadan."

"Sarp, abim ile konuşmam konusunda bir şey demedin."

"Güzelim şimdi değil, yarın gidiyoruz zaten ailen ile yüz yüze konuşacağım."
Deyince itiraz etmedim. Arabadan inip eve doğru el ele yürüdük.

Eve girdiğimizde Aytaç ve Cem'in yüksek sesle konuşmaları duyuluyordu. Salona yaklaştığımızda Aytaç'ın sesini daha net duymaya başladık.

"Yok abi birde kıza nikah kıyıyosun, daha ne kadar oldu tanışalı. Bu kadar zamanda aşık olduğuna inanmıyorum."

Aytaç'ın sözlerini duyunca ayaklarım durdu. Kalbim sıkışmaya başladı. Sanki yere çakıldım, Sarp'ın elini tutan elim gevşedi.

"Adamlar Urfa'nın her yerini didik didik aramışlar. Bizi bulsalar hiçbirimizi sağ koymayacaklar." Sarp ne durumda olduğumu anlayıp belime sarıldı. Kendiyle bir yürümemi sağladı.
"En başta da Sarpı ortadan kaldıracak lar."

"İnsan sevdiği için her şeyi göze alır. Ben senin gibi düşünmüyorum. Sarp Ceyda'ya deli gibi aşık." Biz salona girer girmez konuşan Cem aniden susarak ayağa kalktı. Yönü bize dönük olduğu için ilk o görmüştü. Daha sonra Erdem, Levent, İbrahim bizi farkedip oturdukları koltuktan fırlar gibi ayağa kalktılar. Aytaç'ın sırtı dönük gergin bir şekilde ayakta duruyordu. Oda yavaşça arkasını dönüp bize baktı.

Sarp kaşlarını çatmış dişlerini sıkarak konuşmaya başladı.
"İşiniz gücünüz yokta burda benimi çekiştiriyosunuz."

"Sarp..." Aytaçın konuşmasına izin vermeyip devam etti.

"Ceyda benim karım, bunun önünü arkasını sorgulamak kimseye düşmez. Ayrıca ben burada kimseyi zorla tutmuyorum isteyen şimdi çekip gitsin."

"Beni yanlış anladın Sarp. Kimse hiç bir yere gitmiyor" dedi Aytaç.

Sarp çok sinirliydi burnundan soluyordu.
"Ben anlayacağımı anladım şimdi çıkın dışarı."
Adamları ikiletmeden salondan çıkıp gittiler.

Sarp elimden tutup koltuğa oturmamı sağladı. Kendide yanıma oturup, iki eliyle yanaklarımı avuçlayıp önce yüzümü inceleyip başımı öptü. Sonrada kendine çekip sarıldı.
"O güzel yüzünü asma güzelim. Aytaç gergin olduğunda biraz saçmalıyor. Sana aşık olduğum için nikah kıydım. Biz bunları konuşup almıştık seninle. Bana güveniyorsun değilmi?

"Evet sana güveniyorum" dedim üzgün bir şekilde. "Abim o kadar kötü birimi? Sana zarar verir mi?"

"Sen bunları düşünme karıcığım, her şey yoluna girecek. Yeterki üzülme" diyerek daha sıkı sarıldı bana.

Geç vakitte odamıza çıkıp üzerimizi değiştirdik ve yatağımıza uzandık. Bu sefer ben sokuldum Sarp'a. Kollarının arasına girip, başımı yüzünü görebilecek kadar kaldırdım. Güzel gözlerine, yakışıklı yüzüne baktım. Hareketlerimi şaşkınlıkla izliyordu. Yanağına bir öpücük kondurdum ve gülümsedim. Oda benimle bir gülüyordu. Sıkıca sarılıp kendimi huzurlu kollarda uykuya bıraktım.

**********

Bir gürültüyle sıçrayarak uyandım. Sarp' ın kollarındaydım. Oda benimle bir uyandı. Ardından yine aynı ses duyuldu. İkimiz birden hızla yatakta doğrulduk. Ardından üst üste aynı ses yine geldi. Bu silah sesleriydi.

Sarp birden yataktan kalkarken bir yandan komidinin üzerindeki silahını alıyordu bir yandanda benimle konuşuyordu.
"Güzelim bu odadan kesinlikle dışarıya çıkmayacak sın tamamı?"

Korkudan hızla yataktan kalkıp Sarp'a sarıldım.
"Kim bunlar? Abim mi?
Sende çıkma buradan n'olursun. Ya sana birşey olursa."

Yanaklarımı avuçlayıp gözlerime baktı.
"Sakin ol güzelim bana hiçbir şey olmayacak, sen odadan çıkma yeterki" diyerek anlımtan öptü.

"Abime de birşey olmasın" dedim ağlamaklı sesimle.

"Elimden geleni yapacağım güzelim" diyerek odadan hızla çıktı

Hala deli gibi silah sesleri geliyordu. Yere oturdum bacaklarımı kendime çektim. Ellerimi kulaklarıma bastırdım. Ağlamaya başladım. Sarp'a birşey olursa, yada abime. Korkudan hıçkırarak ağlıyordum. Kulaklarımı kapattığım halde dışarıdan çok ses geliyordu.

