4. bölüm / 7
Beni Benden Dinleme4
Bölümler 7Şu an: 4
- 1 1517 kelime
- 2 1.5944 kelime
- 3 31.603 kelime
- 4 41.005 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 51.807 kelime
- 6 61.995 kelime
- 7 71.597 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bu gece zemin katta bayağı oyalanmıştık.
Konuşmuş, gülmüş, etrafı izlemiş ve zamanın nasıl geçtiğini fark etmemiştik. Ta ki telefonum çalana kadar.
Annem.
Aramayı açtığımda sesinden nerede olduğumu merak etmekten çok, geç kaldığım için kızdığı belliydi.
“Eftel, saat kaç oldu? Nerede kaldın sen? Hemen eve gel.”
Bir süre onu dinledim.
Haklı olduğunu biliyordum ama yine de bütün günün güzel havası bir anda üzerimden çekilmişti.
“Tamam anne, geliyorum.”
Telefonu kapattım.
Bora’ya dönüp,
“Ben birazdan geleceğim,” dedim.
Sonra mekândan çıktım.
Dışarıda birkaç dakika annemin söylediklerini düşünerek yürüdüm. Modum biraz bozulmuştu ama çok geçmeden kendime geldim.
Tekrar içeri girdim.
İlin’i, Bora’yı ve Tugay’ı bulmam gerekiyordu.
Kalabalığın arasından ilerlerken bir anda yine aynı şey oldu.
Birisi omzuma çarpıp geçti.
Bu kez durdum.
İçimde garip bir his oluştu.
Aynı kişiydi.
Bundan emindim.
Arkasından birkaç adım hızlıca yürüdüm.
“Bayım, bakar mısınız?”
Sesimi biraz yükselttim.
Adam durdu.
Yavaşça arkasını döndü.
Ve o an…
İki çift göz birbirine kilitlendi.
Orman yeşili kadar derin, ilk bakışta bile insana bir şey anlatıyormuş gibi duran gözlerdi.
Bir an ne söyleyeceğimi unuttum.
Aman Allah’ım.
Bütün o gürültünün, müziğin ve kalabalığın ortasında sanki yalnızca o gözleri görüyordum.
O ise hiçbir şey söylemeden bana bakıyordu.
Ben de öylece kalmıştım.
Sanki birkaç saniyeliğine zaman durmuştu.
Sonra kendime gelip kaşlarımı hafifçe çattım.
“Az önce de bana çarptınız.”
Cevap vermedi.
Sadece bana dönüp baktı.
İlk kez bu kadar yakından gördüğüm yüzü, kalabalığın arasından bile kolayca ayırt edilebilecek kadar belirgindi. Buğday tenliydi. Saçları simsiyah, kömür gibi koyuydu. Çenesinde kısa bir keçi sakalı vardı.
Ama en çok boynundaki dövme dikkatimi çekti.
Ne olduğunu anlayamadığım, ilk bakışta herhangi bir şekle benzetemediğim bir dövmeydi.
Sonra tekrar gözlerine baktım.
Az önce uzaktan fark ettiğim o orman yeşili gözler, yakından çok daha farklı görünüyordu.
Bir de boyu…
Ben 165 santimetreydim ama onun yanında kendimi olduğumdan çok daha kısa hissediyordum. Sanki 190 santimetre civarındaydı.
Başımı biraz kaldırmam gerekti.
İçimden yalnızca bir şey geçiyordu:
Deve.
Gerçekten aklımdan geçen ilk kelime buydu.
Bana çarpıp hiçbir şey olmamış gibi yürüyüp gitmişti ve şimdi karşıma dikilmiş, tek kelime bile etmeden bakıyordu.
“Size bir şey söyledim,” dedim.
Hâlâ cevap vermedi.
Kaşlarımı kaldırdım.
“Duyuyor musunuz beni?”
Bu kez gözlerini birkaç saniyeliğine üzerimden çekti.
Sonra sakin bir sesle,
“Duyuyorum,” dedi.
Sesini ilk kez o zaman duydum.
Ve nedense, o an az önceki çarpışmadan çok daha garip bir şey olduğunu hissettim.
Sanki bu karşılaşma yalnızca tesadüften ibaret değildi.
Tam konuşacakken arkamdan İlin geldi ve bir anda üzerime atladı.
“Eftel! Sana söylemeyi unuttum, sevgilim burada!”
Bağırarak bunu anlatmaya çalışıyordu.
Cidden delirmişti bu kız.
Bir an yüzüne baktım.
Acaba yediği bir şeye bir şey mi koymuşlardı?
Aklımdan bu düşünce geçerken az önce konuştuğum çocuğu tamamen unutmuş olduğumu fark ettim.
Başımı çevirdim.
Çocuk yoktu.
Ortadan kaybolmuştu.
Bir süre olduğum yerde öylece kaldım. Az önce tam karşımdaydı. Şimdi ise kalabalığın arasında hiçbir iz bırakmadan yok olmuştu.
“Eftel?”
İlin yüzüme baktı.
“Sen niye öyle duruyorsun?”
Kendime gelmeye çalıştım.
“Hiç.”
“Bir şey oldu.”
“Yok bir şey.
İlin gözlerini kıstı.
“Sen bana bir şey saklıyorsun.”
Gülümsemeye çalıştım.
“Saçmalama.”
