1. bölüm / 27
BİR SİPER UZAK 1GİRİŞ
Bölümler 27Şu an: GİRİŞ
- 1 GİRİŞ623 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 1. BÖLÜM5.593 kelime
- 3 2. BÖLÜM5.708 kelime
- 4 3. BÖLÜM4.882 kelime
- 5 4. BÖLÜM7.102 kelime
- 6 5. BÖLÜM2.572 kelime
- 7 6. BÖLÜM4.680 kelime
- 8 7. BÖLÜM5.875 kelime
- 9 8. BÖLÜM3.777 kelime
- 10 9. BÖLÜM5.220 kelime
- 11 10. BÖLÜM7.916 kelime
- 12 11. BÖLÜM4.697 kelime
- 13 12. BÖLÜM5.763 kelime
- 14 13. BÖLÜM4.173 kelime
- 15 14. BÖLÜM2.827 kelime
- 16 15. BÖLÜM3.073 kelime
- 17 16. BÖLÜM2.605 kelime
- 18 17. BÖLÜM3.063 kelime
- 19 18. BÖLÜM3.643 kelime
- 20 19. BÖLÜM5.075 kelime
- 21 20. BÖLÜM3.946 kelime
- 22 21. BÖLÜM2.212 kelime
- 23 22. BÖLÜM5.169 kelime
- 24 23. BÖLÜM3.140 kelime
- 25 24. BÖLÜM4.880 kelime
- 26 25. BÖLÜM8.154 kelime
- 27 GELECEK KİTAP ALINTISI89 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
GİRİŞ
...
"Şüheda gövdesi, bir baksana, dağlar,
O, rükü olmasa, dünyada eğilmez başlar,
Yaralanmış temiz alnından, uzanmış yatıyor;
Bir hilal uğruna ya Rab, ne güneşler batıyor!”
Mehmet Akif Ersoy
26 Aralık 2019 / ANKARA
Odanın ortasında elleri bağlı, kan ter içinde kalmış ve bitkin şekilde oturmuş iki askerden biri ağır yaralıydı. Diğeri ona göre daha iyiydi, ancak atlatamadığı bir şok vardı. Gözlerinde ilk kez beliren bir korku, çaresizlik ve şok vardı. Bu düşüncelere rağmen dik durmaya çalışıyor, arada yaralı komutanını kontrol ediyordu kadın. Bir şeyler yapması gerekiyordu. Tüm olanlara rağmen güçlü durup komutanıyla bu çukurdan çıkması gerekiyordu.
Odada bir sağa bir sola doğru giden, hafiften paniklemeye başlamış adam ise ne yapması gerektiğine hala karar verememişti. Biri ağır yaralı, diğeri ona göre sağlam iki Türk askeri vardı elinde. “Bozkurt çoktan tuzağa düşmüştür.” diye sesli düşündü. Kadının komutanında olan korku dolu bakışları bir anda sertleşti. Hemen yanında cirit adan adama çevirdi bakışlarını.
“Bana bak şerefsiz!” dedi en tehditkar sesiyle. Cirit atan adam olduğu yerde durdu. Yüzünde belli belirsiz bir tebessüm oluşurken keyifle kadına doğru döndü.
“Buyurun hanımefendi?” dedi adam en sinsi haliyle. “Timini mi merak ettin?”
“Lan,” dedi kadın dişlerini sıkıp bağlandığı yerde çırpınırken. “Hain piç!” diye resmen kükredi ardından da. Çırpınmaya devam etse de nafileydi. Hamle yapsa bile komutanı vardı. “Bırak onları. Bırak Haluk Binbaşıyı. Ne istiyorsan bana yap.” dedi. Bu bir tehdit değildi. Yalvarış gibiydi. Sesi de az önceki kadar hırslı çıkmamıştı kadının.
Yüzündeki sinsi gülümseme derinleşirken kadının karşısına usulca bir sandalye çekti. “Ah Umay Üsteğmen,” diye sandalyeye otururken iki elini de hafifçe dizlerine vurmuştu adam. “Keşke her şey istediğimiz gibi olsa.”