Böyle duramazdım birşeyler yapmalıydım.Hızla ayağa kalkıp koşarak odadan çıktım. Merdivenleri inip dış kapıya geldiğimde derin bir nefes alıp kapıyı açtım. Dışarısı mahşer yeri gibiydi büyük bir kalabalık silah sesleri, bağırışmalar. O an korkularımı, kendimi unuttum gözlerim etrafta Sarp'ı arıyordu. Ne o nede abim görünmüyordu. Kapıdan biraz uzaklaştım göz yaşlarım akıyordu ama hissizleştim. Burada neler oluyordu ne yaşıyorduk.

Etrafımda yere düşmüş yaralı adamlar vardı. Belkide bende vurulmuştum ama hiç bir şey hissedemiyordum. Sonunda onu gördüm karşıdaydı. Ona doğru koşmaya başladım. Bir anda silah sesleri kesildi nedenini bilmiyordum. Yada bana öyle geldi. Şu an benim tek odak noktam Sarp'tı. Tam ona yaklaşmama az kalmıştı bana döndü. Ceyda'm diye seslendi. Ona sarılmama iki adım kalmıştı ki bir silah sesi duyuldu tekrar.

"Sarp diye bağırarak sarıldım. Ses çıkarmadan bana sarıldı. Birden kolları gevşedi, geri çekilerek yüzüne baktım. Tepkisizce yüzüme bakıp, gözlerimin önünde yere düştü. Bende onunla bir yere yığıldım. Gözleri kayıp kapanmaya başlıyordu.

"Sarp, iyimisin Sarp" diye bağırdım. Ellerimi yüzüne götürdüm yanaklarını tuttum. Sol elim kan olmuştu. Kanın nereden bulaşmış olduğunu anlamak için bedenini inceledim. Tam sağ göğsünden vurulmuştu.
"Yardım edin" diye bağırdım ağlayarak.

Sarp zorlukla gözlerini aralayıp,
"Ceyda'm" dedi ve gözleri kapandı.

"Yardım edin" diye bağırdım tekrar etrafa bakarak.
"N'olur aç gözlerini Sarp sana birşey olmasın." Bir yandan feryat ediyorum bir yandan Sarp'ın elini tutup öpüyordum. Bir kaç adam Sarp'a müdahale ederken, bir el tarafından geri çekildim.

Ayağa kalktığımda abim ile göz göze geldim.
"Yürü Ceyda" diyerek kolumdan çekiştirdi.

"Abi Sarp'ı kurtar, abi n'olursun" dedim ama o beni dinlemeyip çekiştirerek hızlı adımlarla yürümemi sağladı. Dönüp Sarp'a baktım, birkaç kişi Sarp'ı yerden kaldırıyordu. Bağırarak kolumu abimin elinden kurtarmaya çalıştım.

"Bırak beni abi bırak. Sarp ölüyor onu bırakamam ben. Bırak beni bana ihtiyacı var." Beni dinlemeden zorla sürüklercesine çekiştiriyordu. Beni zorla bir arabaya bindirip yanıma oturdu.
"Abi benim Sarp'ın yanında olmam lazım bırak gideyim" dedim ama hiç umrunda değildi. Kapının kolunu zorladım ama kitliydi.

Dönüp abime yumruklarını geçirmeye başladım. Hissiz bir surat ifadesiyle bana bakıyordu.
"Bırak abi bırak, neden anlamıyorsun ben Sarp'ı seviyorum. O benim kocam biz evlendik ona birşey olursa yaşayamam" göz yaşlarım durmuyordu boğazım yanıyordu. Söylediklerimi duyunca kaşları çatıldı. Kollarımı tutarak beni sarsmaya başladı.

"Ne saçmalıyorsun sen" dedi. "Eğer beni deli etmek için söylüyorsan bunları başarıyorsun bak Ceyda."

"Saçmalık değil Sarp benim kocam biz dün evlendik bırak beni şimdi kocamın yanına gideceğim."

Kollarımı daha çok sarsmaya başladı.
"Beni deli etme kardeş mardeş demem elimden bir kaza çıkar şimdi. Sus otur adam akıllı. O şerefsiz seni nasıl kandırdı. İntikam için seninle evlendi. Ona nasıl inandın. Nasıl seversin onu kızım, safmısın sen.

"İster inan ister inanma Sarp ve ben bir birimize aşığız" dedim. Yol boyunca kavga ettik, bir ara elini kaldırıp bana tokat atacaktı sonra vaz geçti. Ben abimi merhametli bilirdim onu yanlış tanımışım. Ne desemde beni bırakmadı.

Arabayla hava alanına oradanda özel uçakla İstanbula gelmiştik. Yol boyunca ağlamamı durduramadım. Aklımı kaybedecektim. Sarp'ı hastaneye yetiştirebildilermi acaba, ne durumda düşünmekten deliricektim. İçim yanıyordu, daha önce hiç hissetmediğim bir şekilde içim yanıyordu.

Yorumlarda buluşalım.

Hoşça kalın🌹