Ama gözlerim istemsizce tekrar kalabalığın içine kaydı.
Onu göremiyordum.
Ve nedense, biraz önce yaşanan o birkaç saniyenin bu kadar çabuk bitmesine anlam veremiyordum.
O sırada Tugay ve Bora da yanımıza gelmişti.
Artık eve gitme zamanıydı.
Çantamı omzuma geçirirken aklım hâlâ birkaç dakika önce yaşananlarda takılı kalmıştı. O çocuk kimdi, neden bana öyle bakmıştı, nereye kaybolmuştu?
Sonra kendi kendime güldüm.
Her neyse.
Pek de umurumda değildi.
Aşık olmak gibi bir niyetim yoktu. Hatta erkeklerden romantik anlamda pek haz ettiğim bile söylenemezdi. Hayatımda şu an böyle bir şeye yer açmak istemiyordum.
Benim düşünmem gereken daha önemli bir şey vardı.
Geleceğim.
Bir meslek edinmek, kendi paramı kazanmak, kendi hayatımı kurmak…
Bunlar benim için birkaç saniyelik bir bakıştan çok daha önemliydi.
İlin, Bora ve Tugay önden yürümeye başladılar.
Ben de peşlerinden çıktım.
Nihayet eve gelmiştim.
Kapıyı açtığımda düşündüğüm gibi annem, babam ve erkek kardeşim salonda bekliyordu.
Üçünün de yüzünden belli oluyordu.
Sinirliydiler.
Saate baktım.
01.00.
Ben normalde bu kadar geç dışarıda kalmazdım. Hatta ilk defa eve bu saatte geliyordum.
Annem beni görür görmez konuşmaya başladı.
Nerede olduğumu, neden bu kadar geç kaldığımı, telefonumu neden açmadığımı peş peşe soruyordu. Sesi giderek yükseliyordu.
“Eftel, insan hiç mi merak etmez? Saat kaç oldu farkında mısın?”
Ben araya girmeye çalıştım.
“Anne, telefonumun şarjı bitti. O yüzden—”
“Şarjı bitmiş olabilir ama bizi hiç mi düşünmedin?”
Haklıydı.
Telefonumun şarjının bittiğini fark ettiğimde zaten çok geçti. Onlar da bana ulaşamayınca doğal olarak daha fazla endişelenmişlerdi.
Babam sessizce bizi dinliyordu. Kardeşim ise koltuğun bir köşesine oturmuş, olanları izliyordu.
Ayakkabılarımı çıkarıp çantamı kenara bıraktım.
“Gerçekten özür dilerim. Bir daha bu kadar geç kalmam.”
Annem hâlâ kızgındı ama sesini biraz alçalttı.
“Bir daha böyle bir şey olmasın.”
Başımı salladım
“Olmaz.”
Odamın kapısını kapatıp yatağıma oturduğumda günün bütün yorgunluğu bir anda üzerime çöktü.
Gözlerimi kapattım.
Gözlerimi kapattım.
Odamın rengi siyahtı. Aslında neden böyle bir seçim yaptığımı ben de bilmiyordum. Belki karanlığı seviyordum. Belki de odamın dışarıdaki dünyadan biraz farklı olmasını.
Üzerimde ise bütün bu karanlığa hiç uymayan pembe kedili pijamalarım vardı.
İronikti.
Gözlerimi kapattım ama uyuyamadım.
Aklım hâlâ günün içinde dolaşıyordu.
Bir süre yatağımda öylece kaldıktan sonra telefonumu elime aldım.
“Şarkı açayım bari.”
Müzik listeme girdim.
Bakalım…
Aha.
Şanışer.
Bayılıyordum.
Kulaklığımı taktım ve sesi açtım. Odam karanlıktı, yalnızca telefonumun ekranından gelen ışık yüzüme vuruyordu.Bir süre sadece müziği dinledim.
Ta ki ekranda bir bildirim belirene kadar.
Bilinmeyen Numara.
Arama.
Telefonu elimde tuttum.
Açmak istemedim.
Arama sona erdi.
Birkaç saniye sonra telefon yeniden çaldı.
Yine aynı numara.
Bu kez içimde garip bir huzursuzluk oluştu.
İki kez arıyorsa önemli bir şey olmalıydı.
Ya da en azından öyle düşünmüştüm.
Aramayı açtım.
“Efendim?”
Birkaç saniye boyunca karşı taraftan hiçbir ses gelmedi.
Sonra bir erkek sesi duyuldu.
Sakin, oldukça tanıdık bir ses.
“Ben geldim…”
Kalbim bir anda hızlandı
Ses devam etti.
“Yeniden.”
O an kanım donmuş gibi hissettim.
Telefonu kulağımdan biraz uzaklaştırdım.
Kimdi bu?
Hayatım boyunca sevgilim olmamıştı. Bana böyle bir cümle kurabilecek biri yoktu.
En azından benim bildiğim kadarıyla.
Yutkundum.
“Sen kimsin?”
Karşı taraf birkaç saniye sustu.
Sonra tek bir cümle söyledi.
“Beni gerçekten hatırlamıyor musun eftel?
Telefon elimde öylece kaldı.
O gece ilk defa, geçmişi gerçekten rafa kaldırdığımı düşünmenin ne kadar büyük bir yanılgı olduğunu anladım.
Bölüm etkileşimi