Umay’ın gözleri ondan habersiz dolmaya başlarken istemeden bakışlarını yarı baygın komutanına çevirdi. Durumu kötüye gidiyordu. “Korkut,” dedi Umay bakışlarını tekrar ona çevirirken. “Lütfen.” dedi ama gerisi gelmedi.
“Lütfen?” Yalandan ciddileşip kaşlarını çattı Korkut. “Ha ‘Lütfen bırak onları.’ demeye çalıştın sen!” Sessizlik. Korkut’un yüzüne gene sinsi bir gülümseme yerleşirken yüzünü Umay’ınkine yaklaştırdı. “Hayır.”
“Şerefsiz.”
“Biliyorum bebeğim.” Umay bu lafa ve karşısındaki adama tiksintiyle baktı. Çıkış ihtimalinin eksilere düştüğünü anlamıştı o an.
“İltifat etme lan kıza.” dedi Binbaşı tüm acısına rağmen zorlukla. Ortam sessizleşirken bakışlar Haluk Binbaşıya çevrildi. Umay’ın gözünden bir damla yaş usulca süzülürken bunu gizlemedi. Komutanına, öz olmasa da özmüş gibi sevdiği abisine minnetle baktı.
“Binbaşı Koç!” diye coşkuyla tepki verdi Korkut yerinden kalkarken. “Son gücünle savunma mı yapıyorsun gerçekten?”
“Zil takıp mı oynayayım, mal!” dedi Haluk zorlukla. “Rahat bırak kızı.” dedi ardından da. Başını zorlukla çevirip karşısındaki askerine baktı.
“Haklısın tabii. Orkestra eksik, oynayamazsın o yüzden.” diye Haluk’un arkasına dolanırken söylendi Korkut. Bir an önce buradan çıkması gerektiğini düşündü. Tim tuzağa düşse bile oradan çıkmaları uzun sürmezdi. Ölü ya da diri çıkacaklardı. Tanıdığı iki senede bunu öğrenmediyse kendine sövecekti.
Tabancasına uzandı Korkut, hala Binbaşının arkasındayken. “Sakın!” diye bağırdı Umay.
“Ya bebeğim dur bir.” Sessizlik. “Belki komutanını değil de seni vuracağım?”
“Gebertirim seni Korkut!” diye kükredi Haluk acılarına rağmen. Korkut, tabancasını karşısındaki kadına doğrulttu. “Yaşatmam seni!” diye tekrar bağırdı Haluk.
“Kusura bakmayın komutanlarım. Yakınlarınıza selamlar.” Silah sesi. Depoda yankılanan bir el ateş sesi vardı sadece. Haluk’un boş bakışları, Korkut’un sırıtışı ve bağlı olduğu sandalyede otururken bedeni öne doğru düşen bir Umay. Zincirler yere düşmesine izin vermemişti. Ama tam da alnına giren kurşun ölmesine, şehit olmasına izin vermişti.
“Umay.” diyebildi Haluk sadece. Başını kaldırıp bakmadı ona Umay. Neşeyle kahkaha atmadı, gözleri gülmedi, time neşe katmadı. Katamadı.
Haluk, boynuna değen soğuklukla durdu. Derin bir nefes aldı. Ölecekti. Hissetmişti. Direnmeye gerek duymadı. Baş edecek gücü de yoktu, askeri de.
“Vatan sağ olsun.” dedi fısıltıyla. Gözlerini bir an olsun karşısındaki bedenden ayırmadı. Bir… İki… Üç… BAM! Ateş sesi. Aynen Umay’da olduğu gibi öne doğru düşmeyi deneyip düşmesini engelleyen zincirlerle belli bir noktada kaldı Haluk. Aynı kurşun onun de şehit olmasına izin vermişti. Üstelik o kurşun, güvendikleri birinin tabancasından çıkmış; o gece ikisini de hayattan koparmıştı….
Bölüm etkileşimi
